Kibrit Çöpü Mezarlığı
Kitapları 700 bin satan Büşra Yılmaz’ın fenomen hikâyesi Ölüme Fısıldayan Adam devam ediyor!
"Ölüme fısıldayan adam öldüyse, kibrit çöpü mezarlığı neden boş?"
Öldüğü söylenen sevgilisinin cesedini bulamadığı için onun hâlâ yaşadığına inanan Yosun, gerçekleri öğrenebilmek için geçmişi eşelerken Bay K’den yardım ister. Ancak bu yolculukta öğrenebildiği tek şey, geçmişte duyduğu her şeyin yalan, bildiği tüm yalanların da eksik olduğudur.
İnsanlar, ölenlerin ardından, “Onu kaybettik,” diyor. Peki kaybedilen şeyin bulunma ihtimali her zaman yok mudur?
Beni bul.
Benim yaşamak istememe sebebim, bu dünyada değil, kafamın içinde yaşıyor oluşum… Dünya acımaz, kabulediyorum… Ama siz bir de kafamın içini görün.
4N1K
Yaprak; küçükken, markette annesinden sürpriz yumurta istediği için bulgur reyonuna sıkıştırılıp çimdiklenenler, ilkokul önlüğünün altına eşofman giyip okula gidenler, yeşil silgisini diş izi yapanlar ve kırmızı kapaklı tüm dersler kitabının saman sayfalarını silerken yırtanlar kadar sıradan bir kız çocuğuyken; birlikte büyüdüğü dört çılgın erkek arkadaşı yüzünden akranlarından biraz farklı bir kız haline gelmiştir.
Dünyası, on iki yıllık dostları, gamzeli kahramanı Ali, tek ideolojisi 3P (pizza, pijama, pislik) üzerine kurulu bir çılgın, Oğuz, sevgilisini kendi vesikalık resminden bile kıskanan demirli, Gökhan ve notları toplamda bile 100’e ulaşamayan çorap fetişisti tatlı çapkın Sinan’dan ibarettir. Kalbi dördüyle tıka basa dolu, hayatı onlarla rengarenk olduğu için aşka ne inancı vardır ne de ihtiyacı...
Ama bir gün rutin (!) hayatı, doğum gününde gelen bir paket ile tümden değişir. Paketin içinde, gizemli bir aşıktan gelen, kızımızın asla giymeyeceği türden gösterişli bir elbise ve içinde de bir not vardır.
Aşkın -De Hali
“O an kalkıp ona koşabilirdi ama ayakları gelecekteki güzel günlere değil, çözemediği geçmişine doğru ilerliyordu. Oradaki düğümler ayaklarına dolaşmış, geleceğine yürümesine izin vermiyordu.”
Geçmişteki aşklarına takılıp kalmıştı altısı da… Şimdiki zamanda yolları kesişince hikâyeleri birbirine karıştı.
Umutla ararken ümitsizliğe düştükleri o gerçek aşk neredeydi? Otobüse yetişmeye çalışırken mi düşürmüşlerdi, paspasın altına mı süpürmüşlerdi? Kaybettikleri yerde miydi hâlâ, hiç ummadıkları birinde mi?
Hep birlikte geçmişlerine bakarken anladılar ki; bildikleri ve bilmedikleri bütün hâlleriyle aşk, gözlerinin önünde idi.