Şiirler Behçet Necatigil
Behçet Necatigil: Şiirde "hikmet burcu"nun seçkin sakini: Şiirimizin, en köklü gelenek tadıyla en köktenci yenilik çabasını şiirinde buluşturmuş, altın oranı bulmuş şairi...
Necatigil'in Türk şiirinin serüveni içindeki kendine özgü yeri gün geçtikçe daha da belirgin, vazgeçilmez, çekici bir anlam kazanıyor. Hem Doğu'yu hem Batı'yı hem klasikliği hem çağcılığı, hem bireyi hem de bireyi kuşatan dünyayı, tarihi sindirmiş, özümsemiş bir yapıt.
Bütün Yapıtları'nın bu cildi, Necatigil'in kitaplaşmış (Kapalı Çarşı, Çevre, Evler, Eski Toprak, Arada, Dar, Çağ, Yaz Dönemi, Divançe, İki Başına Yürümek, En/Cam, Zebra, Kareler Aklar, Beyler, Söyleriz) ve kitaplarına girmemiş bütün şiirlerini bir araya getiriyor. Ali Tanyeri ve Hilmi Yavuz'un, her şiir için ince ince düşülmüş notlarıyla.
Şiir Denizi-1
Ozan, şiirini yazarken, belleğindeki tüm sözcüklerden anlatmak istediğine en uygun olanları bulmak, sonra da sezgisiyle, özeniyle ve ustalığıyla bu sözcükleri yan yana, alt alta getirerek şiirini kurmak zorundadır.
Bu konuda bilinmesi gereken tek kural, her söz dizisinin şiir olmadığı ama her şiirin bir söz dizisi olduğudur."
Yunus Divanı
“Türk şiirini tattım, tanıdım” diyebilmek için yapılacak işlerde ilki Yunus Divanı’na yol düşürmektir. Anadolu’yu sözlerini maneviyatıyla yoğuran, tohumlayan bu mana sultanı, Türk şiirin dahi mayalayan ilk öncüdür. Sözü yücelerden aşırıp gönlümüz düşüren bir pîrdir. Türkçenin o çocuk çağında söylenmiş bu nefis manzumeleri okumadan şiir kapısından girmemek gerekir.
Bu divan, Yunus şiirlerini toplayan yazmalardan eskisi ve güvenilir olduğuna kanaat getirdiğimiz Karaman nüshasını esas alarak hazırlanmıştır. Bu nüshada bulunmayan fakat Büyük Yunus’un olduğunu kabul ettiğimiz/düşündüğümüz manzumeler incelediğimiz diğer yayınlardan alındı. Genel bir okuyucu kitlesi gözetildiği için divan hazırlanırken bazı biçimsel düzenlemeler ve bir çeşit yazım güncellemeleri yapıldı. Kolay okunmasını hedeflediğimiz için, olduğunca külfetsiz bir yazımı, Yunus şiirinin duruluğunu gösterecek bir imlayı tercih ettik. Yunus’un Divanı karşısında bulunmak, büyük, aydınlık ve yüce bi kapının önünde durmak gibidir. O görklü kapıdan içeri girenlere, sözünün manasına erenlere selam olsun.
Yunus Emre Divan
Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni / Ben yanarım gündüz gece, bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim / Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni
Yunus Emre (1240-1320)
Anadolu sahasında yetişmiş en büyük Türk şairi ve mutasavvıf. Hayatı hakkında kesin bilgi olmamakla birlikte Sivrihisar’ın Sarıköy adlı köyünde doğduğu, mezarının da oraya yakın bir yerde bulunduğu tahmin edilmektedir. Asıl adı Yunus Emre, mahlası ise Aşık Yunus, Derviş Yunus’tur. Emre kelimesinin türeyişi hakkında birçok farklı görüş vardır. Bunların arasında ilginç olanı, bu kelimenin “amramak” (sevmek) fiilinden türeyiş şeklidir. “Aşık, seven, arzu edilen, imrenilen” gibi anlamlara geldiği gibi “kardeş, birader” anlamına da gelmektedir. Şiirlerindeki bilgilerden evli ve çocuk sahibi olduğu, İsmail adında bir oğlunun bulunduğu anlaşılmaktadır.
Her ne kadar ümmi olduğu söylense de tasavvuf yoluna girmeden önce iyi bir medrese eğitimi almış olması kuvvetle muhtemeldir. Eğitim aldığı yer, o dönemin bilgi merkezlerinden sayılan Konya olabilir. Yine onun iyi derecede Farsça, Arapça bildiği söylenebilir. Bazı beyitlerinin ışığında onun Maraş, Kayseri, Tebriz, Nahcıvan, Yukarı Azerbaycan, güneyde Bağdat ve Şam’ı dolaştığı anlaşılmaktadır. Yunus Emre’nin mürşidi Tapduk Emre’dir. Anadolu ve Rumeli’ye derviş yetiştirip gönderdiği bilinen Tapduk Emre, Yunus Emre’yi Nallıhan’daki zaviyesinde yetiştirmiştir.
Yunus Emre, resmi yazışma ve edebiyat dilinin Farsça olduğu, bilimsel eserlerin Arapça yazıldığı bir dönemde yetişmiş, Türkçeye geçiş dönemini yaşamış bir şairdir. Bu yüzden eserlerinde bir kelimenin Türkçe, Farsça ve Arapça kullanılışlarına rastlanır. Buna rağmen Yunus Emre 13. yüzyılda Anadolu sahasında Oğuz Türkçesinin en büyük temsilcisidir. Eski Anadolu Türkçesi dediğimiz bu dönem Türkçesinin edebi bir dile dönüşmesinde birinci derecede katkı sahibi olan kişidir. Ahmed Fakih, Şeyyad Hamza, Hoca Dehhanî gibi o dönemde yetişen şairler de dilin gelişmesine katkı sağlamıştır. Şiirlerini genel olarak hece ölçüsüyle yazmakla birlikte, hece ölçüsüne uyan aruz vezinleriyle de şiir söylemiştir. Tek heceli dil olan Türkçe ile aruz vezni uyum sağlamadığından ister istemez aruz hataları oluşmuştur. Kimi zor kavramları Türkçe kelimeler kullanarak rahatlıkla ifade etmeyi başaran Yunus Emre bu özelliği dolayısıyla kendisinden sonra yetişecek şairlerin öncüsü olmuştur. Yunus Emre’nin Risâletü’Nushiyye adlı tasavvufi bir mesnevisi ile Divan’ı vardır. Risale 1307-8 yılında yazılmış olup 600 beyitten oluşur.
Çalışmamıza esas aldığımız Süleymaniye Kütüphanesi Fatih Koleksiyonu, 3889 numarada kayıtlı olan yazma bu eserler başlar. Yunus Emre hakkında ayrıntılı bilgi ve bibliyografya için aşağıdaki kaynaklara bakılmalıdır:
Mustafa Tatcı, Yunus Emre, DİA, 43/600-606; aynı yazar, Yunus Emre, Dîvân-ı İlâhiyât, H Yayınları, 3. basım, İstanbul 2014, s.9-238; Abdülbaki Gölpınarlı, Yunus Emre Hayatı ve Bütün Şiirleri, Hasan Âlî Yücel Klasikler Dizisi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 7. basım, İstanbul, Ocak 2016, s. 9-45
Sonrası Kalır 1
"Şöyle ki: Martılardan bir tanesi yalnız yaşıyormuşçasına boşlukta Dünyanın en heyecanlı çizgilerini çizdi Ve bulutlar doldurdu bu kıvrımları yavaştan Ve benim yarattığım tanrılar ki, geldiler Bir inip bir çıktılar çocuklar gibi Çığlık çığlığa" Şair'in 58 yıl sonra ilk kez gün ışığına çıkan İkindi Üstü adlı kitabından dergilerde kalmış - unutulmuş bir dizi şiirine, bugüne kadar yayımlanmış en kapsamlı Edip Cansever külliyatı!.. ya da: İlk dizesinden son dizesine, "yalnız - yabancı- yerleşemeyen" bir yaşamak sevdalısının, tepeden tırnağa "aşk-tutku-umut" yüklü yolculuğunun tüm konakları... "Ne çıkar siz bizi anlamasanız da Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da" İkindi Üstü, Dirlik Düzenlik, Yerçekimli Karanfil, Umutsuzlar Parkı, Petrol, Nerde Antigone, Tragedyalar, Çağrılmayan Yakup, Kirli Ağustos, Sonrası Kalır...
İlk Şiirleri
Sonra Giydirir Aşk Esvabını
Kuvayi Milliye Şiirler 3
Belki De Neşe
“Hayat, en uzunu, sakalı nehri andıran en uzun ömürlü ihtiyarınki
De dâhil olmak üzere, ardında her zaman karanlık
Suskunluklar, küle dönmeyen harabeler, meçhul
Adalar bırakır. Altmış yıl değil, akla hayale sığmayacak altı
Yüz yıl daha geçse bile, bu süre adaları yaşanır kılmaya,
Harabeleri kül etmeye yetmez; insan karanlıklardan bahsetme
Mecburiyetinden gene kurtulamaz.”
Çağdaş dünya edebiyatının ölümsüz kalemlerinden José Saramago’nun üç kitaptan oluşan Toplu Şiirler’i artık Türkçede.
Aşka Dair Nesirler
Gelme diyecektim, geldim. İyi ettim geldiğine. Nerdeyiz? Bir şehir yanıyor, dikkat et. Tutuşabiliriz, işte ilk ateş gözlerine düştü, sonra dudaklarına, saçlarının arasına kıvılcımlar doldu ışıl ışıl. Yanıyorsun, yanıyorum, yanıyoruz. Aramakla yetinsek bunlar gelmeyecekti başımıza. Yine de memnunum. İyi ettin geldiğine. Taş olup kalmaktansa, ağaç olup yanmak iyi. Ellerini ver, ellerini. Öpüşmeye susadım. Tırnak uçlarından öpmeye başlayacağım seni. Titreme, yanıyorsun. Ümit Yaşar Oğuzcan
Ankara Destanı
Sevda Sözleri
Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni
Ne kadar yakın ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini
Sevda Sözleri, Cemal Süreya’nın öğrencilik yıllarında başlayan ve ölümüne kadar devam eden şiir hayatında yayımladığı tüm eserlerin yanı sıra, dergilerde ve mektuplarda kalmış, bazısı adsız ve yarım bırakılmış şiirleri de bir araya getiriyor.
Yeni Şiirler
Yalnızlığıma Dokun
Eksik Şiir
Sezen Aksu'nun 1975-2006 arasında yazdığı dört yüzün üzerinde şarkı sözünden seçtiğimiz 197'si yer alıyor kitapta. Bazılarını çok iyi hatırlayacaksınız.Kendi kendinize mırıldandığınız, hiçbir zaman unutamadığınız şarkılar... Ama muhtemelen bilmediklerinizle, duymadıklarınızla da karşılaşacaksınız.
Türkiye'de art arda 3-4 kuşağın hatıralarında yer etmiş Sezen şarkılarını böyle bir kitap bütünlüğü içinde, bu kez "okunacak" bir şey olarak sunarken, sanatçının şarkı sözlerinin taşıdığı şiirselliği okurla paylaşmak, kendi müziklerine kavuşmazdan önce, kâğıt üstüne ilk geldikleri halleriyle okutmak istedik.
Eksik Şiir, aşk ve sevgi, tutkularımız, vazgeçişlerimiz ve hep yeniden umutlanışımız üzerine bir kitap. İnsan olmakla ne kadar kırılgan olduğumuzu, ama her şeye rağmen yaralarımızı sarıp ayakta durabilecek güce sahip olduğumuzu kanıtlıyor.
Cahit Külebi Bütün Şiirleri
Bütün Şiirleri Adamın Biri Rüzgâr Yeşeren Otlar Atatürk Kurtuluş Savaşında Süt Türk Mavisi Yangın Güz Türküleri "Cahit Külebi, aydın bir saz şairi içtenliği, bir Karacaoğlan rahatlığı ve temiz bir dil ile, zaman zaman kötümser, güvensiz, kendi türküsünü söyledi. Yarım kafiyeler, iç sesler, duygu ve düşüncelerine eklediği zarif benzetmeler ve söyleyişindeki titizlikle en sevilen şairler arasına girdi." Behçet Necatigil "Ben teşbihten haz etmem... Niçin şiirlerini seviyorum? Külebi bu işi ustalıkla idare etmesini biliyor da ondan. Onun başka şiirlerinde bazı teşbihler gördüm, onları da sevdim... Bu teşbihleri teşbihten saymamak lazım. Burada teşbih hudutlarının dışına çıkan bir ifade kuvveti var... Külebi eskilerin mecaz-ı urfi dedikleri halk mecazlarını kullanıyor. Bal gibi, mis gibi, gül gibi v.b. Bu şiir gelecek yıllara Cahit Külebi devrinin bir tarihi olarak kalacak... Külebi’nin şiirlerini okumakla doyamıyorum." Orhan Veli Kanık "Humor - ses - ses... Külebi’de temel öğe müziktir. Kırın şairi... Cahit Külebi Türkiye coğrafyasının şiirini yazıyor. Hiçbir şair şiiri bitirmeyi Cahit Külebi gibi bilemez." Cemal Süreya Benim doğduğum köylerde Şimal rüzgârları eserdi, Hep bu yüzden dudaklarım çatlaktır Öp biraz! Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin! Benim doğduğum köyler de güzeldi Sen de anlat doğduğun yerleri, Anlat biraz!
Gerdanlık 2 – Bütün Şiirleri 10
Eyvallah
Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor
Şehitler tepesi boş değil,Biri var, bekliyor...Ve bir göğüs nefes almak için Rüzgar bekliyor. Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye, Yattığı toprak belli, Tuttuğu bayrak belli. Kim demiş Meçhul Asker diye? Destânını yapmış, kasîdeye kanmış... Bir el ki ahretten uzanmış, Edeple gelip birer birer öpsün diye faniler.
Peri Kızıyla Çoban Hikayesi Bütün Şiirleri
Birinci Dünya Savaşı’nın en alevli günlerinde şiire başlayan Orhan Seyfi Orhon, ilk şiirini 1917 yılında yayımladı. Başlarda aruz vezniyle şiirler yazan şair, daha sonra hece veznini benimseyerek, şiir tarihimizde “Beş Hececiler” adıyla anılan akımı yaratan kalemlerden biri oldu. Vatan ve doğa sevgisinin hâkim olduğu şiirler kaleme alan Orhon, insan ruhunun incelikli bir hartasını çıkaran mısralarıyla hep zevkle okundu.
“Bütün gürültülere rağmen bu şiirlerin yaşadığına inanıyorum. Büyük bir şey de olmasa, benden sonrakilere gönlümden koparak bunları bıraktığıma seviniyorum.”
- Orhan Seyfi Orhon
Dünya Lekesi
sonra madem insan kal adında bir beladır
insan dalgın bir belgedir kendisiyle hayat arasında
neden eve dönmekten ibarettir hayat
neden bazen simsiyah bir doğruyla denilir
devletin ve Allah’ın en iyi fikridir kış
bütün evlerin en mükemmel hatasıdır baba
başka incirin yarasını başka incir de bilmez gibi talandır bu herkesle herkes olmak
kopan umur, ufalan ödün adıyla
iki lekenin birbirine dağılmasına sadece aşk mı denir
diğer zeytinin diğer zeytine fethi gibi
dilerim herkesin vaktiyle adı sinem olan
uzun bir yasa değer eli
sinem!
o kadar
o denli
Yağmur – Timaş Yayınları
Nurullah Genç, Yağmur'la Gelen Adam… Ona bu sıfatı kazandıran 1990 yılında yazdığı ve birincilik ödülü aldığı Yağmur isimli şiirdi. Yağmur' Nurullah Genç'e 1990 Türkiye Diyanet Vakfı N'at-ı Şerif Büyük Ödülü'nü kazandıran 'Yağmur' şiiriyle birlikte şairin diğer seçme şiirlerinin yer aldığı bir eserdir.
Yağmur Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü…
İkiz Divan
Söyle, mürekkepten kan kokusu gelmiyorsa
neye yarar harfler, sesler, derin susmalar,
Hayat bir biçimde özünü vermeli kâğıda,
hemen arkamda ıslık çalsa meleğin tırpanı
döner dimdik bakarım, bilmesin korkarım.
Bu şiirler bu yazılar ondandır kıpkırmızı,
Paracelsus’tan öğrendim imbik kullanmayı,
Agrippa’dan uykusuz ocak ateşini korumayı,
öyle damlattım hokkama kalemin can suyunu
tanırım kum saatından inen her taneyi —
kendime içinden geçmeye derin su seçtim.
Bugünlerde Bahar İndi
Bugünlerde bahar indi Çukurovanın düzüne Donandı ağaçlar Donandı dünya Donandı yeşilinden alından Sarısından Donandı delicesine Bir ışık fışkırır topraktan yağmur gibi Bir güneş doldurur ortalığı Bire canım Tüter Açıldı apaydınlık terütaze Devedikeni çiçekleri koskocaman Mosmor açıldı Nennilendi dağlar Gizlenen bir şairin gizli şiirleri... İlk kez gün ışığına çıkanlarla birlikte...
Gülü İncitme Gönül
Yunus Emre Divan’ından Seçmeler
Dinî-tasavvufî Türk edebiyatının en önemli temsilcilerinden olan Yunus Emre düşünceleri ve mısraları ile evrensel bir üne ulaşmıştır.
Onun sevgi dolu gönlünden kopup gelen birlik çağrısı çağları aşarak 21. asra kadar ulaşmış ve bütün dünya milletlerince benimsenmiştir.
Yunus’u ölümsüz kılan, dilden dile, gönülden gönüle günümüze kadar eriştiren şiirleri, yani ilâhileridir. Bu şiirler zamanları aşmakla kalmamış, sınırları da aşarak tüm insanlığın malı olmuştur.
Bu şiirler İslâm felsefesini, düşüncesini, insan anlayışını en güzel biçimde işlemiş ve halkın anlayacağı bir dille sunmuştur. Bu şiirleri böylesine benimseten anlaşılır ve samimi olmalarıdır. O en karışık düşünceleri basit söyleyişlerle bize sunar. Her insana aynı gözle bakmayı, tüm canlıları sevmeyi öğretir.
13. asırdan günümüze, ruhları aydınlatmaya devam eden bu sevgi ve hoşgörü ışığı, sunduğu güzelliklerin ve sevgiyle onun yolundan gidenlerin sayesinde çağlar sonrasını da aydınlatacaktır.
Efsane Güzeller
Şiir görülmez; ancak kalbe doğabilir. Kalpleri titreten de, çizik çizik eden veya süsleyen de bir hissin ilhamıdır genellikle; bir zamanın akışı, bir ruh sıkıntısı yahut bir hazzın coşmasıdır. Heykel gibi, resim gibi bütüne dayalı bir sanata dönüşüveriyorsa söz, adı divan şiiridir onun. O şiir, soyut olanın peşinde koşarken somut olanı örnek gösterir; duygu için maddeyi, içsellik adına çevreyi kullanır ve lirizmi anlatırken de Leyla’lardan, Şirin’lerden, Azra’lardan dem vurup onların yolunda Kays’ları, Ferhat’ları, Vamık’ları dağlar delisine çevirir. Şair ise beyit denen söz katmanları arasında ince sanatkârların izini sürerken evvelce söylenenleri bilmek ve evvelce söylenenleri geçmek zorunda hisseder kendisini, hayallerini ve düşüncelerini derinleştirdikçe derinleştirip giyindirir düşüncelerine.
Ses Ve Yankı
Şiir terapi gibidir, şiir şifa verir;
Şair yazdıkça ruhundaki ağırlıkları hafifletirken, okur da sayfalar boyu bu hafifliğe tanık ve ortak olur.
Kemal Sayar şair yönünü, usulca yayımladığı üç kitapta ortaya koymuş; geniş yankı uyandıran ve devamı beklenen bu şiirler Ses ve Yankı adıyla bir araya gelmiştir. Hızır ve Roza, İki Güneş Arasında ve Ricat, ince, derin ve latif bir âlemin şiirleri olarak, yeniden okurunun huzuruna çıkıyor.
Ruhun keskin dönemeçlerinden
Eşsiz yamaçlarından çocukluğun
Sevinçle uçurur gibi uçurtmalarımızı
Gövdemizde hikmetin, şiirin kanatları
Süzülüyoruz aşağıdaki boşluğa
Seyrangâhta durup da baktığımız
O derin vadi değil, dünyadaki maceramız
Ardımızda bıraktığımız
Yazlar ve yenilgiler değil
Tene yerleşen o rahat sıcaklık
Biz bu yolculukta dağı hiç görmedik
Dağ bize dağıldı, bir dağ olduk hepimiz
Biteviye kendimizi seyrettik
Benden Sonra Mutluluk
"Özdemir Asaf yoğun düşün ve duyarlıkları, çarpıcı sözcükler seçtiğini sezdirmeden, küçük dizeler halinde işlediği kısa şiirlerle verdi. Daha sonra, kimi bir kitaptan, kimi yaşamdan kopardığı izlenimlerden esinlenerek bilgece dörtlükler yazdı. Kendisiyle birlikte çağıyla ve toplumuyla hesaplamalarda buruk öfkesini içinde saklayan yeni taşlama biçimleri getirdi." Şükran Kurdakul "İşimiz zordu. Binlerce şiir arasından bir seçim yapmak gerekiyordu. Özdemir Asaf birçok şiirinin defterlerde ve dergi yapraklarında sararmasını istemiş. Kitaplarına almamış. Kitaplarına almadığı eski şiirlerini biz de dışarda bıraktık. Şiir ayıklama işi, seçme işinin büyük bölümünü oldı. Birçok şiiri Özdemir Asaf tamamlamıştı. Gönlümüz rahat, onları kitaba aldık. Bazı şiirler ise birkaç kez yazılmışlardı, bunları da özenli bir eleştirel seçme işleminden sonra kitaba koyduk." Doğan Hızlan