Gazoz Ağacı
Sabahattin Kudret Aksal (1920-1993), şairliği ve oyun yazarlığı yanında, çağdaş öykücülüğümüzün belki az yazmış, ama her yazdığında belli bir dil ve biçem kalitesini titizlikle korumaya bilmiş, alçakgönüllü ustası. Ustalığı, öykülerinin önemli ödüller almasıyla da belgelenmiş durumda: Gazoz Ağacı ile 1955 Sait Faik Hikaye Armağanı'nı, Yaralı Hayvan ile 1957 Türk Dil Kurumu Sanat Armağanı'nı alan Aksal, 1985 yılında da "Vav'lar" adlı öyküsüyle ENKA ödülünü kazandı.
Dr. Arif Yılmaz'ın, bütün yayımları karşılaştırarak notlarla zenginleştirdiği bu eleştirel basımda, Aksal'ın, 20 Haziran 1940'ta Servetifünun'da çıkan ilk öyküsü "Semtin Kahvesi"nden son yazdığına kadar, öykü alanındaki bütün verimi yer alıyor.
Geç Gelen Ağıtlar
Gürültünün arkasından yavaşça süzüldün Bazısı gürdü
ışıklarının, bazısı süzgün Uzakta bekleyen karanlığa
doğru yürüdün Gülümsemen üzgün gibiydi, biraz küskün
Biliyorum, artık doğmayacak öyle bir gün Yapraklar
dingin, dallarda sürgün Ben alacakaranlığa kalkarken
üzüntülüydün O sabah en uzak yerindeydi gün
Sonra solgun renkleriyle geldi hüzün Hızla geçip
yanımdan yitiyordu yüzün.
Geç Kalan
Herkes kendi kuyusunu kalbinde taşır, biliyordun.
Karşısına çıkan her şeyi yakarak üzerine gelen, sinsice etrafını kuşatan bir hayat yangınında korku içinde ne yapacağını düşünürken gördün onu ilk defa. Kaçmaktan bitap düşmüş bir haldeyken yüzüne baktın, sana elini uzattı, elini tuttun. Korkutucu şimşeklerle yüklü gri bulutların kuşattığı yasaklı gökyüzünden elini uzatan asi bir melekti. Yedi kat göğün ötesinden usulca uzandı zarif eli, bulutların arasından, alevlerin arasından uzandı, yavaşça göğsünü yarıp, delice çarpan kalbine dokundu. Dokunduğu yer sızladı. Açık yara.
Yalnızlık ve varoluş ağrısı. Bir aşkı, bir kadını ve bir mucizeyi yitirmek. Kaybettiği kadını şehrin sokaklarında, hafızasının karmaşık dehlizlerinde ve kendi içindeki karanlık kuyusunda arayan yalnız bir adam. Bir yandan evini terk eden bir annenin geride bıraktığı kapanmaz çocukluk yaraları diğer yandan erken vedalaşan dostların hüznü. Bir terapi koltuğundaki sayıklamalar.
Geç Kalan; kendine özgü diliyle, edebiyatıyla, güçlü duygu dünyasıyla okurları büyüleyen Tarık Tufan’ın en şiirsel metinlerinden biri. Parçaları tamamladığınızda yüreğinizde derin bir iz bırakacak sarsıcı bir eser ve unutamayacağınız bir arayış hikâyesi.
Gece – Metis Yayınları
İlk kez 1985 yılında yayımlanan Gece 1991 yılında Pegasus Edebiyat Ödülü'nü aldı. Çeşitli dillere çevrilen ve yayımlanan Gece için Akşit Göktürk'ün "Sunuş"unu okuyabilirsiniz.
"Gece'de anlatılan tek tek, bölük pörçük durumların, konumların, gerçek yaşamla somut ilişkisi, sürekli seziliyor satır aralarında. Okurun yakın geçmişte tanığı olduğu birçok toplumsal, tarihsel, kültürel deneyden yankılar var metinde sözgelişi. Alışılmış tarihsel mantığın işleyişi bile sorguya çekiliyor. Ama bütün bu gerçek durumlardan soyut bir çıkarım olan yaşantı, insan umutlarıyla korkularının bütünleyici imgeleriyle dile getiriliyor."
- Akşit Göktürk
Gecede – Modern Türk Edebiyatı Klasikleri 25
Leylâ Erbil’in öykülerinin ve romanlarının odağında hep bir kabus çekirdeği vardır. Bu çekirdek, okurlarının korkularını da kışkırtır. Korku ve kabusu besleyen ise yaşamda ve edebiyatta kadınların kurcalaması değil değinmesi bile yasaklanmış konu ve sorunların incelenmesidir. Leylâ Erbil, birçok söyleşisinde “insanın yaralı, sakatlanmış, doğduğunda sevgiye, sevecenliğe muhtaç olduğuna” değindi. Ancak yazarken “insanlığın her an şaha kalkabilecek kötülük tohumlarıyla donanmış olduğunu” da görmezden gelmedi. Onun insanı yansıtma yöntemi daha çok “delilik görünümlü bir yelpazede” yer aldı, öykü ve romanlarındaki deliye “gerçekleri” söyletti.
Sennur Sezer
Gelibolu Uzun Beyaz Bulut
Çanakkale 2000
Çanakkale Savaşları’nda ölen büyük dedesinin mezarını aramak için Gelibolu’ya gelen Zelandalı genç bir kadın ve Çanakkale Milli Parkı’nda bastonuyla dolaşan Türk Nine’nin akıllara durgunluk veren seksen beş yıllık sırrı…
Çanakkale 1915
Osmanlı teğmeni Ali Osman Bey ile Anzak Er Alistair John Taylor’ın birlikte insanlığa verdiği dehşetengiz ders…
Tarih kitaplarında yer almasına henüz hiçbir milletin izin vermeye hazır olmadığı büyük insanlık sınavı: Aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede savaş kahramanı olur mu? Ya da: Tarih düz okunacak bir metin midir? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır?
“Uzun Beyaz Bulut Gelibolu, Türk romanında heyecan verici bir yenilik. Savaşın anlamsızlığını, gizemini ve düşmanlığın ötesinde birleştirme mucizesini dünya edebiyatında pek az yazar böylesine sürükleyici bir anlatımla yaratabilmiştir.”
- Talat S. Halman
Gelirken Ekmek Al
Şahin... Neredeyse hiç görmediğim babam, annemin neredeyse hiç görmediği kocası. Yıllardır muhatap olduğum “Baban nerede?” sorusuna, “işte”, “evde”, “memlekete gitti” gibi bir çırpıda verilebilecek cevaplar verebilmeyi çok isterdim. Babamın nerede olduğunu, nasıl bir bahtsız olduğunu kimseye izah edemedim. Kabul etmek gerekirse, masumiyetinden zaman zaman ben de çokça şüphe ettim. Kadere saygımız, tekrara göre değişiyor. Başımıza bir iş geldiğinde, bunu aksilik olarak kabul edebiliyor ve sineye çekiyoruz; bu aksilik ikinci kez geldiğinde, geldi mi üst üste gelir diyoruz, üçüncüsü tekrar ettiğinde her şey de senin başına geliyor diyerek rahatlıkla kanaat bildiriyoruz, sonraki tekrarlardaysa başına bu kadar çok şey geliyorsa, demek ki tüm bunları hak ediyor diyoruz. O bütün masumiyetiyle yaşamaya devam etse bile... İçimizde bir yerden konuşuyor Şermin Yaşar… Bu coğrafyanın en derin kederlerini en “bizlik” hayat acemilikleriyle harmanlıyor… İncinmişliklerimizi gülünesi aşklarımızla iyileştiriyor. Gerçek edebiyatın “insanın ruhuna” inen bir merdiven olduğunu her öyküsünde hatırlatarak.
Gelmiş Bulundum
Genç Olmak-1 80 Yazardan Öykü
"İçinde seksen yazardan seksen öykünün yer aldığı iki ciltlik Genç Olmak, öykü türünün ele avuca sığmaz kıvraklığından, devingenliğinden zevk alan tüm okurlar için hazırlandı. Ama öncelikle çocukluk ve ilkgençlik çağlarını sürmekte olan okurlar için. Bu öncelik öykülerin seçiminde de önemli ölçüde belirleyici oldu."
Geniş Zamanlar
Tanrının sonunda bana acıdığını ve yardım etmeye karar verdiğini düşünmem için sebeplerim var. Kocam elini bile sürmüyor bana. Yanıma yaklaşmıyor, yüzüme bakmıyor. Ayrı odalarda yatıyor, karşı karşıya gelmemeye gayret ediyoruz. O sabahın erken saatlerinde, mutfak masasına hazırladığım kahvaltısını tıkınıp çıkıp gittikten sonra, büründüğüm kara çarşafı fırlatıp atıyorum evin bir köşesine. Yatağıma dönüyorum, her bir anını, ellerimi incecik bir ipek üzerinde dolaştırır gibi özenle okşayarak, severek hasretle titreyerek düşündüğüm on yılıma geri gitmek için. Gözlerimi yumup, yeniden yaşamaya başlıyorum. Geniş Zamanlar, hayatın içinden akan, kendi zamanlarını yaşatan öykülerden oluşuyor.
Giderken Bana Bir Şeyler Söyle
“Ayrılırken söylenen sözler, beraberken yaşananların bir özetidir.”
Yaşam denen sırrın içinde bir sırdı o Üstüne söylenen bütün sözler yarım Adı ise baki kaldı: O sırrın adı ayrılıktı. Kaybetme korkusuna, ayrılık kaygısına dair yarım kalmış sözler bu romanın sayfalarında tamamlanıyor.
Mustafa Ulusoy, İnsanın Temel Acıları Üçlemesi adlı roman serisinin İlki Aynalar Koridorunda Aşk''tan sonra Giderken Bana Bir Şeyler Söyle ile acıların sırrım bir bir çözmeye devam ediyor. Ayrılığın binbir rengini anlatırken, dönüp aşka bir kez daha bakmayı da ihmal etmiyor. Roman, olağanüstü kurgusu, sürükleyici diliyle, sıra dışı bir kahramanın, bir Meleğin gözünden bize bizi anlatıyor, insan olarak var olmanın ızdırabının şifasına giden yolları önümüze seriyor. Yaşam denen sırrın içindeki sırrı katman katman açıyor, dertlerimizin kaynağını gösterip kalbimizi teskin ediyor.
Bu romanı bitirince ayrılık, kaybetme ve ölüme dair korkularınızın, kaygılarınızın hafiflediğini; ölümün soğuk yüzünün güleç bir surete dönüştüğünü görecek ve hayrete düşeceksiniz:
Ölümü hiç böyle düşünmemiştim. Hayatı, aşkı, Ölümü ve ölüm sonrasını merak edenlere...
Gidersen Veda Etme
Gizli El
Gıdıgıdı
Göl Saatleri
"Bir vurulmuş ilahı andırıyor Suda teskin-i zahm eden bu kamer, Nısf-ı leylin miyah-ı durunda Yıkanır, dinlenir, durur ve güler..." Göl Saatleri, Ahmet Haşim şiirinin açık denizi gibi... Bu yüzden Haşim'i anlatırken "Ben şiir dediğimiz şey için bu baştan daha güzel bir mahfaza, zeka denen kıvılcım için bu gözlerden daha mükemmel iki menfez görmedim" diyen Ahmet Hamdi Tanpınar'ın haksız olduğunu söylenebilir mi?
Gönül Hanım
Türk edebiyatında Orta Asya'dan söz eden ilk roman olma özelliği taşıyan Gönül Hanım, Tasvir-i Efkar gazetesinde tefrika edilmiş ve gazete koleksiyonlarından Fethi Tevetoğlu tarafından gün ışığına çıkarılmıştır.
Orhun Abidelerini incelemek amacıyla çıkılan seyahat, bir aşk hikayesi ile birlikte anlatılır. Bu zorlu seyahate çıkanlar Türk subayı Mehmet Tolun Bey, Tatar tüccar Ali Bahadır Kaplanoğlu ve kız kardeşi Gönül Hanım ile Tolun Bey'in arkadaşı Macar Kont Béla Zichy'dir. Yazar Batı dünyası seviyesine ulaşmanın yollarını roman kahramanları aracılığıyla dile getirir.
Türk kültürüne olduğu kadar, Türkçülüğe, Türk milliyetçiliği tarihine de milli eserleriyle büyük hizmetleri dokunmuş Ahmet Hikmet Müftüoğlu'nun Gönül Hanım romanındaki duygu, düşünce, görüş ve yazışı üzerinde bir kanaat ve sonuca varmayı, değerli okuyucunun kendisine bırakıyoruz.
Gör Bağır
Devam edemeyenler, aşkı bedel ödemek sayanlar, basamağa damlayan kanlar, ölü balık gibi bakanlar, iyiler, kötü ve çirkinler, nişan alanlar, hep bir ağızdan haykıranlar, Medusa başları ve aç kalan İsalar.
Fuat Sevimay, yeni öykü kitabı Gör Bağır ile tamir edilmeyi bekleyen bir makinenin parçalarını gösteriyor bize. Aramızdakileri değil, doğrudan bizi, hem de lafı eğip bükmeden anlatmayı yeğliyor. Bir duygu ortaklığı kuruyor yabancı saydıklarımızla aramızda.
“Neşeli günlerdik her şeye rağmen. Millet Corona’dan takır takır kırılıyor, dükkânlar, iş yerleri hepten kapalı, turuncu kafa Amerikan yavşağı her gün bir laf yumurtluyor ama olsun. Biz dalgamızda dümenimizdeyiz. Tipi kayıklar mahallede Allah’ın günü bangır bangır bağırıyor. Döviz almış başını gidiyor, cep delik cepken delik, işsiziz ve yarınımız belirsiz ama olsun. İnceden inceye muhabbetimize bakıyoruz. Bizim mahalleden sahile indiğimiz köşede FEB Bankası var ya hani, tabelası yanarken bütün gece ışık ışık ve hani ben güzeller güzeli Emel’e sırılsıklam âşık.”
Guguklu Saat – İnkılap Kitabevi
Güle Güle – Seslerin Sessizliği – Modern Türk Edebiyatı Klasikleri 37
Yeşilin içindeki yeşilleri göreceksin /Mavinin içindeki mavileri /Seslerin içindeki sessizliği /Artık beyninin gerisinden konuşacaksın /Soğancığından o sağır ama konuşkan /Beethoven’in kulaklarından /O sadelikte bir kallâvi kahve /Her yerin ağrıyacak sen ağaracaksın /Denizin ortasından yükselen bulutlarla Bir dolunayleyin /Bir ayağın gökte /Bir ayağın dal uçlarında /Yeni bir meyva olgunlaşıyor olgunlaşmış Düşecek dalından ölümsüz ölüm
Güle Güle *Övgü *İmana Geldim *Sadece Gerçeği Söyleyeceğim *Giderayak *Gelegiz von Marienbad *Masret *Negocu *Üç Nal Lokantasından *İkinci Salkım Söğüt *II.Perde *Şekvâ *Âşık Ölmez *Kaanuna Karşı *Burhan İçin *Baharat Yolu *W.B. Yeats’dan Bizans’a Yelken…*Yolda *Persona *Bir Daha Sefere *Tuhaflık *Mezmur *Rahmaninof Çalarken *Yılmaz Güney Doğuya *Kontıra Reklâm *Salihli’nin Kurşunlu’sunda Sabaha Karşı *Şimdii!..*Aslın Astarı *İlahiyât *Damga *Yazma-Okuma *Kokusal *Bay-Kay *İtiraf *Dörtlük *Nedenle Sonuç *Doğaçlamalar (Erdal Alova ile) *Atak *Heyheyli *Baştan Kara *Rubaî *Emil Galip Sandalcı’ya Saygı *Bahariye *Mehmet Akif Üzre *Gusman’ın Kabahati Nefes Almasıdır *Fikret’ten Tevkif *Yavuzer’in Cenazesine Giderken *Alem *İlâhi Komedi-II *Haykay *Prova *Musa Beğ için *Kurtuluş Savaşı *Sosyalist Uçurtma *Yunus’a İlahi *Ormancasına *Caz Şarkısı *İtiraf *Şarkı *Sır *Bir Çeviri Denemesi *Folklor Şiire Yarardır *Seslerin Sessizliği
Gülnihal
Gülünün Solduğu Akşam
"Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil" ve daha niceleri. Mamak Askeri Cezaevinde bu çocukların çoğuyla konuşmuştum. Deniz'le anlaştığımız gibi, tuttuğum notlardan yola çıkarak bir roman yazacaktım. Sorduğum sorularla onları sürekli küçük ayrıntılara yöneltmeye çalışmıştım.
Roman, bu ayrıntılardan doğup gelişecekti. Ne yazık ki iş yarım kaldı. Hele belgesel bir roman için elimdeki notların yetersizliğini görünce böyle bir çalışmaya girmekten vazgeçmek zorunda kaldım. Yıllar sonra, bir başka biçimlemeyle, sonunda oluşturabildim bu kitabı.
'Gülünün Solduğu Akşam', serüven dolu sürükleyici bir roman gibi de okunabilir. Ama acı ve hüzün yüklü bir kitap olduğu da bilinmelidir. Anı, belge, anlatı karışımı bu kitabı dilerseniz bir roman gibi okuyun; yeter ki sizde bırakacağı hüzün kalıcı olsun.
-Erdal Öz
Gulyabani – Türk Edebiyatı Klasikleri 15
Muhsine geçimini sağlamak üzere şehrin epey dışındaki bir köşke hizmetçi olarak gider. Bu “netameli” köşkün sakinleri arasında çalışanları ve delirdiği söylenen zengin hanımının yanı sıra türlü çeşit periler, yaratıklar, bir de gulyabani vardır. Muhsine, sonunda öldürülmek, delirmek, iyi saatte olsunlara karışmak ihtimalleri olmasına rağmen merakını susturamaz ve kapalı kapıların ardına geçer. Hüseyin Rahmi cin, peri, cadı gibi doğaüstü varlıkları konu edinerek masalın romana, romanın masala dönüştüğü bir teknikle halkın batıl inançlarını ele alır. Ve bizi bütün bu tuhaf yaratıkların, garip mahlûkatın ötesinde yaptıklarıyla daha şaşılası, daha acayip bir varlıkla tanıştırır: İnsanla. Baştan sona heyecanla okunan Gulyabani, o devir İstanbul halkını bütün özellikleriyle yansıttığı gibi bilmeceleri, tekerlemeleri, mahalli kelimeleriyle de Türkçenin en güzel örneklerini barındırır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864-1944) Dönemini ve çevresini romanlarında yaşatıp, genç yaşlarından itibaren geniş halk kitlelerince sevilerek okunmuş Hüseyin Rahmi, edebiyatımızın benzeri az bulunur şahsiyetlerindendir. Kitaplarında İstanbul yaşamının özel inanışları, toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler, kadın erkek ilişkileri gibi konular halkın özgün konuşma biçimleri korunarak, çok defa gülünç, bazen hüzünlü olarak işlenir. Romanımıza “mahalli renk” ilk kez onunla girer. Yazarlık yaşamına 1883’te Tercüman-ı Hakikat gazetesinde başlar. 1896’da İkdam gazetesinde roman ve öyküleri tefrika edilirken üne kavuşur. Döneminin en çok okunan yazarı olur. Tüm kazancı yazarlıktan gelir. Bu sayede Heybeliada’da şimdi müze olan köşkünü alır. 1908 Meşrutiyet’inden sonra Ahmet Rasim’le Boşboğaz adında bir mizah gazetesi çıkarır. İlk soruşturmaya böylelikle uğrar. Gazetesi kapanır. İkinci kez Ben Deli miyim? romanıyla mahkemelik olacak ve yine beraat edecektir. Çoğu roman olmak üzere öykü, tiyatro, makale ve eleştiri türünde altmışın üzerinde kitabı bulunmaktadır. Yazarın seçme eserlerine Türk Edebiyatı Klasikleri Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.
Günahın Rengi
Güneş Batmadan
Güneşe Matem Düştü
Güneşin İki Yüzü
Bahar Eriş, modern zamanların Sylvia Plath’ı olan Zeynep’in hikâyesini içe işleyen bir duyarlılıkla kaleme alıyor. Okuru kimi zaman eğlenceli, kimi zaman hüzünlü ama ne olursa olsun umutlu bir yolculuğa çıkarıyor. İnsan ruhunun küçük kusurlarını ince bir mizahla işlerken, arka planda kendisiyle yüzleşen, kendisini yeniden inşa eden bir kadının zaman içindeki dönüşümünü büyüleyici bir kameradan yansıtıyor. Zeynep, insanın farklı kimliklerini bulmasının yollarını ararken, acıyı, melankoliyi, içimizde taşıdığımız ve sonra birbirimize aktardığımız üzüntüleri, adım adım yol alarak, kabuk değiştirerek, kendimizi gerçekleştirme çabasıyla dönüştürebileceğimizi gösteriyor. Güneş ışığından örülmüş bir eldivenle yaşama dokunulabilir mi? Dokunulur, evet. Bahar Eriş, ilk romanındaki her cümlesiyle bunu yapıyor.
Gurbet Hikayeleri – Gençler İçin
Gurbet Kuşları
1950’li ve 6O’lı yıllarda göçler ve inşaatlarla çehresi hızla değişmekte olan İstanbul Gurbet Kuşları’nın acımasız toprağıdır. Ekmek kavgası uğruna İstanbul’a göçmüş Anadolulular, bu değişimin rüzgârından nasiplenmeye çalışan açıkgözler ve kendini bu insanların sırtına basarak dönüştüren sistem, İstanbul kadar yaşamın da rengini değiştirmektedir. Tam bu değişimin ortasındaki insanlar Orhan Kemal’in usta kalemi ve her zaman insana sevgi dolu olan duruşuyla sunuluyor okurlara. Türkiye’nin yakın geçmişine ve onu takip eden şimdisine gerçekçi bir gözle bakabilmek için Gurbet Kuşları mutlaka okunması gereken bir kitap. Orhan Kemal’in kitapta lir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yemden kazanmamız için yol gösterir bize. Edebiyatımızın en değerli ustalarından biri olan Orhan Kemal’in kitaplarını yayımlamaktan onur duyuyoruz.
Gurbeti Ben Yaşadım
Gururlu Peri
Anadolu’nun küçük bir ilçesinde sınıf öğretmenliği yapar Salim Öğretmen, çok sevilir sayılır; kendine has eğitimciliği dilden dile dolaşır. Salim Öğretmen havanın ayaza kestiği bir gece vakti evine dönerken bir dükkanın önünde büzülmüş duran küçük bir kıza rastlar. Gecenin bir vakti çengelli iğne, kibrit satmaya çalışan bu küçük kız pek bir bilmiş, pek bir uyanıktır; verdiği yanıtlarla Salim Öğretmen’i iyiden iyiye meraklandırır.
Kimin nesidir, nereden gelmiştir, kimsesi yok mudur? Salim Öğretmen sorar da sorar ama doğru düzgün bir yanıt alamaz küçük kızın ağzından. O da kızı kolundan tuttuğu gibi ak saçlı, nur yüzlü anasına götürür. Valide hanım da hiç yadırgamadan bağrına basar onu. Ve kir pas içindeki bu kara kız bir güzel yıkanıp temizlenince ipek saçlı, boncuk gözlü bir peri kızına dönüşür; hassas kalbinde fırtınalar kopan, hüzünlü, gururlu bir periye.
Hafız İle Semender
Sevgilim Bir Kır Şiiri
Sevgilim bir kır şiiri
Bağbozumunda buldum onu
Erkekler Şarap İçiyordu
Kadınlarsa eski sarhoş
Sevgilim bir kır şiiri
Bir elmada buldum onu
Erkeklerin gözünde uyku
Kadınlarsa ezilmiş üzüm
Sevgilim bir kır şiiri
Kulübede buldum onu
Erkekler horluyordu
Kadınlarsa düş çobanı
Sevgilim bir kır şiiri
Yatağımda buldum onu
Gözlerimi kapayınca
Açıldı içteki duygu
Sevgilim bir kır şiiri
Bağlar çoktan bozuldu
Sevgilim bir kır şiiri
Beni unuttuğunu da unuttu
Hakka Sığındık – Türk Edebiyatı Klasikleri 55
İspanyol gribinin dünyayı kasıp kavurduğu yıllarda İstanbul bir yandan yangınlarla, bir yandan da salgın hastalıkla kavrulmaktadır. Zengin fakir ayırt etmeyen hastalık, yoksul evlerine de zenginlerin köşklerine de sıçrar, girdiği hanelerden birkaç can almadan çıkmaz. Haksız kazançla zengin olanların batıl inançlarından ve korkularından faydalanmak isteyenlerse evliyalık iddiasıyla bir düzen kurup çıkar sağlamanın peşindedir. Hüseyin Rahmi Gürpınar, çelişkilerle ördüğü romanında bir dönemin bütün aksaklıklarını göz önüne sererken okuru nefes nefese bir polisiyeyle baş başa bırakıyor.
Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864-1944) Dönemini ve çevresini romanlarında yaşatıp, genç yaşlarından itibaren geniş halk kitlelerince sevilerek okunmuş Hüseyin Rahmi, edebiyatımızın benzeri az bulunur şahsiyetlerindendir. Kitaplarında İstanbul yaşamının özel inanışları, toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler, kadın erkek ilişkileri gibi konular halkın özgün konuşma biçimleri korunarak, çok defa gülünç, bazen hüzünlü olarak işlenir. Romanımıza “mahalli renk” ilk kez onunla girer. Yazarlık yaşamına 1883’te Tercüman-ı Hakikat gazetesinde başlar. 1896’da İkdam gazetesinde roman ve öyküleri tefrika edilirken üne kavuşur. Döneminin en çok okunan yazarı olur. Tüm kazancı yazarlıktan gelir. Bu sayede Heybeliada’da şimdi müze olan köşkünü alır. 1908 Meşrutiyet’inden sonra Ahmet Rasim’le Boşboğaz adında bir mizah gazetesi çıkarır. İlk soruşturmaya böylelikle uğrar. Gazetesi kapanır. İkinci kez Ben Deli miyim? romanıyla mahkemelik olacak ve yine beraat edecektir. Çoğu roman olmak üzere öykü, tiyatro, makale ve eleştiri türünde altmışın üzerinde kitabı bulunmaktadır. Yazarın seçme eserlerine Türk Edebiyatı Klasikleri Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.
Halime Kaptan
“Halime Kaptan’ın yazması hâlâ başında duruyordu. Rüzgârda uçmasın diye başına dolamış, uçlarını da sıkıca düğümlemişti. Onu dümende gören bile Halime Kaptan olduğuna inanmaz, olsa olsa pazar dönüşü kürekteki kocasına vekillik eden iyi huylu bir köylü kadın, derdi. Başında Laz başlığı, ayağında zıpkası, elinde mavzeri yoktu, ama birden yüzünde o zıpkalı, başlıklı günlerin sertliği belirivermişti.”
Kurtuluş Savaşı yılları…
Eli silah tutan bütün erkekler cepheye gönderilmiştir. Köyde yalnızca yaşlılar, kadınlar ve çocuklar kalmıştır. Herkesin tuza, şekere, ekmeğe hasret kaldığı o günlerde Halime geçimini sağlamak için sandalla Karadeniz’e açılır. Erkek kılığına girerek oğlu ve iki tayfasıyla çıktığı ilk seferinde bin bir zorlukla mücadele eder. Bu zorluklar onu yıldırmaz; Karadeniz’e tutkuyla bağlanır Halime…
Rıfat Ilgaz, tarihte örneğine az rastlanan bir kahramanın hikâyesini anlatıyor. Bir kadın kaptanın fırtınalar, azgın dalgalar ve korsanlarla mücadele ederek İnebolu’ya cephane taşımasının romanıdır bu.Halime Kaptan, Türk kadınının ülkesi için denizlerde verdiği mücadelenin ve Kurtuluş Savaşı’na cephane kadar, dalga dalga “umut” taşımasının da bir belgeselidir.
Han Duvarları
"Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar..." dizelerinin ünlü şairi Faruk Nafiz Çamlıbel'den Han Duvarları... "Hatta bana insanlara nispetle yakındır Bahçemde ölen kuş" diyen Faruk Nafız'in şiirlerini bir araya getiren bu kitapta Han Duvarları ve Bir Ömür Böyle Geçti'ye yer verildi. Ayrıca şairin ölümünden sonra saklı kalan defterlerinden yapılan bir seçme de ilk kez Han Duvarları'nda okurla buluştu.
Handan – Can Yayınları
Ben artık zelil ve sefil bir günahkar oldum. Ben artık tarihin en mel un çehresi Yehuda 'ya bir nazire oldum. Yehuda nasıl dünyanın pek muazzez bir simasını, efendisini birkaç dinar için sattı ise ben de dünyanın beni en çok sevmiş bir ruhunu, o ruhun hududu olmayan emniyetini, muhitini sattım, dünyada en çok sevdiği bir şeyin kalbini ondan çaldım.
Halide Edib Adıvar, kendisine asıl ününü kazandıran yapıtlarından biri olan Handan'da evlilik ve aşk ilişkilerini konu alır. İngiliz terbiyesiyle yetişmiş Handan, 11. Abdülhamid rejimine karşı mücadele eden Nazım'ı reddederek Hüsnü Paşa ile evlenir, ama mutlu olmaz. Mutsuzluğu onu bir beyin kanamasına ve bilinç kaybına götürür.
Handanın yeni ve özenli basımını genç kuşakların kaçırmamaları gerekiyor.