Nasreddin
“Hâce’nin evi Akşar’ın en güzel evi değildi. Gençliğinde Hayranî Hazretleri’nin yardımıyla yerleşmişti bu eve. Bir dönümlük arsanın intifa hakkı kudretlilerden bir müride Konya sarayından bağışlanmıştı. Üstünde derme çatma tek göz bir virane vardı ki çilehanelerin ocaksız, penceresiz köhneliğinden hallice değildi. “Bunu senin mülkün edelim, bedelini peyderpey ödersin,” dediydi Hayranî Hazretleri.
Hâce bu öneriyi bir hafta kadar gönül terazisinde tartmış, bin bir tasayla uyuyup, karabasanlarla uyanıp dilini olmaz demeye alıştırmaya çalışmıştı. O vakitler, dünyanın düzeni şimdiki gibi değildi. Birtakım adamlar vardı ki inayet şeyhten de gelse acaba kabul etmekte bir beis var mıdır diye yeis yeis düşünüp kavis kavis dertlenirlerdi.”
Hüsnü Arkan, bu yeni romanıyla okurunu farklı bir dünyaya, Anadolu’ya, birkaç yüzyıl öncesinin Akşar’ına, şimdiki adıyla Akşehir’ine götürüyor.
Selçuklularla Moğolların cirit attığı topraklardaki kanlı mücadelelere, el değiştiren kentlere, aşklara ve ihanetlere, esirlere ve cinayetlere, kısacası o dönemin insan hikâyelerine o günlerin diliyle, o günlerin bakış açısıyla hem maceralı hem eğlenceli bir pencere açıyor. Romanın başkişisi Hâce ise hiçbirimize yabancı değil;
Hâce, diğer adıyla Nasreddin Hoca.
Atatürkün Mutfağı
Mustafa Kemal Atatürk’ün sofrasında yenenler, içilenler, mutfak harcamaları ve personel masrafları
Atatürk’ün sofrası hakkında şimdiye kadar çok şey söylendi, makaleler ve ciltler dolusu kitaplar yazıldı ama o sofraya gelen yemekler pek merak edilmedi, yemeklerin hazırlandığı mutfak ve mutfağın nasıl işlediği araştırılmadı.
Mustafa Kemal Paşa’nın yaşadığı ve bazen uzun, bazen kısa müddetlerle kaldığı yerlerin; yani Çankaya’nın, Dolmabahçe Sarayı’nın, Florya Köşkü’nün ve diğer mekânların ortak özellikleri birer bekâr evi olmalarıydı.
Atatürk’ün Mutfağı’nda devletin kurucusunun sofrasına gelen yemeklerin hazırlandığı mutfağın kuruluşu, satın alınan mutfak âletleri, yemek takımları, aşçılar, o devirde sofracı denen garsonlar, yiyecekler, içecekler ve Atatürk’ün hususî hesabından karşıladığı yeme-içme masrafları belgelere dayanılarak anlatılmaktadır.
Kitapta kullanılan belgeler şimdi Cumhurbaşkanlığı Arşivi’ndedir ve 1921’den, yani Mustafa Kemal Paşa’nın Çankaya Köşkü’ne yerleşmesinden itibaren yapılan bütün harcamaların evrakı mükemmel
şekilde muhafaza edilmiştir.
Bu kitap Atatürk’ün mutfağını konu alan ilk çalışmadır ve kitapta yazılanların tamamının kaynağı, Cumhurbaşkanlığı Arşivi’ndeki belgelerdir.
Şahbaba
Şahbaba
Suiltan Vahideddin’in belgesel öyküsü, mektupları ve hatıraları
VATAN HAİNİ MİYDİ?
“...Facialara kalkan olamadım ise de, siper-i sâika (paratoner) vazifesi gördüm... Bütün musibetleri üzerime çektim. Kendimi feda ederek vatanı kurtarmaya çalıştım. Dinine, devletine, vatanına ve milletine hıyanet edenlerin azîz Allah’ın kahreden kudretli gücüne hedef olması için yakarıyorum...”
MEMLEKETİNİ NİÇİN TERKETTİ?
“Her tarafı istilâ eden inkılâb ve ihtiras iç inde karşı koyma yahut başeğme imkânını bulamadım. Kamuoyunda sükûn ve durumda açıklık belirinceye kadar İstanbul’dan geçici olarak ayrılmaya karar verdim...”
GİDİŞİ ‘KAÇIŞ’ MIYDI?
“...Vekîli olduğum şânı yüce peygamberin yaptığını yaptım, hicret ettim...”
VE GERÇEKLER:
“...Elbet birgün hak kuvvete üstün gelecek ve necîb milletimiz hakikatleri öğrenecektir...”
Torunları, Sultan Vahideddin’e Şahbaba derlerdi...
Şahbaba, yukarıdaki satırları, ölümünden sadece birkaç gün önce yazmıştı...
Son padişahın tarihteki rolü yıllarca tartışıldı ama, o hiç katılmadı bu tartışmaya... Şimdi, ölümünün üzerinden geçen 70 küsur yıl boyunca ailesinin titizlikle sakladığı özel arşivi ilk kez bu kitapla günışığına çıkıyor ve Sultan Vahideddin, hakkındaki tartışmalara belgeleriyle, mektuplarıyla, yarım bıraktığı anılarıyla, yani kendi kalemiyle katılıyor...
Murat Bardakçı’nın titiz bir araştırmayla topladığı ve bugüne kadar hiçbir yerde yayınlanmamış belgelere dayanarak kaleme aldığı Şahbaba sadece Sultan Vahideddin’in değil ailesinin ve yakın çevresinin de hikayesi... Hükümdarın kızı Sabiha Sultan’ın ifadesiyle, “Masalı andıran bir hayat yaşayıp başdöndürücü iniş-çıkışlar ve taşkın fırtınalar atlattıktan sonra pek de kolay olmayan bir şekilde ayakta kalabilen insanların” öyküsü...
İtiraflarım – Turkuvaz Kitap
Hayatının büyük bir kısmını arayışla ve cevaplanmayan sorularla boğuşarak geçiren Tolstoy, çocukluğunda öğretilenleri geride bırakmasıyla başladığı kendini bulma yolculuğunda, varoluşunun sebeplerini bilim, felsefe ve inanç gibi farklı yerlerde arıyor. Kimi zaman cevaplanmayan sorularla, Tolstoy’un yaşadığı buhranla karşı karşıya kalıyorsunuz.
İtiraflarım’ın her bir satırında Tolstoy’un iç dünyasına yaptığı yolculuğa şahit oluyorsunuz.
Yalnız Efe
“Sabahtan beri yürüyorduk. Düşe kalka geçtiğimiz sarp keçi yolları; bazen selin açtığı yarıklar içinde kayboluyor, bazen sık fundalıklardan ayrılarak dibinde sivri çam tepeleri görünen karanlık çukurlara sapıyordu. Ayı avına gidiyordum. Rehberim, Kumdere köyünün en meşhur nişancılarındandı.
Beraber tırmanacağımız yüksek ormanlı dağların daha çok uzağındaydık. Zaman zaman ince bir yağmur serpeliyordu. Güneş yoktu. Sonsuz, mor bir kubbeyi andıran dumanlı gökte; faniliğin geçmiş saatlerini hatırlatan, gamlı guguk sesleri aksediyordu. Artık iyice yorulmuştum. Omzumdaki martin gittikçe ağırlaşıyordu.”
*****
Yalnız Efe; zalimlere karşı cesur ve yiğit olan, hakkını arayan bir genç kızın yaşadıklarını konu edinen bir Ömer Seyfettin hikâyesidir.
Camiyi Seviyorum
Camileri çok seviyorum
Bazen babamla gideriz camiye bazen de ailece.
Ama ennn çok annemle gezeriz camileri.
Her sabah sorarım, “Cami gezme günümüz geldi mi?” diye.
Yumuşacık halılarda koşturmacalar, tespihlerle çeşit çeşit oyunlar... En güzeli de namaz kılmak! Küçük kahramanımız, camilerin ve namazın güzelliğini en içten cümleleriyle anlatıyor.
Merve Gülcemal’in kaleminden hepimize iyi gelecek sıcacık bir cami macerası.
Kaideye Tamah Etmeyen İstisnadır Hayat
“Bu, sonu çok belli ama yolculuğu da bir o kadar gizemli olan hayatın yaşayanları hep haddinden fazla heyecanlıydı...
Kaideleri ezberlemeye çalışırlardı bir yandan da.
Çünkü tadına varmayı çok istedikleri ama ne yazık ki kısıtlı bir sürede gerçekleştirmeleri gereken ve de ellerine tutuşturulan, iade şansı olmayan tek yön biletleriyle çıktıkları gizemli yolculuklarında karşılaştıkları sapaklardan, doğru olanı seçmek isterlerdi.
Yanlış sapaklarda oyalanıp zaman kaybetmek istemezlerdi.
Ezberlerlerdi hayatın bütün yollarını, dağlarını, patikalarını, rüzgârlarını, ormanlarını, yangınlarını, fırtınalarını, acılarını, aşklarını ve başkaları tarafından yazılmış kurallarını...
Tüm bunları öğrenmek için de; hiç yanlış yola sapmadan, hiç kaybolmadan, hiç çelme takılmadan, hiç şaşırmadan, hiç kaza yapmadan, hiç yaralanmadan ve hiç ağlamadan; mutlu, huzurlu, coşkulu ve gururlu bir şekilde yolculuklarını tamamlamış olanlara danışırlardı.
Öğrendiklerini unutmamak için de büyük bir titizlikle not alırlardı. Kıyamadıkları zamanlarını başkalarının kurallarını bir deftere yazarken ve bir yandan da onları ezberlemeye çalışırken harcarlardı...
Ama bilmezlerdi, aslında hayat kaidelere tamah bile etmeyen kocaman bir istisnaydı...”
Nilgün Bodur, 5. kitabı Kaideye Tamah Etmeyen İstisnadır Hayat’ta bir acıdan yola çıkarak insanlığa, aşka ilişkin hisleri ve düşüncelerini, 9 yaşından bu yana tuttuğu “defterine” yazarcasına samimiyetle yazıyor. Ve kitabın sonunda bize de kendimize sormak kalıyor: Gerçekten kural diye bir şey var mı, yoksa kural diye bildiğimiz her şey istisna mı?
Ömer’in Çocukluğu – Turkuvaz Kitap
“Hırkayı sırtımdan çıkardım. Biçarenin haline baktım. Gözlerimden yeniden yaş boşandı. Ne hazin manzara! Ne büyük üzüntü! Hırka koltuğumun altında olduğu halde eve ulaştığım zaman ağlamanın devamı olarak içimi çekmekteydim. Valide beni o durumda görünce telaşla, ‘Sana ne oldu oğlum? Ne ağlıyorsun? Hırkanı niye çıkardın? Vah vah! Nedir bakayım söyle!’ diye üzüntüsünü göstermeye başladı. Hırkayı koltuğumun altından aldığı sırada dedim ki: ‘Köşe başında kuyruksuz bir köpeğe rast geldim de... Üzerime atladı.’ Valide daha fazla üzülmüş görünerek beni kucakladı. İşte asıl o vakit ağlamaya başladım. Bir felaketzedeyi en fazla teselli verenleri ağlatır.”
Muallim Naci’nin, sekiz yaşına kadarki anılarını son derece içten bir dille anlattığı Ömer’in Çocukluğu , yayımlandığı 1890’dan beri tüm okurlarını gülümsetmeye devam ediyor.
Kuşakları etkilemiş romanlar, ufuk açıcı öyküler, ezberlere kazınmış şiirler… Gazetelerde kalmış söyleşiler, gezi yazıları, denemeler, makaleler… Edebiyatımızın farklı dönemlerinden, iz bırakan metinler Kısa Miras’la bir araya geliyor.
Ailenin Adı Yok Ya Da Neden Feminist Değilim
Türkiye’de aile kurumu tehlikede mi? Geleneksel değerlerimizi kayıp mı ediyoruz? Evlilik sayısı azalırken, boşanmalar neden artıyor? Aile nereye gidiyor? Aile içindeki geleneksel rol dağılımının tarihi binlerce yıllık; bu kodların değişime uğrama tarihi ise kabaca sadece yüz yıllıksa, ne oldu da bir asırda kadın-erkek ve ebeveyn-çocuk ilişkileri bu denli dönüştü? Bu dönüşümü kategorik olarak kötülemek ne kadar doğru? Ya da dönüşümü tersine çevirmeye çabalamak çözüm mü? Feminizmin teşhis ve reçeteleri yaraya merhem mi oluyor, tuz mu basıyor? Soruları çoğaltmak mümkün. Kesin olan bu ve benzeri soruların, gündelik tartışmalarımızda kapladığı alanın her gün daha da büyüdüğüdür. Vereceğiniz cevap ne olursa olsun, ailenin toplumun temeli olduğu gerçeği ile onu koruma sorumluluğumuz değişmeyecektir.
Sosyolog-Yazar Hilâl Kaplan, uzun zamandır yapılması gereken bir tartışmanın kapılarını aralıyor. Bu kitap aslında bir “ilk söz”… Aile değerlerinin erozyona uğramasına dair özelde muhafazakâr kesim, genelde de toplumun geniş kesimleri rahatsızlıklarını uzun süredir dağınık biçimde ifade etse de henüz derli toplu biçimde ortaya konulamamıştı.
Elinizdeki kitap, dünyadaki güncel gidişatın yansımalarını sosyal teori ile harmanlayarak analiz edip “içerden ve buralı” bir reddiye ortaya koymayı amaçlıyor.
Tom Sawyerın Maceraları
Tom Sawyer’ın Maceraları, Mark Twain’in kendi çocukluğunun büyülü dünyasından izler taşır. Masumiyetin arketipi olarak zihinlerde yer eden kibar ve uslu çocuk imajını bozup köklü bir değişikliğe uğratan Twain; yetkin bir pedagog yahut ruh hekimi gibi çocukluğun ruhsal dünyasına girer.
Tom akıllı, iyi kalpli ama uçarı bir çocuktur. Çevresindekileri sık sık üzer, perişan eder. Sıra dışı hayalleri onu diğer çocuklardan ayıran en belirgin özelliğidir. Maceralara atılmak, ünlü bir korsan olmak, çete kurmak gibi hayaller…
Kayıp Çoraplar Ülkesi
Çamaşır makinesine giren çift çorapların tekleri, yıkandıktan sonra nereye gidiyor? Neden kayboluyorlar?
Arda ve ailesi bunu çok merak ediyor. Kaybolan çoraplar, bambaşka bir yerde ve acayip mi acayip bir ülkede yaşıyor olabilirler mi? Peki, tek kalan çoraplar ne işe yarayacak o zaman?
Kayıp Çoraplar Ülkesi merak duygusuyla hayal gücünün nasıl zenginleşebileceğini anlatan, hem de işe yaramaz gibi görünen çorap teklerinden nasıl eğlenceli kuklalar yapılabileceğini gösteren etkinlik sayfasıyla tatlı mı tatlı bir öykü...
Küçük Meraklının Güneş Sistemi Rehberi
Küçük Meraklının Bilim Rehberi
Perili Köşk – Turkuvaz Kitap
“Küçük bir çam ormanının önünde beyaz, şık bir bina, mermerdenmiş gibi göz kamaştıracak derecede parlıyordu. Tarhlarını yabani otlar bürümüş. Bahçesinin demir kapısında büyük bir “Kiralıktır” levhası asılıydı. Bekçi başını salladı:
- Geç efendim, geç!... Orası size gelmez.”
*****
Perili Köşk; kiralık bir ev arayan Sermet Bey’in başından geçenleri konu edinen bir Ömer Seyfettin hikâyesidir.
Dünyasızlar
“Gökyüzünde hepimizin
yarasına yetecek kadar yıldız var...”
Yüzünü kaybeden bir kız...
Esrarengiz bir cinayet...
Ve büyülü bir kış yolculuğu...
Günümüz İstanbul’undan İkinci Dünya Savaşı yıllarının Sovyetler’ine uzanan Dünyasızlar , modern bir
Harut ile Marut hikâyesi.
Butimar ve Uzakların Şarkısı romanlarıyla on binlerce okura ulaşan ödüllü yazar Kaan Murat Yanık, yolu edebiyat ve sanattan, Stalin ve Hitler’den, Bakü ve Leningrad’dan geçen bir hikâye anlatıyor.
Dünyasızlar ...
Sürükleyici bir macera, akıldan çıkmayacak sarsıcı bir aşk masalı.
Sırlarını kuyuya fısıldayanlara, yıldızını aramaktan vazgeçmeyenlere...
İÇİNDEN ÇIKAMAYACAKSINIZ!
Biat Bir Turgut Reis Hikayesi
“Fatıma’m!
İzin ver, sana biat edeyim.
Kalbim yanıyor, şu aşkı zor kaldırıyorum. Kabul et beni gönlüne. Birlikte biat edelim aşka. Paylaşalım çilesini.
Son âna kadar olsun akdimiz, Fatıma’m.”
Tüm hayatı denizlerde geçen, İspanyol ve Venedik donanmalarına karşı büyük zaferler kazanarak Avrupalı denizcileri titreten ve Akdeniz’in bir Türk gölü olması için yıllarca mücadele eden büyük bir denizci:
Turgut Reis, nam-ı diğer Dragut. Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtaya hükmettiği bir dönemde, ticaret yolları üzerinde bulunan denizler ondan sorulurdu. Turgut Reis, 22 parelik donanması ve ona gönülden bağlı cevval leventleriyle birlikte tüm Akdeniz’de İslam’ın bayrağını dalgalandırdı. Bu büyük denizci hiç kimseye, hatta Osmanlı İmparatorluğu’nun en kudretli padişahlarından Kanunî’ye bile biat etmedi. Ta ki Fatıma ile karşılaşana dek...
Zamane dervişi Mim Kemâl Öke, “kahramanım” dediği Turgut Reis’e vefa borcunu Biat’la ödüyor.
Çiftlikte Etkinlik
Yaşam alanları farklı hayvanların dünyasına misafir olurken oyun tadında etkinlikler sunan bu kitaplar, bilişsel gelişimi desteklemeyi amaçlıyor.
Kuşlar, kelebekler, foklar, balıklar, ördekler, keçiler, ahtapotlar… Dostlarımızın renkli dünyaları, çocukların boya kalemleriyle buluşuyor. Ortaya eğlenceli bir öğrenme süreci çıkıyor.
Çocuklarımız eşleştirme, dikkat, fark bulma, mantık, kodlama etkinliklerini yaparken hem eğlenecek hem de becerilerini geliştirecekler!
Ormanda Etkinlik
Yaşam alanları farklı hayvanların dünyasına misafir olurken oyun tadında etkinlikler sunan bu kitaplar, bilişsel gelişimi desteklemeyi amaçlıyor.
Kuşlar, kelebekler, foklar, balıklar, ördekler, keçiler, ahtapotlar… Dostlarımızın renkli dünyaları, çocukların boya kalemleriyle buluşuyor. Ortaya eğlenceli bir öğrenme süreci çıkıyor.
Çocuklarımız eşleştirme, dikkat, fark bulma, mantık, kodlama etkinliklerini yaparken hem eğlenecek hem de becerilerini geliştirecekler!