Öğretmen Neden Çıldırdı
Babam Süt Peşinde
Koralin , Yıldız Tozu , Mezarlık Kitabı gibi dünya çapında büyük ilgi gören kitapların Carnegie ve Newbery Madalyalı yazarı Neil Gaiman’dan kahkahalarla okunacak sıra dışı bir süt hikayesi!
Güne iyi başlayabilmek için güzel bir kahvaltı yapmak şart kuşkusuz. Mis gibi kızarmış ekmek, biraz tereyağı, lezzetli peynirler, ev yapımı reçeller ve daha neler neler... İşte tam da böyle bir sofranın hayaliyle güne uyanan iki kardeş kahvaltı hazırlamak için buzdolabını açtıklarında büyük bir sorunla karşılaştılar. Afiyetle sofraya oturabilmeleri için önemli bir eksikleri vardı: Islak-beyaz-içecek-şey. Yani Süt!
Açlıktan karınları guruldayan çocuklarının hayal kırıklığına kayıtsız kalamayan babaları bir şişe süt almak için soluğu evlerinin köşesindeki bakkalda aldı. Fakat dakikalar dakikaları kovaladı. Beş dakikalığına evden ayrılan babaları bir türlü eve dönmek bilmedi. Ta ki, uzun süre sonra elinde bir şişe süt ve ceplerinde heyecan dolu serüvenlerle evin kapısında belirene kadar...
Peki, süt almak üzere bakkala giden bir babanın eve bu kadar geç dönmesine ne gibi tuhaf olaylar sebep olmuş olabilir?
a. Çok çok uzak bir evrenden dünyamıza gelen, biraz yeşil, oldukça toparlak ve huysuz kişiler tarafından kaçırılmak.
b. 18. yüzyıla geri dönüp Korsanlar Kraliçesi ile ölüm pazarlığına tutuşmak.
c. Kişi-Taşıyıcı-Uçan-Küre (nam-ı diğer uçan hava balonu) ile yüz elli milyon yıl geleceğe gitmek.
d. Mucit bir Stegosaurus 'la zaman makinesinin sırlarını keşfetmek.
e. Hepsi ve çok çok daha fazlası...
Sırtı dikenli koca bir dinozor, rengarenk midilliler, korsanlar, uzaylılar, kötü kalpli vamfirler, çok mutsuz görünen bir yanardağ tanrısı, pirana dolu büyük bir çanak ve daha nicelerinin hikayeye ortak olduğu baş döndürücü bir macera sizleri bekliyor!
Sınır tanımaz yaratıcılığı ve güçlü kalemiyle çağdaş dünya edebiyatının önde gelen yazarlarından Neil Gaiman ve göz alıcı çizimleriyle renkli bir dünyanın kapılarını aralayan ödüllü karikatürist Skottie Young’tan okurlarına zamanı unutturacak kadar eğlenceli, ballı süt tadında bir macera...
Unutmayın, süt varsa, umut da vardır.
Kiralık Canavar
İkiz Gezginler Güneşin Sarayında
Dedemin Uçan Dairesi
Beş Yıldızlı Ev
Annem Neden Çıldırdı?
Böcek koleksiyonu yapan çocuk, işteki ilk gününü anlatan Emel Hanım, torunlarını özleyen Neriman Hanım, yeğenini tren yolculuğuna çıkaran Kerim dayı, bahçe katına taşınan aile, istasyon görevlisi ve elbette, yazarına bile fark ettirmeden kitabın baş kahramanı oluveren muzip ve gururlu kedi... Kendileri bilmeseler de birbirleriyle bir nedenle ilişkileri olan kahramanları öykülere serpiştirirken, Akal, yaşam içinde gözümüzün bir an dokunup geçtiği kişilerle bile bağımız olduğunun vurgusunu yapıyor. Yeni öykülerini merakla bekleyen okurlarını, gizli geçitlerden geçirerek maceradan maceraya gönderen Akal, yine sürprizlerle dolu eğlenceli bir okuma sunuyor.
Yapboz Çocukları
Oğlum Nerdesin – Tudem Yayınları
Sarı Maymun
Beyaz Benekli At
Babamın Sihirli Küresi
Akal’ın dilinin ve ilginç kurgularının tutkunları, Babam Duymasın ve Benim Babam Sihirbaz’dan sonra, Babamın Sihirli Küresi ile eğlenceli bir okuma serüvenine hazır mı? Üçüncü sınıf öğrencisinin sınıfta yaşadıklarını konu alan üç öykü var kitapta. Bir dakika... Öğretmenin sınıfta işlediği konulara bakılırsa, üç değil de, dördüncü sınıf olmasın? Yoksa beşinci sınıf mı? Geceyi Sevmeyen Çocuk (1991) ile başladığı edebiyat yolculuğunda, çocuklar için masal, şiir, roman, oyunlar yazarak 100’ün üstünde kalıcı eser veren Akal, bu kez dildeki ustalığını, eğlenceli konuların satır aralarında çeşitli sosyal sorunlara da değinen öyküleri için kullanıyor.
Kayıp Kitaplıktaki İskelet 2 Yaşayan Ölüler
Mavisel Yener ve Aytül Akal’ın yayımlandığı günden bu yana on binlerce çocuk tarafından ilgiyle okunan Kayıp Kitaplıktaki İskelet kitabının sabırsızlıkla beklenen devam macerası üç yıllık bir sürenin ardından edebiyatseverlerin beğenisine sunuluyor.
Serinin ilk kitabında kendilerini Efes harabelerinde nefes kesici bir serüvende bulan Ceylan ve dostlarını bu defa Efes Antik Kenti’nde yeni keşifler bekliyor. Binlerce yıl önce ölmüş olsalar da, öyküleriyle Efes’te sonsuza dek yaşamayı sürdüren kentin “yaşayan ölüler”inin söyleyecekleri önemli şeyler var…
Efes'in bilim ve kültürünü gelecek kuşaklara taşımak amacıyla inşa edilen görkemli Selsus Kütüphanesi’nden Antik Tiyatro’ya uzanan gizemli geçidin ardında yatan sır ne? Kütüphanenin ön cephesinde yer alan sütunların arasında sergilenen dört kadın heykeli neyi simgeliyor? Yer altındaki mahzende saklı kalan kedi ve kaplumbağa heykellerinin kaidelerinde neler gizli? Efes Antik Kenti’nin altında var olduğuna inanılan altın duvar efsanesi gerçek mi?
İki kişinin bildiği sır değildir. Efes'in tarihinde yatan sırların açığa çıkma zamanı geldi de geçiyor çoktan. Sokaklara dökülen asırlık kaplumbağalar, irili ufaklı kediler ve zehirli yılanlar kentlerine sahip çıkmak için harekete geçtiler bile... Ceylan’ın tesadüfen keşfettiği gizli geçidin gizemi usta arkeologlar tarafından aydınlatılırken yeni sırlar bir bir gün yüzüne çıkarılıyor. Tüm bunlar yaşanırken, geçitte bulunan kimliği belirsiz bir iskelet yüzünden cinayetle suçlanan babasını aklama yolunda Ceylan’ı, yakın arkadaşı Ali’yi ve hayvan dostlarını zorlu bir mücadele bekliyor…
Found in Translation tarafından dünya çocuk edebiyatının en başarılı kitaplarının yer aldığı uluslararası antolojiye seçilen Kayıp Kitaplıktaki İskelet’in ikinci macerasında heyecan doruk noktasına ulaşıyor. Mavisel Yener ve Aytül Akal, okurlarını, tarih, gizem, merak dolu bir serüvene davet ederken kültür bilincini ve insani değerleri sorgulamaya yöneltiyor.
Öykülerle Deyimler Uzun Lafın Kısası
Öykülerle Atasözleri ve Öykülerle Deyimler serisi, zengin içeriği ve göz alıcı çizimlerinin yanı sıra, kitapların sonlarında yer alan sözlükleri ve özel olarak tasarlanan sınıf etkinlikleri ile genç okurların dilimizin inceliklerini ve güzelliklerini keyif alarak öğrenmeleri için özenle hazırlanmış benzersiz bir dizi. Habib Bektaş’ın kaleme aldığı özgün öykülerden oluşan kitaplar, içerdikleri renkli deyim ve atasözü seçkilerine ek olarak, deyişlere ve yerel söyleyişlere de değinerek dilimizi daha iyi tanımamızı sağlayacak kapsamlı birer kaynağa dönüşüyor. Öykülerle Atasözleri: Söz Kulağa Yazı Uzağa, Homeros’tan Murat Orhon Arıburnu’na, mitolojiden sözlü kültürümüzün çeşitliliğine, bu kültürün beslendiği kaynaklara sırtını yaslayan eşsiz bir çalışma.
Öykülerle Deyimler: Uzun Lafın Kısası ise dilimizin zenginliklerine kapı aralarken genç okurlar için akılda kalıcılığı kolaylaştırmayı ilke edinen yapıcı bir eser. Birbirini tamamlayan bu iki kitap, öğrencilere, öykülerin sonlarında yer alan etkinlikler sayesinde atasözlerinin ve deyimlerin bağlam içinde nasıl kullanılması gerektiğine dair çeşitli ipuçları verirken, öğretmenlere de alternatif sınıf etkinlikleri önerisinde bulunarak öğrencileri ile keyifli ve kaliteli zaman geçirme fırsatı sunuyor.
Öykülerle Atasözleri ve Öykülerle Deyimler dizisi, mizahı, nükteyi, zaman zaman absürdü de içinde barındıran içerikleriyle salt genç okurlara değil, yetişkinlere de hitap eden ve her kitaplıkta bulunması gereken benzersiz bir çalışma...
Öykülerle Atasözleri Söz Kulağa Yazı Uzağa
Öykülerle Atasözleri ve Öykülerle Deyimler serisi, zengin içeriği ve göz alıcı çizimlerinin yanı sıra, kitapların sonlarında yer alan sözlükleri ve özel olarak tasarlanan sınıf etkinlikleri ile genç okurların dilimizin inceliklerini ve güzelliklerini keyif alarak öğrenmeleri için özenle hazırlanmış benzersiz bir dizi. Habib Bektaş'ın kaleme aldığı özgün öykülerden oluşan kitaplar, içerdikleri renkli deyim ve atasözü seçkilerine ek olarak, deyişlere ve yerel söyleyişlere de değinerek dilimizi daha iyi tanımamızı sağlayacak kapsamlı birer kaynağa dönüşüyor.
Öykülerle Atasözleri: Söz Kulağa Yazı Uzağa, Homeros'tan Murat Orhon Arıburnu'na, mitolojiden sözlü kültürümüzün çeşitliliğine, bu kültürün beslendiği kaynaklara sırtını yaslayan eşsiz bir çalışma. Öykülerle Deyimler: Uzun Lafın Kısası ise dilimizin zenginliklerine kapı aralarken genç okurlar için akılda kalıcılığı kolaylaştırmayı ilke edinen yapıcı bir eser. Birbirini tamamlayan bu iki kitap, öğrencilere, öykülerin sonlarında yer alan etkinlikler sayesinde atasözlerinin ve deyimlerin bağlam içinde nasıl kullanılması gerektiğine dair çeşitli ipuçları verirken, öğretmenlere de alternatif sınıf etkinlikleri önerisinde bulunarak öğrencileri ile keyifli ve kaliteli zaman geçirme fırsatı sunuyor.
Öykülerle Atasözleri ve Öykülerle Deyimler dizisi, mizahı, nükteyi, zaman zaman absürdü de içinde barındıran içerikleriyle salt genç okurlara değil, yetişkinlere de hitap eden ve her kitaplıkta bulunması gereken benzersiz bir çalışma…
Amber’in Zaman Kapsülü
Yaşlı ağacın gövdesinden akan reçine, ağacın üzerindeki tırtıl ile daha önce hiç görmediğim yeşil kanatlı, çirkin böceğin üzerine akıyordu… Amber yaklaşık iki aydır aynı rüyayı görüyordu. Değerli bir taşın oluşumuna tekabül eden bu rüya başlarda onu tedirgin etse de, gördüklerinin hayatında yeni bir döneme işaret edeceğine kesin gözüyle bakıyordu...
Babasının belirlediği sınırlarda basit bir yaşam süren 13 yaşındaki Amber'in hayatı, yanıtını hiçbir zaman öğrenemediği sorularla doluydu. Evlerindeki girilmesi yasak oda ve bu odada yer alan gizemli sandık, küçük yaşlarda annesini kaybeden Amber'in geçmişe duyduğu merakı her geçen gün daha da arttırıyordu. Sık sık odasına kapanıp düşüncelere dalan babasının kendisinden bir şeyler sakladığını düşünen Amber, geçmişine ait sırları aydınlatmaya kararlıydı. Üstelik bu yolda yalnız da değildi: "Kordelya" isimli, kimliği belirsiz biri, çeşitli ipuçları sunup Amber'e yol göstererek onu geçmişi keşfetmeye çağırıyordu...
Zaman-geçmiş-anılar arasında ilginç bağlantılar kurarak geçmişe takılıp kalmadan daima geleceğe bakmamız gerektiğini anımsatan Amber'in Zaman Kapsülü, merak uyandıran konusu, hayatın içinden renkli karakterleri ve metaforik düşünmeye dayalı süreç odaklı kurgusuyla dikkat çeken ustaca yazılmış bir ilk roman.
2013 Tudem Edebiyat Birincilik Ödülü'ne değer görülen Amber'in Zaman Kapsülü, geçmişini arayan veya geçmişini geleceğe taşıyan herkesin öyküsü...
Buz Bebekler
Edebiyatımızın cesur kalemlerinden Miyase Sertbarut, okurların kalbinde fırtınalar kopartacak yepyeni romanı Buz Bebekler’de, gerçekte yaşanmasına rağmen hiç olmamış gibi davrandığımız, hep hasıraltı edildiği için kanayan bir yaramızı acı dolu ama umut vadeden bir öyküyle gündeme taşıyor.
Daha kundaktayken yalnızlığa mahkûm edilerek anne babasının günahlarını sırtlanmak zorunda kalan on üç yaşındaki Ece için hayat, suyun altında yaşama tutunmaya çalışan bir nilüfer kadar zorlu. O bir toz bebek, buz bebek...
Ece aslında içimizden biri. Aynı kaderi paylaştığı onlarca, yüzlerce arkadaşı gibi, ihtiyacı olduğu aile sevgisini devlet eliyle gelen zoraki kucaklarda aramak zorunda kalmış kalbi cesur, ruhu ürkek bir kız çocuğu. İçlerinde büyük korkular, küçük sevinçler taşıyan her kimsesiz gibi onun da hayallerine sığınmaktan başka çaresi yok.
Kalbinin tüm sırlarını ise Lülüfer adını verdiği günlüğüne açıyor… Ece’nin gözü kamaşsa da Lülüfer hep görüyor. Kadın cinayetlerinden geriye kalan çocukları, tacize uğrayanları, hasta ruhlu yetişkinleri, hantal müdür babaları bir bir kayda geçiyor.
Ece adalet istiyor. Yer yarılıp utanması gerekenler yerin dibini görmedikleri için uçurumlara yuvarlansınlar istiyor. Ece haykırıyor ve bu haykırışı Nartepe Çocuk Yetiştirme Yurdu’nun yüksek duvarlarını aşıp tüm ezilmişlerin, sindirilmişlerin haykırışına dönüşüyor.
Parmak Uçları
"Artık parmak uçlarınla görmeyi öğrenmen lazım."
Görmek için bir çift göz yeter mi? Gördüğünün farkına varabilmek, onu her şeyiyle hissedebilmek için gözler bazen yetmeyebilir insana. Öyle ki, hayata görmeyi bilmeyen gözlerle bakmaktansa, görmeyi bilen bir yüreğin penceresinden bakmak çok daha anlamlı gelebilir bazılarına...
Işık, Mert ve Doğan... Farklı kültürlerden gelen, bambaşka karakterlere sahip, ruhları ayazda kalmış üç genç. Normal koşullarda yolları kolay kolay kesişmeycek bu gençlerin hayatlarını birleştiren en önemli şey ise yaşadıkları ortak deneyimler ve kalplerini dolduran sevgi. doğan, doğuştan görme engelli. Görmenin ne demek olduğunu bilmemesine rağmen, diğer duyuları sayesinde dünyayı birçok insandan çok daha iyi görme becerisine sahip bir delikanlı. Mert ise geçirdiği bir hastalık yüzünden gözlerini kaybedip daha önce hiç bilmediği bir yaşamla baş başa kalmış çekingen bir genç. Büyüme sancıları ile boğuşan Işık'sa kendisiyle o kadar meşgul ki dünyaya kör gözlerle bakmaktan kendini bir türlü alıkoyamıyor...
Gözleri hayatın renklerinden ve gözülleklerinden mahrum kalmış bu gençlerin içlerini aydınlatacak, onlara yaşama sevinci verip yaralarını umutla sarmalarına yardımcı olacak en önemli güçse dostluklarının yeşerttiği koşulsuz sevgi. Birbirlerinin hayatlarına dokunarak yitirdikleri özgüvenlerini geri kazanma inancını bulacak bu üç arkadaş için hayat küçük mucizelerle dolu. Yeter ki keşfetmesini bilsin insan. İlk kitabı daha 16 yaşındayken yayımlanan genç yazar Seran Demiral'ın sorun odaklı yeni romanı Parmak Uçları, okurlarını, pek düşünme gereği duymadıkları gerçeklerle yüzleşecekleri karanlık sularda yüzdürürken, engellilerin yaşantısı hakkında farkındalık kazandıracak ilginç deneyimler yaşatıyor.
En Büyük Takım Bizim Takım
Yanımda oturan babama bakıyorum korku dolu gözlerle.
Biliyorum, o da büyük bir korku içinde ama belli etmek istemiyor bana, kulağıma eğilip usulca,
-Korkuyor musun? diye sorar.
Sonra yanıtımı beklemeden,
-Korkma, korkma, diyor.
Ben bir şey söyleyemiyorum. Eh, rengim birazcık sararmış olmalı. Ama hiçbir şeyi kaçırmak istemiyorum, yandaki delikten dışarı bakıyorum. Evet, canavarın midesinde dışarıyı görmemize olanak veren küçük küçük delikler var ve bir tanesi de hemen benim yanımda. Canavarın daha hızlı, daha hızlı konuştuğunu böylece anlayabiliyorum.
Babam Ve Ben – Tudem Yayınları
"Modiano, Fransa’nın en önemli yazarlarından biri. Her eseri ‘çoksatar’ olmaya aday.”
Jean Charbonneau, Agnionline
“New Yorker’ın illüstratörü Sempe, hassas çocukluk günlerimizi sinematografik renklerle süslerken yine çok başarılı.”
Publishers Weekly
2014 Nobel Edebiyat Ödüllü Fransız yazar Patrick Modiano ve “Pıtırcık” serisinin dünyaca ünlü çizeri Jean-Jacques Sempe, Paris’in nostaljik sokaklarından New York’un gökdelenlerle dolu geniş caddelerine uzanan sıcacık bir öyküde buluşturuyor bizi: Babam ve Ben.
Biraz yaramazlık, renkli hayaller ve bolca dans… Dünyaya bir çift gözlüğün ardından bakan kahramanımız Catherine, bu özelliğinden ötürü kendini bir hayli ayrıcalıklı hissediyor. O iki ayrı dünyayı keşfetmenin mucizesini yaşayan şanslı kişilerden. Gözlüklerini taktığında algıladığı gerçek dünya ile çıkardığında gördüğü tatlı, bulanık ve pürüzsüz dünya onu uçsuz bucaksız hayallere sürüklüyor. Üstüne üstlük bir rüyadaymışçasına dans ettiği bu hayal dünyasını babasıyla paylaşmak, Catherine’i her şeyden, hatta ileride annesi kadar iyi bir dansçı olma arzusundan bile daha çok mutlu ediyor.
Amerika’da yaşayan annesinden uzaktaki küçük bir kız çocuğunun “kahraman” babasıyla Paris’te geçirdiği çocukluk günleri, kimi zaman komik kimi zaman duygu yüklü anılara dönüşüyor...
Gerçek dünya bir parça sıkıcı mı?
Catherine'in peşine takıl, sen de dünyaya başka bir gözle bak.