Bir Damla Deniz
Birini mutlu etmek için neler yapabilirsiniz?
Fransız yazar Ingrid Chabbert ile İspanyol illüstratör Guridi’nin imzasını taşıyan Bir Damla Deniz, hayallerin gerçek olduğu, kuşaklar arası bir sevgi öyküsü.
Bir Damla Deniz'de, hayatı boyunca denizi hiç görmemiş büyük büyükannesinin yarım kalmış hayalini gerçekleştirmek için yollara düşen küçük Ali’nin umut, fedakarlık ve azim dolu hikayesi anlatılıyor.
Şiirsel metni ve oryantal motiflerden beslenen yalın çizimleriyle her yaştan kitapseverin içini ısıtan Bir Damla Deniz, hayatta ne olursa olsun, hayalleri gerçekleştirmek için hiçbir zaman geç kalınmayacağını hatırlatıyor.
Yüz yaşındaki bir palmiyenin az ilerisinde, çölün sınırında huzurlu bir yaşam süren Ali, bir gün, artık yürümekte güçlük çeken büyük büyükannesinin tüm hayallerini gerçekleştirip gerçekleştirmediğini sorar ve onun denizi hiç görmediğini öğrenir. Ertesi gün büyük büyükannesine denizi getirmek için kovasını da alarak tek başına yola koyulur. İlk kez denizin güzelliğiyle tanışacak olan Ali’yi hayalden gerçeğe uzanan şaşırtıcı bir yolculuk beklemektedir…
Ali ile büyük büyükannesinin öyküsüne ortak olan çocukların aile bağlarının önemini kavramasına katkıda bulunan bu sevimli kitap, aynı zamanda, aile büyüklerinin torunları için alabilecekleri anlamlı bir hediye.
Sevdiklerimizi mutlu etmek adına atacağımız küçücük bir adımın bile, onlarla birlikte bizi de mutlu edebileceğini anımsatan Bir Damla Deniz, hem duygusal hem de gerçekçi hikâyesiyle kalplere dokunuyor.
"Gidiyorum. Sana denizi getireceğim."
Bir Dostluk Masalı
Ormandaki tüm fındıklar aşkına, tam zamanında geldin!
Biz de senin kadar yardımsever bir kitap kurdu arıyorduk uzun zamandır.
Şansın varmış ki bu kitaba rastladın!
Bak, güneş, dağların arkasında gerinmeye başladı bile çoktan.
O zaman neden hâlâ koşmuyorsun Postacı Saka Kuşu'nun ardından…
Koca kuyruğu, çizgili sırt çantası ve sevimli yüz ifadesiyle etrafına neşe saçan Sincap, aynı zamanda çok da yardımseverdir. Bir sabah uyandığında kovuğunda gizemli bir mektup bulur ve telaşla yola koyulur. Ormanda karşılaştığı hayvanlar peşi sıra Sincap'tan yardım isterler. Yol boyunca, Geyik Bey’in boynuzlarını çiçeklerle süsleyen, şevkle örgü ören kaplumbağa için yün yumak peşine düşen dostumuz kurda, dağ sıçanına, tilkiye, sansara, kurbağalara, nehirdeki balıklara derken neredeyse bütün orman sakinlerine yardımcı olur. Peki ya bulduğu o esrarengiz mektup? Sincap asıl hedefine ulaşabilecek midir?
Akdenizli sanatçılar Susanna Isern ve Marco Somà imzalı bu eğlenceli resimli kitap, dostluğu yücelten güçlü hikâyesinin yanı sıra ormanda geçen olağanüstü bir düşü andıran naif resimleriyle gözlere hitap ediyor.
Kalpleri yumuşatan sıcacık öyküsüyle her yaştan okurun beğenisini kazanacak Bir Dostluk Masalı, yardımlaşmanın, dostluğun ve sevginin hayatımıza kattığı güzellikleri anımsatırken yüzlerde tatlı bir tebessüm bırakıyor.
Kütüphanedeki Aslan
Siz hiç kütüphanede bir aslan gördünüz mü?
Günlerden bir gün kütüphaneye bir aslan gelir. Koca cüssesiyle etrafta salınıp, kitap koridorları arasında kaybolduktan sonra okuma köşesindeki minderlerin üzerinde uyuyakalır. Başta görevliler olmak üzere herkes biraz şaşırsa da kimse ne yapması gerektiğini bilemez. Çünkü kütüphane kuralları arasında aslanlarla ilgili hiçbir madde yoktur. Kısa sürede kütüphaneyi benimseyen ve ortama ayak uyduran aslan, çalışanların işlerini kolaylaştırmakla kalmayıp kütüphaneyi ziyaret eden çocukların da sevgisini kazanır. Günler geçtikçe kütüphanenin maskotuna dönüşen sevimli aslan hiç usanmadan kütüphaneye gelmeye devam eder. Taa ki, karşılaştığı kötü bir olay nedeniyle kütüphane kurallarını ihlal etmek zorunda kalana kadar…
Amerikalı yazar Michelle Knudsen, kütüphaneye bir aslan sokarak küçük okurları kütüphaneyle, oradaki kitaplarla ve kütüphanede bulunmanın gerektirdiği kurallarla eğlenceli bir şekilde tanıştırırken, Kevin Hawkes ise göz alıcı resimleriyle bu büyüleyici ortamı çocukların hayallerinde daha iyi resmetmelerini sağlıyor.
Yaşı kaç olursa olsun, herkesin yüzünde sıcacık bir gülümseme bırakan Kütüphanedeki Aslan, insana okuma sevgisi aşılayan mucizevi kitaplardan…
“Çocukların yatma saatinde sakinleştirici etkisi olan, çok keyif verici bir kitap.”
- Blogcu Anne
“İsterseniz okurken çocuğunuzla birlikte aslan gibi kükreyebilir, evinizdeki kütüphanede onun gibi salınarak dolanabilir ve aslan kılıklı parmak kuklalarıyla öyküyü canlandırabilirsiniz.”
Bir Dolap Kitap
Kırmızı Şemsiye
Denize Doğru
Ay Kaç Yaşında ?
Birbirine uzak iki ayrı şehirde yaşayan iki usta yazarın yıllar boyunca elektronik postayla birbirlerine yolladıkları şiirler önce belli temalar üzerineydi: Ay, kar, deniz. Ancak onlar oyunlarını oynarken kediler gelmiş kapılarına, kuşlar konmuş pencerelerine, rüzgâr esmiş, kırlangıçlar uçmuş, kertenkeleler kaçmış… Bulutlar, martılar, balıklar, gökyüzü, karga, kirpi, güvercin ve dünyanın yedi rengi… Açın bakın, daha ne sürprizler bekliyor sizi bu kitapların sayfalarında. Sizde kendi şiirlerinizi yazın diye…
Kuş Uçtu Şiir Kaldı
Birbirine uzak iki ayrı şehirde yaşayan iki usta yazarın yıllar boyunca elektronik postayla birbirlerine yolladıkları şiirler önce belli temalar üzerineydi: Ay, kar, deniz. Ancak onlar oyunlarını oynarken kediler gelmiş kapılarına, kuşlar konmuş pencerelerine, rüzgâr esmiş, kırlangıçlar uçmuş, kertenkeleler kaçmış… Bulutlar, martılar, balıklar, gökyüzü, karga, kirpi, güvercin ve dünyanın yedi rengi… Açın bakın, daha ne sürprizler bekliyor sizi bu kitapların sayfalarında. Sizde kendi şiirlerinizi yazın diye…
Tülüş
Sevgili
Modern Fransız edebiyatının en önemli ve üretken isimlerinden Marguerite Duras, sömürge toplumunun değer yargıları, ailesi ve yoksulluk arasında sıkışmış genç bir kadının ilk aşkını ve ilk cinsel deneyimini kaleme aldığı yarı otobiyografik romanı Sevgili’de, kendi bedeni ve yaşamı üzerinde hakimiyet hakkını kimseye vermeyen tavrıyla, kadın özgürleşmesi yönünde de önemli bir yapıta imza atmış olur.
Gerçeklikle imgeselliğin birbirine karıştığı Sevgili, yasaklarla ve benliğiyle boğuşan bir genç kızın kendini yaratma sürecine dair edebiyat tarihinin en şairane, en olgun metinlerinden biri olarak unutulmazlar arasında yerini almıştır.
Yayınlandığı 1984 yılında Goncourt Ödülü’ne, 1986’da ise İngilizcede yayınlanan en iyi roman ödülüne layık görülen, tüm dünyada milyonlarca okurla buluşmuş ve sinemaya da uyarlanmış bu ölümsüz eser Tahsin Yücel çevirisiyle yeniden Türkçede...
Tepetaklak
Tanrı Çocuğu Korusun
Afro-Amerikan edebiyatına yaptığı katkılar nedeniyle defalarca ödüllendirilmiş Toni Morrison, son kitabı Tanrı Çocuğu Korusun’da eritme potası ve çok kültürlülük gibi asimilasyon politikalarıyla Amerikanlaştırılmış yeni siyahi kuşağın psikolojisini irdeliyor. İnsanın hikâyesine çocukluğun ne şekilde yön verdiğini ve travmaların bazen onulmaz yaralara dönüşürken, bazen de kişi için nasıl sıçrama tahtası olabildiğini mercek altına alıyor.
Başarılı, özgüvenli ve yalnızca beyaz giyinerek teninin rengini özellikle öne çıkaran siyahi genç bir kadının yaşadığı ayrılık, geçmişindeki sevgiden yoksunluk ve kalp kırıklığıyla yüzleşmesine neden olurken, bir varoluş buhranına kapılarak aşkın peşinde gerçek benliğinin izini sürmesine yol açıyor.
Sevilen, En Mavi Göz ve Merhamet gibi etkileyici romanların yazarı Toni Morrison’dan, çocukluktan yetişkinliğe giden yolda sevgi, aile, başarı, arkadaşlık ve güven gibi hatırı sayılır konuları ele alan incelikli bir anlatı...
“Bir çocuğa ne yaptığınız önemlidir.”
Kadınlar
Farklı coğrafyalardan, ahir zamanlardan, yakın geçmişten, her yaştan, her sınıftan kadınlar...
Kimi büyük kimi küçük eylemlerle, kimi konuşarak kimi yalnızca susarak, yaparak ya da yapmayarak tarihin akışını değiştirmiş kadınlar... Engizisyona, senatoya, kiliseye, sömürgecilere, faşizme direnen kadınlar... Dans eden, seven, sevişen, ağlayan ve gülen kadınlar...
Eduardo Galeano yine dünyanın bütün köşelerini dolaşarak, kadınlar şahsında bir insanlık tarihine davet ediyor okuru. Yalnızca tekerrürden ibaret olmayan, çomak da sokulabilen bir insanlık tarihine...
Her satırıyla etkileyen, öfkelendiren ve umut veren bir derleme. Galeano ölümünden sonra da “dünyanın vicdanı” olmaya devam ediyor.
Sevilen
Kölelik cehennemine içeriden bir gözle bakan Sevilen, çocuklarıyla birlikte kölelikten kaçan bir kadının özgürlük savaşını anlatıyor. Geçmişin ağırlığını omuzlarından yıllar sonra dahi indiremeyen, onun hayaletleriyle boğuşan Sethe, annelik vicdanıyla, kadınlığıyla ve ait olduğu toplumla hesaplaşıyor. Kadınlık ve annelik duygularıyla müthiş bir şekilde harmanlamış Toni Morrison’ın bu dev eseri, zalimliklerle dolu bir tarihe ışık tutarken, siyahi bir ailenin merkezinde çok kişisel bir varoluş hikâyesinin duygu dolu inceliklerini ıskalamamayı başarıyor.
Acı ve güzelliği yan yana getiren şiirsel diliyle Toni Morrison’a Pulitzer Ödülü’nü kazandıran Sevilen, büyülü atmosferi ve doğaüstü detaylarıyla fazlasıyla sahici bir masal…
Dünyanın Bütün Sabahları
Bir usta. Sainte Colombe. Çalgısıyla insan sesindeki tüm tınıları çıkarabildiği söyleniyor. Karısının ölümüyle iyiden iyiye içine, müziğine kapanan bu adam, köşesinde iki kızıyla birlikte yaşıyor.
Bir öğrenci çalıyor bir gün kapısını. Öğrenci dediğimize bakmayın, adam Marin Marais, ama daha gencecik. Sainte Colombe'dan müziğinin gizini öğrenmek istiyor. Sainte Colombe onu yanına alacak. Büyük kızı da vurulacak çocuğa.
Dünyanın Bütün Sabahları gölgelere övgüdür, gölgelere ağıt. Ulu bir dut ağacının dalları arasına kurulmuş, viyola sesinin eksik olmadığı derme çatma bir kulübenin altında biten, yaşayan, ölen ve dirilen gölgelere…
Alain Corneau tarafından 1991'de filme uyarlanan, Jean-Pierre Marielle ve Gerard Depardieu gibi usta oyuncular ve Jordi Savall'in ezgileriyle zenginleşen Dünyanın Bütün Sabahları çağdaş edebiyat kadar sinema tarihinin de unutulmazları arasındadır.
Otoportre
Edouard Leve bu eserinde hiçbir gizlisi saklısı olmadan tüm benliğini okura açıyor. Hatta diyebiliriz ki, samimiyet mefhumunu da aşarak okur karşısında sahiden çırılçıplak kalıyor. Okuru yer yer kendisiyle özdeşleştiren, yer yer kıskandıran, utandıran, kızdıran bir üslup var karşımızda. Nefes almadan yazılan, cümleleri akla geldiği gibi sıralanan, gerçeklikle kurmacanın iç içe geçtiği Otoportre, tıpkı yazıldığı şekilde okunmaya davetiye çıkarıyor. Daha da önemlisi, Leve’i İntihar’ı yazmaya ve yazdığını yaşamaya, kendi canını almaya götüren yolun taşlarının nasıl döşendiğinin ipuçları Otoportre’de yer alıyor.
İntihar
Edouard Leve, yirmi yıl önce intihar etmiş, belki hayali belki de gerçek çocukluk arkadaşına uzun bir mektup niteliğindeki İntihar’da, yaşamayı reddeden kahramanının gerçekçi bir portresini sunuyor. Yetenekleri, arzuları ve duyarlılıklarıyla yazıya taşıdığı arkadaşının intiharını tüm aşamaları ve en ince ayrıntılarıyla anlatıyor.
Kitabı tamamlayıp yayıncısına teslim ettikten sadece on gün sonra ise kendi hayatına tıpkı arkadaşı gibi son veren Leve, İntihar’dan sonra dünya edebiyatının sonsuza dek genç kalacak, kült yazarlarından biri olmuştur.
Ve Günler Yürümeye Başladı
Galeano’dan her güne bir masal değil, her güne bir gerçek. Bir takvim formatında yazılan Ve Günler Yürümeye Başladı, 1 Ocak’tan 31 Aralık’a her gün için yakın tarihte ya da eski çağlarda o gün yaşanan özel bir hikâye anlatıyor. Eduardo Galeano, Aynalar’da olduğu gibi kadın, erkek, iktidar, yerliler, ırkçılık, emperyalizm, kültürler, daldan dala atlayarak; değinilmedik konu, ulaşılmadık coğrafya, çoğaltılmadık ses bırakmıyor. Sürekli daha ileriye taşımaya çalıştığı minimalist stili ise zirvede. Fazladan tek bir sözcük bile kullanmak istemiyor, her şeyin özüne inmeye çalışıyor: konunun, insanın, sözcüğün, tarihin... Söylemek istediğini mümkün olan en kısa biçimde aktarmak; herhalde Galeano edebiyatının en güzel özeti budur. Hüzünlü sayfaların ağırlığı kaçınılmaz olsa da geleceğe yönelik umudu her satırda hissettirerek "dünyanın vicdanı" yakıştırmasını Eduardo Galeano’nun ne kadar hak ettiğini, bu kitap bir kez daha teyit ediyor.
Enigma
Ders vermekten sıkılmış bir edebiyat profesörü, yazar olmayı delicesine isteyen genç bir kız, yetenekli bir şair ve zeki bir kiralık katil olmayı aynı anda başaran genç bir adam ve konuşmayı pek sevmeyen Japon kız... Onları “Bartleby ve Şürekası” isimli kitapçıda ne bir araya ne getirebilirdi? Elbette edebiyat ve onun dönüştürücü gücü.
Kendilerini “Yatak Odası Filozofları” olarak adlandıran bu dörtlü çetenin entelektüel ve cinsel hayatını tek bir amaç belirler: Edebiyat tarihinde sonlarını beğenmedikleri kült romanlara yeni sonlar yazarak onları piyasadaki asıllarıyla değiştirmek...
2008’de İspanya’da En İyi Roman seçilen Almodovar Teoremi ve Son Devrimin Güncesi adlı çarpıcı romanların yazarı Antoni Casas Ros’tan haz ve edebiyat üzerine kurulu etkileyici bir anlatı...
İçsel Çatışmalarımız
"Ben insanın var olan potansiyellerini geliştirmek ve ‘iyi’ biri olmak için hem becerisi hem de arzusu olduğunu düşünüyorum; bunlar bozulduğunda başkalarıyla ve dolayısıyla kendisiyle ilişkisinin de bozulacağını düşünüyorum. İnsan değişebilir ve hayatta olduğu sürece değişmeye devam edebilir." Horney’nin nevroz teorisi kendinden öncekilerin aksine "yapıcı"dır. Freud’un insanı harekete geçiren dürtülerin ancak denetim altına alınabileceği, en iyi ihtimalle "yüceltilebileceği" teorisini ters köşeye yatırır ve insanın içinde bulunduğu koşullar değiştirilerek kendisinin de değişebileceğini söyler. Nevrozların altında yatan çatışmalar hafifletilebilir, hatta fiilî bir biçimde çözümlenebilir ve böylece kişiliğin gerçek anlamda bütünleşmesi sağlanabilir. Freud’dan sonraki kuşakların en özgün psikanalistlerinden biri olan Karen Horney, kültürün ve çevrenin önemini vurgulayan ve yabancılaşma sorununu, kendini gerçekleştirme ve özgürleşmeyi merkezine alan bir yaklaşım geliştirdi. Yeni ve dinamik bir nevroz teorisi ortaya koyan Horney, İçsel Çatışmalarımız’da, "insanlara yaklaşma", "insanların aksine gitme" ve "insanlardan uzaklaşma" durumlarındaki temel çatışmaları ele alıyor.
Lilith
Aynalar
"Ben hatırlama takıntısı olan bir insanım," diyor Eduardo Galeano, tarihçi olarak anılmasına itiraz ederek. "Her şeyden çok da Amerika'nın, unutkanlıktan mustarip Latin Amerika'nın geçmişini hatırlama takıntım var:
Ancak bu kez dünyanın bütün cografyalarını dolaşarak, fiziki olduğu kadar zihinlerdeki sınırların da ötesine geçerek, unutulmuş ya da öğretilmemiş bambaşka bir tarihi hatırlatıyor Galeano. Her şeyin özüne inmeye çalışan minimalist ve nüktedan diliyle, eski çağlardan günümüze tarihi, edebi, politik anekdotlarla ve başka bır bakış açısıyla "Neredeyse Evrensel Bir Tarih."
Alternatif tarih yazımının en güzel örneklerinden biri olan Aynalar, insanlık tarihinin acı ancak umut dolu bUtun ayrıntılarında soluk aldırarak, dünyaya bakışınızı değiştirmeyi vaat ediyor ve Eduardo Galeano bır kez daha ''dünyanın vicdanı" olmaya devam ediyor.
Almodovar Teoremi
Bir gece aniden yola fırlayan bir geyik, korkunç bir trafik kazası, kazada ölen bir sevgili, yol olan bir yüz, uçup giden hayaller, yalnız, düşünerek geçirilen yıllar ve aşkla, cinsellikle, edebiyatla yeniden, yepyeni bir hayat... Hayatını internetten matematik dersleri vererek devam ettiren, Antoni Casas film yapacağını hayal eder. Gerçekle gerçeküstü, kurmacayla otobiyografik olanın arasındaki çizgiler yavaş yavaş silinir. Almodovar’ın "yüzü olmayan adama" en güzel hediyesi ise genç transseksüel Lisa’dır. Bir yandan edebiyat, bir yandan aşk, inzivaya çekilmiş yazarı "başka bir şenliğe" çağırır. İçinde yaşadığımız dünyaya dışarıdan, çekildiği inzivadan bakan yazarın gözlemleri ise oldukça çarpıcı. Yüzün, şeklin, görünüşün her şey olduğu bir dünyada, Almodovar Teoremi "çirkinliği güzelliğe çeviren bakışın gücü" üzerine kurulu. Otobiyografiyle kurmacanın, edebiyatla sinemanın, matematikle şiirin, fizikle müziğin, Newton’la Almodovar’ın içiçe geçtiği Almadovar Teoremi, 2008’de İspanya’da en iyi roman seçildi.