Aşırı Seven Kadınlar
Siz De Aşırı Seven Bir Kadın Mısınız?
Sorunlu, Mesafeli, Karamsar Erkekleri Çekici Bulurken
“İyi Adamlar'ın Sıkıcı Olduğunu Mu Düşünüyorsunuz?
Onunla Birlikte Olmak Eziyet Gibi Geldiği Halde Onun Yokluğunda İçinizde Bir Boşluk Mu Hissediyorsunuz?
Mutsuz Veya Sağlıksız Birini Mükemmel Bir Partnere Dönüştürme Fikri Size Çekici Ve Vazgeçilmez Mi Görünüyor?
Peki, Sizi Aslında Çocukluğunuzda Geliştirdiğiniz Sağlıksız İlişki Kalıplarını Sürdürmeye Yönelten Nedir?
Bir kadın aşırı sevdiğinde, bir erkeğe yönelik takıntı geliştirip bu takıntıyı aşk olarak tanımlar, bunun duygu ve davranışlarını kontrol etmesine izin verir, ruh ve beden sağlığı olumsuz etkilense de bundan kurtulamaz. Aşırı seven kadın aşkının derinliğini, çektiği ıstırabın derinliğiyle ölçer.
Evlilik, aile ve çocuk ruh sağlığı alanlarında uzman bir terapist olan Norwood, tüm dünyada 3 milyondan fazla okura ulaşıp hayatlarını değiştirmelerine yardımcı olan bu kitabında bizi içinde bulunduğumuz aşırı sevme kalıbından, kestirme yollarla kurtulamayacağımız konusunda uyarıyor; bu kalıpları temelden değiştirmediğimiz sürece hep bir hayatta kalma mücadelesi içinde olacağımızı hatırlatıyor. Ve kararı bize bırakıyor: Siz de bu kitapla iyileşme sürecine adım atmayı seçerseniz, aşırı severek kendine zarar veren bir kadından, bu sorununa dur diyecek kadar kendini sevebilen bir kadına dönüşeceksiniz.
“Sürükleyici bir roman gibi okuyabileceğiniz, sıradışı bir kişisel gelişim kitabı.”
-Los Angeles Times
“Sürekli değiştirmek istediğiniz erkeklere âşık olduğunuzu fark ettiyseniz, Aşırı Seven Kadınlar’ı okumalısınız.”
-Houston Chronicle
“Aşırı seven bir kadın değilseniz bile bu kitap size hayatınızın kendi ellerinizde olduğunu ve aşkın mutluluk vermesi gerektiğini hatırlatacak.”
-Boston Herald
“Norwood, uzmanlığı ve bir kadın olarak kurduğu empatiyle o kadar ikna edici bir mesaj veriyor ki, okurlar burada önerilen on adımlık iyileşme programını uygulamak isteyeceklerdir…”
-Philadelphia Inquirer
Akıldışı bir aşk ile sağlıklı sevme biçimini birbirinden nasıl ayırırız?.. Erkeklerle ilişkileri ne kadar sağlıklı olursa olsun, her kadın bu kitapta kendinden bir parça bulacak.
-Star Publications
Aşk (Pembe Kapak)
Ya ortasındasındır Aşk’ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde.. Ella Rubinstein (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi, düzenli ve görünüşte "sorunsuz" bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmektir. Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap, hiç beklemediği bir şekilde Ella’yı derinden sarsacak, dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır. Hayatlarımızın durgun gölünü dalgalandıran taş misali, yüzleşmek zorunda olduğumuz sıkıntılar, acılar... ve aşkın peşinde katetmek zorunda olduğumuz zorlu yollar, ödediğimiz bedeller... Aşk... kitap içinde bir kitap, hayatın anlamı peşinde bir aşk macerası... Aşk... Elif Şafak’tan arayışa, gerçeğe ve keşfetmeye dair bir roman.
Aşk Çıkmazı
Sadie ile yakışıklı düşmanı, asansörde mahsur kaldıklarında rekabetlerini ve aşklarını bir sonraki seviyeye taşıyacaklardı.
Mühendis olmak, özellikle de tüm zorluklarına rağmen kadın bir mühendis olmak, Sadie için bitmek bilmeyen mücadele anlamına geliyordu. Bununla birlikte, kalbini paramparça eden adamla küçücük bir asansörde –hem de saatlerce– mahsur kaldığında, bu savaştan sağ çıkabileceğinden emin değildi. Erik büyük hatası yüzünden istediği kadar özür dileyebilirdi; fakat genç kadın onu affetmemeye kararlıydı.
Sadie’nin en karmaşık batıl inançları bile böylesine garip bir kavuşmayı öngöremezdi. Erik, üşüdüğü için ceketini çıkarıp ona uzatırken ve bakışları yumuşarken bile tam bir çelişkiydi. Böylece genç kadının aklında önemli bir soru şekillendi:
Taş kalpli düşmanı göründüğünden daha fazlası olabilir miydi?
Aşk Çölü
Aşk Hikayesi
Daha senden gayrı âşık mı yoktur
Nedir bu telaşın hay deli gönül
Hele düşün devr-i Âdem’den beri
Neler gelmiş geçmiş say deli gönül
Ruhsatî
10 Haziran 1617 sabahı Kulaksız Kabristanı’nda hatun kişi mezarı üzerinde, biri hanım üç ceset bulundu. Erkekler mezara kapaklanmış, kadın da erkeklerden birine sarılmış vaziyetteydi. Devrin ases teşkilatı aylar sonra üçünün de aynı vakitte öldüğünü açıkladı; aşk yüzünden…
Aşk Kanatları
Aşk Ölümden Uyanıştır
Aşk Varsa Kusur Yoktur
Aşk-I Sükun
Aşkı Giyinen Adam
Fantastik edebiyatın kraliçesi Nazlı Eray, Dürnev Abla’nın evinde başlayan bu eşsiz serüvende sizleri Hollywood gecelerinden Ankara’nın gölgeli sokaklarına götürecek; bir erkeğin bir kadına hissettiği büyük aşkı yaşatacak ve bir koyun kellesinin kopyalanmış beynindeki gücü size hissettirecek.
Dürnev Abla’nın yarı karanlık caddeye bakan salonu. Yeşil çuha kaplı masanın üstünde dağılmış tarot kartları; kılıç kralı, kupa kraliçesi, asılmış adam, değnek prensi, kader çarkı…Ünlü şarkıcı Eddie Fisher’ın menekşe gözlü Elizabeth Taylor’a olan sonsuz aşkı. Elizabeth, Eddie Fisher’ı mahvetmiş, onun şöhretini, parasını, yaşam arzusunu bitirmişti. Bu dağınık kartların arasında onların bu tuhaf yazgılı aşkını, Elizabeth’in bir gece zamanı Eddie’yi terk edişini görebiliyordum. Dürnev Abla’nın buzdolabındaki pişmiş kelle, kapağı açınca beni tanımıştı. “Hey, kapatma kapağı,” deyip bana eski anılarımı ve hayatımı anlatmaya başlamıştı. Birden bu koyun kellesindeki beynin benim beynimin bir kopyası olduğunu dehşetle anladım. O benim hayatımı yaşamış ve her şeyi kusursuz hatırlıyordu. Bir süre eski günlerimi anlattı bana. Ona bir şey olmamalıydı. Akşamın mezesi olan bu kelleyi oradan kurtarmalıydım!
Aşkın Gözyaşları 2 Hz Mevlana
Şems’in o son mektubu sonrası ne vakittir baygın hâlde yattığını bilmeyen Mevlana, yatağın içinde doğrulur.
Kurumuş bir dal gibi düşer yana kolları. Avucundaki mendile bakar, Şems’in kan izleri hâlâ tazedir zümrüt yeşili mendilin ucunda.
“Yusuf gibi kuyuya mı attılar seni, güneşi gökten koparıp hançerleyenler kim? Bu nasıl sır, adım atanın göğe yükseliyor feryadı. Bu nasıl bir gömlek, kim giyse gözlerine kan iniyor.” Kendine gelen Mevlânâ bir nara atar: “Allah’ım, acılarımı örtme!”
“Bu aşkı, bu dostluğu bize çok gördüler Şems’im. Ah, neylersin ah! Ey yaralı gönlüm, gecelere bu dilimi lal et.
Silinsin aşk künyesinde ismim, ister cemal yaz, ister celal et. Ölüm bize tez gelir şems’im, ha hançer ile gelsin ha can dediklerimiz cellat olsun.”
Aşkın Gözyaşları 5 (Final Yunus Emre)
Her şeyin herkese yakışmadı¤ı şu dünyada,
Yunusça aşkın herkese yakışması bundandır.
“Dost elinde avareyim
Gel gör beni aşk neyledi”
“Gel! Gör! Aşk neyledi beni,” diyorsun. Nereye geleyim?
Seni görmek aşk mıdır Yunus!
Yaralarım çok derin Yunus. Kanayan yanlarımın üzerine
hasret döktüm. Söyle, nasıl geleyim? “Nedir yaran?” diye sorma!
Hep aşktan Yunus. Hep sevdadan. Aşkın yol yorgunları, vuslatın
hasret vurgunlarıydı onlar. Kimler mi? Aşkın uzun yol yolcuları.
Elbette her aşk yolcusunu arardı, peki ya yolcu neyi arardı?
“Ben yürürüm yane yane
Aşk boyadı beni kane”
Aşkın Meali 3 Hz Ali Ve Fatma
İnsan ancak ihlaslı bir aşk ile farkına varır kendisinin. Ve o aşkın duasal kelimeleri ile yürür sevdiğinin ruhunda. Aşkın kelimeleri ile huzura erişir. İnsan hep ‘bir’ aşk arar ya sevdiğinde. Bu aşkı bulduğu an ona aşık olur. Aslında âşık olduğu o insan değildir. O hep tek ‘bir’ aşka aittir. Ey en sevdiğim Fatma! Bu dünyada birbirimizi ne kadar sevdiysek hep o ‘bir’ aşk içindir.
Ali hep sevdi. Coşkuyla sevdi. Aşk ile sevdi Fatma Zehra’sını. Kalan ömrü eninde sonunda bir vedaya sığdırılmış bir kadının gözlerinden yükselen dumanın dilini hiçbir söz çözemez.
Yalnızlık, benim ebedi istirahatgâhım. Suskun gözlerimi dağların mor dudaklarına dikmişim. Ve sen, benim yaralı güvercinim! Ay yarim! Gözlerini bana dikme ah Ali’m, kapat! Ah canım! Canımı ne de güzel acıtıyorsun!
Ey Ali, ey aşkım! En sevdiklerinden ayrılmayı göze alamayınca ‘En Sevgili’ye ulaşamazsın.
Ah kalbim! İnlemenin, ağlamanın insanı nasıl kuş gibi hafiflettiğini bilemezsin. Yalnızlık yaşar! Çığlık yükselir!
Gözyaşı insanın aşkını, acısını, yalnızlığını gösteren en sadık sözdür.
Aşkla Kal
Asla Arkana Bakma
Asla Asla 1-2-3
Asreman İçinde Bir Sen 2
İçindekiler
• 8 Adet Özel Tasarım Tarot Kartı
• Ayraç
İstanbul yavaş yavaş buz tutmaya başlıyordu.
Boyut değiştirip artık Varta’nın pençeleri arasında olan Mahinev’i İstanbul’da aramaya devam eden kurtlar şehirden yavaşça çekildi ama şehrin buzu çözülmedi.
Yılanların nöbet tutmaya başladığı şehirde artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Nigin Bağı’yla mühürlendiği kişinin kim olduğunu anlayan Mahinev, hafızasındaki eksik parçaları tamamlamak için bir yola çıkar. Yaşanan büyük tutulmayla beraber Varta’nın kapısı tehlikeli varlıklara açılmıştır.
Mahinev, babaannesinin rüyalar yoluyla haber vererek gitmesini istediği o tapınakta elmas bir yılan bedeni bulur, bulduğu yılan bedeniyle bir bağlantısı olduğunu fark eder.
Efken’in yoldaşlığıyla sırları yavaşça çözmeye başlayan Mahinev’i hedef hâline getiren güçlü bir düşman kapıdadır. Tüm bunlar olurken Efken ile arasındaki ilişkinin çok öncelere dayandığını öğrenen Mahinev, açığa çıkan sırlarla beraber güçlerini yavaş yavaş keşfetmeye ve düşmanla savaşmaya başlar.
Assassins Creed 6-Cehennem
1862; Londra Sanayi Devrimi’nin dönemecinde ve dünyanın ilk yeraltı demiryolu hattının yapımı devam ediyor. Kazıda bir ceset bulunduğunda, bu Assasinler ve Tapınakçılar arasındaki asırlar süren savaşın en ölümcül bölümünün başlamasına sebep oluyor.
Karanlık sırları olan, iyi gizlenmiş bir Assasin ve Tapınakçıları ülkenin başkentinden silip atacak bir görev... Yakında Yoldaşlık bu Assasini, Jacob ve Evie Frye’ın akıl hocası Henry Green olarak tanıyacak. Ama şimdilik o Hayalet.
Oliver Bowden (d. 1948), ünlü bir romancı ve Rönesans tarihçisidir. Halen Paris’te yaşamakta olan yazar, Assassin’s Creed bilgisayar oyunlarını romanlaştırmasının yanı sıra pek çok kurgu ve kurgu dışı eser kaleme almıştır.
Assassins Creed 7-Kara Sancak Suikastçının İnancı
Hakikat Kanla Yazılacak!
“İş üzerindeki kukuletalı adam tarafından büyülenmiştim. Etrafındaki kıyımı yok sayıp zamanını kollayan ve saldırmayı bekleyen bu ölüm elçisi tarafından hipnotize edilmiştim.”
Korsanlığın altın çağı yaşanmaktadır ve Yeni Dünya vaatlerle doludur. Bir tüccarın oğlu olan Edward Kenway küstah biridir. Günlerini zengin olmayı hayal ederek geçirirken açık denizlerdeki ihtişamlı hayatı merak etmeye başlar.
Ailesinin evi saldırıya uğradığında kaçmaktan başka şansı kalmaz ve Kenway kısa sürede kendi zamanının en ölümcül korsanlarından biri haline gelir.
Ancak açgözlülük, hırs ve ihanet onun peşini bırakmaz. Korkunç bir komplo su yüzüne çıkınca, Kenway sahip olduğu her şeyi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır ve intikam alma dürtüsüyle harekete geçer.
At Çalmaya Gidiyoruz
"İnsanlar onlara bir şeyler anlatmanızdan hoşlanıyorlar, mütevazı ve güven veren bir ses tonuyla yeterince şey anlatırsanız sizi tanıdıklarını sanıyorlar, ama aslında tanımıyorlar, sizin hakkınızda bir şeyler öğreniyorlar sadece, çünkü öğrendikleri şeyler olgular, -duygular değil; herhangi bir şey hakkında ne düşündüğünüzü, başınıza gelenlerin ve verdiğiniz kararların sizi nasıl siz yaptığını bilmiyorlar. Onların yaptıkları şey kendi duyguları, düşünceleri ve tahminleriyle boşlukları doldurmak, sizinle çok az ilgisi olan yepyeni bir yaşam yaratmak, böylece artık güvendesiniz." Trond 67 yaşında kenti arkasında bırakıp Norveç ormanlarında inzivaya çekilir. Taşra hayatı güzeldir ama daha on beş yaşındayken hayatını alt üst eden olaylar tesadüf eseri yeniden zihnine hücum eder. Artık sandıktaki sırların bir bir ortaya dökülme vakti gelmiştir. At Çalmaya Gidiyoruz, çok güzel ve etkileyici bir roman. Çevrildiği bütün dillerde de çok beğenildi ve iyi eleştiriler aldı. 2007’de New York Times gazetesinin yayımladığı "yılın en iyi beş edebiyat yapıtı" listesindeydi.
Ateş 3 – Kavuşmak
Ateş Ve Kan
Tanrılar, Targaryenlar için bir kez daha yazı tura atıyor… ya kan ya da ateş.
Dünyaca bilinen ve televizyona uyarlanan Taht Oyunları’nın yazarı George R. R. Martin’den Targaryenların tarihi bütün detaylarıyla anlatılıyor!
Takvimler geriye dönüyor, haneler yükselip yıkılıyor ve taht oyunlarının hem en kolay hem de en zor olduğu dönemde Targaryen tarihinin bütün detayları ilk kez gözlerimizin önüne seriliyor.
Taht Oyunları’nda yaşanan olaylardan yüzyıllar önce, –Valyria Kıyameti’nden sağ çıkan tek ejderlordları ailesi olan– Targaryen Hanesi, Ejderha Kayası’na yerleşmişti. Westeros tarihinin en şanlı ama bir o kadar da tartışmalı hanesinin öyküsü, Ateş ve Kan’da, ateş ve kanla yazılıyor. Ejderhanın ejderhayla, kardeşin kardeşle savaştığı, bildiğimiz anlamda Westeros’u Westeros yapan bu dönem, Demir Taht’ın yaratıcısı efsanevi Fatih Aegon’la başlıyor. Fatih’ten sonra gelen âlimler ve zalimler, korkaklar ve kahramanlar ama en çok da muazzam ejderhalar o tahtı elinde tutmak isteyen kral ve kraliçelerin hırslarının bir parçası oluyor.
Peki Ejderhaların Dansı boyunca aslında neler yaşandı?
Yedi Krallık nasıl kuruldu? Kıyamet’ten sonra Valyria’yı ziyaret etmek neden o kadar tehlikeliydi? Daenerys’in üç ejderha yumurtasının kökeni neydi? Hisar’ın bilge üstadı tarafından nakledilen ve ressam Doug Wheatley’nin elinden çıkma yepyeni siyah-beyaz illüstrasyonlarla süslenmiş bu çok önemli tarihçede cevabını bulan soruların birkaçı işte bunlar.
Ateş Ve Su 1
“Geçmişin izleri yüzünden sevgiye ve aşka inanmayan bir adamla en büyük hayali gerçek bir aşk yaşamak olan genç bir kızın, sırlarla dolu hikayesi.’’
Melisa, 17 yaşında bir lise öğrencisidir. Zorluğa dair hiçbir şey bilmeyen, bu yaşına dek el bebek gül bebek büyütülen, içinde kötülüğe dair hiçbir şey olmayan Melisa’nın hayatı sürekli ev ve okul arasında geçmektedir. Ta ki beklemediği bir anda, tesadüf eseri karşılaştığı bir adam tarafından hayatı tamamen değişene dek. Kendini en büyük hayalinin gerçek olacağı bir masalın içinde sanan Melisa, yaşadıklarının aslında bir rüya olduğunu çok geç olmadan fark edecektir.
Ateş, 23 yaşında sert mizaçlı bir adamdır. Zoru çok iyi bilen, bu yaşına dek bir şeyleri kazanmak için çabalayan, dünya üzerinde sevgi diye bir kavramın olmadığına inanan soğukkanlı biridir. Kendi geçmişini unutmaya çalışıp yaşadığı izleri hafızasından silmeye çalışırken karşısına çıkan geveze bir kız tüm duygularını altüst eder.
Birbirine bu denli zıt iki karakter. Onlar Ateş ve Su. Biri yakmak için var. Bir diğeri söndürmek için. Peki bu savaşı hangisi kazanacak? Ya da zoru başarıp, birlikte kazanabilecekler mi?
“Sana en başında bana göre olmadığını söylemiştim ufaklık.’’
Ateşböceği Yolu
Ateşböceğinin Şarkısı
Ateşli Silahlar Ve Bilardo
Necip, birinin “bey”i olmak istiyordu. Babası Peyami Bey de “bey” statüsünde bir adam sayılmazdı mesela. İşlemediği bir suçtan dolayı sadece gururu yüzünden sekiz sene hapis yatmış bir adam kimin “bey”i olabilirdi ki. “Bey” dediğin dışarıda olurdu bir kere. Özgür bir kısrak gibi, tunç bilekli bir efe gibi hayatın içerisinde, her güzel şeyin köşesinde olurdu.
Necip hâlâ telefonunun ekranına bakıyor ama ekranı görmüyordu. Kalbi çok hızlı çarpıyordu nedense. “Havadan…” diye düşündü. Mevsim sürekli değişiyordu. Üç ay, mevsimler için çok kısa bir süreydi. İşte kimseye şikâyet edemeyeceği bir problem daha. Yatağında doğruldu. “Keşke geri yatabilsem,” diye düşündü. O da paraylaydı.
Necip istediği zaman yatıp kalkabilmek, istediği yerde yatıp kalkabilmek, Necip kendi kendisinin efendisi olmak istiyordu. Yazın başka, kışın başka parfüm sıkmak, sıra sıra gömleklerin dizili olduğu bir gardroba sahip olmak, “Necip Bey” olmak istiyordu…
Gölgede kalan küçük kardeşler, egosantrik ebeveynler, pahalı saatler, inip çıkan dijital göstergeler, süper yatlar, single maltlar, damacana ve anksiyete... Modern Robin Hood’lara yer var mı bu hayatta?
Bir moto-kuryenin Sultangazi’nin dar sokaklarından kripto para dünyasına uzanan yolculuğu, bir yandan maddi çıkmazlarla dolu hayatın gerçeklerini gözler önüne sererken diğer yandan varoluşsal kaygıların absürd komedisine dönüşüyor: Can Bonomo, modern dünyanın başarı takıntısı, sınıf atlama çabası ve köşeyi dönme hayallerini ruh ve sinir hastalıklarıyla harmanladığı ilk romanı Ateşli Silahlar ve Bilardo’yla karşınızda...
Ateşpare 2
Vahşi katil Aşkın’ın ve gizli örgüt lideri Ateş’in yolları bir girdabın içinde kesişmiştir. Aşkın ilk defa Ateş’e yenilmiştir ancak Ateş daha büyük bir yenilginin içine düşmüştür. İkisi de o girdabın içinde sürüklenirken birbirlerine oyunlar oynayıp kendilerini büyük bir iç savaşın içine çekmişlerdir. Ancak bilmedikleri bir şey vardır: Bu oyunun sonu en başından bellidir.
Ateş ve Aşkın aralarındaki tutku ve çekime karşı koyamayarak her geçen gün biraz daha yakınlaşırken kendilerini sürekli durdurmaya çalışırlar ancak bu çekime ikisinin de karşı koyması artık mümkün değildir. Sadece hisleriyle değil, aynı zamanda karşılarına çıkan büyük düşmanlarıyla da savaşmak zorundadırlar.
Düştükleri yangın ikisini de canlı canlı yakmaya başlamıştır, yangının büyüklüğünü fark etmişlerdir ancak ikisi de bunu durduramayacaktır.
“Perdelediğimi savunduğu kuşkularımı oldukları yere bıraktım. O, kuşkuları yok ettiğimi sanabilirdi ama belki de o kuşkular Ateş ve ateş parçasından daha yakıcı olacaktı. Bu lavların üstünde oynanan bir kumardı, sadece bir kişi dengesini bulacaktı.”