Şair Evlenmesi
“Şimdi benim Kumrucuğum kafese girecek ha! Ah, bir kere kanadının altına girebileydim! Fakat insan kısmının yediği bir yem var ya, adına para derler. Eğer ondan isteyecek olursa mesela… E ne olmuş? Ben de elimden geleni esirgemem ya. Verebileceğim şey, çok mu? Hepi topu bir teselli.”
Tanzimat Dönemi’nin en önemli yazarlarından biri olan Şinasi’nin Tercüman-ı Ahval gazetesinde tefrika edilen Şair Evlenmesi oyunu, Türk edebiyatının Batılı tarzdaki ilk tiyatro oyunu kabul edilmektedir. Şinasi, töre komedisi niteliği taşıyan bu eserinde görücü usulü evlenmenin sakıncalarına değinir.
Alafranga tutumu ve giyimi sebebiyle mahalleliler tarafından hoş karşılanmayan Müştak Bey, yoksul fakat eğitimli bir şairdir. Her ne kadar gönlünü Kumru Hanım’a kaptırmış olsa da mahallelinin entrikaları sebebiyle Sakine Hanım’la evlenmeye mecbur kalır. Müştak Bey’i bu zor durumdan kurtaracak kişi ise arkadaşı Hikmet Efendi’dir.
Anadolu geleneğini Batılı tarz ile ustalıkla harmanlayan bu eserle Şinasi, hem Anadolu âdetlerine hâkim olduğunu kanıtlamış hem de Türk tiyatrosunda yeni bir biçimin önünü açmıştır.
Türkleşmek. İslamlaşmak. Muasırlaşmak
Ziya Gökalp, Türk yazar, toplum bilimci, şair ve siyasetçidir. Meclis-i Mebûsan’da ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekilliği yapmıştır. Düşünce ve sanat yaşamımızda Türkçülük akımını ve Millî Edebiyat dönemini başlatan yazarımız Ziya Gökalp’tir. Ziya Gökalp, eserlerinde öne sürdüğü görüşlerini, yalın bir konuşma diliyle ve herkesin anlayacağı şekilde kullanmaya özen göstermiştir.
Vatan Yahut Silistre – Anonim Yayıncılık
Namık Kemal, eserlerinde "vatan", "hürriyet", "millet" kavramlarını esas almıştır. Batılı anlamda ilk tiyatro eserimiz olan Vatan Yahut Silistre, Namık Kemal’in yazdığı ilk oyundur. Eser, Namık Kemal’in sağlığında Gedikpaşa Tiyatrosu’nda sahnelenmiş gösterimin ardından çıkan bazı olaylar ve İbret gazetesinde yayımlanan bazı makaleler, Namık Kemal ve arkadaşlarının sürgüne gönderilmesine neden olmuştur. Bir tiyatro eseri olarak ayrıca ilgi görmüş, kısa zamanda başka dillere çevrilmiş ve pek çok tiyatro oyununun yazılmasına öncülük etmiştir. Rusların Silistre Kalesi’ni kuşatmasına karşı koymak üzere gönüllü olarak Silistre’ye gelen İslam Bey ve erkek kılığına girerek onun ardından giden Zekiye’nin hikâyesinin işlendiği Vatan Yahut Silistre’de asıl vurgulanmak istenen, "vatan uğruna yapılmayacak şey olmadığı"dır.
Çok Bilen Çok Yanılır
... İhsan Bey, yalnız kendi kendine. "İnsan ne acayip şey! Nasıl da birden bire değişti. Biraz önce her söylediğime ateş püskürürken şimdi kadınlığı tuttu. Ben nasıl isen öyleyim. Bende hiçbir değişiklik yok, sadece sıfatım değişiyor. Demek sıfat herşeyden üstün geliyor. Yazık, yazık! Ama kızcağız ne yapsın. Dünyanın kuralı böyle... Hem de o bir kadın. Zavallıya, kabahat kendisindeynıiş gibi, anası babası kim bilir nasıl söylenip durdu da, kızcağız sıkıldı. Buna rağmen beni terk etmek istemedi. Bu da sevindirici, gurur verici bir şey... Çünkü beni seviyor, sevdiğini her hareketiyle belli ediyordu. Her neyse! Allah dirlik düzenlik versin! Ancak şu Azmi Efendi midir nedir, öyle afallayacak ki! Şu dünyada da hiç böyle sinsi şeytan şey görmedim. Allah bir daha göstermesin. Şu başımdan geçenleri paşa babama söylesem gülmekten bayılır.
Bir Kadının Hayatından 24 Saat
Riviera’da eşi ve iki kızıyla tatil yapan 33 yaşındaki Henriette bir gece ansızın ortadan kaybolur. Kusursuz bir evliliği olduğu sanılan genç kadının nasıl ve neden ortadan kaybolduğu dedikodu konusu olur. Pansiyonda kalanlar küçük çaplı bir Madam Bovary vakasıyla karşı karşıya oldukları düşüncesiyle kadını iffetsizlikle suçlar, anlatıcımız da kadını savununca tartışma alevlenir. Masadaki yaşlı ve zarif bir İngiliz hanımefendi de hoşgörüsünden cesaret bularak anlatıcıya gençliğinde, bundan tam 24 yıl önce, başından geçen unutulmaz bir 24 saatin hikâyesini anlatmaya başlar.
“Tüm duygularımla bu yabancı insanın, bu neredeyse her şeyini kaybetmiş, ölümün eşiğine gelmiş insanın tüm hırsları ve tutkularıyla son bir şeye tutunduğunu hissediyordum
Korku – Anonim Yayıncılık
Korku, sinsi bir imparatorluğa başkentlik yapabilir.
Okuyacağınız polisiye eserde ölüm korkusunun bir insanın hayatını nasıl yönettiğini ve gizlice ona nasıl egemenlik kurduğunu göreceksiniz. Korkunun insanda yarattığı akıl yürütme, mantık geliştirme ile bastırma mekanizmalarını kullanarak kendini nasıl gizlediğine ve hayatta kaldığına şaşıracaksınız.
"Ayhan Kudat’ın sürükleyici anlatımıyla, bilinçaltının labirentlerinde kaybolmaya hazır olun."
—Prof. Dr. Ali Murat Kırık - Akademisyen / Yazar
“İnsanlık tarihinin ilk suçudur cinayet. Okudukça çözülür, çözüldükçe anlaşılır ve sonunda haz vardır. Kitabı okuduğunuzda her şeyi daha iyi anlayacaksınız.”
—Savaş Kurtbaba - Dedektif
“Korku sadece polisiye değil, karanlık dehlizlerde unutulmaz bir yolculuk.”
—Sinan Can - Hollanda Televizyonu – Gazeteci / Belgesel Yapımcısı
"Türkiye'de polisiyeye yeni soluk getirecek sarsıcı satırlar."
—Fatih Portakal - Gazeteci / Yazar
“Müthiş bir roman. Son yıllarda gazeteci kökenli yazarların gerilim ve polisiye romanlardaki başarısı, sadece yurt dışında değil ülkemizde de fark ediliyor. Bu roman bunun örneklerinden biri.”
—Sayım Çınar - Hürriyet Gazetesi Yazarı
“Korku okuru daha en başında içine çekiyor. Sayfaları heyecan ve merakla çevirme isteği uyandırıyor.”
—Önay Yılmaz - Polisiye Yazarı
Kerem İle Aslı – Anonim Yayıncılık
Kerem ile Aslı, büyük hikâyeler grubuna girer. Hikâyenin geçtiği yer ve tarih hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Hikâyenin XVI. yüzyıldan daha eski olamayacağı söylenir. Olayların geçtiği yerler ise Azerbaycan ve Doğu Anadolu bölgesi olduğu düşünülmektedir. Bu hikâye gerek âşık edebiyatında gerekse halk edebiyatında derin izler bırakmıştır. Farklı sanat dallarında da (opera, bale, sinema, resim vb.) işlenmiş, türküleri halk arasında kullanılmıştır.
Yakıcı Sır
Stefan Zweig’tan yakıcı bir roman...
Edgar on iki yaşında bir erkek çocuktur. Yeni geçirdiği hastalığın ardından dinlenmesi için babası onu annesiyle birlikte bir dağ oteline gönderir. Burada arkadaşlık edebileceği bir yaşıtı olmayan Edgar otele tatil için gelen genç Baron’la tanışır ve onunla vakit geçirmeye başlar.
Baron geçici bir macera arayışı içindedir ve Edgar’la yakınlık kurmasındaki amacı da onun orta yaşlı, alımlı bir kadın olan annesine yaklaşmaktır. Edgar, Baron ve annesi arasındaki yakınlaşmayı yadırgar. Kadınlarla erkekler arasında yaşanan ve yetişkinlerin açıklamaktan kaçındığı şeyin ne olduğunu bilmemekte ve bu büyük sırrı öğrenmek istemektedir.
Define
“Mağazalar, paranın temin edeceği bütün zevk ve rahatlık, keyif ve neşe vasıtalarını bana birer birer takdim ediyor, kadınların hepsi tebessüm ederek beni davet ediyorlar gibiydi. Birdenbire sarsıldım, durdum. Şayet bir aksilik çıkar da bu emeller gerçekleşmezse ne tamir edilemez bir felaket, ne tahammül edilemez bir sefalet olacaktı!”
Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı kabul edilen Eylül ’ün yazarı Mehmet Rauf’un kendisiyle özdeşleşen tarzından farklı bir yola saparak serüven ve gizem hissini önde tuttuğu, kitabın devamı sayılan Kan Damlası ile beraber polisiye türünde kaleme aldığı tek eseri olan Define 1927 yılında yayımlanmıştı.
Sıkı bir polisiye okuru olan, Erzurum Hastanesi Başhekimi Şakir Feyzi’nin hastalarından Hacı Hanım, zamanında çalıştığı konaktaki Paşa’nın ona bir kitap verdiğini ve bu kitabın içinde büyük bir hazinenin yerinin saklı olduğunu söyler. Hacı Hanım yaşı nedeniyle defineyi bulamayacağından bu sırrı Şakir Feyzi’ye emanet etmek istiyordur. Büyük bir servetin heyecanına kapılan Şakir Feyzi, Fuzulî Divanı ’nın sayfalarında başlayan bu yolculukta, yalnızca okuduğu kitaplarda gördüğü türden bir maceranın içinde bulacaktır kendini.
Mehmet Rauf’un bir gizemi çözmenin coşkusunu, paranın akıl çelici kuvvetini anlattığı Define Türk polisiyesinin en sürükleyici yapıtlarından birisi.
İntibah – Anonim Yayıncılık
Ali Bey, hayatın getirdiği acı ve pişmanlık dolu yolculuğunda, babasının otoritesiyle korunan bir gençtir. Babasının vefatıyla hayatı altüst olan Ali Bey, annesinin rehberliğinde Çamlıca’nın büyüleyici atmosferinde teselli ararken, kader onu Mehpeyker adlı gizemli bir kadınla tanıştırır. Bu karşılaşma, Ali Bey’in masum dünyasını sarsar ve onu entrikalarla dolu bir yola sürükler.
Namık Kemal’in kaleminden çıkan İntibah, bireyin toplumsal ve ahlaki çöküşünü anlatan ilk büyük Türk romanıdır. Ali Bey'in Mehpeyker ile yaşadığı fırtınalı ilişki ve sonrasında karşılaştığı olaylar, onun hem kendini hem de sevdiklerini felakete sürükler. Ali Bey’in Mehpeyker’in entrikalarına karşı savunmasız kalışı, annesi Fatma Hanım’ın çaresizliği ve Dilaşub’un trajik kaderi, okuyucuyu derinden etkiler.
Bu klasik eser, ihanet, pişmanlık ve ahlak gibi evrensel temaları işlerken, Tanzimat dönemi Osmanlı toplumunun sosyal yapısını ve ahlaki değerlerini de gözler önüne serer. İntibah, Ali Bey’in yanlış seçimlerinin ve toplumsal baskıların bireyi nasıl şekillendirdiğini dramatik bir şekilde yansıtır.
Namık Kemal’in güçlü anlatımıyla İntibah, okuru Ali Bey’in hatalarından ders almaya ve insan doğasının karanlık yönlerini keşfetmeye davet ediyor. Masumiyetin ve düşüşün bu sürükleyici hikâyesi, edebi değeri ve derinliğiyle her dönemde okunmayı hak ediyor.
Sırça Köşk
Sabahattin Ali'nin kaleminden dökülen bu çarpıcı öykü demeti, yazarın kuşatıcı bakışını ve etkileyici üslubunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Sırça Köşk , hayatın gündelik ayrıntılarına ve toplumsal çelişkilerine keskin bir mercek tutan 17 öyküden oluşuyor.
Bu özgün öykülerde ve modern masallarda Sabahattin Ali'nin kaleminden; çaresizlikleriyle yüzleşen insanlar, hüzünlü aşk hikâyeleri, toplumsal eleştiriler ve büyülü masallar çıkıyor karşımıza. Her biri ayrı bir şaheser olan öyküler; duygu yüklü sahneler, ince ayrıntılar ve çarpıcı imgelerle bezeniyor.
Sırça Köşk , Sabahattin Ali'nin edebiyatımızdaki öncü rolünü ve dehasını bir kez daha kanıtlıyor. Bu öykü demeti, usta kalemi ve nükteli üslubuyla okurlarını farklı dünyalara götürüyor.
İnsancıklar
İnsancıklar , Dostoyevski’nin 1846 yılında yayımlanmış ilk romanıdır. Eser öyle beğenilir ki dönemin önemli şairlerinden biri olan Nikolay Nekrasov “başyapıt” olarak değerlendirir, saygın bir eleştirmen olan Vissarion Belinski ise Dostoyevski’yi överek Rusya’nın yeni bir Gogol kazandığını söyler.
Kitap, devlet dairesinde kâtip olan, orta yaşlı Makar Devuşkin ile onun yirmili yaşlarının başında olan genç akrabası Varvara Dobroselova arasındaki mektuplaşmalardan oluşur. Aralarında sevgi ve şefkat dolu bir ilişki vardır, içinde bulundukları sefalete rağmen, duygularını döktükleri o satırlarda huzur ve teselli bulurlar. Okur, bu iki karakterin bugünü ve geçmişi hakkında bilgi edinirken bir yandan da dönem Rusya’sındaki yoksul kesimin yaşamına dair pek çok çarpıcı gerçekle karşılaşır. Belinski tarafından Rusya’nın ilk toplumsal romanı olarak nitelendirilen İnsancıklar , edebi natüralizmin yaygın temalarından biri olan yoksulluğu konu edinmiştir.
Ömer Seyfettinden Seçme Hikayeler
Hikâyelerinde kendi hayatı hakkında ipuçları veren Ömer Seyfettin, karakterleriyle yer yer gülümsetir, çoğu zaman da ders verir. Dilden dile dolaşan hikâyeleri, bu yüzden hiç eskimemiştir. Hikâyelerin bu kadar sevilmesinin en önemli sebepleri, gerçekçiliği ve samimiyetidir. Çocukluk anılarından olduğu kadar ailesinden de ilham alan yazar, annesi Fatma Hanım’la ilgili hatıralarını kitaptaki “İlk Namaz” adlı hikâyede anlatır. Yine “And” ve “Falaka” adlı hikâyeler ise, çocukluk günlerindeki hatıralarından izler taşır. “And” hikâyesinde doğduğu ve büyüdüğü Gönen’i, iki çocuk arasındaki dostluğu uzun uzadıya anlatan Ömer Seyfettin, hayatın içinden bulup çıkardığı bu gibi konuları ustaca hikâyeleştirmiştir.