Uzay Kampı Maceraları
Can, Kutlu, Anita, Barış ve daha pek çok çocuk ve genç, hayatları boyunca unutamayacakları bir serüvene atılmak üzereler. Uzay Kampı Türkiye’de altı gün sürecek eğitim için bir araya geliyorlar ve eğlenceli macera başlıyor! Son teknolojiyle donatılmış tesiste onları bekleyen o kadar çok aktivite var ki… Takım liderlerinin eşliğinde astronot simülatörleri kullanacak, uzay mekiği uçuş görevini üstlenecek, model roketler hazırlayıp fırlatacaklar. Ayrıca yarışmalara katılacak ve uzay hakkında merak ettikleri tüm sorulara yanıt bulacaklar. “Geleceğin liderleri buradan doğar” sloganıyla öğrencilerini karşılayan Uzay Kampı Türkiye’yi keşfetmeye hazır mısın?
Önce Sen Vardın
“Canan Tan’ın yazdıkları hepimizin başından geçen veya geçecek konulara eğiliyor. Hiç kuşkusuz bu konular arasında en önemlisi, en etkini aşk. Bu aşkların gücü insanların günlük psikolojilerini de etkiliyor ama bu psikolojilerden oluşan birikim de bir hayatı özetliyor. Kadın özgürlüğü, işlediği konulardan biri. Ama aşk gelince kadın kahramanlar kadar erkek kahramanlar da sayfalarına giriyor. Sözünü ettiğim özgürlük, kadının toplum içinde birey olarak varlığı onun ana temalarından biri. Örneğin Piraye; Yüreğim Seni Çok Sevdi… Bunları düşünürken de Ahmet Muhip Dranas’ın dizeleri aklıma düşüyor: ‘Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir kâğıtlarda yarım bırakılmış şiir.’ Ama sadece kadın kahramanlarından söz etmeyelim, Issız Erkekler Korosu’nu okuduğumuzda sadece bir cinse dair romanlar okumadığımızı görüyoruz. Kısacası Canan Tan’ın kitaplarında var olan, hayatın kendisi. Bu da bir yazarı okumak için sanıyorum ki yeterli bir nedendir.”
Doğan Hızlan
Sızı
Issız Kadınlar Sokağı
Başıbozuk Sevdalar
Onunla bir ömür değil onun için bir ömürdür sevda
“Suç bende! Acılarımı dışa vursam sorun yok. Ama olabildiğince acılaşmış sözcükleri ortalığa saçacağıma yutuyorum. Pervasızca zehirliyorlar beni...” diyor Şiir.
“Kardeşlik zorunlu arkadaşlık, arkadaşlıksa seçilmiş kardeşliktir” dedirten bir can dost, Eda var yanında. Ve Şiir’in hayatına dokunan üç erkek...
“Bugüne kadar duyduğum, okuduğum, dinlediğim ya da seslendirdiğim bütün şiirlerden daha güzelsin!” diyen Ezel.
“Aşkın yaşı yoktur, mantığı da” tezini savunan Baran.
Ve hikâyesi, “Seni herkesten kıskanıyorum” ile “Nereden sevdim o zalim kadını” arasında sıkışıp kalmış bir Recep.
Şiir’in ruh hali ise karmakarışık. Şöyle ifade ediyor kendini:
“Bütün renkler çekip gitmiş hayatımdan
Siyaha, beyaza razıyım da...
Kapkara bir kuytunun derinine itivermişler beni
Gözlerim gökkuşağının yedi rengine hasret
Dokunsalar tel tel dağılacak yüreğim
Beynimse çoktan yükünü almış
Darmadağın...”
Türkiye Benimle Gurur Duyuyor
Kelepçe
Şeytan bir kere girmeyegörsün insanın içine
Yaptırmayacağı iş yoktur sahibine...
Yeter, Mimoza, Gonca, Beyza, Sultan, Zeyno, Merve... Ve diğerleri...
Bir avuç kader mahkûmu kadın!
“Büyük konuşmasın hiç kimse!
‘Böyle bir olay benim başıma gelmez!’ demesin. ‘Asla’ diye başlayan cümleler kurmasın. Hiç ummadığınız bir anda, kapkara bir çukurun dibinde bulabilirsiniz kendinizi. Tıpkı benim gibi...” diyor Beyza.
Bir de Mine var aralarında.
Dört duvarın dışında bambaşka bir dünyanın olduğundan habersiz, anasının yatağını, yemeğini ve günahını paylaşan,
“Hiç uçurtma uçurmadım ben
Kumdan kaleler yapmadım hiç
Sokaklarda oynayamadım
Çocuğum ben ama
Çocukluğumu yaşayamadım!” diyen ve eksik büyüyen bir çocuk.
Her birinin ayrı bir hikayesi var.
İç burkan, hüzünlü; ama bir o kadar da heyecan verici ve çarpıcı…
Aliş Okula Başlıyor
Sevgi Yolu
Uzaylılar Aramızda
Sokaklardan Bir Ali
İzmir Büyükşehir Belediyesi Çocuk Romanları Ödülü kazanmış bu dokunaklı eseri hayranlıkla okuyacaksınız.
“Delice yağan bir yağmur… Ya da dondurucu soğuk bir hava… Gecenin ilerlemiş bir saati… Sıcacık evlerinde oturup televizyon seyrederken, aklınıza geldiğim oluyor mu? Arabanızın camını silmeye çalıştığımda, daha beter kirletiyorum diye azarlamıştınız beni; hatırladınız mı? O küçücük, kirli, yapışkan sokak çocuğuyum ben.
Nerede barındığımı, ne işler yaptığımı, bir lokma ekmek uğruna nasıl bir yaşam savaşı verdiğimi merak ettiniz mi hiç?”
Usta yazar Canan Tan, duyarlı kalemiyle bir kez daha toplumun vicdanına ses veriyor. Sokaklardan Bir Ali, sokak çocuklarının yürek burkan yaşamını gözler önüne seriyor, acı gerçeklerin içinden umudu süzerek geleceğimize ışık tutuyor.
Sevgi Dolu Bir Yürek
Beyaz Evin Gizemi
Bu yaz süper olacak. Eray ile ailesi Dostlar Sitesi’ndeki yazlık evlerine taşındılar ve günlerini neşe içinde geçirmeye başladılar. Ama Eray ve arkadaşlarının kafalarını kurcalayan bir gizem var: Çevresi yüksek duvarlarla çevrili, geceleri bile bembeyaz bir ev.
Bu evde kim yaşıyor, niye bu kadar sessiz,bir şeyler mi saklanıyor içinde? Sizce Eray, Korhan, Nilay, Burak, Burcu, Levent,Zeynep ve Sinem evin sırrını çözebilecekler mi?
En Son Yürekler Ölür
Canan Tan bu kez, aşk’ın yanı sıra, ağırlıklı olarak organ nakli konusuna dokunduruyor kalemini.
Yaşamla ölümün kıyasıya savaştığı yol ayrımında geçen çarpıcı bir öykü. Yanı başınızda yaşanıyormuşçasına gerçek...
“Sen, gözlerinden ateşler saçarak, zehirli oklarını bana yöneltirken, ben sana aşık oldum Nehir...”
“Sen, tüm şatafatlı tanımlardan sıyrılıp en doğal halinle, yaramazlık yapan çocuklar gibi boynunu bükmüş, bağışlanmayı beklerken, ben sana aşık oldum Deniz...”
Yüreklere düşen ilk kıvılcımlar...
Sonsuza dek süreceğine inanılan aşk ve mutluluk...
Ve o uğursuz kaza!
Kadının belleğinde kalan son sözcükler.
“Sıkı tutun Nehir!”
Yüreğim Seni Çok Sevdi
Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği kadar gerçek, destansı bir aşkın öyküsü.
“Biliyorum, imkansız aşk bu!” demişti Murat. “Ama hükmedemiyorum kendime. Çünkü, Yüreğim Seni Çok Sevdi!”
Ardından da dizelere dökmüştü sevdasını:
yüreğim seni çok sevdi
o yürek talan
o yürek yangın yeri
o yürek seni istiyor
bir tek seni.
Aslı ile Murat’ın İstanbul-Bursa-Amerika üçgeninde yaşadıkları destansı aşkın öyküsü.
Piraye
Ağalığa, beyliğe kulaklarını tıkamış, halktan yana, özgürlük aşığı ama deneyimsiz, toy, gencecik bir kız...
Diyarbakır…
Dar bir eşikten geçip geldim sana. Huzurundayım. Hoşgörü kapını açık tut.
Bil ki direnmem sana değildi.
Altın tepside sunulan acı şerbetti beni ürküten.
Devrimci ruha sahip Piraye’nin İstanbul’dan kopmak istememesini yadırgama. Anadolu’nun en ücra köşelerine bile koşa koşa gidecek yüreğe sahipti o.
Ona ters düşen Diyarbakır değil, Diyarbakır konaklarına gelin olmak.
Ağalığa, beyliğe kulaklarını tıkamış, halktan yana, özgürlük aşığı, yüzü insana dönük; ama deneyimsiz, toy, gencecik bir kız...
Anlamaya çalış onu.
Küçücük bir kum tanesi, bedenine yerleşen. Ya özümseyeceksin ya da irinleşecek derinliklerinde.
Sancılı kıvranışlarla atıvereceksin uzaklara. Geldiği yere, belki de bambaşka diyarlara savrulup gidecek.
Onun sende kalmasını sağla. Kol kanat ger gurbetten gelmiş konuğuna. Anlı şanlı Diyarbakır, bir Piraye’yi barındıramadı, dedirtme kendine.
İz
Yakın çevremizde benzerlerini görebileceğimiz gerçeklikte bir baba-kız öyküsü.
Minicik çocuk ellerimi avucunun içine hapsettiğinde, yüreğim yüreğinde eriyordu babacığım.
Parmaklarım büyüdü diye mi tutmuyorsun artık ellerimi?
Keşke hep küçük kalsalardı...
Ne oldu da ayrıldı ellerimiz baba?
Hiçbir zaman soramadım bunu sana. Sormak istediğimde fırsat olmadı, fırsat olduğunda cesaretim...
Kariyerinde zirveye ulaşmış ünlü avukat Vedat Karacan’ın intiharıyla başlıyor öykü. Bu beklenmedik ölümün ardında yatan gizi çözmek, Verda’ya düşmektedir.
Geriye dönüp baktığında yüzleştiği keşke’leriyle, pişmanlıklarıyla ve içini kavuran devasa bir özlemle sürecektir babasının izini...
Issız Erkekler Korosu
Ezilen, horlanan, acı çeken, ağlayan, üşüyen, hatta dayak yiyen erkekler…
Ademoğlu Pansiyon’da bir fasıl gecesi...
Oradakilerin hepsi erkek!
Her birinin ayrı bir hikayesi, o hikayenin içine nakşolmuş ayrı bir şarkısı var.
Ve tanıdık birkaç yüz...
Piraye’nin Haşim’i, Yüreğim Seni Çok Sevdi’nin Murat’ı, Çikolata Kaplı Hüzünler’in Eylemci’si Vedat, Pembe ve Yusuf’un Yusuf’u da orada.
Issız erkeklerden oluşan muhteşem koro eşliğinde şarkılarını söylüyorlar.
“Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır!” sözü verenler...
“Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın” diye sitem edenler...
“Şimdi uzaklardasın” diyerek hiç dönmeyecek sevgililerine seslenenler...
“Eller kadir kıymet bilmiyor anne” diye ağıt yakanlar...
Onların hikayelerini paylaşırken, şarkılarında da kendinizi bulacaksınız...
Eroinle Dans
Eroin sözcüğü kimseyi ürkütmesin. Madde bağımlılığının 12 yaşına indiği ülkemizde, başımızı kuma gömmeden gerçekleri irdelemek zorundayız.
Eroinle Dans, uyuşturucu ve eroin konusunda Türkiye’de yazılmış ilk ve tek roman. Her yaştan, her kesimden, uyuşturucuyla tanışmamış ya da kullanıcı, çok sayıda okurum oldu.
2014’te Yeşilay Derneği’nin Zümrüdüanka Ödüllerinde “En Yeşilaycı Edebiyatçı ” ödülünü aldım. Önceleri kuşkuyla yaklaşılırken, artık okullarda tavsiye kitabı.
“Çok şaşıracaksın ama... Sana olan tutsaklığım buraya kadar Eroin! Vedalaşmamızın zamanı geldi.
... Tüm sorumluluğu sana yüklemem haksızlık olur. Yaptığımızın ölüm dansı olduğunu bile bile, kollarındaki sarhoşluğumu sürdürdüğüm için, ben de en az senin kadar suçluyum.
Ama bitti artık... Ölüm dansı tek kişiliktir! Bundan sonrasında bana eşlik edemeyeceksin.
Ölümüm senin elinden olmayacak Eroin! Bu zevki tattırmayacağım sana...”
Eroinle ölümüne dans!
Bitti deseniz de bir yerlerde sürüyor hala.
Değişen, yalnızca dans edenler...
Ah Benim Karım Ah Benim Kocam
Kadınların dilinden erkekler, erkeklerin dilinden kadınlar…
1997 Rıfat Ilgaz Gülmece Öykü Yarışması Birincilik Ödülü sahibi olan Canan Tan’dan yepyeni mizah öyküleri…
Canan Tan, evli çiftlere dair çarpıcı tespitleriyle hem güldürüyor, hem de kadınlarla erkeklerin kendilerini sorgulamalarına neden oluyor.
Pembe Ve Yusuf
Ne benim sözüm geçer bu iklimde ne de senin böyle gelmiş böyle gider son söz törenin!
Birbirlerine delicesine düşkün iki kardeşin, Pembe ile Yusuf’un sızılı ve çarpıcı öyküsü. Ezenler ve ezilenlerin amansız savaşımı. Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın değişmez kaderi...
Törenin kara gölgesi renklerin üzerine çökerken, içlerinde en gariban gördüğü “Pembe”ye vermişti önceliği.
Soluğu kesildi “pembe”nin, beti benzi attı. Güzelim rengini yitiriverdi. Varlığını sürdürmekle yok olmak arasındaki ince çizgide asılı kaldı.
Tıpkı yaşamın içindeki gerçek Pembe’ler gibi...
Yazar hakkında:
Canan Tan Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdi. Yeni Asır gazetesinde, Milliyet Pazar’da köşe yazarlığı yaptı. Öykü, roman, mizah ve çocuk edebiyatı çerçevesinde çok sayıda kitabı ve senaryo çalışması vardır.
Ödülleri:
* İnkılap Kitabevi’nin Aziz Nesin Gülmece Öykü Yarışması’nda basılmaya değer görülen İster Mor, İster Mavi adlı kitabıyla, Türkiye’de mizah öyküleri kitabı olan ilk ve tek yazar unvanı (1996)
* Rıfat Ilgaz Gülmece Öykü Yarışması’nda Birincilik Ödülü (1997)
* 10. Orhon Murat Arıburnu Ödülleri’nde Uzun Metrajlı Film Senaryosu dalında Birincilik Ödülü (Akrep-1999)
* İzmir Valiliği ve Milli Eğitim Müdürlüğü’nden Yılın Köşe Yazarı Ödülü (2004)
* Türk Kütüphaneciler Derneği’nden, Türkiye’deki bütün kütüphaneler bazında, En Çok Okunan Yazar Ödülü (2010)
* Kelebek (Hürriyet gazetesi) Senaryo Yarışması Birincilik Ödülü (Oğlum adlı öykü fotoroman olarak çekildi.)
Hasret
Gittin... Bir yemin kaldı aramızda Yarısı senin Yarısı benim... Hasret, izleri Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet öncesi döneme uzanan, gerçek yaşamdan alınmış kırık bir aşkın ve ömür boyu süren hasretin öyküsü. Müslüman bir bey oğluyla bir Rum kızının tüm engellere rağmen filizlenen sevdası, önüne çıkan ne varsa yakıp yıkacak güçte bir kora dönüşür. Ancak ayrılık kaçınılmazdır. Lozan Antlaşması’nın öncesinde imzalanan Mübadele Sözleşmesi, bir buçuk milyona yakın insanı yerlerinden yurtlarından ederken, geride parçalanmış hayatlar, boynu bükük aşklar ve nesiller boyu sürecek hasret hikâyeleri bırakacaktır. Tıpkı Tacettin’le Patricia’nın hikâyesi gibi...