Olimpos Kahramanları Athena’nın İşareti
Athena’nın İşareti... Annabeth dehşet içinde. Hera sağ olsun, altı aylık ayrılıktan sonra tam Percy’yle yeniden bir araya geleceklerken Jüpiter Kampı onlarla savaşa hazırlanıyor. 2. Argo, ateş püskürten gemi başı Festus ile birlikte ne yazık ki hiç de barışçıl bir görünüme sahip değil. Annabeth, Jason’ın güverteden Romalılara barış sinyalleri vermesini umuyor. Ancak bu, tek sorun değil. Cebinde annesinin, her hatırladığında sinirlerini bozan hediyesini taşıyor: Athena’nın İşareti. Yedi melezi Ölümün Kapıları’na götürecek kehanet zaten ürkütücü. Bunun üstüne Athena ondan neden bu kadar tehlikeli bir görev bekliyor ki? Ancak Annabeth’in en büyük korkusu, Percy’nin değişmiş olması. Ya Percy artık bir Romalı olduysa? Ya eski arkadaşlarına artık ihtiyaç duymuyorsa? Savaşın ve bilgeliğin tanrıçasının kızı Annabeth, doğuştan bir lider olduğunu biliyor. Ama yanında Yosun Kafa olmadan hiçbir yere adım atmak istemiyor. Dört farklı melezin bakış açısıyla yazılmış olan Athena’nın İşareti, kadim topraklara, Roma’ya kadar uzanan efsanevi bir macera. Çok önemli buluşlar, insanı dehşete düşürecek fedakârlıklar ve akla hayale gelmeyecek korkular, kehanetteki yedi melezi bekliyor. Buyurun 2. Argo’nun güvertesine, eğer cesaretiniz varsa...
Ölmek Ya Da Ölmemek
• Ailenizde prostat kanseri öyküsü mü var? O süt bardağını bırakın ve diyetinize olabildiğince keten tohumunu ekleyin.
• Karaciğer hastalığıyla mı savaşıyorsunuz? Kahve içmek karaciğer enflamasyonunuzu azaltabilir.
• Meme kanseriyle mi mücadele ediyorsunuz? Soya tüketmek daha uzun süre hayatta kalmakla ilişkilendiriliyor.
• Kalp hastalığından mı endişelisiniz? Hastalığı önlemekle kalmayıp durdurabildiği de defalarca ortaya konulan işlenmemiş bitkisel temelli bir diyete geçin. Erken ölümün başlıca on beş nedeni kalp hastalığı, kanser, diyabet, Parkinson, yüksek tansiyon ve diğerleri her yıl milyonlarca insanın hayatına kastediyor. Böyle olmak zorunda değil. Dr. Greger’ın tümü güçlü bilimsel kanıtlarla desteklenen önerilerini takip ederek bu hastalıkları önleyebilirsiniz!
Tamamen kullanışlı, uygulanabilir öneriler ve beslenme biliminin en yeni, en şaşırtıcı verileriyle dolu bu reçete uzun, sağlıklı bir hayat sürmek için tam ihtiyacımız olan şey. "Bu kitap, hastalıklardan korunmak isteyenlere yardımcı olacaktır."
-Dalai Lama
"Dr. Michael Greger bu kitapta, uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmek için gerekli olan faydalı yiyeceklerin rolünü tüm berraklığıyla gözler önüne seriyor."
-Daily Mail
Ölü Kuşların Sessizliği
Nefes kesen bir tempo.
İnsanı çepeçevre saran bir hikâye.
Beklenmedik olaylar örgüsü.
İçine çektiğin nefes gibidir hayat. Önce alırsın, sonra verirsin.
Her şey hareket halindedir. İleri ve geri. Öne ve arkaya.
İçe ve dışa. Yukarı ve aşağı. Sarkaç hiç durmaz.
Ritim kendini telaf i eder. Her inişi çıkış, her doğuşu yok oluş, her acıyı sevinç izler. Bu yüzden her keder mükâfatlanır. Her fedakârlık ödüllenir.
Her borç mutlaka ödenir.
İstanbul Dragos’taki yazlık evde ölü bulunan bir adam. İntihar mı, yoksa cinayet mi, belli değil. Aynı anda İstanbul’un başka bir noktasındaki evde bulunan karısı kendi isimlerini taşıyan kuşların boyunlarının kırılarak öldürüldüğünü fark eder. Bir sorun daha vardır. Hiçbir şey hatırlamamaktadır.
Olayı takip edenlerden biri, yükseleceğine kesin gözüyle bakılırken emniyet içindeki bir grubun kumpası neticesinde sürülen ve hakkında dava açılan bir istihbaratçı; diğeri ise kadın olmanın zor olduğu topraklarda Cinayet Büro’da çalışan tek kadın polis. Bu iki kişi gittikçe karışık bir hal alan soruşturmayı yürütürken birlikte çalışmaya koyulurlar.
Soruşturma derinleştikçe geçmişteki sırlar ve bedeli ödenmemiş günahlar bir bir ortaya çıkmaya başlar. Artık herkes kendi geçmişiyle yüzleşmek zorundadır.
Başak Sayan Bağlanma Korkusu ve Kelebeğin Kaderi’nin ardından bu kez Ölü Kuşların Sessizliği ile okuru psikoloji ve felsefenin iç içe geçtiği, soluk soluğa okunacak, heyecan
dozu yüksek, sırlarla dolu bir dünyaya davet ediyor.
Başına gelenlerin nedenini anlamak için geçmişine bak!
Ölü Ozanlar Derneği
Geleneklere olan bağlılığı ve katı disiplin kurallarıyla ünlü Welton Akademisi’nin öğrencilerinin okul ve yatakhane arasında geçen tekdüze hayatları yeni İngilizce öğretmenleri John Keating’in okullarına gelmesiyle bir anda değişir. İyi birer üniversiteye girmeleri için onları çok yoğun bir tempoda çalışmaya zorlayan öğretmenleri ve ebeveynlerinin aksine,bu ele avuca sığmaz adamın onlardan tek bir isteği vardır:Anı yaşamaları ve hayatlarını olağanüstü kılmaları. Byron, Shelly, Keats ve Shakespeare ile edebiyatın büyülü dünyasına dalan gençler Keating’in öğrencilik yıllarında üye olduğu gizli bir kulüp olan Ölü Ozanlar Derneği’ni de yeniden canlandırırlar. Ne var ki daha yeni kavuştukları özgürlüklerinin trajik sonuçları olabileceğini çok geçmeden farkına varacaklardır. “Acaba Ölü Ozanlar Derneği’nin bu yeni nesil üyeleri hayallerini yıkmaya kararlı otoritelerin baskısından kurtulmayı başarabilecekler midir?”
Ölü Reşat
‘Oğlana ‘Ölü Reşat’ lakabının takılması, büyü Kesmeşeker’in loğusanın göğsüne tükürürken sarf ettiği cümleden midir, ahalinin kendi marifeti midir bilinmez; ancak lakap, genişleyen ailenin kulağına kadar gittiyse de, ‘Ölü Reşat’, hikâyesi bilinmeyen bir bahtsız oğlan şeklinde yer etmiş, bu hadiseden sonra sadece ‘Adnan’ diye çağrılan oğlanın zihninde.’’Dünyaya gelirken başka bir bebeğin sırasını çalan Adnan’ın olağanüstü hikâyesi bu anlatılan... Sırası çalınan Reşat, iki dünya arasında sıkışıp kalır. O artık ne ruh ne de insan sınıfına girer. Tez vakitte intikam almaktır bütün muradı. Peki Adnan kendisini bekleyen bu makûs talihten kaçabilecek midir?
Aslı Tohumcu, Ölü Reşat’ta, Bursa’nın Kiremitçi Mahallesi’nde yaşanan akıllara durgunluk veren bir hadiseyi, bir adamın büyüme hikâyesine dönüştürüyor. 1940’lı yılların belirsiz atmosferinden, günümüze dek uzanırken okuru şaşırtıcı bir sona hazırlıyor.
Ölüler Diyarı
Cinayet büro amiri Stephane Corso, bir dizi striptizci cinayetini araştırmakla görevlendirildiğinde, ne peşinde olduğu katilin karmaşık ruh halinin ne de girmesi gereken karanlık dünyanın farkındadır. Soruşturma onu geçmişi şaibeli, goya hayranı bir ressama götürür: Phılıppe Sobıeskı’ye. ressamla Corso arasındaki düello, porno ve sadomazoşizm dünyasının labirentlerinde bir kedi fare oyununa dönüşür. Gerilimin efendisi Grange, ölüler diyarı’nda insan doğasının kuytu köşelerini keşfe çıkıyor…
Sen kötüsün.
Sen bir katilsin.
Sen bir sapkınsın.
Senin kanın çürümüş, zehirli ve kokuşmuş bir kan. soyun neyse kanın da odur.
Ölüler Konuşamaz Ciltsiz
Hayallerine kavuştuğu, mutlulukla yeni tanıştığı anda kaybolan Gökçe’nin yokluğu, en çok dostlarını etkiler. Yıllar sonra bile çözülmeyi bekleyen olayı araştıran arkadaşları, önce kendi hayatlarındaki sırlarla karşı karşıya gelirler.
Gerçeğe ulaşmak ise sandıklarından daha zor olacaktır.
Geçmişin izleriyle yaşayan Yankı’yı, geçmişi şimdide arayan Alper’i, geçmişten kaçmak isteyip ona tutsak olan Erdem’i yıllar sonra bir araya getiren şey Gökçe’nin kendisini tekrar hatırlatmasıdır. Ve bu kez herkes kendi sırlarıyla yüzleşmek zorunda kalacaktır.
Ölüm Gemisi
Ölüm Meleği
Jane Marple hiç beklemediği birinden bir mektup alır. Yolculuklarının birinde tanıştığı Bay Rafiel’den gelen mektup yaşlı kadını şaşırtır. Kısa bir süre önce ölen adam, onun adalet duygusuna güvendiğinden söz ederek bir cinayet olayının ortaya çıkarılmasını istemektedir. Ama tüm b u isteklerin dışında cevaplanmamış sorular vardır: Bir; sözü edilen cinayeti kim işlemiştir? İki; cinayet nerede ve ne zaman gerçekleşmiştir? Tüm bu soruları cevaplandıracak olan yaşlı Marple, kalan zamanı ve düşmanını bilemeden hızla yol almak zorundadır... -Agatha Christie-
Ölüm Pornosu
Palahniuk’un hayal dünyasına hoş geldiniz! Yoksa kabuslarına mı demeliydik?
Palahniuk bu defa romanının odağına başka bir “marazi” karakteri, porno kraliçesi Cassie Wright’ı oturtmuş; ama bir nesne olarak. Çünkü her ne kadar konu, onun, efsanevi kariyerini kameralar önünde art arda 600 erkekle seks yaparak kıracağı bir dünya rekoruyla taçlandırmak istemesi olsa da, bu rekoru kırmasında ona yardımcı olacak tali oyuncuların, yani “damızlık erkekler”in anlatımıyla şekilleniyor roman. Sıranın kendisine gelmesini bekleyen Bay 72, Bay 137 ve Bay 600’ün gözünden aktarılıyor bu tarihi an. Ve bununla birlikte, onların trajikomik hayat hikayeleri de, bir rekordan ziyade ölüm pornosuna dönüşecek çekimler sırasında bir bir dökülüyor ortaya. Anlayacağınız, derin bir araştırma ürünü olduğunu her satırında belli eden, çatlatırcasına güldürürken aynı zamanda yüreğinizi dağlayacak bu çılgın romanla, porno endüstrisinin çağdaş hayatın içindeki muazzam ve bir o kadar da gizli saklı varlığını edebiyata taşıyor Chuck Palahniuk. Zaten böyle bir şeyi de ondan başkası bu kadar utanmazca, korkusuzca ve başarıyla yapamazdı herhalde.
Ancak dikkat!
Tabularınız varsa ve onları yıkmaktan korkuyorsanız bu romanı okumayın!
İnsan cenininin mastürbasyona doğumdan bir ay önce ana rahminde başladığı gerçeğiyle yüzleşmek size ağır gelecekse bu romanı okumayın!
Ya da elektrikli vibratörün hayatımıza elektrikli süpürge ve ütüden önce girmiş olmasını kabul edilemez buluyorsanız bu romanı okumayın!
Kısacası, düşüncesinden bile ürktüğünüz insani hallerle yüzleşmek istemiyorsanız Palahniuk sizin yazarınız değil!
Bizden söylemesi!
Ölüm Portresi 2
Okyanusun karanlık bir yanı olduğunu boğulmadan öğrenemezsin.
Hera Yarkan ve Atlas Katrivas.
İsimlerimiz gazete kâğıtlarında yıllarca anılır, hakkımızdaki her gerçek birer birer kaleme alınırdı. Önümdeki deftere karaladığım güçsüz hayallerde bile biz herhangi birisi olmazdık.
Onunla aynı masaya oturduk, aynı evi paylaştık.
Geleceğimi, geçmişimi birlikte kurduk fakat hiçbir zaman hayal ettiğimiz o hayata sahip olamadık.
Karşısına oturup uzun uzun kazanacağımızdan bahsederken bile bir yanım onu terk edeceğim gerçeğiyle yüzleşirdi. Sanki gözlerime bakarsa bütün bu savaştan vazgeçip gidermiş gibi utanır, gözlerini kaçırırdı benden.
Bir felaketin içindeydik. Fakat ben…
Yine de onu severdim.
Her şeye rağmen.
Çünkü kalbimdeki kara deliğin içerisinde yok olduğunu hissetmediğim tek duygu buydu. Atlas’a karşı duyduğum sevgi bana yaşadığımı ve hâlâ var olduğumu hissettirirdi.
Ben onun açtığı yaraya bile sadıktım. Göğsümde hissettiğim yakıcı hisse, onun için aldığım nefese, kalbime sığmayan acıya, benden çalınanlara bile sıkı sıkı bağlıydım.
O ise... Atlas’tı işte.
Her şeye rağmen kendini benim için feda eder, sonu ne olursa olsun yine evine, yanıma döneceğini söylerdi.
Bir fotoğraf karesinde gülümserken kısılan gözlerimi sol cebinde, kalbinin tam üstünde taşırdı.
Eski bir masalda anmışlar ismimizi.
Ve senden önce bendeki sen kavramış belimi.
Dudaklarımda yokluğunun bıraktığı yanık izleri.
Sevgilim, son bir nefes kaldı aşka.
Korkarım, yaralanmandan. Uzatma ellerini bana.
Ölümden Acı
Guy de Maupassant’ın yaşamının son yıllarında kaleme aldığı Ölümden Acı, yaşlılığın eşiğine gelmiş bir ressamın, sevgilisinin kızına yönelen aşkını, şaşırtıcı bir ayrıntı zenginliğiyle anlatır. Roman, yitip giden gençliğinin izini soylu sevgilisinin güzel kızında sürmeye çabalayan ressam Olivier Bertin’in gelgitlerle örülü yaşamına olduğu kadar, metresi Guilleroy kontesinin yaşlanmaya karşı umutsuz direnişine de ayna tutar.
Maupassant’ın en iyi romanlarından biri sayılan Ölümden Acı, yazarın ilgisinin randevuevleri ve fahişelerden, aristokrasiye ve soylu sınıftan kadınlara yöneldiği dönemin ürünüdür. Alışılmış bir aşk serüveni anlatmanın çok ötesinde, insanoğlunun karmaşık yapısını ele veren bu XIX. yüzyıl romanını, Tahsin Yücel’in çevirisiyle sunuyoruz.
Ölüme Fısıldayan Adam
Ölümsüzlük
Perde arkasında daima ipleri elinde tutan kadınlar vardır. Tarih bizi görmez ama onu biz yazarız. Gizli gizli cerrahlık yapan bir kadın Hazel Sinnett geçen yıl yaşananların hayal gücünün bir ürünü olduğuna ikna olmuştu. Üstüne üstlük Jack’in yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyordu. Artık bütün hayatı kendi tıp incelemesini yazmak ve onu gizlice çağıran hastaların yardımına koşmaktan ibaretti. Ülkenin umudu olan hasta bir prenses Bir hastasının hayatını kurtarmak hapse tıkılmasıyla sonuçlanınca Hazel pis bir hücrede idamını beklemeye başlamıştı. Ta ki kraliyet tarafından Prenses Charlotte’ın özel doktoru olması için İngiltere’ye çağırılana kadar. Prenses’in ülkenin önde gelen erkek doktorlarının çözemediği gizemli bir rahatsızlığı vardı ve müstakbel Kraliçe’nin kurtarılması büyük önem taşıyordu. Üstelik şimdi bütün sorumluluk Hazel’daydı.
Ölüm Yoldaşları adında gizemli bir topluluk Çok geçmeden Hazel, yetenekli sanatçılar ve biliminsanlarından oluşan Ölüm Yoldaşları’nın yastığına bir not bırakmasıyla sarayın şaşaasına ve romantizmine çekilmişti. Ancak herkesin saklayacak bir şeyi olduğunu fark edecek ve tehlikede olan tek şeyin cerrahlık kariyeri olmadığını keşfedecekti. Monarşiye karşı kötü planlar devreye sokulmuştu ve Hazel bunları durdurabilecek tek kişi olabilirdi.
Ölümsüzlük Ve Pilgrim
15 Nisan 1912’de –Titanic kazasının yaşandığı tarihte– Londra’da Pilgrim adlı esrarengiz bir aristokrat kendini asarak intihar eder. Beş saat sonra bulunduğunda kalbi mucizevi bir şekilde atmaya devam ediyordur. İlk intihar girişimi değildir bu...
Pilgrim dostu Leydi Sybil Quartermaine eşliğinde Zürih’teki ünlü Burghölzi Kliniği’ne yerleştirilir. Orada, kolektif bilinçdışının mistik kâşifi Carl Gustav Jung ağzını bıçak açmayan bu esrarengiz hastadan çok etkilenecek, varoluşunun ardındaki gizemli hikâyeyi ortaya çıkarmaya çalışacaktır.
Pilgrim kendi hayal dünyasında yaşayan bir şizofren midir? Capcanlı anlatımlarla aktardığı yüzlerce yıllık anıları düşler ve fantezilerden mi ibarettir? Delilik midir söz konusu olan yoksa dehanın mucizeleri mi? Pilgrim’ın hayatını ve akıl sağlığını irdeleyen Jung zamanla kendi hayatını ve akıl sağlığını da sorgulamaya başlayacak, hayatı, evliliği ve ruh bütünlüğü sarsılmaya başlayacaktır. Pilgrim denen muamma Jung’un laneti mi kurtuluşu mu olacaktır?
Yaşamın ve ölümün, ruhun ve hafızanın, gerçekliğin ve düşlerin derinliklerine dalan, tarihsel gerçeklerle kolektif bilinçdışının gizemlerini birbirine ören bu sürükleyici romanda psikoloji, edebiyat ve sanat tarihindeki ünlü figürlerin sırlarına tanık olacak, delilik ve deha arasındaki bağları keşfedeceksiniz.
Ölüyü Kıpırdatan Şey
Hugo, Locus ve Nebula ödüllü yazar T. Kingfisher'dan Edgar Allan Poe'nun Usher Evi'nin Çöküşü adlı kitabının sürükleyici ve atmosferik bir yeniden yazımı…
Emekli bir asker olan Alex Easton, çocukluk arkadaşı Madeline Usher'ın ölmekte olduğu haberini alınca, soluğu, Usherların, Ruritanya'nın ücra kırsalındaki atalarından kalma evlerinde alır.
Burada mantarlar ve ruhları ele geçirilmiş vahşi hayvanlarla dolu, karanlık ve titreşen bir gölün çevrelediği bir kâbusla karşı karşıya kalır. Madeline bir uyurgezerdir ve geceleri garip sesler çıkararak konuşmaktadır; kardeşi Roderick ise gizemli bir sinir hastalığının pençesindedir.
Alex, kendine son derece güvenen bir İngiliz mikolog ve şaşkın bir Amerikalı doktorun yardımıyla Usher Evi'nin sırrını, herkesi tüketip yok etmeden önce çözmek zorundadır.
***
“Ölüyü Kıpırdatan Şey'de klasik bir korku romanında olması gereken her şey var. T. Kingfisher keskin bir zekâ ve büyüleyici bir dille, tüylerinizi diken diken edecek bir hikâye anlatıyor. Poe okusa bundan gurur duyardı!”-Brom
“Kibar gülümsemelerin ve nazik konuşmaların ardında bazen neler yaşanabileceğine dair derinlikli ama bir o kadar tedirgin edici bir kitap.”
- Cassandra Khaw
“T. Kingfisher, Poe'nun en ünlü öyküsünün kalbine iniyor ve içinde yepyeni bir mitoloji buluyor. Büyüleyici, gotik bir üslupla yazılmış Ölüyü Kıpırdatan Şey insanı hem ürpertiyor hem de eğlendiriyor. Bu kitabı okumak safi bir keyif."
- Andy Davidson
“T. Kingfisher, edebi korku türünün yükselen yıldızı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor, üstelik yakın zamanda sıradan dünyamızın çekim alanına geri dönmeyi planladığına dair hiçbir işaret de yok… Ölüyü Kıpırdatan Şey mutlaka okunmalı, nokta."-Jordan Shiveley
“Gotik bir zevk!”
- Lucy A. Snyder, Sister
“T. Kingfisher'ın bu kitabındaki damıtılmış dehşet daha ilk cümleden itibaren okurun sinir sistemine sızıyor ve kendini kontrol etme duygusunu hızla ele geçiriyor. Bu romanın baş belası çekiciliğine karşı koyamadım ve bir oturuşta bitirmek zorunda kaldım... ya da belki de o beni bitirdi. Şimdi derime nüfuz etmiş halde ve artık hiçbir şeyin dokunuşuna güvenemiyorum.” -Clay McLeod Chapman
Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler – Profil Kitap
Omerta
Suskunluk Yasası yani Omerta Mario Puzo’nun Baba romanıyla kapısını araladığı Sicilya kökenli mafya dünyasının kendine has ahlak anlayışının temeli, organizasyonun kalbine ulaşmayı engelleyen çok katmanlı ve sıkı yapının gerektiğinde kanla yoğurulan harcıdır.
Onu gerçek bir Sicilya mafyözü olarak yetiştiren Don Aprile’nin öldürülmesi sonrasında Puzo’nun sıra dışı karakteri Astorre Viola farklı amaçlarla ailesinin bankalarını ele geçirmek isteyen FBI'a, New York mafyasına ve Kolombiya uyuşturucu karteline karşı bir strateji savaşı başlatıyor…
Önemsiz Bir Kadın – Hasan Ali Yücel Klasikleri 292
Oscar Wilde (1854-1900): İrlandalı dâhi yazar Victoria döneminde edebi zekâsı, ince alaycılığı ve sıra dışı yaşantısıyla 19. yüzyıl estetizm hareketinin Britanya’daki en tanınmış temsilcisi hâline geldi. Şiir, öykü ve oyunlarının yanı sıra Dorian Gray’in Portresi adlı romanıyla ün kazandı. Dönemin katı ahlak anlayışının sonucu olarak cinsel tercihi nedeniyle yargılanıp iki yıl hapse mahkûm edildi. Reading Zindanı Baladı adlı şiir ve ölümünden sonra De Profundis adıyla yayımlanan uzun mektubu bu sırada yazmıştır. Ciddi Olmanın Önemi ile birlikte en tanınmış oyunları arasında yer alan Önemsiz Bir Kadın yazarın zenginlik ve yoksulluk, aşk ve evlilik, masumiyet ve erdem konusunda dönemin muhafazakâr zihniyetine karşı tavır alışının dikkat çekici bir örneğidir. Oscar Wilde özgürlüğe kavuştuktan üç yıl sonra Paris’te yoksulluk içinde öldü.
Onun Şeytanları
İnsanları insanlar öldürür, silahlar değil. Bu devirde sözler işliyor cinayetleri, katiller değil.
Beni başrolleri yakınlaştırmak için yazılan ikinci karakter, hikâyesini dinlemek istemediğin figüran olarak hatırlarsın. Ama herkesin bir hikâyesi vardır. Ve ben o sarışınım. Sen ise benden nefret ediyorsun.
“Üşürken içimi sevgi ısıtmadı benim, hep çay ya da kahve içtim. Büyüdüm, büyüdüm...
Büyürken sıcak şeylerle ısınamadığım kışlar geçirdim. Odamın kapısı bir gece yarısı çocuk masallarına hiç açılmadı. Bu yüzdendir belki de, yatağımın altındaki canavarlar her gece kafamda cirit atardı. Anneme söyledim, babama da... Susmayı böyle öğrendim: Saat 8'de, yemek masasında.”
Onun Şeytanları Ciltli
"İnsanları insanlar öldürür, silahlar değil. Bu devirde sözler işliyor cinayetleri, katiller değil."
Romanlarda hep ikinci kız rolünü üstlenen, başroller için güzel sahneler çıkaran ve kendinden başka herkesin mutlu sona sahip olmasını sağlayan o kenardaki, gölgedeki, düşünceleri önemsenmeyen, kimsenin ne yaşadığını bilmediği sarışınları merak ettiniz mi hiç?
Bir kalp, bir ömür boyunca ortalama 3 milyar kez atar. Sen kaç kez atışını duydun onunkinin, kaç kez okudun ki?
İşte bu hikâye, kalan o kalp atışlarının hikâyesi.
"Üşürken içimi sevgi ısıtmadı benim, hep çay ya da kahve içtim. Büyüdüm, büyüdüm... Büyürken sıcak şeylerle ısınamadığım kışlar geçirdim. Odamın kapısı bir gece yarısı çocuk masallarına hiç açılmadı. Bu yüzdendir belki de, yatağımın altındaki canavarlar her gece kafamda cirit atardı. Anneme söyledim, babama da... Susmayı böyle öğrendim: Saat 8'de, yemek masasında."
Operadaki Hayalet
Orion
Denizler dalgalanacak, akıp gidecek önümüzden. Gökyüzü başımızın üzerinden dökülüyor gibi olacak, Yüzümüze düşen yıldızları sayacağız. Ya da belki bizi bekleyen günler, Yıldızlarımızın gölgelerin arasında yitip gideceği kadar karanlık, O gölgeleri dostumuz bileceğimiz kadar çaresiz olacak. İnsanlık siyaha alışkın sevgilim, Bu zihinler, bu kalpler… Dünyalılar ışık görmemeye alışık.
Orlando – Kırmızı Kedi Klasikler
Virginia Woolf’un, yakın arkadaşı, karizmatik, biseksüel yazar Vita Sackville-West için kaleme aldığı Orlando, eğlenceli ve oldukça fantastik bir “sahte biyografi”. On altıncı yüzyılda soylu bir ailede doğan, birkaç yüzyılı hızla yaşayan, yolu İstanbul’dan geçen, bir gecede cinsiyet değiştiren ve yirminci yüzyılda kadın yazar kimliğiyle sona eren bir hikâyenin kahramanıdır Orlando. Kendisinin de “yazar” olarak yer aldığı Virginia Woolf metin boyunca tarih, cinsiyet ve biyografik “gerçek”i kavrayışımızı sorgular bu etkileyici romanında.
“Biyografi yazarı şimdi belki de itiraf etmenin örtbas etmekten daha iyi olacağı bir zorlukla karşı karşıya. Bu noktaya kadar Orlando’nun hikâyesini anlatırken hem şahsi hem de tarihi belgeler bir biyografi yazarının ilk görevini yerine getirmesini mümkün kılmıştı, bu görev sağa sola bakmadan, çiçeklerin cazibesine kapılmadan, gölgelere aldırmadan, sistemli bir şekilde durmaksızın ta ki mezara girene ve başımızın üzerindeki mezar taşına ‘son’ yazana kadar gerçeğin gözlenemeyen ayak izlerini ağır ağır takip etmektir.”
“Kuşkusuz Woolf’un en yoğun eseri, çağımızın da en olağandışı romanlarından biri.”
Jorge Luis Borges