Adaletin Kalesi Nizamülmülk
Nizamiye medreselerini bütün tehditlere rağmen canı pahasına koruyarak devletin kalesi haline getiren Selçuklu Veziri Hasan bin Ali et-Tûsî; namı diğer Nizamülmülk...
Öte yanda ise devasa bir plato üzerinde yükselen ve sarp zirvelere hâkim, ulaşılması güç, ehlisünnet düşmanı Alamut Kalesi… Hasan Sabbah gibi bariz bir düşmanın ötesinde, yalnızca küçülmüş gözbebeklerinden tanınabilen katil haşhaşi fedaileri…
Nizamülmülk, Ulu vezir Hasan et-Tûsî’nin Sultan Melikşah döneminde sonlanan, ancak hikâyesi dilden dile dolaşan efsanevi hayatını konu alıyor. Nizamülmülk’ün hikâyesi, bir devleti hem kılıçla hem de ilimle ayakta tutma imtihanını anlatıyor bizlere. Köklü dostlukların arasına sızan fitneye, kırılan kalplere ve telafisi zor kayıplara rağmen ilmî korumaya adanmış bir ömrün hikâyesini okuyoruz Okay Tiryakioğlu’nun kaleminden. Hiçbir zaman kolay değildir koca bir devleti ilmî ve askerî yönden ayakta tutmak. Ancak herkes şunun farkındadır ki, zafer zor olandadır.
Türkiye’nin en çok okunan tarihi romanlarının yazarı, okurları tarafından “Günümüzün Peyami Safa’sı” olarak anılan Okay Tiryakioğlu’nun kaleminden sürükleyici, heyecanlı ve derinlikli bir roman...
Ak Topraklar
Alparslan
Tarihi romanlarıyla Osmanlı sultanlarının birbirinden değerli hayat hikayelerini günümüz okuruna aktaran Okay Tiryakioğlu bu defa Selçuklu topraklarına uzanarak atalarımızın atası Alparslan’ı konuk ediyor sayfalarına. Ve serüven başlıyor!
Çağrı Bey önderliğindeki Selçuklu Devleti, Dandanakan zaferinin ardından gücüne güç katarak batıya doğru ilerlemektedir. Henüz yağız bir delikanlı olan Alparslan ise dövüş hocası olan yenilmez Korgan’dan aldığı eğitimle rüştünü ispatlayarak liderliğe doğru yükselir. Vatan aşkına sevda ateşi katan güzeller güzeli Selcen Kız’ı kaçırma planları yapılırken, devletin bütünlüğünü hırpalayan iç isyanlar da bir bir bastırılır. Ve nihayet Anadolu’nun kaderini değiştiren Malazgirt Savaşı’nın vakti gelir.
Alparslan ile Roman Diyojen’in tarihe mal olmuş bu destansı yüzleşmesine hazır olun.
Attila
Attila’ydı o.
Erken yaşlarından itibaren cesareti ve iradesiyle aman vermez bir rakip olarak çıktı herkesin karşısına.
Diplomatik esir olarak Roma’ya gönderildi. Müthiş bir savaşçı olarak Hun ülkesine döndü.
Verdiği mücadele sadece düşmanlarına karşı değildi.
Kardeş bildikleri onu hiç ummadığı yerden de vurmak istediler, direndi.
Hem Doğu hem Batı Roma’ya hükmetti.
Tarihte ilk kez Papa’ya diz çöktürdü.
Doğuda Sasanilere geçit vermedi.
Ve bin yıllara uzanan bir isim bıraktı geriye.
Attila’ydı o.
Yeryüzündeki tüm mazlumların intikamını almak, gözyaşlarını silmek için yemin etmişti.
Romanlarıyla yüz binlere tarihi sevdiren ve okurları tarafından “günümüzün Peyami Safa’sı” olarak nitelenen Okay Tiryakioğlu, bu kez Türk tarihinin erken dönemlerine götürüyor tarihi roman severleri. “Avrupa’yı Dize Getiren Türk”ün, Attila’nın her dakikası heyecanla ve kazanma azmiyle dolu hayatını capcanlı bir dille anlatıyor.
“Bugünden geleceğe adaletli ve merhametli ismin kalacak Attila! Fethettiğin bölgelerde bir tek cana bile boş yere kıymadığını işitecek insanlar.”
“Bin yıl sonra, öyle mi?”
“Belki daha bile ötelerinde!”
Avcının Notları – Hasan Ali Yücel Klasikleri 317
İvan Sergeyeviç Turgenyev (1818-1883): Avrupa’da ve ülkemizde eserleri ilkönce çevrilen 19. yüzyıl Rus yazarlarındandır. Döneminin Avrupalı bakış açısına sahip tek Rus yazarı olarak anılır. Avcının Notları Turgenyev'in daha önce Sovremennik (Çağdaş) dergisinde yayımladığı 25 hikâyesinin bir araya getirildiği ve onu üne kavuşturan ilk eseridir.
Eser hümanist dili ve toprak köleliğine karşı duruşuyla, Rus realist edebiyatında önemli bir rol üstlendiği gibi, toplumsal bilincin gelişimine de büyük katkıda bulunmuştur.Yazarın olağanüstü gözlem gücünün tüm hikâyelerin ana fonunu oluşturan doyumsuz doğa tasvirlerinde doruğa çıktığı Avcının Notları, Çarlık Rusyası'ndaki sert ve merhametsiz taşra yaşamının insanlara, özellikle de toprak kölesi köylülere yansımasını olanca çıplaklığıyla gözler önüne serer.
Barbaros – Denizlerin Hakimi
Barbaros Hayreddin Paşa…
Akdeniz’i bir Türk gölü haline getiren, düşmanlarının bile büyük saygı duyduğu denizcilik tarihinin belki de en büyük denizcisi.
Çocukluğundan itibaren cesareti ve iradesiyle hep en önde olan Barbaros, Türklerin denizlere hâkim olmadığı sürece fitnenin bitmeyeceğine inanıyordu...
Denizler ise acımasızdı, en yakınlarını, sevdiklerini kaybetti hırçın dalgalarda...
Akdeniz’in kalbinde zehirli hançer gibi saplı Rodos Şövalyeleri, Endülüs’e zulüm eden İspanyollar, Müslümanlara zarar veren korsanlar, Habsburglar, Papalık, Venedik, Ceneviz, Malta, Portekiz ve diğerleri... Türkleri denizlerden atmak için bütün gayretleriyle çabalıyorlardı.
Denizlerin hâkimi olmak bu Haçlı ittifakı karşısında zordu, fakat Barbaros da yalnız değildi. Leventleri, hocası Kemal Reis, Piri Reis gibi dostları ve Devleti Aliyye bütün imkânlarıyla Barbaros’un yanındaydı.
Eserleri altı dile çevrilen, Türkiye’nin en çok okunan tarihî romanlarının yazarı, okurları tarafından “Günümüzün Peyami Safa’sı” olarak anılan Okay Tiryakioğlu’nun kaleminden sürükleyici, heyecanlı ve derinlikli bir Barbaros romanı...
Barbaros Hayrettin Denizlerin Kartalı
Bozkırın Sırrı
Üç bin yıl önce
Bozkırdaki yarı-göçerler henüz
“Türk” adıyla bilinmezken doğdular…
Erkek,
‘Çadırı tutan ana direk’ olması için “Öktem” diye çağrıldı.
‘Yüz yirmi dört bin Peygamber’den biriydi o…
İkizi,
Müjdelenen ‘Yoldaş’ın eşi ve ‘sırrın anası’ydı.
Tarihçiler onu “Aşena” diye andı…
Ahmet Turgut’un kaleme aldığı Bozkırın Sırrı – Türk Peygamber sağlam kurgusu, görkemli hikâyesi ve dilsel keşifleriyle bizleri Orta Asya bozkırlarına götürüyor.
Törelerine sıkı sıkıya bağlı ve kendine özgü bir yaşam kurmuş bozkır göçerlerinin her kavim gibi bir Peygamber eliyle ilahi mesajla tanışması…
Soluk soluğa okuyacağınız, baştan sona ‘organik’ bir hikâye...
Bozkurtlar Yeni
Bozkurtlar Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor;
Bozkurtlar, yazarının vaktiyle verdiği lütufkâr müsaadeleri sonucunda “Bozkurtların Ölümü” ve “Bozkurtlar Diriliyor” adlı ölümsüz eserlerin, bir arada yayınlanmak suretiyle aldığı yeni isimdir. Bozkurtlar, her idealist Türk’ün heyecanında, fikir dünyasında, ülkücülüğünde ve inancında payı olan dev bir eserdir. Bu roman, Atsız Bey’in daha sağlığında iken edebiyatımızın klâsikleri arasında yerini almış ve yazarını da ölümsüzleştirmiştir. Ötüken Neşriyat, uzun bir aradan - ki bu zaman zarfında bir çok meşru ve korsan baskıları da yapıldıktan- sonra, Türklüğün şuur ve gururu olan Bozkurtlar’ı yeniden yayınlarken on binlerce okuyucusunun heyecanını tazelemekten ve sevincine vesile olmaktan kıvanç duyar.
Büyük İskender
Uçsuz bucaksız bir imparatorluğun filozof hükümdarı: büyük iskender…
"Büyük İskender, antik dünyanın, belki de tüm tarihin en büyük askerî lideriydi. Yalnızca dört sene içinde, kararlı liderliği, zeka kokan taktikleri ve sarsılmaz azmi sayesinde Pers İmparatorluğu’nu dize getirmişti. Pers tacına el koyan İskender, hâkimiyetini imparatorluğun doğu topraklarına genişletti. Henüz 33 yaşındayken öldüğünde, yeni fetihler tasarlamakla meşguldü. Kurduğu imparatorluk pek uzun ömürlü olmasa da, İskender’in karizmatik genç dünya fatihi imajı, kendinden sonra gelen hükümdarlara ilham kaynağı, kimi zaman da yılgınlık sebebi olmaya devam etti."
- Jeremy Black
Makedonya, Yunanistan ve Pers İmparatorluğu, dünya tarihinin en gizemli coğrafyalarına ev sahipliği yapmıştır. Bu üç imparatorluktan ilki, İskender’in veliahd olarak dünyaya geldiği Makedonya’dır. Yunanistan’a İskender’in babası Philippos hükmetmiştir. Dünya savaş tarihinin en korkutucu ordusuna sahip Persleri ise İskender fethetmiştir.
İskender, 11 Haziran 323 tarihinde Babil’de öldüğünde sadece 33 yaşındaydı. Ardında bıraktığı imparatorluk Nil Nehri’nden Himalaya’ya, Balkanlar’dan Hint Okyanusu kadar uzanıyordu. Ancak devlet yönetimindeki bazı tutumları, imparatorluğunda sonradan çok ciddi bir değişim ve dönüşüm yaratmıştır. İnsanlığı Yunanlar ve barbarlar olarak sınıflandırması, Persleri hem seçkin ağır süvari birliği hetairoi’ye hem de Avrupalı ordusuna dâhil etmeyi düşünmesi, onları yüksek mevkilere atayarak imparatorluk yönetiminde söz sahibi olmalarını sağlaması imparatorluk felsefesinin neredeyse yeniden kurulmasına sebep olmuştur.
Tarihçi Jona Lendering, Büyük İskender adlı bu roman tadındaki kitabında; karakteriyle, savaştığı ordularla, iletişimde olduğu devletlerle ve tüm felsefesiyle İskender’in hayatını anlatıyor. Antikçağ Yunan hikâyelerinden, Babil hükümdarlık kayıtlarından, İran kökenli belgelerden yararlanarak daha önce benzeri görülmemiş bir biyografik eser sunuyor.
Çanakkale Geçilmez
Bilgi Yayınevi'nden Çanakkale Zaferinin 100. yılında Turgut Özakman'ın anısına okurlarımıza armağan.
Bu kitapçık, ortaöğretim öğrencileri ile Çanakkale Savaşı'nı kısaca ve doğru öğrenmek isteyenlere, ev hanımlarına, esnaflara, zanaatkarlara ve Mehmetçiklere yardımcı olmak için Diriliş-Çanakkale 1915 adlı kitabın kısaltılmış biçimidir.
Ve yakın tarihimizin dürüst, gerçek, doğru bir kılavuzu niteliğindedir. Sizi yalan yanlış, hastalıklı,
zehirli iddialardan koruyacak, başınızı dik tutmanızı, atalarınızın ve ninelerinizin
yiğitlikleri ve yurtseverlikleri ile gurur duymanızı, geleceğe güvenle bakmanızı sağlayacaktır.
Tarihimizi doğru olarak bilmeliyiz. Tarihini doğru bilmeyen milletler, çok geçmeden kuru kalabalığa döner. Kuru kalabalıkların sonu felakettir. Tarih ve günümüz bu felaketlerle dolu.
Çanakkale Mahşeri
Cebelavi Sokağı’nın Çocukları
Mukattam Çölü'nün kıyısında, adının verildiği sokakta, yüksek duvarların çevrelediği muhteşem konağında yaşayan kudretli Cebelavi, topraklarının ve mülklerinin idaresini beş oğlundan biri olan Edhem'e bırakır. Ancak Edhem'in babasına ihaneti, konaktan kovulmasıyla sonuçlanır. Cebelavi'nin oğulları ve torunlarından Cebel, Rıfat ve Kasım, ondan aldıkları işaretler ve manevi güçle, sokağın yönetimini ele geçirir, çetelerin elindeki yoksul halklarına yardımcı olmaya, barış sağlayıp adil bir düzen kurmaya çabalarlar. Amaçları aynı olsa da yolları farklıdır. Cebelavi'nin çocukları ve torunlarının hikayeleri, birbirine geçerek ilerler. Sokaktaki herkesin ve her şeyin sahibi olan, adı efsaneleşen Cebelavi'nin sırrını çözmeye çalışırken beklenmedik olaylara yol açan torunu Arif'in dönemi, bu tuhaf sokağın ve sakinlerinin hayatında farklı ama kalıcı bir sayfa açacaktır.
Mısır'da yıllarca yasaklanan Cebelavi Sokağı'nın Çocukları, hem bütün bir soyun hem de peygamberleri, efsaneleri ve günümüze göndermeleriyle, aynı soydan gelenlerin düşmanlıkları, savaşları, iktidar hırsları, aşkları ve mucizeleri üzerinden insanlığın evrensel ve ruhani öyküsünü anlatıyor.
Çılgın Türkler Kıbrıs
T. Özakman'ın Diriliş, Şu Çılgın Türkler ve Cumhuriyet-Türk Mucizesi eserlerinden oluşan Türkiye Üçlemesi, toplam 623 baskı yapmıştır.
Yazar bu kez yine yakın tarihimizin büyük konularından biri olan Kıbrıs sorununu yazdı. Kıbrıs'ın fethinden günümüze kadarki çarpıcı olayları, direniş destanlarını, Kıbrıs'ın yüz yıllık Milli Mücadelesini ve Barış Harekâtını bir bütün olarak yine belge-roman tarzında işledi. Çılgın Türkler-Kıbrıs'ın da üçlemenin gördüğü benzersiz ilgiyi göreceğine inanıyoruz.
Okumaya başlayınca hak vereceksiniz.
Çılgın Türkler-Kıbrıs'tan birkaç parça:
Donanma Kıbrıs'ın batısından geçerek Ada'nın güneyindeki Larnaka (Tuzla) körfezinde demir attı. 170 kadırga, 30 kalyon ve çeşitli 160 gemi, toplam 360 gemi denizi kapladı, direklerden ufuk görünmez oldu. (1570)
Konaktan Baf kapısındaki kışlaya gidildi. Türk bayrağı törenle indirilerek yerine İngiliz bayrağı çekildi. Bu törende protokol gereği birkaç Türk yönetici bulundu. Hepsinin gözleri doldu. Bu bayrak bu göndere elli bin şehit, binlerce gazi pahasına çekilmişti. Bu acı işlem her şehirde ve ilçede yapılacak, ay yıldız Kıbrıs'tan silinecekti. İndirilen bayrakları alan Türkler özenle katlayıp sakladılar. Bir gün hepsi gerekli olacaktı. Çünkü Türkün bir gün geri geleceğine inanıyorlardı.(1878)
Rumlar kapıyı tekmeleyip banyoya daldılar. Küvetin içindeki anneyi ve üç çocuğu görmüşlerdi. Türk subayının eşi ve çocukları bunlardı işte! Görerek, nara ata ata otuz üç el ateş ettiler. Dördü de öldü. Çocukların kanları, beyin parçaları, saçları tavana sıçrayıp yapıştı. (24 Aralık 1963)
Paraşütçüler Kıbrıs toprağına rahmet gibi yağıyorlardı. Kıbrıslı Türklerin kimi sevinçten ağlıyor, kimi şükür secdesine kapanıyor, kimi avaz avaz bağırıyordu. Denktaş'ın gözyaşları ip gibi yüzüne akıyordu. Acı, zulüm, ölüm, horlanma, eziyet, baskı ile dolu karanlık, kanlı yıllar sona ermişti. Bir Kıbrıs Türkü, bütün Rumlara işittirmek ümidiyle sesi çıktığı kadar bağırıyordu:
"Türkler gelirse işte böyle gelir!" (20 Temmuz 1974)
Cumhuriyet 1 Türk Mucizesi
Türkiye Üçlemesi
1. Diriliş
2. Şu Çılgın Türkler
3. Cumhuriyet - Türk Mucizesi (iki kitap)
Sevgili Gençler!
Cumhuriyetin ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak için Afganistan'ı, Irak'ı, İran'ı, Pakistan'ı, Emirlikleri, Suudi Arabistan'ı Suriye'yi Mısır'ı Libya'yı Tunus'u, Cezayir'i Fas'ı, Müslüman Afrika'yı düşünün.
Cumhuriyetin önünde hazır bir model yoktu. Yolunu düşünerek, arayarak, deneyerek açtı. Şartlardan, ihtiyaçlardan, imkanlardan, tarihten yararlanırdı. Para yok, kredi yok, yetişmiş yeterli sayıda eleman, uzman yok, araç, gereç yok. Osmanlıdan borca batık bir miras kalmış.
O altın kuşağın iki gücü vardı sadece: Akıl ve yurtseverlik. Bu iki güçle yola çıktılar.
Cumhuriyet 2 Türk Mucizesi
1923-1938 Cumhuriyet dönemini anlatan Cumhuriyet - Türk Mucizesi’nin bu ikinci kitabıyla Türkiye Üçlemesi son buluyor. Bu kitabi da okumanızi diliyoruz. Çünkü: Çanakkale, Milli Mücadele ve Cumhuriyet bir butündür. Yakın tarihimizi oluşturan bu üç aşamali dönemin tarihini iyi bilmek zorundayız. Yoksa bugünu anlayamaz, yarını kestiremeyiz.
Çanakkale ve Milli Mücadele ruhu, bağımsızlık sevdasi, yurt sevgisi, azim, sabır ve akıl Cumhuriyette kucaklaşıp birleşti, Türk Mucizesi oluştu. Bazı Batılı gözlemciler neden bu dönemi Türk Mucizesi diye nitelediler? Millet M. Kemal Paşa’nin açtığı istiklal, milli irade ve uygarlık bayrağı altında toplandı. Dünyaya egemen galiplere ve onların yardakçlarına karşı, yarı çıplak dört yil daha dövüştü.
Vatan düşmandan kurtarıldı. Ama 1923’te Türkiye 12 milyon nüfuslu, Anadolu’da tek fabrikanın bulunmadığı, geri, ilkel, yoksul, bütün nüfusunun sadece % 7’si okur-yazar olan bir köylü toplumuydu. Kadın-erkek eşitliği söz konusu bile değildi. Sıra milleti kurtarmaya gelmişti. Gazi M. Kemal Atatürk ve ideal arkadaşları ortaçağı yenmek, çağdaşlığı gerçekleştirmek için bir avuç bütçe, halkın desteği ve uygarlık öncülerinin özverileri ile birçok siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik devrimler, olaganustü atılımlar yaptılar. On beş yıla destanlar, efsaneler, harikalıklar sığdırdılar. Okudukça şaşacak, hayran kalacaksınız.
Bu tarihi doğru bilirsek aramızdaki birçok anlaşmazlık sona erer. Birçok sorunun kaynağı doğru tarihi kirleten yalanlardır. Doğru tarih kutup yıldızı gibi doğru, kurtarıcı yolu gösterir. Her alanda çağdaş uygarlığa ulaşmak, bunun gereklerini yerine getirmek zorundayız. Geri kalan dona kalır. Sözün özü, Atatürk’e yürüyelim!
Diriliş ( Çanakkale 1915 )
Tüm yeni nesillere eşi olmayan bir armağan daha.
Çanakkale Savaşı hiç böyle yazılmamıştı.
Tarihin en eski milletlerinden biri, ateşten geçerek, kan içindei bir daha uyumamak, benliğini unutmamak, kandırılmamak, sömürülmemek, ezilmemek, ölmemek üzere çığlık çığlığa diriliyordu.
60 Dakikada ölüm, yıkım, kıyım kustular.
Asker korunmak için toprağa girdi, karıştı, toprak oldu sanki.
Bombardıman sone erdi. İngiliz birlikleri batı ve orta kesime, Fransızlar doğu kesime taaruza kalktılar.
Askerler, savaşmak için taşın ve toprağın altından, ölüler canlanır, ruhlar ete kemiğe bürünür gibi doğruldular.
Ürpertici bir andı.
Bu küçük kuvvet, uzun süngüleriyle İngiliz taburunu karşıladı, kendinden üstün birliği dağıttı, sağ kalanları Sığındere ağzına kadar kovaladı.
Takımın komutanı teğmen, takımıyla birlikte koşuyor, bir yandan da "Sömürgelerde acı çeken, soyulan, korkudan titreyen, uyanmasına izin verilmeyen, el ayak öpen, uşaklık yapan tüm zavallılar şu tavşan gibi kaçan İngilizleri görseydiler" diye düşünüyordu.
Çanakkale Savaşı, hiçbir devletin, hiçbir ordunun, hiçbir silahın, yurt sevgisinden ve milli onurdan daha güçlü olmadığını, olmayacağını öğretmekteydi.
Bu büyük gerçek her gün bir kez daha kanıtlanıyordu. Bunu yaşamak herkese yıkılmaz bir özgüven veriyordu. Bundan sonra bir dış kudretten, ancak Çanakkale'yi yaşayamayanlar, milli tarihi okuyup kavrayamayanlar ile onursuzlar ve satılıklar korkacaktı.
Enver Paşa – Bir Adanmışlık Öyküsü
Mefkûrem sevgili vatanımım büyüklüğü ve refahıdır. (...) Eğer bu, memleketi kurtaracaksa mutlu olurum. Ölürsem; vazifemi yapmış kabul ederim kendimi. Allah’a dua ediyorum; eğer projem Türkiye’ye mutluluk getirmezse, beni öldürmesi için dua ediyorum. Allah sizi korusun. Ata binmem lazım, beni bekliyorlar...
Osmanlı Devleti’nin son dönemleri… Bir yanda kaybedilen savaşlarla, toprak kayıplarıyla, göçlerle, Balkanlarda ve diğer bölgelerde patlak veren isyanlarla, diğer yanda ekonomik sorunlarla, yoksullukla, Meşrutiyet ve özgürlük hareketleriyle baş etmeye çalışan bir devlet… Bir yanda varoluş mücadelesi veren Osmanlı İmparatorluğu, diğer yanda hızla büyük bir harbe sürüklenen dünya...
Böyle bir ortamda doğan ve büyüyen, geçim sıkıntısı yaşayan memur bir babanın içe kapanık, çelimsiz ama inatçı oğlu İsmail Enver’in ise tek hayali sokakta gördüğü subaylar gibi olmak. Bu hayal diğer hayallerin kapısını açacak; kendini milletine adamış bir adamın hayalleri bir milletin hayallerine dönüşecekti…
Yakın tarihimizin en çok tartışılan tarihî figürlerinden Enver Paşa hırsları ve inatları uğruna vatanı feda eden bir hayalperest miydi yoksa kader kurbanı bir vatan sevdalısı mı?
Tarihimizin önemli olaylarını ve figürlerini anlatan romanlarıyla okurun büyük beğenisini toplayan İsmail Bilgin, hayatı mücadelelerle geçmiş Enver Paşa’yı daha önce hiç anlatılmamış bir şekilde kaleme aldı.
Bütün bir vatanın kaderini değiştiren Enver Paşa’yı hiç böyle okumadınız...
Fatih Sultan Mehmed Han
Gazi Osman Paşa
Halid Bin Velid
İbrahim bin Cevri el Hamevi el Gassani, Kanonikler adına çalışırken Halid bin Velid’in canına kastedecek kadar gözünü karartan bir Hristiyan Gassani fedaisidir.
Yolu sahabe-i kiramın önemli isimlerinden Amr bin As ile kesişince İslam’a tanışır ve o günden sonra genç ve yetenekli bir savaşçı olarak kendini adeta İslam ordularını komutanı, Peygamber Efendimizin Seyfullah unvanını verdiği Halid bin Velid’in hizmetine adar ve macera başlar.
Artık komutanların şahı Halid nerede vazife alsa İbrahim de onun yanındadır.
İrtidat hareketlerinin bastırılmasında en saflardan olan biteni aktarır.
İbrahim’in tuttuğu kayıtlar eşliğinde Halid bin Velid ve ordusunun kahramanca savaştığı cepheler art arda gelir.
Sahte peygamber vakalarını başarıyla bastıran Seyfullah, Irak’ta Sasaniler’e, Suriye’de Bizans’a karşı saf tutar.
Fetih hareketleri hız kesmeden devam eder.
Busra’da, Havran’da, Ecnadeyn’de, Yermük’te, Şam’da İslam düşmanlarının kalbine korku salan Halid bin Velid’in kahramanlık ve cesaret dolu hayatı Okay Tiryakioğlu’nun kaleminden bugüne taşınıyor.
Heyet 4 Türklerin Kutsal Hikayesi
Tarihte adı geçen iki Türk peygamber kimdi, Oğuz Kağan neyi simgeliyordu, Kur’an’da bahsedilen Zülkarneyn’in (a.s.) Oğuz Kağan’la bağı neydi, Türklerin ilk kitabı Ulu Han Ata Bitiği’nde neler yazıyordu.
Hazırsanız sizi sıra dışı bir yolculuğa çıkarıyoruz. Yada taşının esrarından Altın Elbiseli Adam’ın gizemine, Alp Er Tunga’nın sır dolu hayatından Yecüc ile Mecüc’ün Oğuz Kağan’la ilişkisine, kuruluşun kutsal hikâyesinden Türklerin anlatılmamış serüvenine uzanan, kaynaklara ve bulgulara dayalı olağanüstü bir yolculuk.
Akıcı üslubu ve sıra dışı anlatımıyla beklenen kitap Heyet 4, bildiğiniz Türk Tarih tezlerini sarsacak.
Sorularınıza cevap buldukça çok daha fazla soruyla karşı karşıya kalacaksınız. Bunun için ilk sayfayı açmanız yeterli. Kitabın başından bir daha kalkamayacaksınız.
Horasan Şehidi
İnsan mı hakikati arar?
Yoksa hakikat mı insanı?
Üç bin yıl evvelinin Orta Asya’sını konu edinen “Bozkırın Sırrı” romanı ve Kerbelâ Vakası'nı anlatan “Aşkın Şehidi, Aşkın Elçisi, Aşkın Secdesi” üçlemesinden tanıdığımız Ahmet Turgut, bu kez Türklerin İslâmiyet’le tanıştığı asra götürüyor bizi.
Beş bölümden oluşan romanın ilk kısmında Türk ve İslam tarihini şekillendiren başat hadiseleri yorumlayan yazar, ikinci bölümden itibaren bizi asıl hikâyeyle baş başa bırakıyor.
Türkler ve Emeviler arasında geçen hayli kanlı mücadelelerin ve Abbasi İhtilali’nin hemen sonrasında gerçekleşen Talas Savaşı’nın nasıl bir zihin-gönül ikliminde yaşandığını merak edenler, alanında ilk olan bu romanı mutlaka okumalılar…
İbrahim Efendi Konağı
Bu kitap ne bir hikayedir ne masal ne de roman... zamanı, mekanı, vak'aları, şahısları, isimleri hatta vak'aların seyri, sırası ve detaylarının yüzde doksanı ile otantik ve yaşanmış bir devrin, gerçek ve yaşanmış bir hayat tablosudur.
Biz, İmparatorluk Türkiyesi'nin hemen de son evlatları; içinde haşır neşir olduğumuz askeri, siyasi, içtimai ve iktisadi bir tarih meydanında köşe kapmaca oynamış kimseler olarak, görüp duyduklarımızı, tadıp kokladıklarımızı, kudretimiz ölçüsünde, gelecek nesillere intikal ettirmek mecburiyetinin altında bulunuyoruz. İşte bu kitabın meydana gelmesi de o vazife hissinin bir netice ve zarüretinden ibarettir.
İngiliz Kıskacı
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yıkılmak üzere olan, işgal altında bir vatan.
Bu yıkımı kendi istedikleri gibi sonlandırmak isteyen İngilizler ise boş durmuyor, her yerde casusları ile çalışıyorlar…
Devleti yeniden ayağa kaldırmak isteyen vatanperverler ise işgali sonlandırmak ve yeniden bağımsız olmak için var güçleriyle gizlice çalışıyorlar. Çıkış aranıyor…
En büyük düşmanları ise kendilerinden gibi gözüken casuslar…
Bu casuslardan en tehlikesi ise İngilizlere çalışan Hint asıllı Mustafa Sagir.
İstanbul'a geldiğinde kendini bağımsızlık taraftarı olarak tanıtır. Hint Müslümanlarının temsilcisi olduğunu ve büyük miktarda mali yardım için aracılık edeceğini belirtir. Daha sonra ise büyük görevi olan Millî Mücadele’yi engellemek amacıyla Ankara’ya ulaşır. Hedefi mücadelenin önderi Mustafa Kemal Paşa’ya suikast düzenlemektir.
Devleti ve milleti için canını ortaya koyanların ise başka bir planı vardır…
İsmail Bilgin’in sürükleyici kaleminden İngiliz Kıskacı, İstanbul'un İşgali’nden başlayarak Ankara'ya dek uzanan olaylar zincirini, sağlam bir kurgu ve akıcı bir anlatım ile kaynaklar eşliğinde okuyucuya sunan özel bir tarihi roman.
O zor ve fedakârlık dolu günleri tekrar hatırlamak ve unutmamak adına...
Iv.murat Gürz Ve Zafer
Osmanlı‘nın son fatihi IV.Murat... Ödüllü yazar Okay Tiryakioğlu‘nun; Kumandan, Kuşatma 1453, Yavuz ve Kanuni‘den sonra, beşinci tarihi romanı: IV.Murat - Gürz ve Zafer. 11 yaşında tahta geçti. Annesi Kösem Sultan‘dan iktidarı zor devrabildi. Rüşveti, adam kayırmayı engelledi. Tütünü, alkolü yasakladı. Düzeni hem devlete hem sokaklara getirdi. Tarihin en muktedir liderlerinden oldu. "Bağdat‘ı almaya çalışmak, Bağdat‘ın kendinden daha mı güzeldi ne!" sözü tarihi geçti. Ordusunun başında sefere çıktı, "Bağdat Fatihi" oldu. Hayallerini gerçekleştiremeden 28‘inde hayata veda etti. Osmanlı‘nın her anı olaylarla dolu dönemi IV.Murat - Gürz ve Zafer‘de.
Jül Sezar & Demirden Ordular Çelikten İrade
Binanın içine ulaştığında derin bir soluk aldı nihayet, “Uçurumun kenarında kök salmış ve hayatını koruyabilmek için geriye doğru büyümüş bir ağaç gibiyim ben,” diye düşündü. “Tüm bu mücadele, ruhumu doğrultup hayata karşı bir derinlik ve güç kazanmasını sağladı. Etrafımdaki çok az kişi böyle bir hayatın içinden zirveye yürüdü! Benimle uğraşmaya akılları ve güçleri yetmez bunların!”
Savaşlar, zaferler, entrikalar, iktidar mücadeleleri… Okay Tiryakioğlu bu destansı romanında, Roma İmparatorluğu’nun en büyük liderlerinden biri olan Jül Sezar’ın aksiyon ve drama dolu hayatını anlatıyor. Sezar’ın gençlik yıllarından başlayarak askeri ve siyasi yükselişine, senato mücadelelerine ve nihayetinde trajik ölümüne kadar olan süreci aktarıyor. Güçlendikçe daha da büyüyen komplolara karşı büyük imparatorun sadece askeri dehâsıyla değil, stratejik zekâsı ve kararlılığıyla da rakiplerini alt edişini ortaya koyuyor. Bu roman, Roma İmparatorluğu’nun en görkemli dönemlerinden birindeki askeri ve politik mücadeleleri sunarken Sezar’ın kişisel trajedisini de gözler önüne seriyor.
Eserleri sekiz dile çevrilen, Türkiye’nin en çok okunan tarihî romanlarının yazarı, "günümüzün Peyami Safa"sı olarak anılan Okay Tiryakioğlu’nun kaleminden dünya tarihinin en ünlü ve tartışmalı liderlerinden birisi olan Jül Sezar’ın nefes kesen hikâyesi…
Kalbim Kudüste Kaldı
Yüz yıl önce bugün…
Kudüs, Gazze ve Filistin; Miracın beldesi, ilk kıblegah…
Birinci Dünya Savaşı’nın hakkında en az bilgi paylaşılan
cephesinin ve Kudüs’ün düşüşünün hazin öyküsü…
Evet!.. Devlet-i Aliyye’nin yıldızı batmak üzereydi. Yedi asırlık koca çınar bir yandan İngiliz, Rus ve Fransız kıskacında can çekişirken, bir yandan da dost bellenen Alman ve Avusturya ihanetiyle içten içe kemiriliyordu. Lawrenceların süslü vaatlerine aldanan Bedevi aşiretlerin isyanlarıysa cabası…
Devlet Babanın son çırpınışlarına şahit olmanın ıstırabıyla kurtuluşu şehadette arayan Tabip Subay Faruk Hikmet…
Beride kendi gerçeğini Meryem Anne’de bulmak ve kalbinin İsa’sını doğurabilmek uğruna ülkesini terk edip Kudüs’e gelen Rachel Weizmann…
Rumeli, İstanbul, Halep ve Irak’tan sonra Filistin’e akan er kişi; Basel’den Viyana’ya savrulan ve nihayetinde Kudüs’te Anneler Annesini bulan hatun kişi…
Aşkın ve hikmetin vârisi esrarengiz bir Sahaf, dönemin Mevlevî postnişinin subay olan oğlu, Kuşçu Baba ve onlarda kendilerini arayan iki hakikat talibi…
Farkında oluruz yahut olmayız. Aşıklarımızı anarken “Tahir ile Zühre”, “Ferhat ile Şirin” deriz. Oysa Avrupalılar âşıkları yâd ederken “Romeo ve Juliette”, “Antonius ve Kleopatra” derler. Âşıkların “ile” sayesinde birbirlerine bağlanması, biri olmadan diğerinin yarım kaldığına alâmettir. Hâlbuki “ve” benzer ama ayrı olanları sıralamaya yarar. Keza bu topraklarda birbirlerini sevenler, mıknatısın iki ucu olurlar. Nikâh ile birbirlerine bağlanan sevgilileri “Zevc” ve “Zevce” olarak anlattığımız gibi mıknatısın iki ucu arasındaki cazibeye de “Zevciyat” deriz biz.
Kanaviçe
Kanuni
Kanuni: Dünya Bir Hayaldir sözünü şiar edinmiş Adalet Sultanı
Hürrem: Kanuni‘ye aşkını mektubuna kanıyla işleyen, bir iktidar tutkunu
Pargalı İbrahim: Kölelikten sadrazamlığa giden yolda her türlü ihaneti göze alan bir entrika ustası
Vehimi: Vatikan ajanlarıyla dünyanın her yerinde çarpışan yavuz bir istihbaratçı
Fatih‘in kuşatıp alamadığı Belgrad‘ın Fethi, 7 ay süren Rodos Kuşatması ve dünya tarihinin en ünlü meydan savaşlarından Mohaç...
Tarihte hep merak edilegelmiş bu karakter ve olaylar, ödüllü yazar Okay Tiryakioğlu‘nun edebi üslubu ve nefes kesen kurgusuyla Kanuni romanında bir araya geliyor. 46 yıl sürecek Sultan Süleyman döneminin ilk yıllarını işleyen Kanuni, kendisini takip edecek kitap için heyecan oluşturyor.