Yanlış Adım
Yaprak Dökümü
Yaralasar 1 Ciltli
Yetiştirme yurdunda büyüyen Sedef, bir gece kimsesiz yirmi dokuz çocukla
birlikte “damgalanır”.Artık bu kimsesiz çocukların tamamı Yarasa’dırve damgacıyı gören tek çocuk Sedef’tir.Sedef, o gece yaşananlardan sonra yurttankaçarak sokaklarda yaşamaya başlamış ancakkötü şans peşini bir türlü bırakmamıştır.
Düştüğü bu çukurdan çıkması için elinebir fırsat geçen Sedef’in iki seçeneği vardır:
Ya kaçıp kurtulacak ya da bundan sonrakihayatına sokaklarda devam edecektir.
Ancak beklenmedik bir olay her şeyi alt üst eder:Damgacı yıllar sonra ortaya çıkmış vedamgaladığı otuz Yarasa’nın peşine düşmüştür.
“Bir köşeye çekiliyorsun, belki de bir duvar dibine…
Sonra uzun uzun bakıyorsun gökyüzüne.
Bulutların ötesinde bir ışık görmek istercesine
bakıyorsun ancak ne kadar bakarsan bak,
hep aynı kasveti görüyorsun.”
Yaralasar 2 Ciltsiz
Bir zamanlar olduğum o çocuğu çok özlüyordum.İzin vermediler ki Sedef olayım. Beyazı içinde barındıran bir isimden çekipalmışlardı beni ve sen artık Yankı’sın demişlerdi. Çektiğin acıların çığlıklarını adında taşıdercesine Yankı koymuşlardı adımı. Çığlıkların kulaklarda yankılansın amakimseler duymasın dercesine Yankı yapmışlardı beni.
Oysaki ben bir zamanlar Sedef’tim. İleride başıma gelecek onca şeyden habersiz bir şekilde yaşayan Sedef’tim. Ne eksik ne fazla... Ben Sedef’tim.
Sedef, seçimini yapar.Artık o, damgacıdan kurtulmak isteyen bir avdır. Ekibe yeni Yarasaların da katılmasıylaeğitmenlerin işi daha da zorlaşır. Bunu fırsat bilen damgacı, tüm kozlarınıoynamaya başlar. Başı bir türlü beladan kurtulmayan Sedef, avken avcı olur ve damgacınınpeşine düşer. Ya damgacı, Sedef’i avlayacaktır ya da Sedef, damgacıyı bulacaktır. Soluksuz birkovalamaca sonrasında kazanan tarafın kim olacağına, son hamleyi zekice yapan karar verecektir.
Yaralasar 3 Ciltli
Ve ben bugün biraz daha ölmüştüm fakat hiç ağlamamıştım. O, sırtıma dört kırbaç vurduğunda bile tek bir damla gözyaşı dökmemiştim. Gözlerim doluyor ama gözyaşlarım gözlerimin çukurundan akmıyordu. Her darbeyle gözyaşlarım kuruyup kalıyordu. Hayır, ben ağlayamıyordum. Alaz Altuğ Sipahi beni bu adamın insafına bıraktığı gece ben ağlamayı bırakmıştım.
Damgacının kimliği ortaya çıkmıştır. Ettiği türlü işkenceler sonucunda hayatta kalmayı başarabilen Yarasalar artık damgacıdan iki kere alacaklıdır. Ama kaçırılmalarının yaralarını sarmaya çalışırken darmadağın olmuşlardır. Peki Sedef, Naz, Kuzey ve Yiğit son olanlardan sonra hayatta kalmayı başarabilmiş midir? Alaz Altuğ Sipahi’nin hem Yarasalar hem de damgacı için yeni planları vardır. Damgacı artık köşeye sıkışmıştır. Ya sonsuza kadar kaçacak ya da ölüme razı olacaktır. Ancak bunun kararını verecek olan kendisi değildir. Yüzleşme henüz başlamamıştır ve damgacı, yaşayacaklarından haberdar değildir.
Yaralasar 3 Ciltsiz
Ve ben bugün biraz daha ölmüştüm fakat hiç ağlamamıştım. O, sırtıma dört kırbaç vurduğunda bile tek bir damla gözyaşı dökmemiştim. Gözlerim doluyor ama gözyaşlarım gözlerimin çukurundan akmıyordu. Her darbeyle gözyaşlarım kuruyup kalıyordu. Hayır, ben ağlayamıyordum. Alaz Altuğ Sipahi beni bu adamın insafına bıraktığı gece ben ağlamayı bırakmıştım.
Damgacının kimliği ortaya çıkmıştır. Ettiği türlü işkenceler sonucunda hayatta kalmayı başarabilen Yarasalar artık damgacıdan iki kere alacaklıdır. Ama kaçırılmalarının yaralarını sarmaya çalışırken darmadağın olmuşlardır. Peki Sedef, Naz, Kuzey ve Yiğit son olanlardan sonra hayatta kalmayı başarabilmiş midir? Alaz Altuğ Sipahi’nin hem Yarasalar hem de damgacı için yeni planları vardır. Damgacı artık köşeye sıkışmıştır. Ya sonsuza kadar kaçacak ya da ölüme razı olacaktır. Ancak bunun kararını verecek olan kendisi değildir. Yüzleşme henüz başlamamıştır ve damgacı, yaşayacaklarından haberdar değildir.
Yaralasar 4 Ciltli
Yaralasar 4 Ciltsiz
“Geçerdi, aslında yaşadığımız her şey er ya da geç geçerdi. Bedenimize aldığımız yaralar geçerdi. Ruhumuza aldığımız yaralar da bir süre sonra eskisi gibi acıtmadığı için onlar da geçerdi. Kalbimize aldığımız yaralar iseasla geçmeyecek gibi hissettirse de zamanla onların da geçtiğini görürdük. Hangi acı geçmezdi, biliyor musunuz? Aklımıza aldığımız acılar geçmezdi. Beden iyileşir, ruh güçlenir, kalp tecrübe edinir ama akıl hep aynı kalırdı.”
Damgacı için belki de yolun sonu görünmüştür ancak Sedef için çözülmesi gereken düğümler sadece bundan ibaret değildir. Yüzleşmesi gereken bir geçmişi, söylenmesi gereken sözleri ve hesabının sorulması gereken yenilmişlikleri vardır.Tüm bunlardan bir çırpıda sıyrılmak hiç de kolay değildir. Artık Sedef tek başınadır ve tüm yükleri tek başına omuzlamak zorundadır. Fakat hayat, hiç de onun planlarını uygulayacak gibi görünmemektedir. Başına geleceklerden habersiz, bir sona doğru adım adım yürümektedir.
Peki, bu son Sedef’i nereye sürükleyecektir?
Yaralı
Yararsız Bir Adam
“Maksim Gorki’nin kitapları tutkulu bir başkaldırıyla bezeli.” –Jack London
Dört yaşında yetim kalan Yevsey Klimkov, okulu bitirdiğinde kitapçı Raspopov’un yanında çıraklık yapmaya başlar. İyilikten, dürüstlükten yana nutuklar çekmeyi seven Raspopov bir yandan devrimcilere kitap satarken bir yandan da onları ihbar etmektedir. Ancak ustasının zamansız ölümüyle birlikte, zayıf iradeli Klimkov polis tarafından Raspopov’un yerine muhbirlik yapmaya zorlanacaktır.
Rus edebiyatının önde gelen yazarlarından Maksim Gorki, Yararsız Bir Adam’da, habis bir iktidara boyun eğen bir adamın ve toplumun çöküşünü gözler önüne seriyor.
Yarasa
Jo Nesbo’nun ünlü dedektifi Harry Hole’un soluk soluğa ilk macerası.
Yirmi üç yaşında Norveçli bir kadın Sidney’de ölü bulununca, Oslo Cinayet Masası dedektifi Harry Hole, bu vakayı incelemeye gönderilir. Amacı Sidney polisine elinden geldiğince yardım etmektir ama kesin bir dille işe burnunu sokmaması söylenir.
Soruşturmaya seyirci kalmaya niyeti olmayan Harry, ekibin baş dedektiflerinden biriyle arkadaşlığını ilerletir ve kendini olayların içinde bulur. Harry katile adım adım yaklaştıkça çok tehlikeli bir seri katilin peşine düştüğünü ve aslında soruşturmanın içindekiler dahil hiç kimsenin güvende olmadığını düşünmeye başlar.
“Seriye harika bir başlangıç.”
The Sunday Times
Yarın Cumhuriyeti İlan Ediyoruz!
Yarın Yok
Ayşe Kulin Yarın Yok romanında, her zamanki ustalıklı ve sürükleyici üslubuyla bizi bu kez bambaşka bir zamana götürüyor. Günümüzden yüzlerce yıl sonra, Dünya’dayız. Aradan geçen zamanda gezegenimiz bütün doğal kaynaklarını tüketmiş, takvimi sıfırlayan felaket bir savaş yaşamış, hayatta kalan bir avuç insanın özverisiyle nihayet kalıcı bir barışa kavuşmuştur; ancak şimdi yine bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Merkez Şehir Devleti’nin en genç bilim kadınlarından biri olan Mira, uzun zaman önce biyolojik bir silah olarak üretilen Tayro virüsünün formülünün peşinde zamanları aşan büyük bir serüvene atılacak, bu sırada hem aşkı ve dayanışmayı hem de soyağacında yer alan cesur kadınları tanıyacaktır...
Ayşe Kulin’den bugün hafife aldığımız sorunların olası sonuçlarına işaret eden, aynı zamanda kıymetini bilmediğimiz zenginliklerin altını çizen ve umudu asla bırakmamaya çağıran bir roman.
Yarından Sonra
Hayatta kalmak için ne kadar ileri gidebilirsin?
Carnegie, Whitebread ve Smarties gibi ödülleriyle Avrupa çocuk ve gençlik edebiyatının önde gelen yazarlarından Gillian Cross, ilk kez Türkçe’de. Paranın değerini yitirdiği, yaşamın tek amacının yiyeceğe ulaşmak olduğu bir ülkeden kaçıp başka bir ülkeye sığınanların mücadelesini anlatan romanda, Matt ve Taco isimli iki kardeş, üvey babalarıyla birlikte Fransa’ya umut yolculuğuna çıkar. Sığındıkları kampta onları bekleyen zorlu gerçekliğin üstesinden gelebilmek için arkadaşlık, dayanışma ve sevgi yeterli olacak mıdır? Geleceğin parlak gözükmediği acımasız bir dünyada yeşeren umutları ve yol kesen umutsuzlukları bir gencin gözünden anlatan roman, her yaştan okuru etkileyecek bir “insanlık durumu” anlatısı. İngiliz yazar, bu romanıyla savaşlarla karanlığa boğulan günümüz dünyasında sığınmacı olmanın anlamı, modern yaşamda paranın konumlandırıldığı yer gibi oldukça güncel konuları tartışma olanağı sunuyor ve gençleri umut üretmeye davet ediyor.
Bir zamanların en güçlü ülkelerinden İngiltere’de ekonominin tamamen çöktüğü, karanlık yıllar... Yakınlarının yaşamı için yiyecek stoklayanlarla, onlardan yiyeceklerini çalanlar karşı karşıya. Haklıyla haksızın iç içe geçtiği böyle bir dünyada Matt ve Taco isimli iki kardeş, üvey babalarıyla birlikte Fransa’ya umut yolculuğuna çıkar. Gittikleri yerde onları bekleyen zorlu gerçekliğin üstesinden gelip ülkelerine ve sevdiklerine dönme şansı bulabilecekler midir?..
Yazar Hakkında:Gillian Cross, 1945’te Londra’da doğdu. Sussex Üniversitesi’ndeki eğitiminin ardından, ilkokul öğretmenliği, çocuk bakıcılığı yaptı; hükümet görevlilerine kütüphanecilik danışmanlığı verdi. The Demon Headmaster (Şeytan Müdür) serisi televizyon dizisine uyarlandı. 1990’da Wolf (Kurt) kitabıyla Kütüphaneler Birliği Carnegie Ödülü’ne, 1992’de The Great Elephant Chase (Muhteşem Fil Kovalamacası) ile Whitebread Çocuk Romanı Ödülü ve Smarties Ödülü’ne değer görüldü. 1999’da yazdığı Tightrope (Cambaz İpi) ile Carnegie Ödülü’ne tekrar aday oldu. Cross, 2000’ler boyunca The Lost Trilogy (Kayıp Üçlemesi) gibi gerilim, macera türündeki gençlik kitaplarıyla verimini sürdürdü. Sık sık seyahat eden ve Belçika, Brezilya, Meksika gibi ülkelerde çocuk ve gençlerle bir araya gelen yazar, son romanı Yarından Sonra’yı İngiliz Cord yardım kuruluşuyla Sudan’da yaptıkları çalışmalara dayandırdı. 2014’ün ilk aylarından beri bu kuruluşta aktif görev yapan Cross, İngiltere’de yaşıyor; dört çocuğu var.
Yarınsız Yarın
Nazan Öncel bu kez güftesiyle değil kalemiyle sarsıyor bizi; Yarınsız Yarın, zamanlar ötesi distopik bir rüya!
“Bazen kelimelere ihtiyaç duymadan gelen şey mutluluktur, ama kalıcı olmadığını bilirsiniz. Zamanı durdurmak ne kadar mümkünse mutluluğu tutmak da ancak o kadar mümkündür. Tekrarına en çok ihtiyacımız olup da tutamadığımız şeydir zaman. Oysa sonsuza kadar mutlu yaşadılar klişesine bile göz yumabilirdim, fakat böyle bir şeye gücüm yetmezdi ve zaman paha biçilmezdi.
Bazıları geçmişini susturmayı, bazıları geleceğini konuşturmayı hayal eder durur. Ne geçmiş susar ne de gelecek konuşur. Bazen bir yarın bir ömre değecek kadar değerli olur ve o tek bir güne her nefesinde minnet duyarsın.”
Yaş On Yedi
"Yaş On Yedi pembe ve bomboş romantik hayalleri değil, orta sınıftan gelen gençliğin gerçek durumunu ele alıyor. Bu kitabın hem aile hem de okul yaşamındaki sorunları gerçeklikle, ama umutsuzluğa kapılmadan, sağlıklı bir yaklaşımla veren, aslında ağırbaşlı olmakla birlikte gülmece öğelerini de önemseyen, gerek edebi, gerek eğitici değeri yüksek, tüm gençlerin ilgisini uyandırabilecek bir roman olduğuna inanıyorum."
-Prof. Mina Urgan
Yaşamak
Aile servetini yiyip tükettiği gençlik günlerinde, uzun bir hayatın ona neler sunacağından habersizdir elbette Fugui.
Yıllar sonra, yaşlı öküzüyle tarlasını sürerken tanıştığı bir yabancıya hayatından söz etmeye başladığında, şımarık bir gencin başına gelenlerden fazlasını sayıp dökecektir bu yüzden: Fugui, kendisiyle birlikte altı insanın hayatını, kaderin sürprizlerini, yaşamın acılarını ve sevinçlerini anlatır. Onun dilinden -daha doğru bir ifadeyle Yu Hua’nın kaleminden- dökülenler, insanlık durumlarına dair epik bir romana dönüşür böylece. Basit bir anlatım, güçlü bir anlatı doğurur: Sabanın toprakta bıraktığı izlere benzer kâğıt üzerinde satırlar. Yaşamın her şeyi kapsaması gibi, Yaşamak da hayatı olduğu gibi kucaklar. Doğumları ve ölümleri, mutsuzlukları ve umutlarıyla...
Yayımlandığında ülkesinde yasaklanmasına rağmen, bir hayat öyküsü okumamış da sanki bir hayat yaşamış olduklarını söyleyen okurlarının her geçen gün artmasıyla bir “modern klasik”e dönüşen Yaşamak’ı Bahar Kılıç, Çince aslından çevirdi.
Yaşanacak Uzun Bir Hayat Kaldı
Yaşanmış Hikayeler Yeni Beyaz Kapak
İnsanlar Arasında, Ana, Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken, Benim Üniversitelerim gibi yapıtlarıyla Rus edebiyatının en saygın yazarları arasında yer alan Maksim Gorki, 1890’larda daha yirmili yaşlarda yazdığı öyküleriyle olağanüstü bir başarı kazandı, ünü hızla yayıldı, neredeyse Tolstoy ve Çehov gibi yazarlarla bir tutuldu. Gorki’nin bu dönemdeki öyküleri 1898’de “Eskizler ve Hikâyeler” başlığı altında iki ciltte yayımlandı. Ataol Behramoğlu, bu eserden yaptığı bir seçkiyi Yaşanmış Hikâyeler başlığı altında topladı. Yaşanmış Hikâyeler’de Gorki’nin, başta “Makar Çudra”, “Çelkaş” ve “Yirmi Altı Adam ve Bir Kız” olmak üzere en iyi öyküleri yer alıyor. Gorki’nin Rusya’da ayaktakımını konu aldığı “serseri dönemi”ne ait bu öyküler insan sevgisi ve özgürlük tutkusuyla dolu.
Yaz Rüzgarı
Yediçınar Yaylası
Ben romanlarımda çok sert realitelere dokundum.”
Bir imparatorluk, yavaş yavaş tarih sahnesinden çekilmeye başladı mı sadece siyasi haritalar değişmez. Bozulan devlet yapısı, toplumsal dinamikleri de altüst eder. Kemal Tahir, Yediçınar Yaylası ile Osmanlı’nın dağılma sürecine girdiği o korkulu zaman tünelinde taşranın ahlaki ve iktisadi buhranlarına eğiliyor. Siyasi ve sivil kurumların, dağılan imparatorluğun tozu dumanı içinde yozlaşmasının insanı savurduğu karanlığı gözler önüne seriyor. Tarihin akmayı bırakıp durgun bir su birikintisi haline geldiği Osmanlı taşrasının derinine, o suyun dibine keskin bir bakış atıyor Kemal Tahir.
“Romancı; konusunu, kişilerini, meselesini romancı gücüyle hayattan çeker; roman platformuna getirir. Bunlar, bu platformda artık hayattaki olaylar, kişiler, düşünceler değillerdir. Ne kadar romana yaklaşırlarsa o kadar reel olurlar. Ne kadar ham kalırlarsa o kadar gerçekten uzak…
Yel Dilediği Yerde Eser
Hayatta öyle anlar vardır ki insan bir mola vermek, gündelik telaşa kapılmadan varoluşunun aşamalarını gözden geçirmek; hayatın hem zor ve karanlık anlarında hem de sevinçlerinde birlikte yol aldığı kişilere minnetini ve şükranını sunmak ister. Yüreğinin Götürdüğü Yere Git adlı romanıyla dünyanın dört bir yanında olduğu gibi ülkemizde de büyük okur kitlelerine ulaşan İtalyan yazar Susanna Tamaro, yeni romanı Yel Dilediği Yerde Eser’de yine yalın ve sıcak anlatımıyla yüreğimizde gizli kapılar açarken bizleri gündelik hayattan varoluşumuza doğru bir molaya çıkarıyor. Romanın kahramanı altmışlı yaşlarındaki Chiara, etrafı sessizlikle çevrili evinde üç mektup yazmaya karar verir: İlki 20 yaşına gelen güleç evlatlık kızı Alisha; ikincisi sorunlu ve öz kızı Ginevra; üçüncüsü sevdiği ve güvendiği eşi Davide ile günün birinde okuyacağını umduğu, ailenin sorunlu bir döneminde doğan küçük oğulları Elia için.
Çağdaş dünya edebiyatının sevilen yazarı Susanna Tamaro, bu derin ve tutkulu romanıyla kuşaklar arası dinamiklerin karmaşıklığına, aile bağlarının gücüne ve hayata anlam vermenin önemine ışık tutuyor. Sayfalar arasında gezinirken anlaşıldığınızı, avunduğunuzu ve iyileştiğinizi hissedeceksiniz.
“Yüreğinin Götürdüğü Yere Git’ten sonra en sevdiğim kitabım bu oldu.”
Susanna Tamaro
Yeni Bir Aşk 13
İki kuşak…
Serra ve Selin…
Anneler ve kızları…
Serra ve arkadaşları, artık genç kadınlara dönüşmekte olan kızlarıyla ilgili yaşananları tartışıyor, paylaşıyorlar.
Selin ve arkadaşlarıysa…
Hayatı ve değerleri tanımaya, duyguları ve aşkı anlamaya çalışıyorlar.
Gençler için kaleme aldığı romanları, kişisel gelişim ve yaşama kültürü kitaplarıyla nesillerdir hem gençlere okuma sevgisini aşılayan hem de aileleriyle iletişimlerinde yol gösterici bir köprü kuran İpek Ongun’un yeni romanı Yeni Bir Aşk raflarda yerini aldı. “Bir Genç Kızın Gizli Defteri” serisinin on üçüncü ve son romanı olan Yeni Bir Aşk, yazarın diğer romanları gibi sürükleyici hikâyesiyle gençlerin sorunlarını anlama, onlara sosyal, kültürel ve duygusal anlamda yol gösterme, ailelerine ise genç neslin bakış açısından görebilmeyi hatırlatma açısından benzersiz bir koleksiyonu tamamlıyor.
Yeni Bir Aşk’ta annesi Serra gibi yaşadığı her sevinci, üzüntüyü, heyecanı günlüğüyle paylaşan Selin artık bir lise öğrencisi. Çeşme’de geçirilen neşeli tatilin ardından yıllardır tanıdığı arkadaşlarının bildik, güvenli ortamından çıkıp yeni bir sınıfta, bilmediği öğrencilerle başladığı okul yılı onu başta tedirgin etse de ufukta içini kıpır kıpır eden ihtimaller de yok değil.
Olgunluğu ve dürüstlüğü sayesinde hem yeni arkadaşlar edinen hem de ailesinin güvenini kazanan Selin yine doğaya, hayvanlara ve insanlara faydası olacak işler yapmanın, farkındalık oluşturmanın peşinde. Tabii arada hayal kırıklıkları, kalp çarpıntıları ve gelecek planları her genç kız gibi onun da kafasını karıştırıyor. Ancak okulun sonunda yolunu gözleyeceği büyük sürpriz onu bekliyor.
Yeni Bir Hamlet
“Ben delirdim, hayalet göründü; sıradaki ne?”
Yirminci yüzyıl Japon edebiyatının önde gelen yazarlarından, sıradışı hayatıyla da meşhur Osamu Dazai “tiyatromsu bir roman” olarak nitelendirdiği Yeni Bir Hamlet’te William Shakespeare’in talihsiz ve depresif Hamlet’ini yeniden anlatıyor. Shakespeare’in eşsiz hikâyesi ile Dazai’nin otobiyografik anlatımı birleşince ortaya trajik olduğu kadar absürt bir metin çıkıyor.
Dazai 1941’de yazdığı Yeni Bir Hamlet’te Norveç-Danimarka arasındaki savaşı aynı yıl patlak veren Amerika-Japonya savaşıyla, melankolik Hamlet’i kendisiyle ve Hamlet’in çevresindeki Gertrude ve Ophelia karakterlerini hayatındaki kadınlarla değiştiriyor. Karakterlerin yer yer dördüncü duvarı yıktığı Yeni Bir Hamlet’te Dazai birçok eserinde olduğu gibi yine kaleminin yoldan çıkmasına ket vurmadan aykırı bir eser yaratıyor.
Yer Altında Bir Şehir
Yer Altından Notlar Yeni
“İnsan olmak, gerçek insan, etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır gelir bize. Utanırız bundan, insan olmayı yüz karası sayarız, benzeri olmayan toplumsal birtakım insanlar olmak için çabalarız. Ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun zamandır canlı babaların çocukları değiliz, giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan. Zevk duyuyoruz bundan. Çok yakın bir gelecekte bir şekilde düşüncelerden doğmanın yolunu bulacağız.”
Dostoyevski’nin Gogol etkisinden kurtularak kendi sesiyle verdiği ilk büyük yapıt olan Yeraltından Notlar, Avrupa’daki büyük varoluşçu edebiyatı müjdeleyen bir roman. Kitap, okuruna “yeraltı” diye adlandırdığı bir ruh halinden seslenen karakterin uzun, çılgınca söyleviyle başlıyor. Ardından, bu ahlakçı, uyumsuz, dürüst kişinin yaşadığı bir aşağılanma olayı anlatılıyor. Yüz elli yıldır okunan gerçek bir başyapıt.
Yer Demir Gök Bakır
Başı dara düşenler, yarattıkları düş dünyasında bulurlar yollarını. Ayakta kalabilmek için sığındıkları bu dünya bir yandan onları yaşatırken, bir yandan da hikalerini örer. Dağın Öte Yüzü üçlüsü darda kalanların yarattıkları düş dünyasının büyük ve görkemli hikayesidir. Üçlünün ikinci kitabı Yer Demir Gök Bakır bütün mümkünlerini yitirmiş köylülerin kendi yarattıkları ermişin işaret ettiklerine bakarak hayatta kalmalarını anlatır. Roman kendi mitini yaratmanın tanığı, düş dünyasının gücünün kanıtıdır. Fransız Eleştirmenler Derneği'nce "Yılın en güzel romanı" seçildi. "Birden bu barok kişilerin harikulade serüvenine kapılırsınız, acımasız gerçekle efsane arasında gider gelirsiniz. Yaşar Kemal ya da bir halkın dehası."
Martine Bauer, Le Matin de Paris, (Fransa) "Yaşar Kemal'in özgün ya da bilge bir anlatıcıdan çok daha başka bir şey olduğunu bir kez daha kabul etmek gerekir. (...) Yazar halkı sanki gerçekten tek bir bütünmüş gibi, kişileri de anlatımı da aynı şiirsel imgelemi ve aynı büyüleyici çekiciliği taşır." Journal de Centre, (Fransa) "Toprağa ve gökyüzüne kenetlenmiş köylünün sert yaşamını düşleyebilenler, bir gemiye biner gibi binsin bu demirden toprağa, bizlere sonsuza dek yasak edilmiş bu serüveni yaşasınlar." M. Rieux, Que Lire, (Fransa) "İnsanlara karşı acımasız bir toprağın temposu..." Pierre A. Willemart, L'Actuel Bruxelles, (Belçika)
Yerdeniz Büyücüsü
Yerdeniz Öyküleri
Ursula Le Guin’ in kılavuzluğunda, Yerdeniz Takımadaları’nda yeni bir geziye çıkıyoruz. Yerdeniz dizisinin son kitabı olan Tehanu’dan on iki yıl sonra yayımlanan bu beş öykü, takımadaların dört bir yanında dolaştırıyor bizi; Roke’taki Büyücülük Okulu’nun kurulmasından başlayıp, Ged’in gidişinden sonra Okul’da gerçekleşen değişimlere kadar geniş bir zaman yelpazesinde, Yerdeniz’ in erkekleri, kadınları ve ejderhalarına dair, isimlere ve büyülere dair yepyeni masallar okuyoruz bu kitapta...
Yere Yakın Yıldızlara Uzak
Yerini Seven Fidan
Yeryüzünün Kalbi
“Bugün sen yalnız kendin için değil, gökyüzündeki bütün yıldızlar, galaksiler ve gezegenler için; yeryüzündeki bütün çiçekler, köpekler, kediler, yeni doğmuş bebekler ve kurumaya yüz tutmuş ağaçlar için dans edeceksin! Sen onların ışığısın! Bu yüzden oraya çık ve parılda!”
Afrika’nın Mbuti Kabilesi’nden Türkiye’ye gelen bir çocuk Bamba. Uzun yolculuğu sonrasında birdenbire kendini ağaçsız ve çiçeksiz, betonların arasında buluyor. Bu ülkede çiçeklerin para karşılığında satıldığını, sebzelerin ve meyvelerin poşetlenip pazarlandığını, ağaçlarınsa şehirlerden çok uzak tepelere dikildiğini üzülerek fark ediyor.
Kendi yaşıtındaki çocuklar, televizyon dedikleri bir kutunun başında, bilgisayar veya oyun konsollarıyla saatlerini harcıyor. Ellerinden düşmeyen telefonları, burunların ucunu dahi görememelerine neden oluyor. Bamba bir karar veriyor: Çevresindeki insanlara çoktandır unuttukları, sokakların neşesini, yeşilin kıymetini, hayvanların dostluğunu, paylaşmanın ve sevginin önemini hatırlatacak, farkında olmasalar da bütün güzelliklerin aslında her an onları çevrelediğini gösterecek.
Yeryüzünün Kalbi’nde gri duvarların bile renklenebileceğini, küçücük anlardan kocaman mutluluklar yaratılabileceğini ve en önemlisi hiçbir ayrım yapmaksızın dünyaya gelen her çocuğun yeryüzünün çocuğu olduğunu öğreniyoruz.