Tehlikeli Oyunlar
Hikmet Benol, toplumdaki yoğun kargaşanın temelinde yatan gerçekliği araştırırken, gerçeklerle içtenlikle ilgilenmenin toplumu yönetenlerce tehlikeli görüldüğünü seziyor ve “oyun oynuyormuş gibi ilgilenme” yolunu seçiyor. Kişinin kendiyle savaşmasını ve yenmesini, kendini dönüştürmesini önemli bir sorun olarak algılamaya çağıran, çarpıcı ve sarsıcı bir roman.
Korkuyu Beklerken
Oğuz Atay'ın hikayeleri, gündelik hayatı kavrayış derinliği, anlatım zenginliği ve okurunu alıp götürmedeki enerjileri bakımından romanlarından geri kalmıyor. Kitaba adını veren hikayenin "korkuyu beklerken" kendini evine hapseden kahramanı, Atay'ın edebiyat güzergahındaki farklılığın en büyük kanıtlarından. Yazarın bu kitaptaki ilk hikayeyle var ettiği "beyaz mantolu adam" da öyle. Tavanaralarına saklanan eşyadan, gazetelerin dert köşelerine gönderilen mektuplara kadar "Türkiye'nin ruhu"nu hep aynı maharetle kavrıyor Oğuz Atay.
Milli Savaş Hikayeleri
Her biri başka bir yeri, başka kişileri, başka olayları konu edinen, bir yandan da sonu gelmez ve umutsuz bir arayışı dile getiren hikayeler. Güzel ve büyük yurdunu yitiren Hamdi, kocasını aramak için İstanbul’a gelen Ödemişli zavallı bir kadın, her şeyi allak bullak eden, “yurt”u “gurbet”e çeviren savaş ve geride kalanların hayatları.
Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edebiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadri’nin 1910’dan 1974’e dek verdiği eserler Türkçe’nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri’nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı, 1920’lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-i Ati’den yetişmiş ama bunu izleyen elli yıl boyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreleri romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş bir yazar olan Karaosmanoğlu’nun eserleri, hala tüketilmemiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir “panoroma”dır.
Bir Serencam
Sodom Ve Gomore
Mütareke döneminin İstanbul’u. Batı hayranı Türkler, düşman subaylarıyla aşk serüvenleri yaşamak için çırpınan Türk kızları, çıkarlarını emperyalist İtilaf Devletleri’nin zaferine bağlamış adamlar... Çöküşü ve kokuşmuşluğu anlatan roman, Anadolu’daki dirilişi önce sezdirir, sonra giderek artan bir şekilde duyurur.
Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edebiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadri’nin 1910’dan 1974’e dek verdiği eserler Türkçe’nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri’nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı, 1920’lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-i Ati’den yetişmiş ama bunu izleyen elli yıl boyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreleri romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş bir yazar olan Karaosmanoğlu’nun eserleri, hala tüketilmemiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir “panoroma”dır.
Tutunamayanlar
Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar'ı Berna Moran, "hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak niteler. Moran'a göre "Oğuz Atay'ın mizah gücü, duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar'ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, yapıttaki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aymı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır." Küçük burjuva dünyasını zekice alaya alan Atay "saldırısını, tutunanların anlamayacağı, red edeceği türden bir romanla yapar."
Oğuz Atay, 1934'te İnebolu'da doğdu. Ankara Maarif Koleji'ni, İTÜ İnşaat Fakültesi'ni bitirdi. 1960'ta İDMMA İnşaat Bölümü'nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Tutunamayanlar'ın yayımlanmasının (1971-1972) ardından, önemli bir tartışmanın odağında yeraldı. TRT 1970 Roman Ödülü'nü kazanan Tutunamayanlar'ı kısa bir süre sonra, 1973 yılında Tehlikeli Oyunlar adlı ikinci romanı izledi. Hikayelerini Korkuyu Beklerken başlığı altında topladı. 1911- 1967 arasında yaşamış hocası Prof. Mustafa İnan'ın hayatını romanlaştırarak Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan'ı yazdı. Oyunlarla Yaşayanlar adlı tiyatro eseri Devlet Tiyatroları'nda sahnelendi. Atay 13 Aralık 1977'de, büyük projesi "Türkiye'nin Ruhu"nu yazamadan hayata gözlerini yumdu.
Kiralık Konak
Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştiri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edebiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun 1910'dan 1974'e dek verdiği eserler Türkçe'nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri'nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı, 1920'lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-i Ati'den yetişmiş ama bunu izleyen elli yıl boyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreleri romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş bir yazar olan Karaosmanoğlu'nun eserleri, hala tüketilememiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir "panorama"dır.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, ilk romanı olan Kiralık Konak'ta toplumumuzda Batılaşma ile birlikte kuşaklar arasında meydana gelen düşünce, duygu ve dünya görüşü ayrılıklarını, toplumsal çözülüş kavramını temel alarak, bir konağın dağılışı etrafında verir. Satılığa çıkarılan konağın bu değişimle farklı yerlere savrulmuş bazı kişileri, Tazminat'tan Meşrutiyet'e uzanan bir kopuş süreci içinde, İstanbul'un giyen, ölçülü ve namuslu kişiler olmaktan çıkıp, sırtlarına geçirdikleri redingotlarıyla - romancının deyişiyle- "riyakar, yarı uşak ve adi " bir kuşağın temsilcisi haline gelirler.
Yaban – İletişim Yayınevi
Millî Mücadele sırasında Orta Anadolu’da bir köy. Tanzimat aydınının sosyopsikolojik özelliklerinin uzantılarını taşıyan Ahmet Celal. Kendini kurtarıcı olarak gören, halkı eğitmeyi (ya da adam etmeyi) görev edinmiş, kafasında yarattığı gerçekle yaşanan gerçeğin çatışması sonucu “yaban”laşan tipik aydın.
Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edeiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadri’nin 1910’dan 1974’e dek verdiği eserler Türkçe’nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri’nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı, 1920’lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-i Ati’den yetişmiş ama bunu izleyen elli yıl boyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreleri romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş bir yazar olan Karaosmanoğlu’nun eserleri, hala tüketilmemiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir “panoroma”dır.
Ömer Seyfettin’den Seçmeler 2
Ömer Seyfettin edebî zevk sahibi olmak ve hikayemizi anlamak isteyenlerin öncelikle okumaları gereken yazardır. Hikayeleriyle yaşadığı dönemin siyasi ve fikrîi hayatında olduğu kadar modern Türk Hikayeciliğinde de çığır açmıştır. Yayınevimiz Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilk ve orta öğretim seviyesindeki öğrencilere tavsiye ettiği bu eser için Ömer Seyfettin Hikayelerinden bir demet sunar. Seçmeyi edebî türlerimiz hakkında yaptığı hatırşinas ve zevkli derlemelerle temayüz eden N. Ziya Bakırcıoğlu yaptı. Okumayı kolaylaştırmak için gerekli gördüğü yerlere kısa açıklamalar yazdı. Hikayeler'in birinci kitabında yazarın en sevilen hikayelerinden on altısı, ikinci kitabında dokuzu bulunmaktadır. Okuyanların dahi tekrar tekrar okuması gereken hikayeler...
Ömer Seyfettin’den Seçmeler 1
Ömer Seyfettin edebi zevk sahibi olmak ve hikayemizi anlamak isteyenlerin öncelikle okumaları gereken yazardır. Hikayeleriyle yaşadığı dönemin siyasi ve fikrii hayatında olduğu kadar modern Türk Hikayeciliğinde de çığır açmıştır. Yayınevimiz Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilk ve orta öğretim seviyesindeki öğrencilere tavsiye ettiği bu eser için Ömer Seyfettin Hikayelerinden bir demet sunar. Seçmeyi edebi türlerimiz hakkında yaptığı hatırşinas ve zevkli derlemelerle temayüz eden N. Ziya Bakırcıoğlu yaptı. Okumayı kolaylaştırmak için gerekli gördüğü yerlere kısa açıklamalar yazdı. Hikayeler'in birinci kitabında yazarın en sevilen hikayelerinden on altısı, ikinci kitabında dokuzu bulunmaktadır. Okuyanların dahi tekrar tekrar okuması gereken hikayeler...
Dualar Ve Aminler
Biz, kısık sesleriz... Minareleri, sen, ezansız bırakma, Allaah’ım! Ya çağır şurada bal yapanlarını: Ya kovansız bırakma, Allaah’ım! Yarının yollarında yılları da Ramazansız bırakma, Allaah’ım! Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, Ya çobansız bırakma, Allaah’ım! Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız ve vatansız bırakma, Allah’ım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu Müslümansız bırakma, Allah’ım!
Çatı
Anahtar – İrfan Yayıncılık
Denemeler – Yapı Kredi Yayınları
Sir Francis Bacon (1561-1626), zenginlik ile yoksulluk, ün ile düşüş, tutarlılık ile tutarsızlık, akıl ile boş inanç arasında dalgalanan bir çağda yaşadı. Bacon'un yetenekleri, ilgilerindeki evrensellik, araştırıcılık çağının pek az kişisnde vardır. Geçmiş gelenekleri ve yöntemleri tanır, çoğunu benimser ama bununla kalmaz, o geleneklerle yöntemlerin hepsini umulmadık yeni gözlemlerle, kökten değişikliklerle aşmasını bilir. Bacon, "Denemeler"inde, değişik alanlardan edindiği gözlemler ve deneylere dayanarak kurduğu bilgelik ile "deneme"nin isim babası Montaigne'den ayrılır. O, Montaigne gibi kendi benliğini anlatmaz, yaşama uygulanabilecek bir bilgelik ortaya koyar. Bunu yaparken yarattığı zengin imgelerle bir dil ustası olduğunu da kanıtlar. Baronluğu ve Vikontluğu unutulsa da, Bacon'ın yazarlığı dört yüz yıldır hala taze.
İsimle Ateş Arasında
Padişah, askerleri ve hüzünlü bir aşk hikayesi... Bir yanda, başlarken muhteşem biterken tükenmiş yeniçeriler... Bir yanda, satın aldığı esame ile bütün hayatı değişen ve kendisini aşkın tükenişe varan yolculuğunda bulan Numan... Bir yanda, kokuların ruhunu bilen, Numan‘ın baştan ayağa aşk eden Nihâde... Diğer yanda, Yeniçeri Ocağı, Numan ve Nihade üçgenine bağlanan küçük hikayeler... Her şey Numan‘ın kalbinden ve Yeniçeri Ocağı‘ndan kıvılcım almışa benzeyen muazzam bir yangında yok olurken; Nazan Bekiroğlu resmi tarihin hükümleriyle bireysel tarihçelerin ne kadar uyuşmaz olduğunu anlatıyor. Yerli bir bakışla...
Hışırtı
Acemi Yolcu
Kapıya gelen yolculara bak. hepsi de birbirine dayanıp yoldaş olmuş, gelmişler!
Her zerreye ayrı bir kapı var; şu halde her zerreden ona başka bir yol var!
Sen ne bilirsin hangi yola gideceğini: hangi yolla o kapıya varıp ulaşacağını?
Onu apaçık ararsan işte o zaman gizlenir. gizliliklerde ararsan açığa çıkar!
Açıkta aradığın zaman gizlidir, gizlide aradığın zaman meydanda!
Onu, onunla tanı, kendinle değil. Yol, ondan başlar, ona gider: akıldan başlamaz!
Feridüddin Attar
Son Adım
Önce Kenarda’yı yayımlamıştık Ayhan Geçgin’den. Ardından Gençlik Düşü geldi. Kendine özgü dili ve dünyası ile dikkat çeken yazar, Son Adım ile bir kez daha okur karşısında. Ülkenin batısından doğusuna gidildikçe, görmek, duymak istemediklerimizle mesafe azaldıkça, olağan, sıradan yaşantıların birdenbire nasıl kesintiye uğrayacağı, hiçe sayılacağı, mahvolacağı hakkında sarsıcı bir tokat Son Adım. Türkiye toplumuna edebiyat içinden bir müdahale - dolaysız, sert ve tok sesli.
Susanlar
Bilge Karasu 50'lerin başından itibaren süreli yayınlarda öyküler, yazılar, kitap ve resim eleştirileri, hatta şiirler yayımlamıştır. Araştırmacı Serdar Soydan titiz bir arşiv taramasıyla dergi ve gazete sayfaları arasında kalmış bu işlerden derledi Susanlar'ı. Kitap, 1952-53 yıllarında Seçilmiş Hikâyeler dergisinde yayımlanmış ve daha sonraki eserlerinde ele alacağı pek çok izleğin, pek çok biçimsel denemenin ortaya çıkışını, gelişimini sergileyen sekiz öyküyü, Kedili Meryem öyküsünü, şiir denemelerini, Karasu'nun edebiyata bakış tarzını dile getirdiği "Yazar-Okurun Defteri" metinlerini, kendisiyle yapılmış söyleşileri ve Enis Batur'un bu kitap için kaleme aldığı sonsözü içeriyor. Bilge Karasu külliyatına eklediğimiz bu derleme, yazarın kurmaca dünyasına girmek, düşüncelerini ve bakış açısını kavramak açısından pek çok ipucu taşıyor bugünün okurları için.
Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasretinden Prangalar Eskittim, ilk kez 1968 yılında yayımlandı. O tarihten günümüze defalarca baskı yaptı. Birbirini takip eden birkaç kuşak sosyalist ve devrimcinin ellerinde, sözlerinde ve şarkılarındaydı. Birçok kişinin acı tatlı hatıralarında unutulmaz, özel bir yeri oldu. Ahmed Arif şiirleri bizce, hem şairin kendi kuşağının hem de ardından 68-78 kuşaklarının memleket ve halk sevgisini, isyancı ruhunu ve başkaldırı etiğini simgeliyor. Kitabın bu 40. yıl özel basımıyla Ahmed Arif’in dizeleriyle, eski kuşaklara bir kırmızı karanfil vermek istedik. Daha da önemlisi, gözlerden silinmeye çalışıldıkları bu çağda, bu fikirleri ve değerleri genç okurlara taşımak, hatırlatmak istedik.
Büyümenin Türkçe Tarihi
Bazen okuduğunuz bir öykü sizi birkaç yaş birden büyütür. Çoğu kez edebiyat, hayattan daha çabuk büyütür. Yaşama ilişkin birçok şeyi, kendi deneyimlemenize gerek kalmadan edebiyat yoluyla öğrenebilirsiniz. ... Edebiyat bizi yalnızca dış dünyaya ve hayata ilişkin bilgilerle değil, aynı zamanda kendi içimizle, kendi duygularımızla da tanıştırır. Edebiyat aynı zamanda bir büyüme sanatıdır; bizi, biz yapar. İleriki yıllarda da her yaşın büyümelerini, algılamalarını, kavramalarını, edebiyat üzerinden izlemeyi, kavramayı sürdürürüz.
Büyümenin Türkçe Tarihi, bu düşüncelerden yola çıkarak Türkçe hikâyenin on iki klasiği ile, kitabın konukları olan on iki yazarın onlar üzerine yazdıkları denemeleri bir araya getiriyor. Kendilerini büyüten hikâyeleri, bu hikâyelerle kurdukları kendi büyüme ve kavrama serüvenlerini anlatıyorlar.
-- Murathan Mungan
Yol – Metis Yayınları
Madem arkandan ağlamamı bile çok gördün bana
Al bu taşlar senin olsun... O halde ve bundan böyle
Bütün davullar vursun, telleri topsun sazların
boşluğa bağırsınlar, birlikte;
Kan kusacağız.
Kan kusacağız.
Madem dünya bunca zalim
Madem yakışmıyor kalbimize.
Bütün davullar gümlesin
Boşluktan gelen, boşluğu dolduranı
Boşluğa böğüreni
Vursunnn.
Bak! nasıl kan kusuyor külde uyuyan
Dünya görsün.
Ba
Birhan Keskin'in yeni kitabı Ba, 2003-2005 yılları arasında yazdığı şiirlerden oluşuyor.
Şairin 1991-2002 yılları arasında yayımlanan Delilirikler, Bakarsın Üzgün Dönerim, Cinayet Kışı + İki Mektup, Yirmi Lak Tablet + Yolcunun Siyah Bavulu ve Yeryüzü Halleri adlı beş kitabını tek cilt içinde bir araya getiren Kim Bağışlayacak Beni ile aynı anda yayımlandı.
Kim Bağışlayacak Beni
Günün saf ışığı yavaş yavaş ovadan geçecek birazdan.Dağların ardında eflatun bir perde gibi dalgalanacak.
Sonra ışık hızıyla evet ışık hızıyla camın karnından içeri, durgun, sessiz ve hep öyle kalacakmış gibi yayvan odaya vuracak. Bir kapı, ötekine gıcırtıyla gerinerek açılacak, mutfakta çayın sesi demlenmeye başlayacak.
Geç Gelen Ağıtlar
Gürültünün arkasından yavaşça süzüldün Bazısı gürdü
ışıklarının, bazısı süzgün Uzakta bekleyen karanlığa
doğru yürüdün Gülümsemen üzgün gibiydi, biraz küskün
Biliyorum, artık doğmayacak öyle bir gün Yapraklar
dingin, dallarda sürgün Ben alacakaranlığa kalkarken
üzüntülüydün O sabah en uzak yerindeydi gün
Sonra solgun renkleriyle geldi hüzün Hızla geçip
yanımdan yitiyordu yüzün.
Çador
Olmayalı
Katıp birleştirmişsem ruhumu, ya da tümüyle
Çözülüp kuşatılmışsam birşeyce burada, yeryüzünde,
Orada bulabilirsin beni, sen Ey endişeli sen,
Kapılarının önünde yitik bir ben'e seslenen;
Derim, akıp geldi ruhum geri, parıldatıcı oldu.
Arama dudaklarımı, Ey sevgili, bırak ellerimi,
Bir insan gibi devinen bu şey artık ölümle değil.
Yüksek Topuklar
Hayatım, içimden geçen cümleler içinde geçti.
Bundan bir kaç yıl önce yazmaya karar vermiştim bu öyküyü.
Güzel ve uzun bir öykü olsun istemiştim. Her zaman ki gibi onca iş, onca uğraş girdi araya; gündeliğin hayhuyunda başka öyküler, başka öykücükler; yalnızca yazılan, yazılmayı bekleyenler değil, yaşananlarda geçit vermedi... Sonunda, "Bir gün yazarım, nasıl olsa bir gün yazarım," diye beklettiklerimden biri olup çıktı bu da... Kimi zaman, yazdığımda, kim bilir nasıl müthiş bir kitap olacağını düşleyip, heyecanlandıklarımdan biri olarak geliyordu aklıma; kimi zaman da yazamadıklarımın yüreğimi daraltan ağır çeki taşlarından biri olarak...
Kızarmış Palamutun Kokusu
İnsan hiçbir şeyi bıraktığı yerde bulamıyor... Terk etmiş olduğum ya da terk etmek üzere olduğum insanlar beni terk etmişlerdi... Burada ya da geldiğim yerde de olsam, geçmişi yeniden yakalama umudu boş bir beklenti, insan hiçbir şeyi bıraktığı yerde bulamyor, kızarmış palamutun kokusunu bile... ...Namevcutluğun hüznü, yerini, insanları onların haberi olmadan gözleyebiliyor ve dinleyebiliyor olmanın üstünlüğüne bırakıyor. Bir şeyi kaybedince bir başka şeyi kazanıyor olduğuna inanmak, insan denilen mahlukun kendine karşı çevirdiği hilelerin en acımasızı olmalı. Kendimi, kah o mekanda kah bir diğerinde, kah bu zamanda kah diğer bir zamanda bularak dolaşıyorum. Yazgım beni hangi anda hangi yöne savurmayı uygun görmüşse. - Engin Geçtan-
Üç Aynalı Kırk Oda
Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma. Herkes kağıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz.
Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı
Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nda baskı, bir dış etken, insan eliyle oluşturulduğu ne denli bilinse de bir tür kıran gibi ortaya çıkar. Bizans'ta "resim-kırıcılık" diye adlandırılan baskı dönemi başlatılırken genç keşiş Andronikos'un kendi kendine sorduğu soru şudur: Birey olarak bu baskı karşısında, benimsemediğim, ama bana zorla benimsetilmek istenen bu yeni inanç karşısında ne yapmalıyım? İnsan içerikleri toplumdan topluma, dönemden döneme, çağdan çağa değişebiliyor. Bunların taşıdığı değerin saltık değil, göreli olduğu, "Ada" ve "Tepe" öykülerinen oluşan "Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı"nda sürekli olarak altı çizilen bir düşünce.
"Dutlar" ise Bizans'taki baskı ortamının çağdaş zaman dilimi içinde, iki ayrı zaman noktasında yeniden öykülenişi. "Ada" ve "Tepe"nin yazarı olarak Bilge Karasu'nun, dolayılı-dolaysız yoldan tanıklık ettiği bu yeni baskı dönemi sonunda, inanç konusunda bir karara varması, kendi öykülerini de karara bağlayışının öyküsü..
Gece – Metis Yayınları
İlk kez 1985 yılında yayımlanan Gece 1991 yılında Pegasus Edebiyat Ödülü'nü aldı. Çeşitli dillere çevrilen ve yayımlanan Gece için Akşit Göktürk'ün "Sunuş"unu okuyabilirsiniz.
"Gece'de anlatılan tek tek, bölük pörçük durumların, konumların, gerçek yaşamla somut ilişkisi, sürekli seziliyor satır aralarında. Okurun yakın geçmişte tanığı olduğu birçok toplumsal, tarihsel, kültürel deneyden yankılar var metinde sözgelişi. Alışılmış tarihsel mantığın işleyişi bile sorguya çekiliyor. Ama bütün bu gerçek durumlardan soyut bir çıkarım olan yaşantı, insan umutlarıyla korkularının bütünleyici imgeleriyle dile getiriliyor."
- Akşit Göktürk
Bir Günlük Yerim Kaldı İster Misiniz ?
Dört kişi var hikayemizde, kahraman sayılıp sayılmayacakları okuyucuya bırakılmış. Yaşamı düşlerinde sürdürmeyi seçmiş, dik başlı eski zaman bakiresi; dünyaya kaydını bir türlü yaptıramamanın tragedyasını komik bir imgeye dönüştürerek yadsımaya çalışan hüzünlü palyaço; yaşamla buluşmasına bitişe birkaç kala yetişen geçmişi karışık yalnız kadın; ve doğmak için ölen yaşayamamış yazar eskisi. Birkaç kişi daha var tabii, arada bir görünüp kaybolan: ölüm meleği, şeytan, ölümsüz büyücü, vesaire. Ve onlar birlikte, rastlantısal kesişme noktalarında zaman zaman buluşup ayrılarak ya da hiç buluşamayarak, hiçbir şeyin değişmediği, ama herşeyin her an farklılaştığı bir zaman diliminin hikayesini yarattılar.
De Ki İşte
Bugün bir külliyat haline gelmiş olan Oruç Aruoba kitaplarına 1990'da de ki işte ile başlamıştık. de ki işte, geniş bir okur kesimine felsefi, şiirsel metnin keyfini tattırdı. Felsefe okumayı onlarla, yüzlerle sayılabilecek okur çevresinden çıkararak binlerce insana, en başta da genç kuşaklara yaydı.
1986-88 yılları arasında yazılmış olan de ki işte, daha önce yayımlanmış tümceler ve daha sonra yayımlanan yürüme adlı ciltlerle birlikte Yürüme Üçlüsü'nü oluşturmaktadır. de ki işte’nin bugün de Oruç Aruoba'ya başlamak için ilk kitap olduğunu düşünüyoruz.
Altı Ay Bir Güz
"İstediğim, denizi yazmak. Zümrütlerin, gökyakutların sabrını; ağaçların tarihsizliğini... Bir tek kıyısını kavrayabildiğimiz, anlamını ancak bir tek kıyısıyla kurduğumuz denizin öyküleri yoktur bir kara adamı için. Yolculuklara, ister gerçek ister düşsel olsunlar, yakıştırdığımız son, öbür kıyıda bitse bile, deniz gene tek kıyılıdır, üzerinde yaşayıp çalışan biri olmadıkça. Deniz, kara adamının yalnız sınırlarını kaldırışı değil, sınır düşüncesini içinden çıkarıp atıvermesidir. Her şeyin bir aradalığının bir yerde başlaması ya da bitmesidir. İstediğim, denizi yazmaktı. Her şeyin bir aradalığına yenik düşeceğimi bile bile."
Uzak – Metis Yayınları
"uzak", bir cilt içinde bir araya getirilmiş iki kitaptan oluşuyor: "Tavşan Besleyene Kılavuz" ve "Özlem Çekene Kılavuz". Bu iki kitap, 1997'de yayınladığımız "yakın" adlı cilt içinde bir araya getirilecek "Ateş Yakana Kılavuz" ve "Kut Arayana Kılavuz" adlı iki kitapla, ikili / dörtlü bir bütünlük oluşturmaktadır.