Bazı İnsanlar Böyle Yaşar – 4 Karton Kapak
Müzayedeye katılan Lina ve Aral, kendilerini bir sirk gösterisinin ortasında bulduğunda başrol olduklarını fark etmeleri uzun sürmez. Sirkin perdeleri kapanmamak üzere açıldığında ise oyun başlar ve gerçek ile illüzyon birbirine karışır. Yaşam ile ölüm arasında tercihler yapmak zorunda kalan Lina, damarlarında akan kanı inkâr edemeyecek durumdadır. Ortaçağ’dan bu yana kanında taşıdığı DNA onun için bir lanet, Circus için bir lütuftan ibarettir ve Yüksek Şûra’nın bunun peşini bırakmaya niyeti yoktur. Gölgesinde yetişmiş üç cennet çiçeğinden biri ayaklarına dolanarak onu da yeraltına çekmek ister. Lina ya mecburiyet tasmasını takacak ya da sevdiklerini bir bir darağacına uğurlayacaktır…
Damarlarımda akan ağır kan… Üzerimde taşıdığım ruh yalnızca yedi gram. Al benden neyimi istiyorsan. Kendisine olan saygısını da yitirdiğinde ne yapar insan? Kim açar kapısını, kendinden bile kaçsan? Kalmak mı zor gitmek mi? Otuz beş binde verilen bir karar… Hangisi yaşatır, hangisi derinden yaralar? Verilmesi zor cevaplar… Tek tesellisiyse; bazı insanlar böyle yaşar… Bu hayatı mutlaka kazanacağım Aral…
Bean Fasulye
Bu kitapta iyilikten eser yok...
Bean: Fasulye, acımasız bir gerçekliğin ortasında birbirini parçalayarak hayatta kalmaya çalışan karakterlerle dolu. Sevgi ile şiddet, arzu ile intikam arasında incecik bir çizgide yürüyen bu insanlar, ne pahasına olursa olsun hayatta kalmaya çalışırken, etraflarındaki her şeyi yıkmaya, kendi yaralarını başkalarının kanıyla sarmaya hazır. Her bir sayfa, bir savaş alanı; her bir cümle, ruhun en derin yaralarına keskin bir bıçak.
Bu kitapta iyilikten eser yok: Masumiyet, tutkuların elinde bir oyuncağa dönüşmüş. Burada yalnızca çirkin gerçekler, zehirli bağlar ve sınır tanımayan bir sahiplenme hırsı var.
Bu kitabı okumaya karar verdiyseniz, sınırları silinmiş bir dünyanın içinde sürükleneceksiniz. Her satırda hem çekilecek hem itileceksiniz; burada merhamet yok, yalnızca doyumsuz arzular ve onlara eşlik eden derin bir karanlık var.
Tiksindirici ama büyüleyici bir gerçeklikle yüzleşmeye hazırsanız, sayfaları çevirmeye devam edin. Ve bu cehennemi keşfetmeye başlayın.
Beklenmeyen Şahit
Beklenmeyen Şahit, içinde Hercule Poirot’nun yeni bir macerasının da bulunduğu daha önce yayımlanmamış öyküleriyle okurlarla buluşuyor.
1920’lerin Londrası... Şehirdeki büyük bir evin tüylü halıları şok edici bir cinayetle lekelenir. Kurban, Emily French adında çok zengin, yaşlı bir kadındır. Tüm kanıtlar bu acımasız cinayeti kurbanın yüklü mirasını bıraktığı yakışıklı genç Leonard Vole’un işlediğini göstermektedir. Yaşlı kadının sadık yardımcısı Janet Mackenzie de mahkemede bu yönde ifade vermiştir. Leonard, gizemli eşi Romaine’nin tanıklığıyla temize çıkacağından emindir. Ne var ki zanlının eşinin mahkemedeki ifadesiyle davada akılalmaz bir dönüşüm yaşanır.
Daha önce yayımlanmamış öykülerin de yer aldığı Beklenmeyen Şahit’te Agatha Christie’nin ilk defa karşılaşacağınız gizemli karakterleri sizi yine şaşırtacak!
Belki Bir Gün
Kalbe kimi, ne zaman, nasıl seveceğinin söylenmediğini öğrendim. Kalp canı ne isterse onu yapıyor. Kontrol edebileceğimiz tek şey; hayatımıza ve aklımıza, kalbimize yetişme şansı verip vermeyeceğimiz.” Sydney’nin dört dörtlük bir hayatı vardır. Üniversitede sevdiği bölümde okuyordur, ayakları üzerinde durmasını sağlayan bir işe ve büyük bir aşkla bağlı olduğu harika bir erkek arkadaşa sahiptir. Ta ki karşı balkonda gitar çalan gizemli adam Ridge, ona erkek arkadaşının kendisini aldattığını söyleyene kadar. Sürprizlerle dolu bir müzisyen olan Ridge, Sydney’ye hayatını yeniden kurması için müziğinin ve evinin kapılarını açar ve beraber şarkılar yapmaya başlarlar. Ancak bu müzikal birliktelik hiç hesapta olmayan zorlukları ve karşı konulmaz bir yakınlaşmayı beraberinde getirecektir. Şarkıların, aşkın ve ihanetin iç içe geçtiği, iniş çıkışlarla dolu bu romanda New York Times çoksatanlar listesinin yıldızlarından Colleen Hoover bizi kalbin yaptığı seçimlerin sonuçlarıyla şaşırtıyor. Belki Bir Gün, müziğe ve kelimelere tutkuyla bağlı iki insanın özgün hikâyesinden çok daha fazlası. Aşkın ve duyularımızın sınırlarını zorlayan Sydney ve Ridge’in bütün dürüstlükleriyle yazdıkları tüm şarkıları Griffin Peterson, Colleen Hoover okurları için özel olarak seslendiriyor.
Belki Bir Gün Uçarız
O ağacın altında uzanmaya devam ettim. Yıldızlar aslında nedir size söyleyeyim: Yıldızlar, acıdan delirmiş insanların gökyüzüne sıktıkları kurşunların açtığı deliklerdir. Bilim adamları sürekli yenilerini keşfettiklerini söylüyorlar. Bunda şaşılacak bir şey yok. Yukarısı bir gün dümdüz olacak.
Şehir içinde dünya turu, kalbin içinde kapı zili, aklın içinde sergüzeştler... Kutu gibi evler, ebesinin örekesine çıkan sokaklar, yeteri kadar ölmüş insanlar. Dünya yalan, hatta adaletin bu mu ulan?
Benim abim şampiyon! “Hayat, kitapta durduğu gibi dursaydı be Allahım.”
Belki Bir Gün Uçarız, yeknesaklığa celalleniyor, huzursuz, şedit ve enerjik... Yeni bir yazarın ilk kitabı...
Aylin Balboa, deşeliyor, haykırıyor, söyleniyor... Şah damarı atıyor tıp tıp, sokak taşıyor yanında.
Ben Bir Gürgen Dalıyım
Ben Bir Kelebek Sevdim
Ben Kirke
NPR, Washington Post, Buzzfeed, People, Time, Amazon, Entertainment Weekly, Bustle ve Newsweek’e göre Yılın En İyi Kitabı
Goodreads okurlarına göre 2018’in En İyi Fantastik Kitabı
“Bu dikkat çekici hikâye sizi, Kirke’nin yaptığı bir büyü gibi etkisi altına alacak.”
- Mary Doria Russell, Serçe’nin yazarı
“Tek kelimeyle büyüleyici ve zarif anlatımıyla Ben, Kirke, kadın yaşamının sıradan ve de sıradışı bir hikâyesi.”
- Eimear McBride, Kız Natamam Bir Şeydir ‘ in yazarı
Ozanlar benden, erkek kahramanın karşısında diz çöküp merhamet dilenen bir kadın olarak bahsetti hep; ilaç katarmışım tatlı şaraplarına, büyüleyip domuza çevirirmişim hızlı giden gemilerin tayfasını, babaevini unutturur, sılaya kavuşmalarına müsaade etmezmişim. Ne demeli, kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir; yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikâye olmazmış gibi.
Ama yanılıyorlar, yanılıyorsunuz: Cadılık illa nefret, kıskançlık ya da başka türlü bir kötülükten doğmaz; ben ilk büyümü aşkımdan yapmıştım.
Ben, Helios’un kızı, Aiaie Cadısı Kirke. Hayatım boyunca trajedinin beni bulmasını bekledim. Bulacağından hiç kuşkum yoktu çünkü başkalarının hak ettiğimi düşündüğünden daha fazla arzum, isyanım ve gücüm vardı, yıldırımları üstüne çekecek şeylerdi bunlar. Ve bir gün, artık bu dünyaya dayanamayacağım, diye düşündüm.
Bunun üzerine denizin derinliklerindeki kadim bir tanrı seslendi: Öyleyse çocuğum, başka bir dünya yap.
Ben, Kirke’de Madeline Miller; Odysseus, İkaros, Minotauros, Prometheus ve Zeus gibi mitolojik karakterlerin binlerce yıldır anlatılagelen hikâyesini farklı bir bakış açısından sunmakla kalmayıp Olymposlu tanrıların dünyasını Homeros’un destansılığında aktarmayı başarıyor.
Ben Meryem – Hayallerime Bilet Var Mı?
Sen hiç başkasının senin için kurduğu hayallerin altında ezildin mi?
Ben hayallerime kavuşmak istiyorum. Köyüme geri dönmek ve yediden yetmişe herkesin bayram sevinci olmak istiyorum.
Hayatımı, başkalarının benim için kurduğu hayallere kurban vermeyeceğim.
Ellerimi, aklındaki köhnemiş bilgileri bana dayatanlara değil, kalbimin kapısını sevgiyle çalan sana uzatıyorum.
Uğrunda hayatımı ortaya koyduğum ve azimle şaha kalktığım hayallerime kavuşabilmem için benim elimden tutar mısın?
Sende beni hayallerime götürecek bilet var mı?
Solmak üzere olan ve senden gelecek eli umutla bekleyen bir çiçek.
Meryem
Ben Robot
Ünlü bilimkurgu yazarı Isaac Asimov’un bilimkurguya en büyük katkısı Üç Robot Kanunu’dur. Üç Robot Kanunu’na göre;
1. Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.
2. Robotlar, Birinci Kanun’la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.
3. Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun’la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır.
Ben, Robot’ta, Isaac Asimov en ünlü 9 robot öyküsünü toplamıştır. Bu öyküler, gelecek nesillerin robot öyküleri için bir yol gösterici olmuş, bilimkurguda robotun ciddiye alınmasını sağlamıştır. Asimov, bu öykülerle konuşma yetisi olmayan robotlardan insanlığın iyiliğini gözeten makinelere kadar, robot tarihinin izini sürüyor.
Ben, Robot 25 sene sonra yeni edisyonuyla, İthaki Bilimkurgu Klasikleri dizisinin bir parçası olarak geri dönüyor.
Ben Sana Mecburum – Modern Türk Edebiyatı Klasikleri 17
Bizi en ince yerimizden yakalıyor hep; birimizi, bazılarımızı değil, hepimizi… Kendini anlatıyor, ama dizelerinde hepimiz kendimizi buluyoruz, üstelik onlarda sadece biz varız sanarak. “Bize ait olanı” duyuyoruz onun sesinde. Hepimiz şiirinin kahramanlarıyız; bir türlü layıkıyla söylemeyi beceremediğimizi o üç kelimeye sığdırıveriyor: “Ben sana mecburum!”
Attilâ İlhan şiirinin tek teması aşk değil elbette; bu kitapta beş bölümde topladığı şiirlerinde, dönemin siyasi havasını, çalkantılarını, gerilimi, direnişi, başkaldırıyı, imkânsız aşkları ve özgürlük özlemini bulacaksınız.
*Askıda Yaşamak *Tension à Smyrne *Memleket Havası *İmkânsız Aşk *Cehennem Dairesi *Ortadoğu’dan Gece Telgrafları
Bence Katil Öldürdü
Ben Antoine Hercule de Potasse. Kartvizitimde yazandan çok daha fazlası olmakla övünmüşümdür; mesleğimizin varoluşumuzun ancak ufak bir kısmını tasvir ettiğine dair o ünlü deyişi bilirsiniz. Beni tanımak isteyenlere kısaca özetlediğim gibi, telaffuzu en az icrası kadar zor altı farklı Uzakdoğu savunma sanatında kara kuşak veya üst düzey diploma sahibiyim. Dünyanın en yüksek beş tepesine, üstelik aynı anda tırmanmayı becerdiğim için kar leoparı sıfatını kazanmış bir dağcıyım. Nasıl becerdiğimi müsait bir zamanınızda teferruatıyla anlatırım. Teferruat demişken, istisnai bir ehl-i dikkat olduğumdan mekanik saat tamircisi, sırf denize değil derinliklerindeki her canlıya âşık olduğum için sertifikalı bir hidrografım. Tüm bu hobilerimi bir kenara bırakırsak, ki beni yakından tanımak isterseniz bırakmanızı tavsiye etmem, hayatımı uzun yıllardır özel dedektif olarak kazanıyorum. Ve hizmetinizdeyim.
Paris’in müstesna bir semtinde, ünlü bir işadamının cesedinin etrafında, kıymeti kendinden menkul bir dedektif, Çorum yöresi türküleri eşliğinde bir aşk, ünlü Türk casuslarının tam listesi, ev yoğurdu tarifi ve dahası… Tuhaf karakterler, lüzumsuz bilgiler, ilginç çizimler ve akla hayale sığmayan sürprizlerle dolu bir dedektif romanı.
“Aptallığı dâhiyane bir vukufiyetle takdim eden, cinayeti kahkahayla buluşturan bir eser.”
- Murat Menteş
“Ben ki yıllardır tutarlı saçmalıklar peşindeydim, katilin öldüremediği bir özel dedektif çıksa da karşıma canına okusam derken, okuyamayacağım bir kitapla beni şaşırtıyor, okurlarını da perişan ediyorsun! Elbette Hercule de Potasse’ı anlamayan nesle aşina değiliz.”
- Cevat Çapan
Beni De Kalbinde Götür
Beni Seç
Tess Gerritsen ve Gray Braver’dan kusursuz bir işbirliği… Geçmişle bugün arasında gidip gelen, ifşalarla dolu, baştan çıkarıcı bir roman.
The Wall Street Journal
Büyüleyici bir suç romanı. Gerritsen ile Braver’ın usta hikâye anlatıcılığı tüm netliğiyle karşımızda.
Karin Slaughter
Üniversite son sınıf öğrencisi Taryn Moore’un cesedi yaşadığı apartmanın önünde bulunur. Görünüşe göre, dairesinin balkonundan atlayarak intihar etmiştir. Olay yerine gelen dedektif Frankie Loomis’in içgüdüleri bu genç ve güzel kadının ölümünün ardında başka gerçekler olduğunu söyler.
Dedektif Loomis’in soruşturması onu üniversite profesörü Jack Dorian’a ulaştırır. Taryn büyük hayranlık duyduğu hocasıyla bir ilişki mi yaşamıştır? İddialı ve hatta tehditkâr bir genç kadın olan Taryn’in ölümüyle Jack’in ilgisi var mıdır?
Frankie art arda sırları ortaya çıkarırken Jack’in bir şeyler sakladığı kesinleşir. Yalan söyleyen Jack aynı zamanda soğukkanlı bir katil midir?
Beni Unutma
ÇOKSATAN BİR KÜRT SEVDİM’İN YAZARINDAN…
“O sevmeye doyamadığım, koca bir ömrü içimde özlemiyle yaşadığım, hayat arkadaşım, can yoldaşım, sevdası mahşere kalanım, acısı dinmeyenim, yeri dolmayanım, anlatmaya doyamadığım, anlatmaya kıyamadığım, boğazımdaki düğüm, göğsümdeki boğum, titreyen sesim, sessiz gözyaşım, bitmeyen yasım, dinmeyen sızım. Masal, başıma gelen en güzel şey. Masal benim yarım kalışım.”
Masal… Küçücük yaşında yetimhaneye terk edilmiş, çocukluğu hırpalanmış, erkenden büyümek zorunda bırakılmış, sevgiye, şefkate hasret, ruhu yaralı genç bir pavyon çalışanı…
Kerem… Çocukluğuna, gençliğine acı değmemiş, yokluk görmemiş, ailesinin, çevresinin göz bebeği, geleceği parlak bir hekim…
Onlar gece ve gündüz gibi birbirinden farklı hayatların insanlarıydı. Bırakın bir arada olmayı, aynı sokakta yürümeleri bile zordu. Ama bir gece kader olmaz denileni oldurdu, onları bir araya getirdi. Birbirlerini gördükleri ilk anda yüreklerine düşen aşk ateşi imkânsızlıkların üzerine kocaman bir çarpı atmış, kurulu dengeleri alt üst etmiş, tüm ezberleri bozmuştu artık. İki genç yürek aşkla birbirlerine akarken onları buluşturan kaderin başka planları da olduğundan habersizdiler.
Bir Kürt Sevdim kitabının yazarı Dilek Bilgiç Esen okurlarına yine unutamayacakları, yürek yakan bir aşk hikayesi armağan ediyor. Gerçek bir yaşam öyküsünden ilhamla yazılan Beni Unutma, bizleri aşkın büyülü ve aynı zamanda tekinsiz arka sokaklarında dolaştırırken, önyargılarımızı, “öteki”ye dair bakışımızı da ustalıkla sorgulatmayı başaran sıra dışı bir roman.
Beni Yalnız Sen Anlarsın
Benim Çiçeklerim Ateşte Açar
Üniversiteyi yeni kazanmış, kendisini ve çevresini yazdığı hikayelerine aktaran, kalbi imanla dolu genç bir kız…
Neye inandığını bile düşünmeyen, hayatın zevklerinin peşinde bir delikanlı…
Üniversite koridorlarında tesadüfi bir çarpışma…
Masumca karşılaşan gözler…
Ve bambaşka yollara savrulan iki hayat…
Med-cezirlerle tükenen bir ömürün karşısında,
İnancın gölgesinde adım adım bir yükseliş…
Bir ömür boyu çırpınan ruhlar, sonunda mutluluğu bulacak mı?
Ahmet Günbay Yıldız’ın sade ve duru kaleminden, hafızalarda iz bırakacak dersler, mesajlar ve sürprizlerle dolu, kendini arayışı anlatan, her gencin okuması gereken muhteşem bir gençlik romanı…
Benim Küçük Sırrım 1 Ciltsiz
Her insanın sırları vardır.
Kimi masumdur, kimi karanlık…
Kimi sakladığı şeyden utanır, kimi ise korkar...
Eylül'ün sırrı ise geride hayal kırıklığı bırakmış, hayatını bambaşka bir hâle getirmiştir.
Dışarıdan bakan insanlar ne kadar dürüst, başarılı ve sevecen olduğunu düşünse de gerçek bambaşkadır. Eylül, sahip olduğu hayatı gizleyen, yaşamak istediği hayatı kendisine ait gibi göstermek için sürekli yalanlar söyleyen bir kızdır.
Peki, yeni dostlar edindiği ve aşk ile tanıştığ ıbu dönemde sırları mutlu olmasına fırsat verecek midir?
Yoksa gerçeklerle yüzleşip, söylediği yalanların içinde kendisine bir çıkış yolu aramak zorunda mı kalacaktır?
"Bir insanın duygularını dürüst bir şekilde karşısındakine aktarabilmesi, en az dünyayı kurtarmak kadar zor bir iştir."
Benimle Beraber
Duygulardan kaçmak için elleri ve zihni işler tutmak, insanın varoluşundan beri kabul gören bir eylemdir. Her daim yapılacak işleri, büyük sorumlulukları olanlar hassasiyetleri yok saymayı çok iyi becermezler mi? Sonuçta yaşam, istikrarlı bir çaba gerektirir. Gayret eksik olduğunda deneyimlenen, tek yöne akan bir nehirde salınmak değildir; akıntı ve fırtınalarla dolu bir denizde yolunu bulma çabasıdır yaşam.
Yeni bir gün çeşitli ihtimalleri kapsayarak her anında dönüşüm ve sonucunda değişimi barındırır. Her hareket bekleyen bir tohumu uyarır, gelişmesi için örtülü mesajlar gönderir. Koşullar uygun olunca uyuyan tohumlar canlanır. Gece güne döner, gökyüzü aydınlanır.
Sonucunu düşünmeden yapılan eylemler gerçek iyiliktir. Ötesi ancak perdelenmiş menfaat beklentisidir.
Kişi ne yaparsa yapsın, nasıl yaşarsa yaşasın bir gün hepsi biter. İyi bir insan olmak, elde kalan tek şeydir.
Bu roman; Nermin’in, Selin’in, Zerrin’in ve Sevim’in iyi olma, tüm olan bitene karşı iyi kalma hikâyesidir.
Benimle Yan
Benimle Yan – Ciltli
“Sen, seni yakıp kül edecek bir aşk istiyorsun Masal.
Normal tanışmalarda gözün yok. ‘Seni seviyorum’ları önemsemiyorsun aslında. Herkesin bildiği sevgi sözcüklerini istemiyorsun. Sen herkesin olduğu bir salonda sahnede oyun sergilemek istemiyorsun. Herkes karanlık salonda oyunu izlerken sen arkada ışıklar saçarak kendi oyununu yaşamak istiyorsun. Sen ne Mert’i ne de Atalay’ı istiyorsun. Sen bu oyunda kendin gibi normalle yetinmeyen birisini istiyorsun. Yanmayı göze aldığınız bir aşk istiyorsun.”
Bu sensin, diye düşünsem de “Bunları neden anlatıyorsun?” dedim.
“Çünkü bu bizim hikâyemiz.”
Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi – Modern Klasikler 147
Yaşlı bir adam olarak dünyaya gelip zamanla gençleşme fikri F. Scott Fitzgerald’ı büyülüyordu. Yazarın iki yıl boyunca zihninde evirip çevirdikten sonra 1922 yılında yazdığı Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi’ni Mark Twain’in şu sözü esinlemişti: “Hayatın en iyi kısmının başta, en kötü kısmının da sonda olması ne yazık.” Fitzgerald bu en bilinen hikâyesinde 1860 yılında yaşlı bir adam olarak doğup giderek gençleşen Benjamin Button’ın hayatını anlatır.
Benjamin Button yalnızca yaşlı bir adamın bedeniyle dünyaya gelmemiştir. 70’li yaşlarındaki bir adamın zihnine ve zevklerine de sahiptir. Gençleştikçe dirilen bedeniyle birlikte daha aktif bir hayata ve ilgi alanlarına kavuşur. Yazar yaşın insanın kimliği üzerindeki etkisine dikkat çeker.
Yaşlanma üzerine yazılmış bu nükteli, fantastik hiciv, Hollywood’un da dikkatinden kaçmamış, 2008’de vizyona giren film uyarlaması büyük ilgi görmüştü.
Berci Kristin Çöp Masalları
Bir kış gecesinde, gündüzleri kocaman tenekelerin şehrin çöpünü getirip boşalttıkları bir tepenin üstüne, çöp yığınlarından az uzağa, fener ışığında,sekiz kondu kuruldu. Sabah konduların üstüne yılın ilk karı düştü.
Bu sözlerle başlıyor Latife Tekin’in ikinci romanı Berci Kristin Çöp Masalları ve sanayi mahallesiyle geniş bir alana yayılmış çöp sahası arasında bitiveren bir gecekondu mahallesinin hikâyesini dillendiriyor. Bir yanda kırsaldan kente göç ettiği halde eski gelenek ve göreneklerine, söylencelerine tutunanları gözler önüne seren bu kültleşmiş roman, bir yanda da hayatta kalmak, şehre uyum sağlamak, fırsatlardan yararlanmak için yabancılaşanları, yıpranıp yozlaşanları anlatıyor. Hem de büyülü hikâyelerle, ağıtlarla, mânilerle ve tekerlemelerle örülmüş olağanüstü bir üslup, sakınmasız bir göz ve sımsıcak bir şefkatle.
İlk kez 1984 yılında yayımlanan Berci Kristin Çöp Masalları, edebiyat dünyasında büyük yankı uyandırmış, kısa sürede pek çok dile çevrilmiş ve uluslararası bir beğeniyle karşılanmıştı. Muazzam bir hayal gücü, dil ustalığı ve duyarlılığın ürünü olan bu benzersiz metin, Latife Tekin’in başyapıtlarından biri sayılıyor.
Berdel
Bir kadın, herkes için kendini feda edebilir miydi?
Bir adam, kendini feda eden kadının canını
acımasızca yakabilir miydi?
Sevenler, sevdaları uğruna ailelerini ezip onlara
sırtlarını dönebilir miydi?
Kadın, kendini feda etti.
Adam, kadının canını yakmaya ant içti.
Sevenler, sevdası uğruna herkesi hiçe saydı.
Sonrası mı?
Muazzam bir felaket!
Berdel fırtınası iki aile arasında koptu,
düşmanlığın kuyusunu daha derin kazdı.
Urfa toprakları bir kere daha ölesiye nefrete şahit oldu. Bir kere daha acıyla sınandı. Bir kere daha iç savaşı gördü. Bir kere daha hüznü ağırladı. Bir kere daha sevgiyle bağrına bastı kendine sığınanları…
Berdel 2
Sonunu görmediği yolu yürümekten hep korkan bir adamdı
Rezan Şahmaran. Hayal kırıklıklarına uğramaktan hoşlanmayan, insanlara çok sevmediği müddetçe bağlanmayan, sevgisini heba etmeyen bir adamdı.
Zorlu yolların sonunda hayatına bir kadın girdi.
Önünü arkasını düşünmeyi, olanların sonucunu
ölçüp biçmeyi unutturdu ve korkusuzca sona gidebileceğini öğretti o kadın.
Hesapsız kitapsız yürümenin güzel tarafını
bu kadın sayesinde öğrendi. İstemediği, sevmediğini defalarca kez yüzüne vurduğu
kadını bir felaketin sonunda kaybetti.
Kaybetmekten korkan bir aşık olacağı aklının ucundan geçmezdi. Nitekim Rezan Şahmaran’ın kalbi sevdanın yakıcı ateşine yandı. Yandı ve kaybetmekten ölesiye korktu.
Bir zamanlar sevmediği kadına, korkusunu pervasızca haykırdı:
Allah der ki; kimi benden çok seversen onu senden alırım.
Ve ekler: Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım.
Yemin ederim seni benden önce alacak diye
çok sevmekten korkuyorum!
Beren İle Luthien
Tolkien’in yayımlanmayan metinlerinden derlenerek başlı başına bir kitap haline getirilen Beren ile Luthien’in destansı hikayesi Hobbit, Yüzüklerin Efendisi, Silmarillion ve Tolkien’in yarattığı Elfler, İnsanlar, Orklar ve Cücelerle dolu Orta Dünya hayranlarını bir kez daha bir araya getirecek.
J.R.R. Tolkien’in İlk Çağ’daki destanları ve mitleri anlattığı Silmarillion’ın gelişiminde büyük bir rol oynayan Beren ile Luthien’in hikayesinin yazım sürecinde pek çok detay değişse de gölgelenen aşkları hep baki kaldı: Beren ölümlü bir İnsandı, Luthien ise ölümsüz bir Elf. Önemli bir Elf beyi olan babası, kızının Beren’le olmasına karşıydı ve eğer Luthien’le evlenmek istiyorsa Beren imkansız bir görevi yerine getirmek zorundaydı. Beren, Luthien ile birlikte kötülerin en kötüsü, Kara Düşman, Morgoth olarak da bilinen Melkor’dan en değerli mücevher Silmarili çalmaya çalışacaktı.
Bu kitapta Christopher Tolkien, Beren ile Luthien’in hikayesinin ilk yazıldığı tarihten, Silmarillion’daki haline kadar geçen süreci adım adım ele alıp Orta Dünya’nın en önemli aşk hikayesine nasıl dönüştüğünü, bu evrende giderek nasıl daha büyük bir yer kapladığını gözler önüne seriyor. Bunu yaparken de babasının kelimelerine dokunmadan, orijinal hallerini koruyarak destanın hem manzum hem de mensur biçimlerini ilk kez birlikte yayımlıyor.
Berlin Mektupları
Berlin Mektupları Haldun Taner’in 1935-1984 yılları boyunca öğrenci ve yazar olarak bulunduğu Almanya gözlemlerini içeriyor: Hitler’in yükselişi, siyasal mücadeleler, soğuk savaş yılları, füze rampaları, yeşiller hareketi, hava kirliliği, Türk işçiler sorunu, Alman Çeşmesi... Yirminci yüzyıl Almanyası tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel açıdan renkli bir üslupla gözler önüne seriliyor. Taner kitabın ilk baskısına yazdığı önsözde “Hikayelerim çevrildikçe piyeslerim orda oynandıkça, kongre ya da konferans için çağrıldıkça, sık sık Almanya’ya gittim. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki kara günlerini, bunun içinden nasıl kurtulduklarını ilgi ile izledim. Gözlemlerimi, izlenimlerimi sık sık, ya gezi notlarımda, ya köşe yazılarımda anlattım.” diyor.
Beyaz Diş – Can Yayınları
Vahşi kapitalizmin “altına hücum” dönemini konu alan yüzlerce eserin çoğu, altın arayıcılarının kişisel öykülerini yüzeysel bir yaklaşımla anlatır. Farklı bakış açısıyla diğerlerinden ayrılan Charlie Chaplin’in Altına Hücum filmi dışında, konuyu değişik bir biçimde irdeleyerek insanı evrensel boyutta sorgulayan en önemli eserlerden biri, Jack London’ın Beyaz Diş adlı romanıdır. Dünya görüşünü, “Köpeğe kemik atmak hayırseverlik değildir. Hayırseverlik, kendin de en az köpek kadar açken kemiği köpekle paylaşmaktır,” diye özetleyen London, Beyaz Diş’te Kuzey’in karlarla kaplı bölgelerinde sürdürülen yaşam kavgasını, soğuk, açlık ve hayatta kalma mücadelesini insanların değil, aynı koşulları onlarla paylaşan hayvanların açısından aktarır.
Beyaz Diş, damarlarında hem kurt hem de köpek kanı taşıyan bir kurt kırmasıdır. Ana babası dışında kendi türünden canlıları hiç tanımadan bir mağarada yaşarken günün birinde dışarıdaki gerçek dünyayla yüz yüze gelir. Çok farklı görünen, çok farklı kuralları ve düzeni olan bu yerden, dünyayı ve yaşamı keşfetmeye başlar. Kurdun köpeğe dönüşümü, koşulların insanlar için olduğu gibi hayvanlar için de belirleyici olduğunu gözler önüne serer.