Köroğlu Geliyor
Uzun yıllar önce Azerbaycan'da bir yiğit vardı. Adı Ruşen Ali'ydi. Yani Ali'nin oğlu Ruşen. Ama ona herkes Köroğlu diyordu. Çünkü babası Nalbant Ali'nin gözleri görmüyordu. Bunun için ona hep körün oğlu, diyorlardı. Nalbant Ali, aksi mi aksi bir beyin, Hasan Bey'in yanında görevliydi. Onun atlarına bakıyordu. Nalbant Ali, yanına gelen ata şöyle bir dokunsun, hemen onun huyunu suyunu anlardı. Cinsini, yaşını hemen söyleyiverirdi.
Ulduz Ve Kargalar
Ulduz kız, evin bir odasında bir başına oturuyordu. Çünkü dışarıya çıkamıyordu. Üvey annesi kapıyı kilitlemiş ve komşuya gitmişti. Giderken de sıkı sıkıya uyarmıştı: -Sakın dışarı çıkayım deme, görürsem saçlarından asarım seni! Ulduz kız korkudan tir tir titriyordu. Pencereden bakıyor, düşlere dalıyordu. Derken havuzun kıyısındaki bir kargaya ilişti gözleri.
Ah Masalı
Ökkeş 5 İşportacı
Ökkeş can sıkıntısından ne yapacağını bilemiyordu. Çünkü ekini kaldırmışlardı. Oysa ekin günleri ne mutlu günlerdi. Ökkeş, sabahları erkenden ninesiyle birlikte kalkıyor, tan zamanı yiyecekleri, azıklarını ninesi bir sahanın içine koyuyor, sonra sahanı küçücük bir bohça yaparak Ökkeş'in eline veriyor:
"Haydi bakalım Ökkeş, yiyeceğiniz hazır," diyordu.
Ökkeş, kaynamış yumurtayı çok sevdiği için ninesine:
"İçinde yımırta da var mı nene?" diye soruyordu.
Ninesi, hiç bıkmadan, her gün aynı şeyi söylüyor!
"Koydum oğlum Ökkeşim," diyordu.
Bu kez Ökkeş, kaç tane olduğunu soruyordu.
"Nene, bir mi, iki mi, üç mü?"
Ninesi "Üç," derse, Ökkeş sevinçten havaya zıplıyor, ninesinin iki yanağından şapur şupur öpüyordu.
Ökkeş 4 Kapıcı
Ökkeş'in İstanbul'da kapıcılık yapan dayısı köye gelmişti. Beş yıl önce İstanbul'a gitmiş, orada bir kapıcılık işi bulmuş, bir daha da köye dönmemişti. Belki yine de gelmeyecekti, ama ona babasının çok hasta olduğunu yazdıkları için gelmişti. Köyde babasından başka kimsesi yoktu. Karısını da getirmediği için, hep Ökkeşlerde kalmıştı. Geldiğinin ikinci günü babası ölmüştü. Daha fazla köyde durmak istemediği için, bir akşam Ökkeş'in babasına:
"Ben artık yarın gideyim enişte," dedi.
Ökkeş'in babası da:
"Sen bilirsin," dedi.
Buna en çok Ökkeş'in canı sıkıldı. Çünkü dayısı ona ne güzel şeyler anlatıyordu. Kocaman kenti, dükkânları, kendi kendine yürüyen merdivenleri, asansörleri, otobüsleri anlatıyor, bitiremiyordu. Dayısı sustukça:
"Hı, dayı sonra?" diyordu.
Ökkeş 3 Balık Avında
Ökkeş'in babası şöyle bir havaya baktı, sonra kendini yokladı, iyiydi. Öksürüğü geçmiş, başının ağrısı da dinmişti. Kendi kendine:
"Yarın şöyle bir balığa çıksak acaba nasıl olur?" diye söylendi.
Avluda, bir aşağı bir yukarı giderek karar vermeye çalıştı.
"İyi olur," dedi kendi kendine. "Şöyle on beş, yirmi kilo balık yakalarsak, hem biz yeriz, hem de köylüye satarım."
Kararını verdikten sonra, Ökkeş'e seslendi:
"Ökkeş! Oğlum Ökkeş."
Ökkeş ve arkadaşları bir çitin dibinde oturmuşlar, şarkı söylüyorlardı. İçlerinden en çok bağıran da Ökkeş'ti... Ağzını kovan gibi açıyor, gücünün yettiği kadar bağırıyordu. Koroda, hiçbir çocuğun sesi, onun kadar gür değildi. Bir bağırışı vardı ki...
Ökkeş 2 Kurt Avında
Tanıyorsunuz değil mi Ökkeş'i? O, saf bir köylü çocuğudur, siz yaşlardadır. Çok ufakken annesini yitirmiş, babası ve babaannesiyle bir arada yaşamaktadır. Ökkeş söz dinler, ama yaptığı her işi de eline yüzüne bulaştırır. Aynı zamanda çok iyi kalplidir, herkese iyilik etmeyi sever. Ama tek kusuru vardır Ökkeş'in, birazcık saftır...
Ökkeş'i bir gün babası yanına çağırdı:
"Oğul, görüyorsun ben hastayım!.." dedi.
"Görüyom buba görüyom. Davıl gibi öksürüyon, zurna gibi ötüyon, tef gibi hapşırıyon."
"Dur, sözümü kesme oğul!"
"Çakımı yitirdim be buba!"
"Hey Allahım!"
"Kesme dedin de, aklıma geliverdi. Şimdi yaz geldi miydi, bir de karpuzlar çıktı mıydı, ben ne ederim çakısız? Hadi şimdilik karpuz bitti... Sonra buba, sonra ne olacak?"
Ökkeş 6 Bahçıvan
Ökkeş'le babası o gün sabah erkenden evden çıkarak kök kazmaya gittiler. Hayıt kökleri, çalı kökleri kışın çok güzel yanardı. Ocağı önce çalı çırpıyla tutuşturdun muydu sonra bu insan kafası büyüklüğündeki köklerden iki tane yan yana koydun muydu, artık ocağa ikide bir odun atmak gerekmezdi.
Bu kökler uzun zaman yanar, odayı ısıtırdı. Kor haline geçtikten sonra da uzun zaman öyle kalırdı. Bu korların yanına bir testi de su koyarsan, her zaman için elinin altında sıcak su bulunurdu. Artık bu suyla ister çay yap, ister kahve yap...
Ökkeş 7 Otoparkta
Ökkeş'in babası Bayram, her yıl kış gelince hazırlığını yapar, kente giderdi. Bu kentte işçilik yapardı. Bazen toprağı kazardı temel için, bazen yukarı katlara tuğla çıkarırdı. Köylerinde kışın hiç iş olmazdı. Erkenden kar bastırır, ondan sonra yollar kapanır, köyün ilçeyle, ille ilişkisi kesilirdi. Zaten köyün çoğu, çalışmak için kentlere giderlerdi. Toprak verimsizdi. Evlerin yanındaki küçük bahçeler, bu bahçelerdeki sebzeler ancak kendilerine yeterdi. Dut ağaçlarından elde ettikleri pekmez olsun, reçel olsun, şerbet olsun, bununla da şeker yiyeceklerini sağlarlardı. Diğer gereksinmelerini almak için para gerekliydi. Bir ev neler istemez ki, un ister, tuz ister, gaz isterdi.
Ökkeş 8 Maçta
Ökkeş'le babası İstanbul'a geleli dört ay olmuştu. Ökkeş'in ninesi köyde kalmıştı. Köyden gelen mektupta ninenin çok hasta olduğu, gelip almazlarsa öleceği bildiriliyordu. Bu habere Ökkeş'le babası çok üzüldüler. Ökkeş'in babası ninesini getirmek için hemen yola çıktı.
Ökkeş İstanbul'a gelince Hasan adında bir arkadaş buldu. Hasan, Ökkeş'i çok sevdi. Ona taksi durağında bir iş buldu. İki arkadaş orada otomobil yıkıyorlardı.
Babasının köye gittiği gece Hasan, Ökkeş'in yanında yattı. O akşam Ökkeş çok az uyudu. Rüyasında hep ninesini görüyordu.
O sabah ilk uyanan Hasan oldu.
Hasan:
"Sabah oluyor," dedi. "Hadi kalkıp durağa gidelim. Orada ısınırız."
Giyinmişlerdi zaten. Ökkeş kapılarını kilitlerken, Hasan da gitti, kendi oda kapılarını çaldı. İçeriden anasının sesi geldi:
"Kim o?"
Ökkeş 9 Dolmuşçu
Ökkeş büyük kente iyice alışmıştı. Artık o koca kentin yollarını, sokaklarını öğrenmişti. Hatta birisi kendisine bir yeri sorsa, hemen işaret parmağını öne doğru uzatıyor:
"Bay emmi, şuradan gidersin, önüne sokak çıkar, çıktın değil mi sokağa, böyle yürü sağ kolunun üzerine, yürü yürü, sonra bir bakacaksın ki karşına kocaman bir alan çıkmış, işte orası! diyordu.
Ardından da ekliyordu:
"Ah emmi işim olmasa seni ben götürürdüm ya, işim var."
Ökkeş'in işi mi?
Ökkeş şimdi dolmuşta çalışıyor. Sürücü Hilmi taksisini satmış, bir dolmuş almıştı. Aldığı dolmuşla taksi durağına gelmiş, dolmuşu Ökkeş'e göstermişti. Ökkeş, dolmuşun içine girmiş, bir öndeki koltuğa, bir arkadaki koltuğa oturmuş, sonra da sürücü yerine oturmuştu. Arabanın simitini iki yana kıvırmış, sonra:
"Vııın, vıııın!" diye sesler çıkarmıştı.
Ökkeş 10 Denizde
Ökkeş de, arkadaşı Hasan da çalıştıkları minibüs sürücülerinden izin istemişlerdi. Zaten Hasan'ın çalıştığı minibüs onarımdaydı. Bisikletleri Şaban Usta'dan bir günlüğüne kiralamışlar, cumartesi akşamından almışlardı.
Şaban Usta:
"Bakın, ikinizi de tanıyorum, ama en çok Ökkeş'i tanıyorum," demişti. "Her ikiniz de bisikletlerimi pırıl pırıl geri getireceksiniz."
Ökkeş:
"Abov Şaban Usta," dedi, "bil ki bisiklet sanki kendi malımız, onlara öyle bakarız."
Şaban Usta sezmişti. Sordu:
"Yoksa çocuklar bisikletle yarın bir yere mi gideceksiniz?"
Ökkeş:
"Hıı," dedi. "Denize gideceğiz, Şaban Usta."
Şaban Usta, karayolunun çok tehlikeli olduğunu söyleyince, Ökkeş:
"Hani Şaban Usta, karayollarının kıyısında tozlu bir yol vardır ya, biz oradan gideceğiz," dedi.
Ökkeş 1 Lunaparkta
Dikkavak Köyü'nün batı yamacında küçücük bir ev vardır. Bu evin, kendi gibi küçücük iki penceresi, çengelle açılıp çengelle kapanan uydurma bir kapısı vardır.
İşte bu evde Ökkeş ile Bayram Emmi oturuyorlar. Bayram Emmi, Ökkeş'in babasıdır. Annesi yoktur Ökkeş'in. Ökkeş doğduktan bir yıl sonra, köye gelen salgın bir hastalık sonucunda Ökkeş'in annesi ölmüştür. Onun için Bayram Emmi oğluna, hem ana olmuştur, hem de baba. Onu elinden geldiği kadar yetiştirmeye çalışmıştır. Zamanı gelince okula da göndermiştir. Ama nedense Ökkeş, okulu çok sevmiş olmasına rağmen on iki yaşına geldiği halde, birinci sınıftan ikinci sınıfa geçememiştir. Kendisiyle beraber birinci sınıfa yazılanlar, ilkokulu bitirdikleri halde, o hâlâ birinci sınıfta sıraların en arkasında oturmaktaydı.
"Türk'üm, doğruyum, çalışkanım!"