Güzel Atlar Ülkesi
Kral Titus`un Şarkısı
Midas’ın Geveze Berberi ve Prenses Ada’nın Tuhaf Ayakları adlı kitaplarıyla tarih, mitoloji, arkeoloji ve antropolojiyi yakınımıza getiren İpek Arman, “Anadolu Uygarlıkları” adını verdiğimiz bu yolculuğa devam ediyor ve MS 79 yılına götürüyor hepimizi. Hazırsanız Karya ve Frig’den sonra Likya tüm görkemiyle huzurlarınızda.
Merhaba! İşte kitap elinde… Demek ki MS 79 yılına uzanan “çok sesli” bir maceraya pek yakınsın. Haydi gel, Luki ve Morin içeride seni bekliyor. Bu iki çocuk, tesadüf eseri bazı önemli olayların tam ortasına düştüler. Şimdi ise bir kralın geleceği onların ellerinde.
Henüz farkında değil ama günümüzde yaşayan Arda da bu ikiliyi takip ediyor. Nasıl mı? Merak ettiysen sen de gel peşimizden.
Dört Kuleli Şövalye Kalesi
Bir adada oldukları için görülmesi en muhtemel hayvanlar keçilerdi. Bu küçük ayaklı hayvanların izlerini ve zeytin çekirdeğine benzeyen dışkılarını takip etmeye karar verdiler. Böylece onların su içtikleri yerleri bulacaklardı. Sağ taraflarında ağaçların yoğun olduğu bölgeye doğru yürüdüler, bir süre sonra gerçekten de keçilerin izleri gittikçe belirginleşmeye başladı. Üçü birden bulacakları suyun bir akarsu, çay gibi hareketli bir su olması için dua ediyordu. Çünkü durgun sular genelde içilmeyecek kadar pis, akan sular ise temiz ve kokusuz olurdu. Eğer su kaynağı bulamazlarsa akıllarına tek gelen, gece kurdukları tentenin üzerinde birikecek yağmur sularını kullanmaktı. Bunu sene başında yaptıkları doğada kalma eğitimi sırasında öğrenmişlerdi. Ancak yağmur yağması gerekiyordu.
(…) Öğretmenimiz yönleri anlatırken şöyle demişti; “Eğer doğadaysanız ve nerede olduğunuzu bilmiyorsanız bakacağınız birkaç yer var. Öncelikle ağaçların yosun tutmuş taraflarını bulmalısınız, bu bize kuzeyi gösterecektir. Sonra da karınca yuvalarının girişlerindeki toprak yığıntısının olduğu yöne bakın, bu da kuzeyi işaret eder”. Hadi şimdi hep birlikte bakalım ve emin olalım.
Hepsi birden çevrelerindeki ağaçların gövdelerine bakmaya başladılar. Biraz sonra sesler duyuldu. “Buldum, buldum.” Bu sefer Cem elinde bir bayrak sallıyordu. Bayrak, bir ağacın tamamen yosun tutmuş tarafındaki minik kovuğuna konmuştu. Üzerinde, “2” Buldum hemen yönümü, çizdim sonra yolumu, yazıyordu. Hemen onu da torbaya yerleştirdiler.
Midas’ın Geveze Berberi ve Prenses Ada’nın Tuhaf Ayakları adlı kitaplarıyla tarih, mitoloji, arkeoloji ve antropolojiyi yakınımıza getiren İpek Arman, bu kez yön bulma ve doğayı incelikle okuma konuları üzerine eğiliyor. Hayatları aniden gizemli bir maceranın sosuna bulanan, bu sırada hem doğayı hem de birbirlerini yeniden keşfeden öğrenci grubunun hikâyesi, şimdi sizin sularınıza demir atmaya hazırlanıyor. İyi okumalar.
Yüzer okul Dafne’de öğrenim gören Yakamoz grubu, kendilerini ıssız bir adada bulur. Hiç anlaşamayan bu yedi öğrenci, hiç bilmedikleri adada koca beş gün geçirecektir. Üstelik keşifler yapacak, şifreler çözecek, yiyecek bulacak ve bir hedefe ulaşmaya çalışacaklardır. Ama önce takım olmayı başarmaları gerekmektedir.
Yön bulmanın incelikleri nelerdir? Yiyeceklerimiz kısıtlıyken doğada nasıl beslenilir, enerji veren besinler hangileridir? Temiz su kaynaklarına nasıl ulaşılır? Yosunlar ve karınca yuvaları bize neler fısıldar? Kutup Yıldızı nasıl bir yol arkadaşıdır? Gölgeler bize hangi konuda yardım edebilir? Hepsi ve fazlası, Yakamoz grubunun keşiflerinde saklı.
Midasın Geveze Berberi
Arkeolojik kazı nasıl yapılır, alanda kimler çalışır, hangi aletler kullanılır, buluntulara nasıl yaklaşılır, arkeoloji ve antropoloji kazı alanında nasıl bir işbirliği yapar, eski uygarlıklar, mitoloji, gizem, heyecan… Hepsi Midas’ın Geveze Berberi’nin sayfalarına sıkı sıkı tutunmuş, maceranın başlamasını bekliyor. Anadolu uygarlıklarının ev sahipliğinde ilerleyecek yeni serimizin bu ilk kitabı, Frigler döneminden heybesi dolu dolu sesleniyor.
Bak şu gür sesli berberin yaptığına! Daha önce kulağınıza çalınmıştır belki; Kral Midas’ın berberi Tilis, kralın sırrını başaklara haykırıp bir güzel rahatlamıştı. Şimdiyse, yüzyıllar sonra Yonca, Ali ve Cemal duyuyor onun sesini: “Midas’ın kulakları eşek kulaklarııı…” Tilis geri dönmüş olabilir mi?
Arkeolojik kazılara ev sahipliği yapan bölgede arkeologlar, paleoantropologlar tatlı tatlı çalışmaktadırlar. Derken bir harita kaybolur, esrarengiz bir gölge çıkagelir ve macera başlar. Yonca, Ali ve Cemal, olayların derinine inmeye karar verirler. Bakalım bu gizemi kazdıkça altından neler çıkacak?