Sisin Sakladıkları 2 Ortak Ruh
Zulme uğrayan hayvanların yardım çığlığına kulak verin!
Ödüllü yazar Miyase Sertbarut’un, yüz binden fazla okura ulaşan Sisin Sakladıkları kitabının baş kahramanları İlay ve Mavi Karga, Ortak Ruh’ta yeniden bir araya geliyor.
Hayvanlara yapılan kötü muameleyi merkezine taşıyan Ortak Ruh, insanın doğayı diğer canlılarla paylaşmadaki bencilliğini açığa çıkararak herkesin içindeki vicdana ve adalet duygusuna sesleniyor.
10 yaş ve üzeri okurları, zulüm gören hayvanlar üzerine düşünmeye davet eden Ortak Ruh, yeryüzündeki güçsüzlerin yanında yer alarak insanın sömürgeci vahşetine mistik bir çare arıyor.
Bazen dünya öyle adaletsiz görünür ki gözüne yeni baştan inşa edilsin istersin. Sözün bittiği yerde yaşanan dehşet verici olaylar bir an önce dinsin, kötüler yaptıklarının cezasını alsın diye ümit edersin. İşte tam da o anda Ortak Ruh’un sisli ve gizemli gücü gösterir kendisini. İnsanlar tarafından sömürülen, yok edilen, sürgün edilen hayvanlardan bazıları ölmeden önce son soluklarıyla gökyüzüne ruhlarından bir parça gönderirler. Bir süre sonra, bu ruh molekülleri düzeni bozanlardan intikam almak için Ortak Ruh altında güçlerini birleştirirler. Balıkçıların ateş ettiği yunusların, ömrü kafeste geçen kobayların, ormana terk edilen köpeklerin, gece gündüz faytona koşulup telef olan atların hesabı sorulmalıdır. Üstelik bir an önce…
Her yapıtında okurlarını şaşırtmadaki ustalığıyla tanınan Miyase Sertbarut’un, klasikleşmiş romanı Sisin Sakladıkları’nın devamı niteliğindeki Ortak Ruh, zekice tasarlanmış kurgusu ve şaşırtıcı anlatım tekniğiyle ilk kitaptan bağımsız olarak da okunabilecek sürükleyici bir macera sunuyor.
Çağdaş çocuk ve gençlik edebiyatımızda özel bir yeri bulunan İlay ve Mavi Karga karakterlerini, sis bulutlarının ardında yepyeni bir serüvende buluşturan Ortak Ruh, hepimizin içindeki adalet duygusunu uyandırmaya geliyor…
"Eşkıyalar eşkıya olmadan önce nasıl başka bir şeydilerse köpekler de ormana atılmadan önce başka bir şeydiler aslında."
Siyah Beyaz
Siyah Gözler – Türk Edebiyatı Klasikleri 44
1911’de yayımlanan Siyah Gözler, âşık bir erkek tarafından sevilen ve ilişkide çok da etkin olmayan kadın kalıbını tersyüz eden bir anlatı. Cemil Süleyman bu kısacık romanda, tutkulu bir kadının saplantılı duygularına odaklanırken erkeği arka planda bırakarak çağının ötesine geçmeyi başarıyor.
Toplumsal baskıların gölgesinde yaşanan bu ilişkide arzudan kuşkuya, kıskançlığa uzanan “hummalı” marazi aşkın anlatımındaki başarı, bir dönemin ünlü romanı Siyah Gözler’i günümüze de taşıyor.
“Anlıyor musun, kıskanıyorum. Bir deli gibi, bir çılgın gibi kıskanıyorum. Bu gözleri, beni deli eden, çıldırtan bu güzel gözleri, bu siyah gözleri kıskanıyorum... Onlarda bir başka hissin, bir başka hayalin gölgelerini görmek istemem. Onlarda yalnız ben yaşamak, yalnız ben ölmek isterim...”
Cemil Süleyman (Alyanakoğlu) (1886-1940) Tıbbiye'deki öğrenciliği sırasında Halit Ziya ve Mehmet Rauf etkisinde hikâyeler ve düzyazı şiirler yazarak edebiyat dünyasına adım atar. Karantina İdaresi'nde başladığı hekimlik görevine veba salgını sebebiyle ülkenin pek çok yerinde devam eder, sıhhiye müdürlüğü yapar.
Fecr-i Âti topluluğunun en ünlü romancısı kabul edilen Cemil Süleyman, hayatının büyük bölümünü cephe gerilerinde doktorluk yaparak geçirdiği ve birkaç yıl Arabistan’da yaşadığı için sanat çevrelerinden uzakta kalmıştır. Konularını hayattan aldığını söylediği yapıtlarında hekim kahramanlara ve hastalıklı tiplere sıkça rastlanır; hasta-hekim ilişkileri, veremli kadınlar gibi konuları da işlediği için Doktor Cemil adıyla ünlenir. Timsal-i Aşk adlı hikâye kitabı Fecr-i Âti Kütüphanesi yayınlarının ilk kitabıdır. Cemil Süleyman’ın dili, dönemindeki yazarlara oranla sadedir.
Mutsuz ilişkileri, kadın ruhunu, hastalıklı duyguları başarılı bir biçimde anlatan yazarın seçme eserlerine Türk Edebiyatı Klasikleri Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.
Siyah İnci – Hasan Ali Yücel Klasikleri 282
Anna Sewell (1820-1878): İngiltere’de Norfolk kentinin, Great Yarmouth kasabasında doğdu. İki yaşındayken Londra’ya taşınan ailesi onu başkalarını düşünmeyi, herkese nezaket ve saygı göstermeyi ilke edinen Quaker geleneğine uygun yetiştirdi. On dört yaşında bir kas hastalığına yakalanarak kısmen yatalak oldu. Geri kalan yaşamında seyahat edebilmek için küçük iki tekerlekli arabasını çeken ata bağımlı oldu. Bir atın otobiyografisi olarak kurguladığı tek kitabı Siyah İnci’yi, hastalığının ölümcül olduğunu öğrendikten sonra, son beş yılında yazdı. Kitabın esin kaynağı, hayvanlara eziyet edilmesine, özellikle de koşum atlarına sabit mengene kayışı takılmasına duyduğu büyük öfkeydi. Amacının, “insanları atlara şefkat ve sevgi göstermeye, anlayışlı davranmaya teşvik etmek” olduğunu yazmıştı. Sewell’ın ölümünden birkaç ay önce yayımlandığında büyük ilgi gören Siyah İnci, tüm zamanların en çok okunan klasiklerinden biridir.
Siyah Kuğu
Siyah Kuğu 1
"Gökyüzü aydınlık diye mi üzülüyorsunuz? Teninizi yakan güneşe gülümseyin.Çünkü karanlığın içindekileri bir kez gördüğünüzde, bir daha asla eskisi gibi olamazsınız."
Ve kan sızıyor, bir kuğunun dinmeyen uğultusundan. Mumu üfleyip siyahıma karanlığını süren tanıdık dudakları gözlüyorum şimdi; boğazından dökülen her bir söz ayrı bir melodi.
BİR İLAHİ.
YA DA AĞIT.
AYIRT EDEMİYORUM ARTIK.
Gökyüzü aydınlık diye mi üzülüyorsunuz? Teninizi yakan güneşe gülümseyin. Çünkü karanlığın içindekileri bir kez gördüğünüzde, bir daha asla eskisi gibi olamazsınız.
Siyah Kuğu 2 – Ruh Kadehi Ciltli
Siyah Kuğu 2 Ruh Kadehi
Ölümü kendi ellerinden olan gecenin koğuşlarına hapsolmuş katillerin son sözleri henüz söylenmedi.
Mezar taşlarının başında karanlığa bir mum yakan insanlar, bir şarkı mırıldanıyor; sözleri dile gelmedi.
"Kırılmış kanatlar, incinmiş kalpler, kaybolmuş ruhlar.Söylesene Siyah Kuğu, sen buradasın diye mi yağmur yağıyor, yoksa bulutlar da mı bize ağlıyor?"
Siyah Süt
Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi... Siyah Süt kadınlığın, kadınların hayatının kasvetli ve karanlık ama son tahlilde geçici bir dönemiyle ilgili. Birdenbire gelen ve geldiği gibi hızla dalgalar halinde çekile çekile giden bir haletiruhiye bu arada incelenen. Bu haliyle elinizde tutuğunuz kitap bir nevi tanıklık. Otobiyografik bir roman. (...) Annelik dünyanın en yaşanılası, en muhteşem lütuflarından biri; güzel ki hem de nasıl. Aldığı tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor. Öylesine benzersiz, öylesine kıymetli... aynı zamanda çetrefil, karmaşık ve kimi zaman hayli ağır. "Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman: Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için." Selim İleri
Siyam 3 – Küllerinden
Siyam III – Küllerinden
Külden doğan, ateşe aittir.
Sırların ihtişamlı kafesi, içine aldığı masumu tehlikelerden
korur sananlar; en büyük zararı bilinmezliğin verdiğinin farkına vardığında artık gerçekleri konuşmak için çok geçtir.
Ne zaman aydınlatmayı bıraktı ay geceyi de; bu karanlığının
kucaklamasına izin verdin zayıf ve yorgun bedenini?
Dönme dolap durduğunda.
Göğüs kafesinin, güvende tutabilecekmişçesine içine sakladığı o zavallı kalbini nerede bir yabancının acımasız ellerine teslim ettin?
Hüzzam makamında.
Ve o kulağında çınlayan aynı eski ninni uykuya yatırmadığında seni artık geceleri, dört duvar arasında tek başına; bir adam boyu toprak yutmuş gerçekler kanlı canlı ne zaman karşına dikildi?
Masallara inanmayı bıraktığında.
Siyam Kış Güneşi
Siyam Kış Güneşi Ciltli
“Sence Sezen Aksu kime diyor aykırı çiçek diye?”
“Kalana besbelli.”
“O zaman gitmek icap eder.”
“Herkes gitmiş diye gidilir mi?”
“Herkese inat kalınır mı?”
Dünyanın en boğucu sabahları, uyanmak istemediğin bir güne gözlerini açmanla başlar. Eninde sonunda çıkarsın o yataktan, kalkarsın ayağa...
Ve yeniden uyuyabilmek için akşamın gelmesini beklersin.
Tıp fakültesi dördüncü sınıf öğrencisi Karaca, öğrenim gördüğü hastaneye gelen çağrı ile yıllar önce evi terk etmiş abisinin boks müsabakasına gittiğinde pek de rayında olmayan hayatının tamamen rayından çıkacağından bihaberdi. Seçimler yapıldı. Kararlar verildi. Gece sona erdi. Boğucu sabahlar başladı... Ardından ona bir seçim şansı verildi: Ya ölenin gittiğini kabullenecek ve yasını sessizce, hayatına kaldığı yerden devam ederek tutacaktı ya da düşmanla işbirliği yapacak ve gerçekleri tırnaklarıyla kazıyacaktı geçmişin tozlu duvarlarından.
Bir şüphenin peşinden...
Kurşun kurda atıldı ama karacayı deldi.
Siyam-Iı Kanbeyaz
Sözleri silah etmiş kadın, elindeki silahın tetiğine baskı uygulayan parmağını titretmez; gözü karadır.
Sözleri silah etmiş bir adam ise eli tetiğe değdiği ân tereddüt edeceğini bildiğinden gözü kapalı ateş eder; zorunda bırakılmıştır.
Tüm hayatını geride bırakıp gerçeğin peşine düşen ve tehlikenin koynuna atılan Karaca, varlıklarını hissettiği ama ismini koyamadığı sırların üzerine kapıları kapatıp korkularının onu dört duvar arasına hapsettiği yeni hayatında; geleceğinin, geçmişini eşelediğinden habersiz şimdi.
Usulca estiği için üşütmediğini düşündüğü o kış rüzgârı, öfkenin alevlerini harlıyor. Yalanlar söyleniyor, sırlar tutuluyor, gerçekler saklanıyor.
Gece çöküyor.
Karanlığın, sevdiği kadının elini kolunu bağladığını gören Kunt Vidar Karyeli, ipleri eline alıyor.
Siyam-Iı Kanbeyaz (Sert Kapak)
Sözleri silah etmiş kadın, elindeki silahın tetiğine baskı uygulayan parmağını titretmez; gözü karadır.
Sözleri silah etmiş bir adam ise eli tetiğe değdiği ân tereddüt edeceğini bildiğinden gözü kapalı ateş eder; zorunda bırakılmıştır.
Tüm hayatını geride bırakıp gerçeğin peşine düşen ve tehlikenin koynuna atılan Karaca, varlıklarını hissettiği ama ismini koyamadığı sırların üzerine kapıları kapatıp korkularının onu dört duvar arasına hapsettiği yeni hayatında; geleceğinin, geçmişini eşelediğinden habersiz şimdi.
Usulca estiği için üşütmediğini düşündüğü o kış rüzgârı, öfkenin alevlerini harlıyor. Yalanlar söyleniyor, sırlar tutuluyor, gerçekler saklanıyor.
Gece çöküyor.
Karanlığın, sevdiği kadının elini kolunu bağladığını gören Kunt Vidar Karyeli, ipleri eline alıyor.
Şizofren
Sıcak Kafa
Dünyayı pençesine almış bir delilik salgını...
Konuşma yoluyla, zihinden zihne bulaşarak yayılan bir hastalık...
Yıkılmanın eşiğine gelmiş uygarlık...
Vaktiyle bu amansız hastalık üzerine çalışmış eski dilbilimci Murat Siyavuş, umutsuzluk içinde annesinin evine sığınmıştır. Acımasız bir devlet kurumunun peşine düştüğünü öğrenince, evden çıkıp hayata karışmak ve salgının dönüştürdüğü dünyayla yüzleşmek zorunda kalır.
Afşin Kum'un ilk romanı; akıl, dil, uygarlık, hayatın doğası ve boşlukta anlam arayışımız üzerine çarpıcı bir düşünce deneyi.
"Meraklandıran, sürükleyen, çokça güldüren ve nihayet elinizden tutup uçuran bir hikaye. Türkiye'nin dünya bilimkurgu literatürüne armağanı."
- Alper Canıgüz
Sıfır Kilometre Ciltli
Işıklar Sana Evinin Yolunu Gösterecek
Birbirimizi uzaktan uzağa sevmek bir göldü, biz de o göle atlayan iki balıktık.
O ufacık gölün içerisinde birbirimizi bulduk ve hiç kaybetmeyiz sandık.
Oysa hiçbir şey sandığımız kadar kolay olmadı. Yan yana olmak koskoca bir denizdi ve biz bu denizde birbirimizi kaybettik. Binlerce kilometreyi aştık, birbirimize geldik. Oysa şimdi her zamankinden zor bir savaş bekliyor bizi, buram buram hissediyorum bunu. Sonra kulaklığımı takıyorum, telefonumu atıyorum cebime, kendi kendime fısıldamaya başlıyorum içimden…
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Bir kez daha tekrar ediyorum:
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Sonra bir kez daha…
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Ben İzmir ve bu benim evimi bulma hikâyem.
İzmir ve Ege'nin ışıklarla dolu karanlık dünyalarının hikâyesi devam ediyor... Üstelik aralarındaki mesafe artık sıfır kilometre!
Işıklarınızı yeniden yakmaya geliyoruz, hazır mısınız?
“Tüm bu belirsizliklerin ortasında emin olduğum bir şey vardı, o buradaydı ve artık yıldızlarla doluydu üstümüzü kaplayan bu gökyüzü... Her ne olursa olsun, her nasıl olursa olsun.”
Sıfır Kilometre Ciltsiz
Işıklar Sana Evinin Yolunu Gösterecek
Birbirimizi uzaktan uzağa sevmek bir göldü, biz de o göle atlayan iki balıktık.
O ufacık gölün içerisinde birbirimizi bulduk ve hiç kaybetmeyiz sandık.
Oysa hiçbir şey sandığımız kadar kolay olmadı. Yan yana olmak koskoca bir denizdi ve biz bu denizde birbirimizi kaybettik. Binlerce kilometreyi aştık, birbirimize geldik. Oysa şimdi her zamankinden zor bir savaş bekliyor bizi, buram buram hissediyorum bunu. Sonra kulaklığımı takıyorum, telefonumu atıyorum cebime, kendi kendime fısıldamaya başlıyorum içimden…
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Bir kez daha tekrar ediyorum:
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Sonra bir kez daha…
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Ben İzmir ve bu benim evimi bulma hikâyem.
İzmir ve Ege'nin ışıklarla dolu karanlık dünyalarının hikâyesi devam ediyor... Üstelik aralarındaki mesafe artık sıfır kilometre!
Işıklarınızı yeniden yakmaya geliyoruz, hazır mısınız?
“Tüm bu belirsizliklerin ortasında emin olduğum bir şey vardı, o buradaydı ve artık yıldızlarla doluydu üstümüzü kaplayan bu gökyüzü... Her ne olursa olsun, her nasıl olursa olsun.”
Sıfır Kilometre Film Özel Baskı
“Tüm bu belirsizliklerin ortasında emin olduğum bir şey vardı: O buradaydı ve artık yıldızlarla doluydu üstümüzü kaplayan bu gökyüzü... Her ne olursa olsun, her nasıl olursa olsun.”
Birbirimizi uzaktan uzağa sevmek bir göldü, biz de o göle atlayan iki balıktık.
O ufacık gölün içerisinde birbirimizi bulduk ve hiç kaybetmeyiz sandık.
Oysa hiçbir şey sandığımız kadar kolay olmadı.
Yan yana olmak koskoca bir denizdi ve biz bu denizde birbirimizi kaybettik.
Binlerce kilometreyi aştık, birbirimize geldik.
Oysa şimdi her zamankinden zor bir savaş bekliyor bizi, buram buram hissediyorum bunu.
Sonra kulaklığımı takıyorum, telefonumu atıyorum cebime, kendi kendime fısıldamaya başlıyorum içimden…
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Bir kez daha tekrar ediyorum:
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Sonra bir kez daha…
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Ben İzmir ve bu benim evimi bulma hikâyem.
İzmir ve Ege'nin ışıklarla dolu karanlık dünyalarının hikâyesi devam ediyor... Üstelik aralarındaki mesafe artık sıfır kilometre!
Işıklarınızı yeniden yakmaya geliyoruz, hazır mısınız?
Sıfırın Altında
Söz konusu aşk ve bilim olduğunda zıtlıklar birbirini çeker, ama âşıklar rakipse birbirini yakar...
Hannah sonunda en büyük hayalini gerçekleştirmiş ve NASA’da çalışmaya başlamıştır. Fakat birkaç ay sonra kendini, dünyanın öteki ucunda, Kuzey Kutbu’ndaki araştırma merkezinde, yaralı ve fırtınada mahsur kalmış halde bulur. Kurtarma görevi oldukça tehlikelidir. Buna rağmen görevi üstlenmeye istekli tek kişi, Hannah’nın NASA’daki en büyük düşmanı Ian Floyd’dan başkası değildir.
Ian, Hannah’nın hayatında pek çok role sahiptir: projesini reddetmeye ve kariyerini mahvetmeye çalışan kötü dâhi, hemen hemen her rüyasında başrol oynayan yakışıklı adam… Hannah, onu asla bir kahraman olarak düşünmemiştir. Artık Ian, genç kadının kalbi için, yaklaşan büyük kar fırtınasından daha tehlikelidir.
Şık – Kırmızı Kedi Yayınevi
Şık Günümüz Türkçesiyle
Ey okur! Şık’ın bu cehaletini, bu eblehliğini romancının hayal gücünde vücut bulmuş bir mübalağa olarak kabul etmeyiniz. Ben bu satırları sırf hayalimden yazmıyorum. Modelim görüp işittiğim hakikatlerdir. Bu hakikatlere rastlamamda ben de şüphe ettim. Fakat sağlamasını yaptım. Doğru buldum. Hayal ne kadar hayal olsa yine az çok hakikatten doğar.
“Dönemin sokak hayatının, caddelerinin, mimarisinin, eğlence âleminin ya da ev yaşamının yanı sıra, Hüseyin Rahmi şehrin kozmopolit, çok kültürlü dokusunu ve gündelik yaşama dair daha birçok ayrıntıyı da eserlerinde cömertçe bizimle paylaşır. Konuşma dilini edebiyatta en iyi temsil eden ve bu dilin renklerini metinlerine en ustaca yansıtan yazarlarımızdan olan Hüseyin Rahmi’nin bu üslup özelliğinin örneklerine, ilk romanı olan Şık’ta da sıklıkla rastlamak mümkündür.”
Erkan Irmak
“Kimsin sen çocuğum?”
“Şık yazarı Hüseyin Rahmi…”
"Matbuat Caddesi"ne ilk adımını atan genç Hüseyin Rahmi, Ahmet Midhat Efendi’ye kendini bu şekilde tanıtır. Bu ifade aynı zamanda büyük bir romancının edebiyat dünyasına kendini takdimidir.
Yazarın ilk romanı olan Şık, kitabın önsözünde de ifade edildiği gibi daha sonraki birçok başyapıtın işaretlerini de taşımaktadır. 19. yüzyıl sonu İstanbul’unun, Beyoğlu’sunun birçok rengini önümüze seren bu küçük roman, ibretlik ve eğlenceli hikâyesiyle her dönemde okunmayı hak ediyor.
Sınır
Sınırsız
Şıpsevdi – Bilge Kültür Sanat
İlk defa 1901 yılında “Alafranga” adıyla İkdam gazetesinde tefrika edilerek yayımlanan Şıpsevdi romanı Batılılaşma konusunu ele alan en önemli eserlerden biridir. Roman kahramanı Meftun babası vefat edince tahsil için Paris’e gider. Ancak orada eğlenceli hayata daldığı için iyi bir eğitim alamaz. Bütün amacı zengin olup Batılılar gibi yaşamak olan Meftun, bunun için dünya görüşüne tamamen zıt bir kadınla evliliği dahi göze alır. Muhafazakar bir aile ile alafranga bir aile karşı karşıya getirilerek toplumdaki hızlı değişimin gözler önüne serildiği Şıpsevdi romanında Türk toplumunu ilgilendiren sosyal, siyasi ve ekonomik meseleler de anlatılır.
Hüseyin Rahmi’nin Şıpsevdi hakkındaki şu değerlendirmesi de ilgi çekicidir: “Bazılarınca bu romanı, alafrangalığı küçümseyerek alaya almak maksadıyla yazdığım zannolunuyormuş. Bu büyük bir yanlış zan ve katıksız hatadır.”
Sır
Sıra Dışı
Sıra Dışı Kötülük
Gizemli cinayetlerin kraliçesi Agatha Christie, Cinayet Ustası’nın bu sürükleyici devam kitabında “ortadan kayboluşundan” iki ay sonra, bir İngiliz ajanının gizemli ölümünü araştırmak için Kanarya Adalarına gidiyor. Ünlü yazarın olağanüstü dedektiflik yeteneği Özel Ajan Davison’un dikkatini çeker. Onun yoğun ısrarlarıyla, İngiliz Gizli İstihbarat Servisi Ajanı Douglas Greene'in tuhaf ve korkunç ölümünü araştırmak için göz alıcı bir yolcu gemisiyle Kanarya Adalarına doğru çıktığı yolculukta bir kadının gemiden dondurucu sulara atlayarak intihar etmesine tanık olur. Bu şok edici deneyimden sonra, adalardaki yemyeşil bir vadide bulunan Taoro Otel'e ulaşır. Orada, Douglas Greene cinayetine karıştığından şüphelendiği iki adamın da dahil olduğu çeşitli ve büyüleyici bir karakter kadrosuyla tanışır. Ancak Agatha çok geçmeden hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını fark eder ve gemideki genç kadının sözde intiharının Douglas Greene cinayetiyle bağlantılı olduğunu öğrenince çok şaşırır. Şimdi yaşanan her şeyi arkasında bırakabilmek için bu uğursuz gizemde sıra dışı kötülüğün maskesini düşürmek zorundadır.
Sırça Köşk
Sırlarla Dolu Konak
Çok sevdiği dedesi ile babasını bir kazada kaybeden Yiğit'in hayatı köklü bir biçimde değişir. Yaşadıkları şehirden ayrılıp annesi, kız kardeşi ve babaannesiyle İstanbul'a taşınırlar. Yeni hayatına güçlükle alışan Yiğit, arkadaşı Mehmet'le gizlice girip çıktıkları terk edilmiş konakta bir gün davetsiz bir misafir bulur. Ve o dakikadan sonra hepsinin hayatı, tahmin bile edemeyecekleri şekilde değişir. Şaşırtıcı rastlantılarla ağların ince ince örülüp birbirine bağlandığı Sırlarla Dolu Konak, Filiz Özdem'den hayaller, rüyalar, geçmiş ve geleceğin iç içe geçtiği; sevgi, dostluk, acı, umut ve vefa üzerine etkileyici bir ilkgençlik romanı.
Sırsayar
Sızı
Soğuk Savaş
Bazen aşk amansız bir çatışmanın ortasında filizlenir.
Otuzuncu yaş gününde, çalıştığı bankada müdürlüğe terfi eden Munise’nin hayatında her şey yolundadır. Tabii aşk hayatını saymazsak… O seneler önce erkek arkadaşı tarafından terk edildikten sonra aşka tövbe etmiştir. Artık hayatında yalnızca, çok sevdiği arkadaş grubu, ailesi ve her şeyden önemlisi kariyeri vardır.
Ancak çalıştığı bankaya genç müdire olarak ayak bastığı ilk gün büyük bir sürprizle karşılaşır. Yeni asistanı çok tanıdık biridir: Yıllar önce onu terk edip aşk defterini kapamasına sebep olan Ezel!
Şimdi Munise için intikam alma vaktidir.
Kolları sıvar, planını hazırlar. Fakat bilmediği
bir şey vardır: Söz konusu aşk olduğunda
yapılan planlar sarpa sarabilir ve intikam
her zaman en çok kişinin kendisine zarar verir.
Peki bu soğuk savaşın kazananı kim olacak?
İntikam ateşiyle yanıp tutuşan Munise mi,
yoksa hayatı altüst olan Ezel mi?
Sokak Nöbetçileri
Çocukluğunda fazlasıyla yara alan ve on yedi yaşında Koza tarafından Ekip’e dahil edilen Helin Aktan, son görevi için ajan olarak Sokak Nöbetçileri’nin yanına gönderilir fakat çıkmış olduğu bu yolda kendisi kadar yaralı beş kişiyle tanışacağından habersizdir. Ummadığı ve tanımadığı bir tabloyla karşılaşır: Sokaklarda büyümüş bir aile vardır karşısında. Ailenin lideri ve beyni olan Yankı, gücü ve merhameti olan Bartu, bacakları ve sessizliği olan Lâl, elleri ve rengi olan ikizler Mutlu ile Işık... Kendi benliğini kaybettiğini onlarda gördüğü parçalarla fark eden Helin, eline bir fırça alıp kendisini yavaş yavaş bu tabloya yerleştirmeye başlar. Daha önce hiç tanımadığı ve ilk defa karşılaştığı aşk, onu bu tabloda beklemektedir.
“Ne olacak senin bu durmadan titreyen sesin?
Durmadan titreyen ellerin ve dizlerin?
Helin, ne yapacağım ben seninle?”
Biz altı yetişkin. Yaşlarımız yirminin üzerinde.
Biz altı çocuk. Yaşlarımız onun altında.
Biz her ikisiydik.
Onlar benim ilk oyun arkadaşlarımdı, ilk çocukluk hayallerimin mimarları ve ilk gerçek eğlencelerim.
Sokak Nöbetçileri benim her parçam olmaya başlamıştı, minnettarlığımın artık ölçüsü olamazdı.
Sokak Nöbetçileri 2 Ciltli
“Ama hep aynı noktaya dönüyorsun. Çocukluğuna. Senin affetmediğin değil, seni hiç affetmeyen çocukluğuna.”
Sokak Nöbetçileri’nin arasına ajan olarak gönderilen Helin Aktan, karşısında bir aile bulmuştur ve o ailenin de bir ferdi olmak üzeredir fakat kendisini bir köprünün ortasında hissetmeye başlamıştır. Köprünün bir tarafında merhameti, sevgisi ve kurtuluşu vardır; diğer tarafında ise geçmişi, korkuları ve gerçek ailesi. O köprünün ortasında durmaya devam ederken sırlar yavaş yavaş açığa çıkmaya başlamış, hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığını da fark etmiştir. Koza ve Sokak Nöbetçileri’nin arasındaki soğuk savaş sadece Helin’in mağlup olduğu bir savaşa dönüşecektir çünkü bağlılığın yıkıcı hissini de tadacaktır.
Mutlu Sarca, nasıl kıyametlerin içinde olursam olayım hayata sıkı sıkı bağlanan neşeli tarafımdı.
Işık Sarca, en büyük depremleri yaşadıktan sonra hayattan vazgeçen tarafımdı.
Lâl Sarca, ruhen sırtına kırbaçlar yediği halde yürümeye devam eden hırçın ve yaralı tarafımdı.
Bartu Sarca, daima yalnız kalacağına inanan ve elinde vicdanından başka hiçbir duyguyu barındırmayan kimsesiz tarafımdı.
Yankı Sarca, umudumu ve yolumu bulduğum ama hiçbir zaman aynaya baktığımda olamayacağım, kaybolmuş tarafımdı.
Koza, izlerimle ve çocukluğumla zorla itildiğim karanlık tarafımdı.
Onlar Sokak Nöbetçileri’ydi; hepsinde kendimden bir parça vardı.
Sokak Nöbetçileri 2 Ciltsiz
“Ama hep aynı noktaya dönüyorsun. Çocukluğuna. Senin affetmediğin değil, seni hiç affetmeyen çocukluğuna.”
Sokak Nöbetçileri’nin arasına ajan olarak gönderilen Helin Aktan, karşısında bir aile bulmuştur ve o ailenin de bir ferdi olmak üzeredir fakat kendisini bir köprünün ortasında hissetmeye başlamıştır. Köprünün bir tarafında merhameti, sevgisi ve kurtuluşu vardır; diğer tarafında ise geçmişi, korkuları ve gerçek ailesi. O köprünün ortasında durmaya devam ederken sırlar yavaş yavaş açığa çıkmaya başlamış, hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığını da fark etmiştir. Koza ve Sokak Nöbetçileri’nin arasındaki soğuk savaş sadece Helin’in mağlup olduğu bir savaşa dönüşecektir çünkü bağlılığın yıkıcı hissini de tadacaktır.
Mutlu Sarca, nasıl kıyametlerin içinde olursam olayım hayata sıkı sıkı bağlanan neşeli tarafımdı.
Işık Sarca, en büyük depremleri yaşadıktan sonra hayattan vazgeçen tarafımdı.
Lâl Sarca, ruhen sırtına kırbaçlar yediği halde yürümeye devam eden hırçın ve yaralı tarafımdı.
Bartu Sarca, daima yalnız kalacağına inanan ve elinde vicdanından başka hiçbir duyguyu barındırmayan kimsesiz tarafımdı.
Yankı Sarca, umudumu ve yolumu bulduğum ama hiçbir zaman aynaya baktığımda olamayacağım, kaybolmuş tarafımdı.
Koza, izlerimle ve çocukluğumla zorla itildiğim karanlık tarafımdı.
Onlar Sokak Nöbetçileri’ydi; hepsinde kendimden bir parça vardı.