Nasreddin
Atatürkün Mutfağı
Mustafa Kemal Atatürk’ün sofrasında yenenler, içilenler, mutfak harcamaları ve personel masrafları
Atatürk’ün sofrası hakkında şimdiye kadar çok şey söylendi, makaleler ve ciltler dolusu kitaplar yazıldı ama o sofraya gelen yemekler pek merak edilmedi, yemeklerin hazırlandığı mutfak ve mutfağın nasıl işlediği araştırılmadı.
Mustafa Kemal Paşa’nın yaşadığı ve bazen uzun, bazen kısa müddetlerle kaldığı yerlerin; yani Çankaya’nın, Dolmabahçe Sarayı’nın, Florya Köşkü’nün ve diğer mekânların ortak özellikleri birer bekâr evi olmalarıydı.
Atatürk’ün Mutfağı’nda devletin kurucusunun sofrasına gelen yemeklerin hazırlandığı mutfağın kuruluşu, satın alınan mutfak âletleri, yemek takımları, aşçılar, o devirde sofracı denen garsonlar, yiyecekler, içecekler ve Atatürk’ün hususî hesabından karşıladığı yeme-içme masrafları belgelere dayanılarak anlatılmaktadır.
Kitapta kullanılan belgeler şimdi Cumhurbaşkanlığı Arşivi’ndedir ve 1921’den, yani Mustafa Kemal Paşa’nın Çankaya Köşkü’ne yerleşmesinden itibaren yapılan bütün harcamaların evrakı mükemmel
şekilde muhafaza edilmiştir.
Bu kitap Atatürk’ün mutfağını konu alan ilk çalışmadır ve kitapta yazılanların tamamının kaynağı, Cumhurbaşkanlığı Arşivi’ndeki belgelerdir.
Şahbaba
İtiraflarım – Turkuvaz Kitap
Yalnız Efe
Camiyi Seviyorum
Kaideye Tamah Etmeyen İstisnadır Hayat
Ömer’in Çocukluğu – Turkuvaz Kitap
Ailenin Adı Yok Ya Da Neden Feminist Değilim
Türkiye’de aile kurumu tehlikede mi? Geleneksel değerlerimizi kayıp mı ediyoruz? Evlilik sayısı azalırken, boşanmalar neden artıyor? Aile nereye gidiyor? Aile içindeki geleneksel rol dağılımının tarihi binlerce yıllık; bu kodların değişime uğrama tarihi ise kabaca sadece yüz yıllıksa, ne oldu da bir asırda kadın-erkek ve ebeveyn-çocuk ilişkileri bu denli dönüştü? Bu dönüşümü kategorik olarak kötülemek ne kadar doğru? Ya da dönüşümü tersine çevirmeye çabalamak çözüm mü? Feminizmin teşhis ve reçeteleri yaraya merhem mi oluyor, tuz mu basıyor? Soruları çoğaltmak mümkün. Kesin olan bu ve benzeri soruların, gündelik tartışmalarımızda kapladığı alanın her gün daha da büyüdüğüdür. Vereceğiniz cevap ne olursa olsun, ailenin toplumun temeli olduğu gerçeği ile onu koruma sorumluluğumuz değişmeyecektir.
Sosyolog-Yazar Hilâl Kaplan, uzun zamandır yapılması gereken bir tartışmanın kapılarını aralıyor. Bu kitap aslında bir “ilk söz”… Aile değerlerinin erozyona uğramasına dair özelde muhafazakâr kesim, genelde de toplumun geniş kesimleri rahatsızlıklarını uzun süredir dağınık biçimde ifade etse de henüz derli toplu biçimde ortaya konulamamıştı.
Elinizdeki kitap, dünyadaki güncel gidişatın yansımalarını sosyal teori ile harmanlayarak analiz edip “içerden ve buralı” bir reddiye ortaya koymayı amaçlıyor.
Tom Sawyerın Maceraları
Dervişin Sema Defteri
Kayıp Çoraplar Ülkesi
Küçük Meraklının Güneş Sistemi Rehberi
Küçük Meraklının Bilim Rehberi
Küçük Meraklının Gezegen Rehberi
Aşk İle Anı Seyretmek
Evden ayrılalı bir hayli vakit geçti, geriye dönmek için çok mu geç oldu? Dönmeye niyet etsek acaba yolu bulabilecek miyiz?
“Sakin, mütevekkil ve munis bir inanmışlığın insan yüreğini genişlettiği bir yaşayış ve düşünüş tarzı bu mübarek topraklarda, ne zaman kayıp gidecek olsak elimizden tutuyor. O yüzden, ‘Bizi bize bırakma,’
diye niyaz ediyoruz, ‘Ne olur, tut demeden, tut elimizi.’ Bu sohbetlerde, kaybettiğimiz bir âlemi bugüne ekleyen hatıraların kutsi saati var.”
Sadettin Ökten ve Kemal Sayar’ın şiirin kanatlarına tutunarak gerçekleştirdikleri uzun soluklu sohbetlerinin ikinci cildi olan Aşk ile Ânı Seyretmek, bizleri bir kez daha sevginin, saygının ve bilgeliğin eşlik ettiği bir yolculuğa çıkarıyor. Hem de tam koronavirüs salgınının dünyayı, insandaki manasız büyüklenmeyi hizaya çektiği, radikal bir belirsizliğin ruhları yaygın bir endişeye düçar ettiği günlerde…
Bugün bizim için neyin değerli olduğunu anlama zamanı…
Aşk ile Ânı Seyretmek hiç bu kadar anlamlı olmamıştı!
Perili Köşk – Turkuvaz Kitap
Dünyasızlar
Biat Bir Turgut Reis Hikayesi
“Fatıma’m!
İzin ver, sana biat edeyim.
Kalbim yanıyor, şu aşkı zor kaldırıyorum. Kabul et beni gönlüne. Birlikte biat edelim aşka. Paylaşalım çilesini.
Son âna kadar olsun akdimiz, Fatıma’m.”
Tüm hayatı denizlerde geçen, İspanyol ve Venedik donanmalarına karşı büyük zaferler kazanarak Avrupalı denizcileri titreten ve Akdeniz’in bir Türk gölü olması için yıllarca mücadele eden büyük bir denizci:
Turgut Reis, nam-ı diğer Dragut. Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtaya hükmettiği bir dönemde, ticaret yolları üzerinde bulunan denizler ondan sorulurdu. Turgut Reis, 22 parelik donanması ve ona gönülden bağlı cevval leventleriyle birlikte tüm Akdeniz’de İslam’ın bayrağını dalgalandırdı. Bu büyük denizci hiç kimseye, hatta Osmanlı İmparatorluğu’nun en kudretli padişahlarından Kanunî’ye bile biat etmedi. Ta ki Fatıma ile karşılaşana dek...
Zamane dervişi Mim Kemâl Öke, “kahramanım” dediği Turgut Reis’e vefa borcunu Biat’la ödüyor.