Gölge – Hayykitap
Haçlılar Pagan Yeni Roma olarak geri dönüyor! Hem de yerli ve milli görünen eller ile.
Totaliter bir matrixin içinde olduğunu anlamayan insan her yerde mevcut olan ve bir merkezden yönetilen gölgeyi ilk bakışta algılayamazdı ancak işler değişti. 100 yıldır saklanan bir işgalin sır perdesi yerle bir oldu. Zafer ve ihanet aynı çıktı. Kudüs’ten İstanbul’a uzanan bir işgalin aynılığı netleşti. İnsanlık tarihinde çok acımasız zulümler ve yalanlar gördü, yaşadı. Ancak insana ve onuruna bundan daha aşağılık ve acımasız bir saldırı görmedi.
Bizleri, vatanı ve insanlığı bekleyen daha büyük parçalanmalar yoldayken ‘koruyanı ve saldıranı aynı’ kapıya çıkaran gölgenin maskesi düştü.
Bilişsel savaş rakibe karşı avantaj elde etmek, düşmanı etkisiz hale getirmek hatta yok etmek için beyin bilimlerinin silahlandırıldığı bir alan ise bu katliamın en önemli karargahı ile tanışın.
Gözle görülen bu parçalanma, gücü eline geçirdiğini sananların halkın üzerinde oynadığı ölümcül bir oyundan başka bir şey değildir.
Biz aslında neyin içindeyiz? Sırada ne var? Aynı düşman çok daha beter bir sapıklığa insanlığı hazırlarken belki de ilk kez hepimiz için güneş uyanıyor.
Kanlı Düş
“İnsanlar uykudadır, Ölünce uyanırlar”
Resulullah’ın savaştığı kanlı çete yeniden sahnede!
“Cehennemin kapıları” onlar için açıldı. Ordular kurup zihinleri dahi işgal edip insanı etkisiz bıraktıkları tüm hücreler uyanıyor. Neyin içinde olduğunu anlayan herkes düşmana karşı bir silahtır. “Kanlı Düş” sona ve başa yaklaşıyor.
Büyük Ortadoğu, Sevr’in uygulaması ise; Sevr, Türkiye’nin parçalanması ve Büyük İsrail ise; ve deprem, Yeni Dünya sapkınlığı için yapılmış ise, süreç çoktan başladı. Ne dönüyor ise, bir plan dahilinde.
Tek Dünya Devleti yolu, Büyük Ortadoğu Projesi, Yeni Roma sapkınlığı ve Büyük İsrail niyeti Kanlı bir düştür…
İklim tiyatrosu ve kıtlık, insanlığı aşılamak, Müslüman Türk’e Roma demek ve ülkeleri kana bulayan bu çeteye hak demek Kanlı bir Düştür…
İklim yalanıyla aç bırakmak, Ayasofya’da oyun oynamak Müslüman Anadolu’yu Paganlaştırmak ve Şeytana yoldaşlık yapmak kanlı bir düştür. Sokulduğumuz bu yol, anlamayan her insan için kanlı bir düştür. Bu yüzden herkes;
“Yarın için önden ne gönderdiğine baksın”
“ya uyanırsın ya gerçek olur.”
Kasem
“Senden olanlar ile yola çık.
İçinizden hiç kimse geriye dönüp bakmasın!”
And olsun ki yeni başlıyoruz!
Büyük Taarruzun 100. yılını aştığımız bu günlerde duamız, bu kutlu zaferin sahiplerine olduğu kadar, yeni bir kurtuluş savaşı sınırında olmanın uyanışınadır. Düşman ve ihanet boyut değiştirmiş, düğmeye basmış, her yere sızmış ve maskesi kör olana tanınmaz hale gelmiştir. Kurtuluş, şimdi çok daha önemli. Tek Dünya Devleti sapkınlığını kurma üzerine, yüz yıllık planlarını devreye sokanlar, hiç şüphesiz insanlığı çok daha fazla kana bulayacaklar. Türkiye’de ise bu sürecin tam ortasında! Bu sürecin artık üçüncü dünya savaşı olduğunu söylesek abartmış olmayız, çünkü durum tam olarak bu!
Biz dünyayı konvansiyonel bir akılla okuyup şeytanı eski usuller ile beklerken, şeytan tabi ki boş durmadı ve her kılığa girdi. Hiç olmadığı kadar, insanlığı ele geçirmek için her şeyi tek tek planladı. Oyunun kurallarından çok, kendisini yerle bir etti. Savaş başladı ve geriye dönüş yok!
Okuyana ve okutana
Yazdıklarıma ve yazacaklarıma
Yazana ve yazdırana
İnsanların vebalini taşıyan iki yüzlülere
Yalana uyana ve korkana
Masum kalpleri yağmalayanlara
Uyuyan ve uyananlara
Görene ve kör olana
Gördüklerine ve görmezden gelinenlere
Ah alan ve utanmayana
YEMİN OLSUN!
Şifa – Hastalıkların Duygusal Sebepleri
Küresel çağın olumsuzlukları bütün duygusal meselelerin içerisine sızarak bazen direkt bazen de dolaylı yoldan insanları hasta ediyor. Bu yüzden son doğal insan nesli boğuştuğu esas düşmanın ne kadar öldürücü olduğunu gözden kaçırıyor. Doğal hayatın içerisinde kendini en iyi şekilde kamufle etmeyi başaran duygusal sebepli katiller, insan ömrüne travmalardan çok hastalıklar ile saldırırken duygusal sebebe bağlı ölen kişilerin gerçekte neden hasta oldukları dahi bilinmiyor. Hasta olmadan önce ruhunuzu, sonra da duygudan kaynaklı olası hastalıkları hiç olmadan önlemek mümkün. Bunu bilmek insanlık için büyük bir müjdedir! Hiç vakit kaybetmeden, gerçek şifayı kalbinizde hissedin. Bu yolculukta duygularla hastalıkların, ruh-beden-zihin üçgeninin birbiriyle muhteşem bağına şahit olacağız. Duyguların kötü etkilerinin fark edilmediğinde nasıl hastalığa dönüştüğüyle yüzleşmek sizin için ilk adım. Esas şaşkınlık bilim diye anılan birçok şifanın nasıl da bu düşmanı bilerek görmezden geldiğine tanıklık edince başlayacak. Çünkü hem beslenmenin hem de duygusal sebeplerin bilinçli eller ile yok sayılması umuda bakışınızı değiştirecek. Şifanın duygusal izlerinde o kadar ileri gideceğiz ki, bırakın anne karnındaki hayatımızın günümüze etkilerini, atalarımıza kadar uzanan aktarım öykülerini dahi ele alacağız. İnanç ve sevgi gibi gözle görülmeyen ama insan hayatını ötelere taşıyan bir mucizenin, şifanın içindeki şahane etkilerine de tanık olacağız. Hasta olduktan sonra değil, hasta olmadan önce alıyoruz önlemimizi. İyileşmek, daha da önemlisi hastalık bizi bulmadan harekete geçmek için kendi değişimimizi sağlayabiliriz. Bu değişim için önümüzde hiçbir engel yok. Tabii kendi direncimizi saymazsak… Bu kitap hastalıklar ile duygusal sebepler arasındaki bağı ortaya koyarken hem dolaylı bir şifanın hem de ‘hiç vakit kaybetmeden’ yapabileceklerimizin peşine düşüyor.
Mahfuz
Ey Âdemoğlu! O elma zehirli, hâlâ anlamadın mı?
Bunca kaos ortamı, yangınlar, hastalıklar, iflaslar, ölümler, depremler, seller, afetler ve açlık seni neye hazırlamak için?
Bizlerden neyi saklıyorlar? Aklının kontrolünü kaybeden herkes “neye inanacağımızı şaşırdık” diyerek denize düştü ve yılana sarıldı. Oysa zehir şifaydı, plan ise yılan.
Yalan da yılandı ve o da şeytana aitti.
Bir şeyi anlamayıp inkâr ettiğinizde o şeyin esaretinden de kurtulamazsınız. O yüzden başımıza gelen her şeyin olanlara bir bahane olabileceğini önce bir anla ve başla.
Oku!
Susma, durma, hakkını ara, inan, niyet et, dua et, çalış, irade göster, harekete geç, anla ve uyan!
Artık ismimi değiştirmek için çok geç. Geri dönmek için de öyle.
Nerede ne ne yapıyorum, neciyim…
Hiçbir şey için geriye dönüş yok. Senin için de öyle! Bizi yok etmek için her şeyi yapacaklar. Madem bu dünya ve bu vatan bizim, o zaman onlara nasıl savaşılacağını gösterelim!
Gül, dalga geç, alaya al, inanma ama silkelen!
Sen uyursan savunmasız insanlar mahsun olur, aileler yıkılır, tabiat bozulur, ölümler artar, hastalıklar boyut değiştirir. Yangınlar çoğalır, iklimler bozulur, deprem ve tsunamiler her şeyi alır götürür. İnsanlık susuz kalır, aç kalır, köle olur ve şeytanın elinde yok olur gider!
Sen uyursan, her şey mahfuz kalır!