Cezmi – Bilge Kültür Sanat
Cezmi sayesinde...
Türk edebiyatının ilk tarihî roman örneğiyle karşılaşacaksınız. Romanın girişinde geniş bir tarih bilgisi bulacaksınız. Cezmi Bey’in ciritteki ustalığını ve şairlikteki hünerini göreceksiniz. Cezmi Bey’in adım adım yükselmesini öğrenecek, savaşta düşman askerini canı pahasına kurtarmasına hayran olacak ve atalarınızla gurur duyacaksınız. Bu romanda tarihî şahsiyetlerin özel hayatlarından kesitler okuyacaksınız. İran şahının kız kardeşi Perihan ile karısı Şehriyar’ın aşkı arasında kalan Adil Giray’ın ne karar vereceğini sabırsızlıkla bekleyeceksiniz. Şehriyar’ın kendi kazdığı kuyuya düşüşüne heyecanla ve ibretle şahit olacaksınız. Cezmi’nin Adil Giray’ı esaretten kurtarmak için ölümle burun buruna gelmesini siz de yaşayacaksınız. Cezmi romanının ikinci cildinin yazılmayışına hayıflanacaksınız.
Chef
Çiçek Senfonisi-Toplu Şiirleri
"Özdemir Asaf'ın şairdeki 'ikinci kişi' problemini, ikinci kişi ile kendi arasındaki bağıntıları çeşitli yönlerden derinleştirdiği, yaşayışını dolduran davranışları soyutlaştırarak bir düşünce planına yükselttiği, bunu yaparken de, 1950 şiirinin ortak biçim anlayışından ayrı, özel bir dil kullandığı görülür; çelişmeli, oyunlu bir mantık düzeninde mısra sayısını çok kere en aza indirdiği de olur." Behçet Necatigil "Özdemir Asaf 1950'lerde kişiliğini bulduğu, şiirinin özelliklerini belirginleştirdiği zaman, bütün akımların dışında bir şairdir.
Düşünceleri, duyguları yoğunlaştırıp kısacak şiirler yazışıyla Uzak Doğu ülkelerinin bilge şairlerine benziyordu. Bu özelliğiyle Garip akımının ilk günlerine de bağlanabilirdi, ama o akım içinde fazla bir yer tutmayan bu anlayış, Özdemir Asaf'ta düşünceye iyice ağırlık verilerek benimsenmiş, özenle işlenmiş, geliştirilmişti. Şiir düşüncelerin, duyguların yoğunlaştırılmasında aranıyordu. Uzun şiirlerde bile parçaların bu anlayışıyla ele alındığı açıktı."
Memet Fuat Çiçek Senfonisi - Toplu Şiirler çağdaş Türk şiirinin en özgün isimlerinden biri olan Özdemir Asaf'ın sağlığında yayımladığı yedi şiir kitabını bir araya getiriyor: Dünya Kaçtı Gözüme, Sen Sen Sen, Bir Kapı Önünde, Yumuşaklıklar Değil, Nasılsın, Çiçekleri Yemeyin, Yalnızlık Paylaşılmaz.
Çiçekler Büyür
Çile – 4
Necip Fazıl Kısakürek, insan ruhunun mistik-trajik dehlizlerinde cesurca dolaşmış, kendi "Poetika"sını yazmış bir şair olarak modern Türk şiirinin, fikir ve dava adamı kimliğiyle de Türk düşünce hayatının baş aktörlerindendir.
Çile, şairin yıllar içinde bütün şiirlerini ayıklayarak, düzelterek, sıralayarak oluşturduğu; altmış yılı bulan şiir serüveninin verimlerini kendi kurduğu bir yapı içinde topladığı bir başyapıttır. Behçet Necatigil'in sözleriyle: "Tekke şiirimizin verilerini modern Fransız şiiri ölçüleriyle değerlendiren, şiirlerinde soyut insanın evrendeki yerini araştıran; madde ve ruh problemlerini, iç alemin gizli duygu ve tutkularını dile getiren Necip Fazıl; dinç ve oturmuş bir dil, mazbut ve sağlam bir teknikle yazdı."
Çırpınıp İçinde Döndüğüm Dünya
Cumhuriyet Öncesi Yazarlardan Çocuklara Hikayeler
Mehmet Seyda’nın Cumhuriyet öncesi doğumlu yazarlardan derlediği bu baş ucu kitabı, her biri okuru bambaşka duygulara sürükleyen, bambaşka yerlerde, bambaşka insanlar arasında dolaştıran otuz bir hikayeden oluşuyor. Neler yok ki bu hikâyeler arasında: Aziz Nesin’in, yüzünüze kocaman bir gülümseme yerleştirecek ‘Mu Ni?’si, Halit Ziya Uşaklıgil’in, bu gülümsemeyi acıyla karışık bir tebessüme dönüştürecek ‘Ferhunde Kalfa’sı, Sabahattin Âli’nin, boğazınıza bir yumruk gibi oturacak ‘Ayran’ı, Ahmet Naim’in tüyler ürperten ‘Kuduz Düğünü’.
Cumhuriyet Türküsü
Dağa Çıkan Kurt
“Uşak’a girerken düşündüm, Anadolu’da geçen yıllarımda yüz evden otuz eve eriyerek dağılan, ölen, erkeksiz ve kimsesiz köylerde Himmet çocuğun eşlerine rastlıyor, onlara memleketin hayat tarihinde birer ışık ve iz diye bakıyordum. Hayat diye, insanlık diye Anadolu’da ne kalmışsa gayretli kadınlarıyla bu küçük gündelik kahramanların insanüstü çalışmasından kalmıştı. Bunlardan bir tanesi kafamda ve kalbimde içimi kanatan bir çivi gibi saplanmış kalmıştır...”
Dağa Çıkan Kurt, Milli Mücadele’de sahne arkasında kalan kahramanların kitabı. Bir yandan işgal ordusuyla, bir yandan da açlıkla, hastalıkla savaşan Anadolu halkının ve Kuva-yı Milliye birliklerinin serüvenleri, bu hikâyelerde Halide Edib’in cephe gerisi tanıklığıyla sunuluyor.
Kaleme aldığı her metinle yeniden tartışılan Halide Edib’in bütün eserleri, gözden geçirilmiş baskılarıyla Can Yayınları’nda.
Daha
Siz bu cümleyi okurken, bir yerlerde insanlar, ülkelerindeki savaş, açlık ve yoksulluktan kaçmak için sonu zifiri bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu hikaye o kaçak göçmenlerle değil, onları kaçıranlardan biriyle ilgili. Adı Gazâ. Babası bir insan kaçakçısı, Gazâ da onun çırağı. Henüz 9 yaşında. Yani, hayata ve insana dair, öğrenmemesi gereken ne varsa, hepsini öğrenecek yaşta.
"Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiye'dir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim. Ve biz orada yaşıyorduk. Her gün politikacıların televizyonlara çıkıp jeopolitik öneminden söz ettiği bir ülkede. Önceleri çözemezdim ne anlama geldiğini. Meğer jeopolitik önem, içi kapkaranlık ve farları fal taşı gibi otobüslerin, sırf yol üstünde diye, gecenin ortasında mola verdiği kırık dökük bir binanın ada ve parsel numaralarıyla yapılan çıkar hesapları demekmiş. 1.565 km uzunluğunda koca bir Boğaz Köprüsü anlamına geliyormuş. Ülkede yaşayanların boğazlarının içinden geçen dev bir köprü. Çıplak ayağı Doğu'da, ayakkabılı olanı Batı'da ve üzerinden yasadışı ne varsa geçip giden, yaşlı bir köprü. Kursağımızdan geçiyordu hepsi. Özellikle de, kaçak denilen insanlar…
Elimizden geleni yapıyorduk... Boğazımıza takılmasınlar diye. Yutkunup gönderiyorduk hepsini. Nereye gideceklerse oraya… Sınırdan sınıra ticaret… Duvardan duvara…"
Dalkavuklar Gecesi / Z Vitamini
Dallar Meyveye Durdu
Damda Deli Var
Komiser,
– Yaptık, dedi, seni şehir meclisine üye yaptık. Hadi kardeşim, in aşağı da arkadaşlarını bekletme!..
– İnmem! Belediye başkanı yapın ineyim!
İhtiyar,
– Gördünüz mü, dedi, vaktiyle gerekti. Şimdi hiç inmez.
Ter içinde kalan itfaiye komutanı,
– Yani belediye başkanı yapsak ne olur, dedi, yapalım. Sonra iki elini ağzına boru yapıp yukarı seslendi: İn kardeşim!.. Seni belediye başkanı yaptık, in de görevine başla!
Deli göbek atarak,
– İnmem, dedi, bir deliyi belediye başkanı yapanların arasında benim ne işim var? İnmem!
– Peki, ne istiyorsun?
De Ki İşte
Bugün bir külliyat haline gelmiş olan Oruç Aruoba kitaplarına 1990'da de ki işte ile başlamıştık. de ki işte, geniş bir okur kesimine felsefi, şiirsel metnin keyfini tattırdı. Felsefe okumayı onlarla, yüzlerle sayılabilecek okur çevresinden çıkararak binlerce insana, en başta da genç kuşaklara yaydı.
1986-88 yılları arasında yazılmış olan de ki işte, daha önce yayımlanmış tümceler ve daha sonra yayımlanan yürüme adlı ciltlerle birlikte Yürüme Üçlüsü'nü oluşturmaktadır. de ki işte’nin bugün de Oruç Aruoba'ya başlamak için ilk kitap olduğunu düşünüyoruz.
Define
Değirmen – Can Yayınları
Siz sevemezsiniz adaşım, siz şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler...
Siz sevemezsiniz. Sevmeyi yalnız bizler biliriz... Bizler: Batı rüzgârı kadar serbest dolaşan ve kendimizden başka Allah tanımayan biz Çingeneler.
Sabahattin Ali öykülerinde kendi dönemi içinde zamansız olanı buluyor, yerel olandan evrensele ulaşıyor. Habercilikle masalcılığı, anıyla efsaneyi, bir gözlemcinin tarafsızlığıyla kıssadan hisseler anlatan bir çınar altı meddahının dilini birbirine harmanlıyor.
Değirmen Yeni
"İşte adaşım, sana seven bir Çingene'nin hikayesi. Çiçeklerin açtığı bir mevsimde, senin kollarına yaslanan ve çiçekler kadar güzel kokan bir vücutla uzak su kenarlarında oturmak ve öpüşmek, yoruluncaya kadar öpüşmek hoş şeydir... (...) Fakat sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir."
Değirmen'den
Türk edebiyatının "özgür" sesi Sabahattin Ali'den yıllara meydan okuyan öyküler...
Deli Kızın Türküsü
Türk şiirinin gençler için özel olarak seçilmiş en güzel örnekleri Yapı Kredi Yayınları “Seçme Şiirler“ dizisinde...
Doğan Kardeş Dizisi, çağdaş Türk şiirinin en önemli şairlerinin seçme şiirlerini gençlerle buluşturuyor. Genç okurların, şairlerimizin şiir serüvenlerini kronolojik bir biçimde izleyebileceği dizinin son kitabı Gülten akın’a ait.
Elimi uzatsam tutamasam
Olanca sevgimi yalnızlığımı
Düşünsem hayır düşünmesem
Senin hiç haberin olmasa
Senin hiç haberin olmaz ki
Başlar biter kendi kendine o türkü
Deli Tarla
Bazen hayat gizler kendini… Sımsıkı çekilmiş perdelerin ardına saklanan utangaç eviçlerinde, kapıların ardında, güneşin terk ettiği sokaklarda, o bıyıkaltı gülüşlerde, mühürlenmiş ağızlarda, yüze düşen gölgelerde, ketum yüreklerde, harflerin kıvrımlarında, kelimelerin dilsizliğinde, sonsuz susuşlarda, hiç düşülmeyen yollarda, hep beklenen aşklarda, hiç beklenmedik sonlarda gizler kendini hayat…
Ta ki bir yazar onu bulup çıkarıncaya dek.
Ta ki bir yazar onu bize anlatıncaya dek.
Şermin Yaşar’dan “yeniden gülmeyi başarabilen insanların muamması” için öyküler. Deli Tarla gibi coşkulu, beklenmedik ve merhamete muhtaç...
Deliduman
On yedi yaşındaki Çağlar İyice konuşuyor. Kız kardeşi Çiğdem'i, onu meşhur etme ümitlerini, belediye başkanı dayısını, yakın arkadaşı Mikrop Cengiz'i, taşra muhabbetlerini, depresyonun eşiğindeki annesini, eski sevgilisini, hiç unutamadığı dedesini, hatırlarken kahrettiği babasını anlatıyor.
Deliduman, dermansız ve güdük bir ilçeden haykırmaya başlıyor, İstanbul'a uzanıyor. Çocukluğumuzun, hatıralarımızın ve bütün sokaklarımızın üzerinden dangır dungur geçen imar ve para iştahına lanet! Riyakâr dünyaya, Allahsız sermayeye, martılara, küçük bir kızın kalbini kıranlara isyan ediyor. Barikatların arkasında, soluk soluğa, yapayalnız, erken kaybeden bir delidumanın öfkesini çemkiriyor.
Emrah Serbes, zamanın ruhunu, Gezi'nin isyancılarını, hürriyetleri için öksürenleri, yerinde duramayanları, küfredenleri, ağlamayı unutmak için yumruğunu sıkanları resmediyor.
Deliduman, büyük zamanın ve her zaman kenarda kalanların romanı.
Deliler Boşandı
Gazeteci yeni tımarhane müdürüne soruyordu:
-Siz daha dün, delileri kaçırmamak için çalışanlar arasında değil miydiniz?
Müdür bu soruya,
-Evet, diye karşılık veriyordu.
-İçeri kapatılanların akıllı olduklarını bilmiyor musunuz?
-Biliyorum.
-Sizi buraya kim müdür yaptı?
-Deliler.
-Öyleyse, nasıl oluyor da, kendiniz de akıllı olduğunuz halde içerdeki akıllı arkadaşlarınızı dışarı bırakmıyorsunuz?
Müdür, bu soruya çok kısa ve kesin şu cevabı vermişti:
-Arkadaş, vazife vazifedir. İşte o kadar.
Yine düne kadar akıllı olan hastanenin müdür yardımcısı, gazetecinin bu sorusuna,
-Beyanat vermeye yetkili değilim, diye cevap vermişti
Müdür bu soruya çok kısa ve kesin şu cevabı vermişti:
– Arkadaş, vazife vazifedir. İşte o kadar."
Dem Bu Demdir
Demirciler Çarşısı Cinayeti (Yky)
Akçasazın Ağaları tarihle, zamanla, düzenle hesaplaşmanın hikayesidir. Ağalar çökerken yanı başlarında yeni bir tarih yazılır, değişim kaçınılmazdır. Güçlüler dövüşürken doğa da ses verir. Demirciler Çarşısı Cinayeti birbirini yok etmek için tüm hünerlerini, olanaklarını, güçlerini, bundan da öte akıllarını, nefretlerini ve kinlerini kullanan iki derebeyinin ayakları altında ezilen toprağın, toprağın insanlarının ve yeşerttiği doğanın büyük efsanesidir. Lanet, çıktığı bağrı vuracaktır. "Yaşar Kemal sadece Mitterrand'ın kalbindeki sevgili halk ozanı değil. Yaşar Kemal edebiyatın bir devi." Andre Clavel, Nouvelles Littéaires, (Fransa) "Demirciler Çarşısı Cinayeti birbirlerini yok etme amacıyla tüm hünerlerini kullanan iki karşıt grup arasında kalan ülkenin kaderi üzerine dev lanet okumayı konu ediyor." Alain Bosquet, (Fransa) "Eski rapsodilerin epik esinini, gücünü, doğa aşkının usta bir lirizmiyle iç içe sokarak, Yaşar kemal, bize büyüleyici kişilikler çiziyor ve bizi kapıp götüren bu destandan ayrılmak çok güç oluyor." Bulletin Critique du Livre Français, (Fransa) "Dramatik devinim öylesine canlı bir şelikde anlatılmış ki, insan Torosların eteklerinde kimi zaman bir kovboy filmi kimi zaman da bir Shakespeare trajedisi izlediği kanısına kapılıyor." Christian Guidicelli, Guide Lire, (Fransa)
Demokrasimiz Kaç Para Eder
Bütün gülünç olaylarla, kişiler Muzaffer İzgü'ye mi rastlar? Hayır, bizler de nice gülünçlüklere tanık oluyoruz. Ama o, gülüp geçmez bunları saptar, güncelliğini yitirmeden de gözlemlerini öyküleştirir. İzgü'nün öykülerini bu nedenle çok dikkatli okumak gerekir. Amacı, salt güldürmek değildir çünkü. Her öyküsü, bir kişinin başına gelmiş, pek çok kişinin de bugün yarın yaşayabileceği gülünçlüklerin birer örneğidir. Bunların topluca bir değerlendirilmesi yapılacak olsa, İzgü'nün toplumsal olayları kendine özgü bir dille ve eleştirel yaklaşımla sergilediği çıkar ortaya. Belki bu değerlendirmenin sonucuna da gülecektir çokları, gülmek de bir tepkidir kimi zaman derler ya... Doğrudur; ekonomik sıkıntı, işinden olmak, aşağılanmak, horlanmak da olsa işin içinde, bile bile gülüyoruz artık her şeye. Demokrasimiz Kaç Para Eder'i okuyun bakalım, kuşkumuz yok yine güleceksiniz!...-
Denemeler – Yapı Kredi Yayınları
Sir Francis Bacon (1561-1626), zenginlik ile yoksulluk, ün ile düşüş, tutarlılık ile tutarsızlık, akıl ile boş inanç arasında dalgalanan bir çağda yaşadı. Bacon'un yetenekleri, ilgilerindeki evrensellik, araştırıcılık çağının pek az kişisnde vardır. Geçmiş gelenekleri ve yöntemleri tanır, çoğunu benimser ama bununla kalmaz, o geleneklerle yöntemlerin hepsini umulmadık yeni gözlemlerle, kökten değişikliklerle aşmasını bilir. Bacon, "Denemeler"inde, değişik alanlardan edindiği gözlemler ve deneylere dayanarak kurduğu bilgelik ile "deneme"nin isim babası Montaigne'den ayrılır. O, Montaigne gibi kendi benliğini anlatmaz, yaşama uygulanabilecek bir bilgelik ortaya koyar. Bunu yaparken yarattığı zengin imgelerle bir dil ustası olduğunu da kanıtlar. Baronluğu ve Vikontluğu unutulsa da, Bacon'ın yazarlığı dört yüz yıldır hala taze.
Deniz Gurbetçileri
Halikarnas Balıkçısı'nın, toplumsal sorunlara en fazla eğildiği kitabıdır Deniz Gurbetçileri. Yazar bu romanında, deniz emekçilerinin çile, sorun ve aşklarını, kısacası onların dünyalarını anlatır. Ama bu anlatım, kaynağından, birinci elden anlatımdır. Öyleki; Türklerin Türk sularında sünger avlamalarının yasaklanması üzerine birçok yere başvurup sonunda Genelkurmay'a telgraf çeken "Latif", Balıkçı'nın kendisidir aslında.
Deniz Küstü
Romanlarında, Karadeniz'den Toroslar'a, Ağrı Dağı'ndan Ege'ye uzanan çok geniş bir Anadolu coğrafyasını anlatan Yaşar Kemal, Deniz Küstü'de ana tema olarak İstanbul'un çürüyen doğasını seçer. Bir kentin tüm coğrafyasıyla her anlamda yozlaşmasının ve çürümesinin anlatıldığı romanda, tüm karakterler İstanbul'a göç yoluyla gelmişler ve beraberlerinde hayallerini de sürüklemişlerdir. Deniz Küstü ütopyaların ve anti-ütopyaların çarpışma alanıdır. "Kemal, açgözlülük, nefret ve çürümenin, aynı zamanda aşkın ve kurtuluşun öyküsünü yazmış." -Times Literary Supplement, (İngilizce) "Çağımızda örnekleri pek bol olmayan güçlü ve soluklu yazarlardan biri." -The Gazette, (Kanada) "Yaşar Kemal'in sanatı küçük kulislerin, klikleşmelerin ve günlük moda akımların dışında çizgisini sürdüregeliyor. Panait Istrati, Maksim Gorki, Jean Giono çapında bir yazar olmanın sağladığı gücün verdiği güvenle..." -Gerard Mordillat, Liberation, (Fransa)- "Yaşar Kemal'in dili zengin ve dinamik, çizdiği sahneler çok güçlü." -Curt Bladh, Skansa Dagbladet (İsveç) "Sadece büyük bir yeteneğin üretebileceği enerjiye, çeşitliliğe ve isabete sahip." -The Guardian, (İngiltere)
Derde Deva Randevu
Modern Türk edebiyatının özgün ve en etkili yazarlarından Murat Menteş yeni kitabı Derde Deva Randevu 2’yle Alfa Yayınları’nda!
Büyük beğeni toplayan Derde Deva Randevu’nun 2. cildinde Romancı Murat Menteş, bu defa sizi tam 13 yazarla sohbete davet ediyor: Konfüçyüs, Yunus Emre, Balzac, Ahmet Mithat, Arthur Conan Doyle, Halide Edib, Theodor Adorno, Orhan Kemal, Attilâ İlhan, Ursula K. Le Guin, Cemal Süreya, Umberto Eco ve Bruce Lee. Menteş’in yönelttiği sorulara cevaplar, yazarların eserlerinden geliyor.
Zamanda Edebi Bir Seyahat
Tecrübeli okura hatırlatmalarda bulunan, yolun başındaki okura kılavuzluk eden bu harika kitap, Hakan Karataş’ın yetkin çizgileriyle sinematografik bir deneyime dönüşüyor.
Derde Deva Randevu serisi, okura edebi ve felsefi bir zaman yolculuğu yaşatıyor.
Divan Edebiyatı
Edebiyatsız millet, dilsiz insana benzer. Altı asırlık Osmanlı çınarının asude bir gölgesi olan divan edebiyatı da atalarımızı bize gösteren bir ayna, onları bizimle konuşturan bir ilham ve aradaki tanışıklık bağlarını sağlamlaştıran bir vasıtadır. Her şeyiyle bizim olan eski Türk şiirini tanımak için biz bir kapı aralamaya çalıştık. O kapıdan girenlerin eski güzellikleri yeniden keşfetme fırsatı bulacaklarına inanıyoruz.
Diyet – İlk Genç Timaş
Koca Ali, uzun boylu, iri pençeli, kalın pazılı, geniş omuzluydu. Tıpkı bir pehlivan gibiydi. Dar bir kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında, tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışırdı. O bir demirci ustasıydı. Yeniçeriler bile sadece onun damgasını taşıyan kamaları, büyük kılıçları tercih ederlerdi. Kimseyle ilişkisi olmayan, nereden geldiği bilinmeyen esrarengiz biriydi. Bir gün şehirde hırsızlık olur. Bununla alakalı ipuçları, Koca Ali’nin dükkânından çıkar. Koca Ali, kendini savunamaz ve suçlu kabul edilir. Ve diyeti gereği kolunun kesilmesine karar verilir. Aynı kitapta ‘Büyücü, Başını Vermeyen Şehit,kaç Yerinden’ adlı öyküler de yer almaktadır.
Dokuza Kadar On
Yalnızlık paylaşılmaz..
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.
Yakın
Bir ışık düşerse üstüne basma.
Daha yakınlaşır, korkarsın.
Bir leke, silmeye - gör,
Leke kalır, sen çıkarsın.
Bir gölge, nereye gider.
Gözlerince gider, bakarsın.
Bakarsın girer gözlerinden.
Leke onun peşinden, bakarsın.
Bir ışık düşerse üstüne basma,
Gözlerine basarsın.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Peyami Safa'nın şaheserlerinden Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Türk edebiyatında “insan ruhunun derinliklerinde ve labirentlerinde dolaşan ilk roman” olması ve hasta bir insanı ve onun psikolojisini ele alması bakımından önemli bir yere sahiptir. Birçok araştırmacı ve yazar tarafından Türk edebiyatında bir ilk kabul edilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Tanpınar dediği gibi, “acının ve ıstırabın yegane kitabı” olarak hem kemiyet hem de keyfiyet bakımından başka hiçbir eser olmasa da Türk romanının var olduğuna delil gösterilebilecek kudrette bir eserdir.
Romanın genç kahramanı, ayağındaki rahatsızlıktan kurtulabilmek için sayısız doktora görünür ve en nihayetinde havadar bir ortamda, stresten uzak bir istirahat dönemi geçirmesi gerektiğine ikna edilir. Ancak, gerek akrabaları olan bir Paşa'nın Erenköyü'ndeki köşkünde misafir kaldığı dönemde, gerekse kendi evi ve hastaneye gidiş gelişlerinde şuurunu adeta bir facia atmosferinde yoğurur. Peyami Safa'nın çocukluk ve gençlik dönemlerinden fazlasıyla izler taşıyan roman, hem umudu ve umutsuzluğu, hem de sevinci ve felaketi aynı sayfalara sığdırabilmiş olması bakımından insanın eşsiz bir tarifini sunuyor.
Dönemeçte
Tarık Buğra bu romanında Türkiye’nin tek parti egemenliğindeki cumhuriyetten çok partili rejime, "demokrasi"ye geçiş aşamasını, Cumhuriyet döneminin kavşaklarını ele alan öteki romanlarında olduğu gibi, yine Anadolu taşrasından, oraya özgü insanların dünyasından ele alıyor. Ancak bu kez, daha önce mağduriyet hallerinde, hırpalanan, bastırılan yanları ile tipleştirilen bu insanların, DP’nin harekete geçirdiği bireysel kar, kazanç, girişim, hırs ve saikleri ile sarmalanmış portreleri ön plandadır. Tarık Buğra, bu eserinde hem bu ortamın demokrasinin yüce siyasal değerleri ve amaçları ile muhataralı ilişkisini sorguluyor, hem de bu ortam ve insan ilişkileri bağlamında bir aşk hikayesini aşk kavramının labirentlerinde dolaştırarak anlatıyor.
Dostum Çino
Dualar Ve Aminler
Biz, kısık sesleriz... Minareleri, sen, ezansız bırakma, Allaah’ım! Ya çağır şurada bal yapanlarını: Ya kovansız bırakma, Allaah’ım! Yarının yollarında yılları da Ramazansız bırakma, Allaah’ım! Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, Ya çobansız bırakma, Allaah’ım! Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız ve vatansız bırakma, Allah’ım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu Müslümansız bırakma, Allah’ım!