Drakula
Bram Stoker’ın 1897 tarihli gotik romanı Drakula, vampir efsanelerine dayanan edebi yapıtların hiç kuşkusuz en ünlüsüdür. Drakula’nın hikâyesi, Transilvanya folkloru ve tarihinden yararlanan Stoker’ın imgelemini harekete geçirmeden önce sözlü gelenekte gelişip olgunlaşmıştı. Ancak romanın ve onu izleyen film uyarlamalarının, vampir klişesinin popüler kültüre nüfuz etmesinde önemli rolü oldu. Ana karakterlerin günlük ve mektuplarından oluşan Drakula, geçmişi 1600’lere dayanan ve Samuel Richardson’ın Pamela (1740) adlı romanıyla popülerlik kazanan mektup romanın da en bilinen örneklerindendir.
Hastalık, delilik ve mahpusluk temalarıyla dikkat çeken romanda, Hıristiyan inancı, batıl inançlar, okültizm ve bilim birbiriyle etkileşim halindedir. Drakula’nın özellikle toplumsal cinsiyetin temsili açısından karmaşıklığı, zaman zaman birbiriyle çelişen yorumlara yol açmıştır. Kadın vampirlerin eylemleriyle dönemin beylik toplumsal cinsiyet rollerinin tersine çevrildiğine dikkat çekilirken, Drakula bir yandan da erkeklerin koruması altında kalması gereken kadınları avlamaya çalışan bir figür, kötülüğün vücut bulmuş hali olarak görülür. Anlatısının gücüyle bugün de okurunu büyülemeyi sürdüren roman, zaman içinde kadın araştırmaları ve psikanaliz gibi disiplinlere konu olması sayesinde güncelliğinden hiçbir şey yitirmeyen çok katmanlı bir metin olarak günümüze kadar gelmiştir.
Dracula Yeni Beyaz Kapak
İngiliz yazar ve akademisyen Sir Malcolm Stanley Bradbury’nin, “şimdiye kadar yazılmış en güçlü korku hikayelerinden biri” diye tanımladığı Dracula, hukukçu Jonathan Harker’ın Kont Dracula adında bir alıcının Londra’da satın almak istediği evin işlemlerini yapmak üzere Transilvanya’ya gidişiyle başlar. Jonathan, müşterisinin şatosunda dehşet uyandıran keşiflerde bulunur. Kısa bir süre sonra Londra’da da huzur kaçıran birtakım olaylar başlar. İçinde kimse olmayan bir tekne batar; genç bir kadının alnında gizemli bir işaret belirir, tımarhanedeki bir ruh hastası “efendi”sinin gelmek üzere olduğundan dem vurmaya başlar. Olaylar, uğursuz kont ve onunla savaşmayı göze alan bir grup genç arasında çatışmaya dek gidecektir.
İrlandalı yazar Bram Stoker’ın, iki taraf arasındaki bu irade ve güç çatışmasını işlediği ve korku edebiyatının başyapıtlarından biri sayılan Dracula, yayımlanmasının üzerinden yüz yılı aşkın süre geçmesine karşın, bugün de aynı ilgiyle okunuyor.