Lizbon Kuşatmasının Tarihi
Düzeltmen Raimundo Silva, üzerinde çalıştığı tarih kitabının bir cümlesini değiştirir. Olumsuzluk takısı eklediği fiil, 1147 yılında gerçekleşen Lizbon Kuşatması’nın tarihini tümüyle altüst eder. Metinde bile isteye yaptığı bu hata, göreve yeni atanan yayın koordinatörü Maria Sara’nın dikkatini çeker. Merakı kamçılanan Sara, düzeltmene alternatif bir tarihsel roman yazmasını önerir. Raimundo Silva sonu belli bu tarihsel olayı bambaşka gözlerle anlatan kurmaca bir metin inşa ederken, yayın koordinatörü Maria Sara’yla başlayan tutkulu ilişkisi roman kahramanlarının öyküsüne yansır. José Saramago’nun kaleminden bir kuşatmanın, kuşatmaya dönüşen bir aşkın hikâyesinin anlatıldığı, Lizbon’un dünüyle bugününün iç içe geçtiği gizemli bir roman.
Tarih yazımı, yaratıcılık ve ”tarihin içine yerleştirilmiş öyküler” üzerine derin bir düşünüşün ürünü olan Lizbon Kuşatmasının Tarihi, ilk kez Portekizce özgün metinden yapılan titiz çevirisiyle okurlarla buluşuyor.
“Bu başdöndürücü masal, tarihin, dilin ve hayal gücünün sınırlarında gezinen eğlenceli bir haşarılık örneği.”
- Publishers Weekly
Oğuz Kağan Turan
Oğuz Kağan - Diriliş kitabıyla başlayan destan kesintisiz devam ediyor.
Töre uğruna atasıyla savaşıp tahta geçen Oğuz Kağan’ı bekleyen zorluklar neydi?
Tunghu yabgusu, Türkleri ve töreyi yok etmek için Kağan’dan ne istedi?
Bozkıra kök salmaya başlayan Türk Devleti’ni istemeyen Çin imparatoru kimlerle anlaştı?
Ve en önemlisi;
Yeniden var olmak isteyen Karanlık, Oğuz’la ve Kırklar’la nasıl bir savaşa hazırlanıyordu?
Kara Tapınak yükselirken Türk budununun yiğitleri bir bir uçmağa varacak.
Uzaklardan, kuzeyden gelen genç kız, törenin, Türklerin ve hatta acunun kaderi olacak.
Tarih Türklerin kılıcıyla değişirken kendinizi nefes kesen bir maceranın içinde bulacaksınız...
“Kafesinden kaçmış birer kartal gibi, hiç yorulmamış ve aç kurtlar gibi ve amansız bir Sayan Dağı fırtınası gibi geldiler üstümüze Prens’im. Son askeriniz de orada can verdiğinde ve son bayrak da düştüğünde toprağa, onlar arkalarına bakmadan ve sanki hiç savaşmamış gibi sürdüler atlarını uzaklara. Prens’im soruyordunuz ‘Nasıl durdurabiliriz?’ diye. Efendim, Türkler durdurulamazlar!”
–General Ho-tsun
Heyet 4 Türklerin Kutsal Hikayesi
Tarihte adı geçen iki Türk peygamber kimdi, Oğuz Kağan neyi simgeliyordu, Kur’an’da bahsedilen Zülkarneyn’in (a.s.) Oğuz Kağan’la bağı neydi, Türklerin ilk kitabı Ulu Han Ata Bitiği’nde neler yazıyordu.
Hazırsanız sizi sıra dışı bir yolculuğa çıkarıyoruz. Yada taşının esrarından Altın Elbiseli Adam’ın gizemine, Alp Er Tunga’nın sır dolu hayatından Yecüc ile Mecüc’ün Oğuz Kağan’la ilişkisine, kuruluşun kutsal hikâyesinden Türklerin anlatılmamış serüvenine uzanan, kaynaklara ve bulgulara dayalı olağanüstü bir yolculuk.
Akıcı üslubu ve sıra dışı anlatımıyla beklenen kitap Heyet 4, bildiğiniz Türk Tarih tezlerini sarsacak.
Sorularınıza cevap buldukça çok daha fazla soruyla karşı karşıya kalacaksınız. Bunun için ilk sayfayı açmanız yeterli. Kitabın başından bir daha kalkamayacaksınız.
Ak Topraklar
Avcının Notları – Hasan Ali Yücel Klasikleri 317
İvan Sergeyeviç Turgenyev (1818-1883): Avrupa’da ve ülkemizde eserleri ilkönce çevrilen 19. yüzyıl Rus yazarlarındandır. Döneminin Avrupalı bakış açısına sahip tek Rus yazarı olarak anılır. Avcının Notları Turgenyev'in daha önce Sovremennik (Çağdaş) dergisinde yayımladığı 25 hikâyesinin bir araya getirildiği ve onu üne kavuşturan ilk eseridir.
Eser hümanist dili ve toprak köleliğine karşı duruşuyla, Rus realist edebiyatında önemli bir rol üstlendiği gibi, toplumsal bilincin gelişimine de büyük katkıda bulunmuştur.Yazarın olağanüstü gözlem gücünün tüm hikâyelerin ana fonunu oluşturan doyumsuz doğa tasvirlerinde doruğa çıktığı Avcının Notları, Çarlık Rusyası'ndaki sert ve merhametsiz taşra yaşamının insanlara, özellikle de toprak kölesi köylülere yansımasını olanca çıplaklığıyla gözler önüne serer.
Rüzgara Bırakılan Dilekler
Tarihin karanlık bir döneminde hayatta kalma gücüne ve sevgiye dair olağanüstü bir hikâye!
2. Dünya Savaşı tüm dehşetiyle sürerken 10 yaşındaki Manami Amerika’daki yaşamının ne kadar huzurlu olduğunun farkında değildir. 1942 yılında Japonya Amerika’nın Pearl Harbor limanını bombalayınca, Amerikan hükümeti Japon kökenli Amerikalıları toplama kamplarında yaşamaya zorlar. Manami sadece evinden değil, köpeğinden de ayrılmak zorunda kalır. Hem de onu yanında götürmek isterken bir bilinmeze terk etme pahasına!
Peki, kâğıtlara yazıp rüzgâra bıraktığı dilekler sevgili köpeğini geri getirebilecek mi? Ailesi tekrar bir araya gelebilecek mi? Sadece Japon yüzlü ve Japon isimli olduğu için gördüğü ayrımcılığı bir gün affedebilecek mi?
Tarihsel olaylara dayanarak başarıyla kaleme alınmış olan bu roman, yaşadığı travmatik olaylar nedeniyle artık konuşamayan Manami’nin iyileşme ve tekrar hayata bağlanma çabasını dokunaklı bir dille anlatıyor.
Kuklacı Çocuk
Çanakkale Mahşeri
Iv.murat Gürz Ve Zafer
Osmanlı‘nın son fatihi IV.Murat... Ödüllü yazar Okay Tiryakioğlu‘nun; Kumandan, Kuşatma 1453, Yavuz ve Kanuni‘den sonra, beşinci tarihi romanı: IV.Murat - Gürz ve Zafer. 11 yaşında tahta geçti. Annesi Kösem Sultan‘dan iktidarı zor devrabildi. Rüşveti, adam kayırmayı engelledi. Tütünü, alkolü yasakladı. Düzeni hem devlete hem sokaklara getirdi. Tarihin en muktedir liderlerinden oldu. "Bağdat‘ı almaya çalışmak, Bağdat‘ın kendinden daha mı güzeldi ne!" sözü tarihi geçti. Ordusunun başında sefere çıktı, "Bağdat Fatihi" oldu. Hayallerini gerçekleştiremeden 28‘inde hayata veda etti. Osmanlı‘nın her anı olaylarla dolu dönemi IV.Murat - Gürz ve Zafer‘de.
Yavuz
Enver Paşa – Bir Adanmışlık Öyküsü
Mefkûrem sevgili vatanımım büyüklüğü ve refahıdır. (...) Eğer bu, memleketi kurtaracaksa mutlu olurum. Ölürsem; vazifemi yapmış kabul ederim kendimi. Allah’a dua ediyorum; eğer projem Türkiye’ye mutluluk getirmezse, beni öldürmesi için dua ediyorum. Allah sizi korusun. Ata binmem lazım, beni bekliyorlar...
Osmanlı Devleti’nin son dönemleri… Bir yanda kaybedilen savaşlarla, toprak kayıplarıyla, göçlerle, Balkanlarda ve diğer bölgelerde patlak veren isyanlarla, diğer yanda ekonomik sorunlarla, yoksullukla, Meşrutiyet ve özgürlük hareketleriyle baş etmeye çalışan bir devlet… Bir yanda varoluş mücadelesi veren Osmanlı İmparatorluğu, diğer yanda hızla büyük bir harbe sürüklenen dünya...
Böyle bir ortamda doğan ve büyüyen, geçim sıkıntısı yaşayan memur bir babanın içe kapanık, çelimsiz ama inatçı oğlu İsmail Enver’in ise tek hayali sokakta gördüğü subaylar gibi olmak. Bu hayal diğer hayallerin kapısını açacak; kendini milletine adamış bir adamın hayalleri bir milletin hayallerine dönüşecekti…
Yakın tarihimizin en çok tartışılan tarihî figürlerinden Enver Paşa hırsları ve inatları uğruna vatanı feda eden bir hayalperest miydi yoksa kader kurbanı bir vatan sevdalısı mı?
Tarihimizin önemli olaylarını ve figürlerini anlatan romanlarıyla okurun büyük beğenisini toplayan İsmail Bilgin, hayatı mücadelelerle geçmiş Enver Paşa’yı daha önce hiç anlatılmamış bir şekilde kaleme aldı.
Bütün bir vatanın kaderini değiştiren Enver Paşa’yı hiç böyle okumadınız...
Napolyon
Mimar Sinan
Barbaros – Denizlerin Hakimi
Barbaros Hayreddin Paşa…
Akdeniz’i bir Türk gölü haline getiren, düşmanlarının bile büyük saygı duyduğu denizcilik tarihinin belki de en büyük denizcisi.
Çocukluğundan itibaren cesareti ve iradesiyle hep en önde olan Barbaros, Türklerin denizlere hâkim olmadığı sürece fitnenin bitmeyeceğine inanıyordu...
Denizler ise acımasızdı, en yakınlarını, sevdiklerini kaybetti hırçın dalgalarda...
Akdeniz’in kalbinde zehirli hançer gibi saplı Rodos Şövalyeleri, Endülüs’e zulüm eden İspanyollar, Müslümanlara zarar veren korsanlar, Habsburglar, Papalık, Venedik, Ceneviz, Malta, Portekiz ve diğerleri... Türkleri denizlerden atmak için bütün gayretleriyle çabalıyorlardı.
Denizlerin hâkimi olmak bu Haçlı ittifakı karşısında zordu, fakat Barbaros da yalnız değildi. Leventleri, hocası Kemal Reis, Piri Reis gibi dostları ve Devleti Aliyye bütün imkânlarıyla Barbaros’un yanındaydı.
Eserleri altı dile çevrilen, Türkiye’nin en çok okunan tarihî romanlarının yazarı, okurları tarafından “Günümüzün Peyami Safa’sı” olarak anılan Okay Tiryakioğlu’nun kaleminden sürükleyici, heyecanlı ve derinlikli bir Barbaros romanı...
İngiliz Kıskacı
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yıkılmak üzere olan, işgal altında bir vatan.
Bu yıkımı kendi istedikleri gibi sonlandırmak isteyen İngilizler ise boş durmuyor, her yerde casusları ile çalışıyorlar…
Devleti yeniden ayağa kaldırmak isteyen vatanperverler ise işgali sonlandırmak ve yeniden bağımsız olmak için var güçleriyle gizlice çalışıyorlar. Çıkış aranıyor…
En büyük düşmanları ise kendilerinden gibi gözüken casuslar…
Bu casuslardan en tehlikesi ise İngilizlere çalışan Hint asıllı Mustafa Sagir.
İstanbul'a geldiğinde kendini bağımsızlık taraftarı olarak tanıtır. Hint Müslümanlarının temsilcisi olduğunu ve büyük miktarda mali yardım için aracılık edeceğini belirtir. Daha sonra ise büyük görevi olan Millî Mücadele’yi engellemek amacıyla Ankara’ya ulaşır. Hedefi mücadelenin önderi Mustafa Kemal Paşa’ya suikast düzenlemektir.
Devleti ve milleti için canını ortaya koyanların ise başka bir planı vardır…
İsmail Bilgin’in sürükleyici kaleminden İngiliz Kıskacı, İstanbul'un İşgali’nden başlayarak Ankara'ya dek uzanan olaylar zincirini, sağlam bir kurgu ve akıcı bir anlatım ile kaynaklar eşliğinde okuyucuya sunan özel bir tarihi roman.
O zor ve fedakârlık dolu günleri tekrar hatırlamak ve unutmamak adına...
Adaletin Kalesi Nizamülmülk
Nizamiye medreselerini bütün tehditlere rağmen canı pahasına koruyarak devletin kalesi haline getiren Selçuklu Veziri Hasan bin Ali et-Tûsî; namı diğer Nizamülmülk...
Öte yanda ise devasa bir plato üzerinde yükselen ve sarp zirvelere hâkim, ulaşılması güç, ehlisünnet düşmanı Alamut Kalesi… Hasan Sabbah gibi bariz bir düşmanın ötesinde, yalnızca küçülmüş gözbebeklerinden tanınabilen katil haşhaşi fedaileri…
Nizamülmülk, Ulu vezir Hasan et-Tûsî’nin Sultan Melikşah döneminde sonlanan, ancak hikâyesi dilden dile dolaşan efsanevi hayatını konu alıyor. Nizamülmülk’ün hikâyesi, bir devleti hem kılıçla hem de ilimle ayakta tutma imtihanını anlatıyor bizlere. Köklü dostlukların arasına sızan fitneye, kırılan kalplere ve telafisi zor kayıplara rağmen ilmî korumaya adanmış bir ömrün hikâyesini okuyoruz Okay Tiryakioğlu’nun kaleminden. Hiçbir zaman kolay değildir koca bir devleti ilmî ve askerî yönden ayakta tutmak. Ancak herkes şunun farkındadır ki, zafer zor olandadır.
Türkiye’nin en çok okunan tarihi romanlarının yazarı, okurları tarafından “Günümüzün Peyami Safa’sı” olarak anılan Okay Tiryakioğlu’nun kaleminden sürükleyici, heyecanlı ve derinlikli bir roman...
Halid Bin Velid
İbrahim bin Cevri el Hamevi el Gassani, Kanonikler adına çalışırken Halid bin Velid’in canına kastedecek kadar gözünü karartan bir Hristiyan Gassani fedaisidir.
Yolu sahabe-i kiramın önemli isimlerinden Amr bin As ile kesişince İslam’a tanışır ve o günden sonra genç ve yetenekli bir savaşçı olarak kendini adeta İslam ordularını komutanı, Peygamber Efendimizin Seyfullah unvanını verdiği Halid bin Velid’in hizmetine adar ve macera başlar.
Artık komutanların şahı Halid nerede vazife alsa İbrahim de onun yanındadır.
İrtidat hareketlerinin bastırılmasında en saflardan olan biteni aktarır.
İbrahim’in tuttuğu kayıtlar eşliğinde Halid bin Velid ve ordusunun kahramanca savaştığı cepheler art arda gelir.
Sahte peygamber vakalarını başarıyla bastıran Seyfullah, Irak’ta Sasaniler’e, Suriye’de Bizans’a karşı saf tutar.
Fetih hareketleri hız kesmeden devam eder.
Busra’da, Havran’da, Ecnadeyn’de, Yermük’te, Şam’da İslam düşmanlarının kalbine korku salan Halid bin Velid’in kahramanlık ve cesaret dolu hayatı Okay Tiryakioğlu’nun kaleminden bugüne taşınıyor.
Osman Gazi
Ertuğrul Gazi döneminde süren barış ortamından sonra Türk'ün kılıcını düşmana sallayan, yakınlarının üzerine gölge yapan eli kesen, mevzu Kayı olduğunda amcası Dündar Alp'in dahi ihanetine aman vermeyen bir yiğidin hikayesi bu... Moğolların varlığına rağmen karşısına dizilenlerin yine en çok korktuğu Osmanlı'nın doğuşu...
Yayılmaya başlayan Kayı boyunun karşısına çıkan onca farklılık selamla karşılanırken namertliğe karşı acımasızlığına şahit olduğumuz Osman Gazi'nin yazdığı destansı tarihin ilk adımları... At üstünde gösterdiği hüner, düşman karşısında gösterdiği cesaret, hısım karşısında gösterdiği sabır ona koca bir çınar bağışlıyor...
Türkiye'nin en çok okunan tarihi romanlarının yazarı, eserleri Arapça, Azerice, Endonezce ve Boşnakçaya çevrilen, okurları tarafından "günümüzün Peyami Safa'sı" olarak anılan Okay Tiryakioğlu, Osmanlı'nın Söğüt'te başlayan kuruluş hikayesinin baş kahramanı Osman Gazi'yi anlatarak tarihin sayfalarını yeniden aralıyor.
Osman Gazi-Çınarın Gölgesinde... Bir kuruluş destanını hakkını vererek okumak isteyenler için...
Şeyh Şamil Kafkas Kartalı
Daha küçük yaşlarda içindeki müthiş cevher keşfedilen, amcasının ve babasının sürdürdüğü bağımsızlık mücadelesinin çehresini tamamen değiştiren, yenildikçe daha da güçlenerek bir çığ gibi gelen düşmanlarının karşısında dağ misali dimdik duran bir kahraman… Hayatı iman ve vatan üzere şekillenen bir mücahit…
"Kafkas Kartalı" Şeyh Şamil…
Ve onun destansı hayatı…
Romanlarıyla yüz binlere tarihi sevdiren, okurları tarafından "günümüzün Peyami Safa'sı" olarak nitelenen Okay Tiryakioğlu, tarihi roman severleri bu kez Kafkasların imamı, Şeyh Şamil'in müthiş direnişine tanıklık ettiriyor. "Kafkas Kartalı" Şeyh Şamil'in her anı müthiş bir mücadele ve direnişle geçen hayatını capcanlı bir dille bugüne taşıyor.
Şamil, kendisine sonuna kadar inanmış dava arkadaşlarına sevgiyle bakarak, “Son kez hatırlatıyorum,” dedi. “Beni imamlığa siz seçtiniz! Ben bu göreve, kendi irademle gelmedim ve hatta yine şahitsiniz ki gelmemek için çaba sarf ettim; yerime başka adaylar gösterdim. Fakat neticede Gazi Muhammed’in rüyası bir kez daha zuhur etti ve baskınıza daha fazla tahammül edemedim. İki ay evvel, gönülsüz de olsa vazifeyi üstlendim. O ilk gün söylediğimi şimdi tekrarlıyorum! Emirlerime sorgusuz sualsiz itaat edecek, teslim olmayı aklınıza dahi getirmeyecek, hiçbir şart altında bana böyle bir teklifte bulunmayacak, kararlılığımı sorgulamayacaksınız!”
Kuşçubaşı Eşref (İsmail Bilgin)
Eşref Sencer Kuşçubaşı ya da namı diğer Kuşçubaşı Eşref…
Sıkı bir savaşçı, iyi bir istihbaratçı, dünya tarihinin gelmiş geçmiş en ünlü casuslarından...
Ve tarihimizde hep merak edilen bir kurum: Teşkilat-ı Mahsusa…
Osmanlı’nın son dönemleri… Bir yanda Balkanlarda patlak veren isyanlar, diğer yanda iç karışıklıklarla baş etmeye çalışan bir devlet. Bir yanda varoluş mücadelesi veren Osmanlı İmparatorluğu, diğer yanda büyük bir hızla dünya savaşına doğru sürüklenen ülkeler. Böyle bir ortamda, gözünü budaktan esirgemeyen bir savaşçı çıkar ve tarihin seyrini değiştirir.
İçindeki vatan aşkıyla, 20.000 kişilik orduya sadece 40 adamıyla hiç çekinmeden kafa tutan ve saatlerce savaşan bir asker. İngilizlerin Ortadoğu’daki oyunlarını bozmak için akıl almaz istihbarat faaliyetleri yürüten bir casus. Arap çöllerinde çok hızlı yer değiştirmesiyle bilinen meşhur “uçan şeyh”…
Tarihimizin önemli figürlerini genç nesillere anlatan romanlarıyla okurun büyük beğenisini toplayan İsmail Bilgin’in kaleminden, hayatı mücadelelerle geçmiş bir istihbaratçının benzersiz hayat hikayesi…
“Durmadan çalıştım… Hiçbir zaman filozof ya da siyasetçi olmadım ve bu işten iyi dostlar, yara izleri, kalça kırığı, birkaç madalya ve memleketim için çok iyi dövüştüğümü bilmenin verdiği tatmin dışında hiçbir şey elde etmedim.”
Kanaviçe
Zaman Yolcuları Çanakkale Savaşında
Alp’in annesinin ve babasının bir patlamada öldüğü sanılmaktadır. Zaman içerisinde bulduğu ipuçları Alp’i onların yaşadığına dair umutlandırır. Ancak onları bulmak sandığı kadar kolay değildir. Bunun için bir zaman makinesiyle geçmişe yolculuk yapması gerekmektedir! Sıra arkadaşı olan Alp ve Ahmet henüz arkadaşlıklarının başında sonu bilinmeyen ancak bir o kadar da heyecanlı bir maceraya atılır. Alp’in annesini ve babasını bulmak için Çanakkale Savaşı’nın en hararetli günlerine giderler. Orada Seyit Onbaşı’dan, Ezineli Yahya Çavuş’a; Yüzbaşı Hakkı Bey’den, Saka Hüseyin’e kadar birçok Çanakkale kahramanıyla tanışırlar ve Çanakkale ruhunu iliklerine kadar hissederler. Artık bu kahramanlar onların hayatına ışık tutacaktır. Peki, iki arkadaş Alp’in annesini ve babasını bulabilecekler mi?
Fatih Sultan Mehmed Han
Gazi Osman Paşa
Kutül Amare Osmanlının Son Zaferi
"Üniformanızı kefen belleyin. Üniforma, yeri geldiğinde ateşten gömlek, yeri geldiğinde serin sular gibidir. Kah ateşler içinde yanarsınız pervaneler gibi, kah denize doğru gidersiniz soğuk çağlayanlar gibi..."
Kut'ül Amare'de konuşlanan İngilizler, General Towshend komutasında, Osmanlı'ya karşı koymak için tüm imkanlarını kullanıyorlardı. Arapları altınla, pirinçle kendi saflarına çekiyor, gerek içten gerekse dıştan türlü müdahalelerle Osmanlı'yı püskürtmeye çalışıyordu.Ancak Osmanlı, Kut'ül Amare'yi İngilizlere bırakmayacaktı...
Çanakkale'den sonra İngilizlerin uğradığı en büyük hezimet olan, fakat bugüne kadar üzerinde çokça durulmamış Kut'ül Amare Harekâtı'nı, İsmail Bilgin'in titiz kurgusuyla soluksuz okuyacaksınız.
Yıldırım Bayezid
Alparslan
Tarihi romanlarıyla Osmanlı sultanlarının birbirinden değerli hayat hikayelerini günümüz okuruna aktaran Okay Tiryakioğlu bu defa Selçuklu topraklarına uzanarak atalarımızın atası Alparslan’ı konuk ediyor sayfalarına. Ve serüven başlıyor!
Çağrı Bey önderliğindeki Selçuklu Devleti, Dandanakan zaferinin ardından gücüne güç katarak batıya doğru ilerlemektedir. Henüz yağız bir delikanlı olan Alparslan ise dövüş hocası olan yenilmez Korgan’dan aldığı eğitimle rüştünü ispatlayarak liderliğe doğru yükselir. Vatan aşkına sevda ateşi katan güzeller güzeli Selcen Kız’ı kaçırma planları yapılırken, devletin bütünlüğünü hırpalayan iç isyanlar da bir bir bastırılır. Ve nihayet Anadolu’nun kaderini değiştiren Malazgirt Savaşı’nın vakti gelir.
Alparslan ile Roman Diyojen’in tarihe mal olmuş bu destansı yüzleşmesine hazır olun.