De Profundis
De Profundis (Lat. “derinlerden”), Oscar Wilde’ın Reading Hapishanesi’ndeki tutukluluğunun sonlarına doğru, Ocak-Mart 1897’de, sevgilisi “Bosie” Lord Alfred Douglas’a yazdığı onlarca sayfalık bir mektup. Hapishane müdürü Nelson, yazmanın Wilde’a iyi geleceğini düşünerek bu mektubu yazmasına izin verir. Muhatabına gönderilmeyen mektup, Wilde’ın serbest kaldığı 18 Mayıs 1897’de müdür Nelson tarafından kendisine geri verilir. Dünya edebiyat tarihinin en bilinen mektuplarından biri olan De Profundis’in ilk yarısı, Wilde’ın “ahlaksızlık” nedeniyle hapse girmesine sebep olan Lord Alfred Douglas’la ilişkilerine ve abartılı yaşam biçimlerine ilişkindir ve iletişimleri kopmuş iki sevgiliden birinin diğerine “sitem”leriyle doludur. Mektubu her anlamıyla klasik bir metne dönüştüren ikinci yarısı ise Wilde’ın edebiyat, sanat ve hayata dair düşünceleriyle şekillenir. Hapishanedeki ruhsal gelişimini ve romantik, bireyci bir sanatçı olarak nitelendirdiği İsa Mesih’le özdeşleşmesini anlatır. Genç sevgilisine olan kini yumuşamaya başlar ve nihayetinde mektup “Sevgili dostun” hitabıyla biter.
De Profundis, Celâl Üster’in açıklamalı notları ve ustalıklı çevirisiyle…
“Yazmaktan başka çare bulamadığım ve ikimizin hayatından, geçmişten ve gelecekten, acılara dönüşmüş güzel şeylerden ve mutluluğa dönüşebilecek acı şeylerden dem vuran bu mektupta gururunu can evinden vuracak pek çok şey bulacağından hiç kuşkum yok. Öyle olursa eğer, bu mektubu tekrar tekrar oku, ta ki gururunu yok edinceye kadar.”
Gurur Ve Önyargı
Jane Austen’ın hayattayken yayımlanan dört romanından ikincisi Gurur ve Önyargı, hiç tartışmasız İngiliz edebiyatının en kalıcı popüler klasiklerinden biridir. Cahil anne, kayıtsız baba ve anne Bennet’ın hepsinin de evlendiğini görmeyi çok istediği birbirinden farklı beş kız çocuğundan oluşan Bennet ailesinin hikâyesini anlatır. İngiltere kırsalında 19. yüzyıl başında geçen romanın ana konusu, Bennet’ların ikinci en büyük kızları Elizabeth’e ve onun yakışıklı, zengin ama nefret uyandırıcı biçimde gururlu Bay Darcy ile çalkantılı ilişkisine odaklanır. Roman her ne kadar birçoklarınca tarihsel bağlamdan yoksun olmakla eleştirilse de, Austen bütün incelikleri, görgü kuralları ve kendine özgü kültürüyle, 19. yüzyılın hızlı değişimi içinde geride çok az iz bırakan, Sanayi Devrimi öncesi “Regency dönemi” hayatını tüm yönleriyle anlatır. Austen aynı zamanda bu dünyayı, dar gurur ve önyargıları çerçevesinde, şaşmaz bir doğruluk ve hicivle betimlemeyi başarır.
“Bay Bennet hazırcevaplık, alaycılık, ihtiyatlılık ve kaprisliliğin o kadar tuhaf bir karışımıydı ki, karısı yirmi üç yıldır onun karakterini çözebilmiş değildi. Karısının zihnini tanımaksa daha kolaydı. Aklı kıt, bilgisiz ve sağı solu belli olmayan bir kadındı o. Hoşnutsuz olduğu zamanlarda, sinirlerinin zayıf olduğunu sanırdı. Aklı fikri kızlarını evlendirmekteydi, ziyaretler ve haberler de avuntusuydu.”
Sonsuz Günbatımı
Piri Reis’le Açık Denizde
Güç Mücadelesinde Türkiye
Türkiye bir Bölgesel Güç mü veya Büyük Güç müdür? Ya da Türkiye Bölgesel Güç veya Büyük Güç olmalı mıdır? Son dönemlerdeki bölgesel ve küresel gelişmeler ve bu gelişmelerin gölgesinde Türkiye’nin hamleleri bu soruları akla getirmektedir. Türkiye, özellikle Soğuk Savaş sonrası değişen dünya koşullarının da etkisiyle 21’inci yüzyıla bölgesinde etkin ve güçlü olma iddiasıyla girdi. Özellikle milli menfaatlerin uzandığı alanlarda bölgesel güç olma yolunu seçti. Bu noktada doğal olarak ülkenin sahip olduğu güç bileşenlerinin bölgesel güç olmak için yeterli olup olmadığı hayati bir soru olarak ortaya çıkmaktadır. Zamanında büyük güç hatta küresel bir güç olan Osmanlı İmparatorluğu’nun güçten düşmesiyle birlikte bir ulus devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarından itibaren bölgesinde barışı ve istikrarı hem teşvik etmiş hem de garantisi olmuştur.
Kızıla Boyalı Saçlar
Türkiye’de 38 baskıda 110.000 adede ulaşan unutulmaz roman gözden geçirilmiş yeni baskısıyla
“Taksitle kitap sattığı bir kız vardı. Ona ha bire kitap götürüyordu ama o hiç ödeme yapmıyordu. Bir sabah Aleka’nın, yirmi bin drahmiden fazla tutan kitap alışverişi yaptığının farkına vardığında durumun ciddiyetini anladı. ‘Aleka neler oluyor? Babana birkaç kuruş vermesini söylesene,’ dedi. ‘Benimle evlen, ödeşelim. İster misin?’ dedi Aleka da. Bu dünyada her şeyi doğal karşılayan Luis kabul etti. ‘İsterim,’ dedi.”
14 yıl önce Türkçede ilk yayımlandığında kısa sürede en çok okunan kitapların başına yerleşen, yine kısa sürede 100.000’den fazla okura ulaşan Kızıla Boyalı Saçlar’ın sıradışı kahramanı Luis, kendini özgürlüğe adamış, bir insana, bir işe, bir yere kesinlikle bağlı kalmak istemeyen, kafasına eseni yapan, hayallerinin peşinden koşan sevimli bir serseri.
Zorbalar, serseriler, fahişeler, genelevler, kenar mahalleler, gecekondular, erkek delisi kadınlar, kadın delisi erkekler, üçkağıtçılar, küçük burjuvalar, eski solcular, dolandırıcılar bu kitabın dokusunu oluşturuyor. Bir dönemin ve insanlarının resmini çizen Kızıla Boyalı Saçlar; okuru kışkırtıyor, gözlerini gerçek hayata, hayatın gerçeklerine çevirmesini sağlıyor. Yalın ve mizah dolu bir anlatım; egemen sisteme ve sistemin savunucularına, benimseyenlerine karşı gözü pek, alaycı, sert bir eleştiri.
Yazarının tanımıyla “Kızıla Boyalı Saçlar insan özgürlüğüne yazılmış bir övgü.” Her birimiz içimizden Luis gibi olmayı biraz arzular, ama onun gibilere imrenmekle, öykünmekle kalmaz mıyız?