Milföy Ve Arkadaşları
Siz hiç, biri sizi sahiplensin diye beklediniz mi?
Bu çok fena bir şey.
Kendinizi beğendirmeye çalışmanız isteniyor.
Sevimli görünmeniz, derin derin bakmanız, munis davranmanız.
Oysa ben neysem oyum. Niye farklı görüneyim?
Biri beni alıp götürsün, asıl huyumu sonra belli edeyim, bu mudur yani?
Buna sahtekârlık denir, ben yapmam öyle şey.
Bunları söylemek istedim. Ama nasıl?
En iyisi hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi davranmak, küskün küskün, gelene gidene bakmadan öylece yatmak.
Tertemiz kalpli Milföy’ün hikâyesi bu cümlelerle başlıyor.
Feride Çiçekoğlu, otuz yıllık bir aradan sonra yazdığı bu romanda ormana terk edilmiş bir köpeğin, Milföy’ün sesine kulak vermemizi istiyor. Milföy yeniden “sahiplendirilme” hikâyesini ve sonrasını, tanıştığı kedi ve köpek arkadaşlarının hikâyeleriyle birlikte anlatıyor; anlattıkça da hüzünlü mazisine dair hafızasında kapılar aralıyor.
Uçurtmayı Vurmasınlar’ın Barış’ının ruh ikizi Milföy, onun gibi masumca bakıyor dünyaya. Böyle baktığı için de insanın hıncını alamadığı doğaya, hayvanlara, şehirlere ve kendine yaptıklarını bir türlü anlayamıyor.
Senta Urgan’ın birbirinden güzel çizimleriyle zenginleşen Milföy ve Arkadaşları’nı okuyunca etrafımızdaki duvarların çoğunu aslında ellerimizle ördüğümüzü anlıyoruz.
Milyon Dolarlık Adam
Minecraft Zor Seçim
Po ve arkadaşları Uyandırıcı Kral’ın bir başka ürkütücü parçasıyla yüzleşmek için yer altının derinliklerine gidiyor. Bu parça, Minecraft’taki her yaratığı onlara düşman edebilir. Ama bu işin kolay kısmı çünkü gerçek dünyada Po, okul başkanlığına aday oldu! Üstelik Po’ya oy vermek, krize davetiye çıkarmak demek!
Mira Her Şeyi Bilir
Mirabelle Kuralları Çiğniyor
Mirabelle Yaramazlık Peşinde
Miras – Nemesis Kitap
Adrian Rizzo, babasıyla ilk tanıştığında yedi yaşındaydı.
Eğer annesi Lina müdahale etmeseydi, babası onu neredeyse öldürecekti...
O korkunç günden kısa bir süre sonra Adrian, Maryland’de yaşayan anneannesi ile dedesinin yanına gider. Küçük kız, orada geçirdiği o unutulmaz yaz boyunca yeni bir arkadaş edinir. Arkadaşının ağabeyine karşı hissettiği duygusal yakınlık ise çocukluğunun en güzel anılarından biri olur.
On yıl sonra, henüz lisedeyken, annesinin izinden giderek kendi yoga ve egzersiz videolarını oluşturur. Rekabetten ziyade kendini ispat etme çabasında olan Adrian, yavaş yavaş tanınmaya başlar. Ölümle tehdit edildiği ilk mektubu da tam o sıralar alır. Ülkenin çeşitli yerlerinden her yıl düzenli bir şekilde gönderilen bu mektuplar, evi olarak gördüğü Maryland’e taşındığında ve çocukluk aşkı Raylan ile karşılaştığında da devam eder.
O tüyler ürpertici mesajlar hiçbir zaman hayata geçmeyecekmiş gibi görünür.
Ta ki cinayetler başlayana kadar...
Miras, başından sonuna kadar okura heyecan, gerilim ve romantizmin azalmadığı bir hikâye vaat ediyor.
Miras Memduh
Esendal’ın Vassaf Bey romanı zaman, mekân ve bazı kişileri bakımından Ayaşlı ile Kiracıları romanıyla uyuştuğu kadar öykülerindeki kadın-erkek ilişkilerinin tüm karakteristik özelliklerini de taşır. Esendal, 1930’lar Ankarası’nın bir görünümünü sunarken, basit günlük yaşam içerisinde genç kızlar için evliliğin önemini, evlilikte ne bulduklarını anlatmakta; küçük burjuva bireylerin aile ve evlilik ilişkilerindeki ahlaksal değer yargılarındaki çelişkileri ele almakta; Batı kültürüyle geleneksel değerlerin çatışmasını sergilemektedir. Yine 1930’larda yayımlanan “küçük roman” niteliğindeki “Saide”de olsun, kısa öykülerinden “Genç Kızla Yaşlı Adam”da olsun, gönül ilişkileri, ev-aile kurma istekleri anlatılırken dönemin toplumsal, kültürel, ekonomik koşulları, farklı evlilik anlayışları her yönüyle yansıtılmaktadır. Esendal, sevgi arayışının getirdiği gönül kırıklıklarını kolayca bir tiyatro sahnesinde yankılanacak canlı diyaloglarla, tüm renkleriyle veriyor.
“Ben yaşlı kocaya varırım ama, düzülü koşulu bir evim olur. Sen Vassaf Bey’in evini gördün mü? Kuş yuvası gibi
Mistral
Mıh 1: Kör Talih Ciltli
“Görünen yalnızca bir sanrıdan, görünmeyen ise geçmişe ait bir yangından ibaretti.”
Elif, sıradan bir günün ardından durakta beklerken onun dünyasına asla ait olmadığını fark ettiği gizemli bir adamla basit bir sebepten tartışır. Bu tartışmanın ise hayatını altüst edeceğinden habersizdir. Kısa bir süre sonra bir hastane odasında uyandığında nasıl büyük bir belaya bulaştığını anlayacaktır ama her şey için çok geçtir. Gizemli adam, Elif’in tehlikede olduğunu söylüyor ve bu tehlikeden kurtulmanın tek yolunun onunla evlenmekten geçtiğini iddia ediyordur. İddiası bir tuzak, sahte evlilik vaadi bir yalan, sırları ise gerçektir. Ancak hissetmeyi bilmeyen bu adam ona ilk gördüğü andan itibaren âşık olmaya başladığında işler içinden çıkılmaz bir hal alır. Yaşama talihini avlayan bu adamın adı ise Siraç Vuslat’tır.
“Sen,” dedi kalabalığın ardından sıyrılan sesi. “Yalnızca kör talihini avladın.” O an şimşek çaksaydı, onun buz gibi sesini taklit etmiş olurdu. “Seni tekrar bulacağım.”
Uyarı: Yetişkin okurlar içindir.
Mızraklar. Mızraklar Tüfekler. Tüfekler
"Silah sanayinde neden hiç grev olmaz?" Saramago, ömrünün sonlarına doğru kafasını kurcalayan bu soruya yanıt aramak için, tamamlayamadığı bu son romanına başlıyor. Romanın çıkış sorusu son derece yaşamsal ve güncel bir etik anlam taşımaktadır: Silah üreten fabrikaların karanlık geçmişi, her türlü grev girişiminin kanlı bir şekilde bastırıldığını göstermektedir. Silah fabrikalarında hiç durmayan ve zorla sürdürülen bu üretim, aslında dünyada asla bitmeyen savaşları da temsil etmektedir.
Bir silah fabrikasında çalışan ve ağır silahlar bölümüne terfi etmek dışında bir amacı olmayan Artur, acaba idealist karısı Felícia'nın peşinden gidip, görev aşkıyla çalıştığı fabrikanın İspanya İç Savaşı'nda oynadığı karanlık rolü deşifre edecek midir? Yani Saramago'nun metinlerinde sıkça vurguladığı bir ilkeyi, "çöküş koşullarında bir erdem isyanı başlatmayı" başarabilecek midir?
Saramago'nun romanı yazma sürecinde aldığı notlar, usta bir yazarın romanını kurgularken aklından geçenlere ışık tutuyor ve kitapta yer alan Saramago üzerine yazılmış diğer metinlerle birlikte, okuru romanı tamamlamaya, sorulan etik soruların peşinden gitmeye davet ediyor.
Mobius
Bir cümle hayatını kurtarabilir.
Gelecekten geliyorsa.
Üstelik kendi el yazınla!
"Hepimizin hayatında, sonrasında hiçbir şeyin aynı kalmadığı, dünyamızı ikiye ayıran en az bir an vardır. O an, ilk bakışta muhtemelen önemli görünür. Ama değildir. Önemli olan daha önce gelir.
Ben Ayırıcı diyorum ona, diğerlerini deviren ilk domino taşı."
Mobius.
İsmini sonsuzluk şeridinden alıyor.
Brooklyn'in gözlerden uzak teraslarında kurulu bir startup.
Ortaklar hipster girişimci Andy ve esrarengiz dâhi fizikçi Rowan'a göre icatları tüm dünyayı değiştirecek bir devrim niteliğinde. Temporal Distorsiyon Portalı. Kısaca: Zamanda Yolculuk!
Gelecekten sana, kendi el yazınla gönderilen mesajlar.
Bu icatla kusursuz bir kariyer inşa edebilir, gelecekteki ruh eşinle tanışabilirsin.
Dostların ve düşmanlarınla takvimlerin ötesinde yüzleşebilir, akla gelmeyecek tüyoların izinde zaman korsanlığına, sonsuz servet peşinde gelecek hırsızlığına soyunabilirsin.
Ama hepsinden önemlisi; en büyük hatanı düzeltebilirsin.
Caleb kendi elleriyle mahvedene dek hayalini dahi kuramayacağı bir hayat sürüyordu. Her koşulda sırtını dayayabileceği hayat arkadaşı Hannah'ya, herkesten çok sevdiği oğlu Seth'e, dünya çapında popüler teknoloji girişimlerinde göz alıcı bir kariyere sahipti.
Sonra kaçınılmaz sürpriz gerçekleşti.
Caleb şimdi çoğu beyaz yakalının gizli kahramanı olsa da CEO'lara göre bir hain, yatırımcılara göre steroid basılmış bir kriptonit.
Son dayanağı ve akıl hocası Jim, ona Andy ve Rowan'ın mucizesinden bahsettiğinde, kaybedecek hiç bir şeyi kalmayan Caleb kaybettiği her şeyi kazanma olasılığını keşfediyor.
Türkiye'de hem bilim kurguyu hem okuma alışkanlıklarını yeniledi.
Olasılıksız, Empati ve OZ adlı romanlarıyla milyonları okumaya âşık etti.
Her jenerasyonun baştan keşfettiği fenomen yazar Adam Fawer bu kez de Zaman'a meydan okuyor.
Kader, özgür irade, geçmiş, gelecek, aşk, felsefe, bilim, polisiye...
Zamanda Yolculuk hiç bu kadar gerçek olmamıştı.
Adam Fawer'dan asla bitmesin isteyeceğiniz bir roman daha.
Moby Dick Ya Da Balina
Herman Melville (1819-1891): Amerikan edebiyatının en büyük yazarlarından biridir. Küçük yaşta çalışmak zorunda kaldı, dört yılını denizlerde geçirdi. Bu tecrübesi tüm eserlerine, özellikle de en büyük eseri sayılan Moby Dick’e yansıdı. Moby Dick 1851’de önce Londra’da, sonra da New York’ta basıldı fakat ilgi görmedi. Eser bir bacağını kaybetmesine neden olan balinayı saplantı haline getiren Kaptan Ahab’in, zihninde dünyadaki tüm kötülüğün simgesine dönüşen bu ispermeçet balinasıyla mücadelesini anlatır. Roman sadece hacmiyle deği, aynı zamanda âdeta mistik, metaforlarla örülü, yalın şiirselliğiyle de konu edindiği balinanın azametine yaklaşan modern bir epiktir. Yazarın yirminci yüzyıl başlarında yeniden keşfedilmesiyle Moby Dick de Amerikan edebiyatı klasikleri arasındaki yerini almıştır.
Moby Dıck – Can Yayınları
Hem yazın tarihinin başyapıtlarından hem de Amerikan edebiyatının en büyük klasiklerinden biri kabul edilen Moby Dick, bir yanıyla çılgınca saplantılı bir adamın deniz kadar büyük, deniz kadar tehlikeli, bir bilinmeze karşı yürüttüğü kötücül savaşın hikayesidir.
Ancak yalnızca beyaz balina Moby Dick’le Kaptan Ahab’ın mücadelesini anlatan bir macera romanı, balina avcılığıyla ilgili bir bilgi derlemesi değil, aynı zamanda yazarın yaşam, ölüm ve Amerika hakkında ömrü boyunca geliştirdiği düşüncelerinin bütünüdür.
İncelikli bir mizahla mitolojinin iç içe geçtiği anlatı, gerçekçiliğiyle de insanlık tarihinin bir döneminin belgesi niteliğindedir. Epik ve lirik boyutlarının yanı sıra psikolojik ve simgesel katmanlarıyla da gittikçe derinleşen yapıt Melville’i bir sonraki yüzyılın modern yazararının öncülü haline getirmiştir.
Molloy
Momo
Momo, büyük bir kentin tiyatro harabelerinde yaşayan küçük bir kızdır. Buldukları ya da kendisine hediye edilenler dışında hiçbir şeyi yoktur. Ancak olağanüstü bir yeteneği vardır: Momo, muhteşem bir dinleyicidir ve bunun için oldukça bol zamanı vardır.
Bir gün hayaletimsi topluluk “duman adamlar” ortaya çıkar. İnce hesaplı planlar kurup insanların zamanını çalarlar. Onları durduracak tek kişiyse Momo’dur.
Momo elinde bir çiçek, koltuğunun altında bir kaplumbağa ve gizemli Hora Usta’nın da yardımıyla koskoca duman adamlar ordusunun karşısında tek başına durur. Acaba Momo, zamanı çalan adamları tek başına alt edebilecek midir?
Toplumumuz ve günümüz insanının zaman algısı ve zamanı okuması üzerine bir masal olan Momo’yla Michael Ende, Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü’ne layık görülmüştür. Pek çok kez sinemaya uyarlanan Momo, kırktan fazla dile çevrilmiş, tüm dünyada 7 milyonun üzerinde satılmıştır.
“Michael Ende’nin romanları uzun yıllardır ‘kült kitaplar’ arasında.”
Stuttgarter Zeitung
“Momo, hem çocuklar hem de yetişkinler için bir masal niteliğinde.”
Die Welt
“Michael Ende’nin hayal gücü ve fantazyalarla dolu bu masal-romanı dünya çapında bir başarıya ulaştı ve klasikleşti.”
Buch aktuell
Montsuzlar
Güçlü öykülemesiyle çok sevilen eğitimci, yazar Ömer Açık, üçüncü romanında, okul koridorlarından yaşama uzanan felsefi bir hikâye anlatıyor. Sıklıkla kullanılıveren alfabetik sıralamayı sorgulayan roman, sürprizli kurgusuyla dikkati çekiyor. Sözün unutulan gücünü hatırlatan yazar, şiddetten uzak gerçekçi karakterler eşliğinde adalet, özgürlük, dayanışma gibi önemli kavramları tartışmaya açıyor. Umut dolu mahalle hikâyelerini anlattığı Menekşe İstasyonu ve Benim Babam Ömür Adam adlı çocuk kitapları keyifle okunan Ömer Açık’ın son romanı, her yaştan okura sesleniyor.
Veysel’le birlikte sekiz öğrencinin, lisenin havalı montlarından alamamasının tek nedeni, alfabetik sıralamadır. Onlar, okulun Montsuzlar’ıdır artık. İyi de, A’yı en başa koyup B’yi, C’yi peşine takmak ve en sona da Z’yi yerleştirmek kimin fikridir? Veysel, uğradığı haksızlığa karşı mücadeleye girişecek, imzasız bir bildiri de kartopu etkisi yaratacaktır. Artık herkes, öğretmenler de dahil, ezber uygulamaları sorgulamaktadır. Art arda yükselen sorular, yeni düşüncelerin önünü açacak mıdır?..
Mor
Mücella
Mucizeler Dükkanı
Müfettişler Müfettişi – Üçkağıtçı – Müfettişler Müfettişi 1-2
Gerek büyük şehirlerde gerekse Anadolu'da yaşayan insanların zaaflarını, açmazlarını, içlerinde kıstırıldıkları döngüleri büyük bir ustalıkla anlatan Orhan Kemal, Müfettişler Müfettişi’nde, küçük bir şehrin yaşamını ele alıyor. Kim olduğunu bilmedikleri ama halinden, tavrından bir "devlet büyüğü" olduğuna karar verdikleri yabancıyla kurdukları ilişki, devletin bu insanlarda uyandırdığı korkuyla karışık saygı ve ayakta kalma telaşlan ile bu küçük şehrin insanları Orhan Kemal'in usta kaleminden bir insanlık komedyasına dönüşüyor.
Kitaplarında asla kaba siyasi söyleme kaçmayan, ancak tavrını en net biçimiyle her zaman korumuş olan Orhan Kemal, Üçkâğıtçı’da ise politik hayatın kirli yüzünü ele alıyor. Türkiye'nin yaşadığı bir seçim dönemini ele alan Orhan Kemal bir kez daha toplumun aynası olmaya devam ediyor.
Muhadarat
Muhadarat, ilk Türk kadın romancı ve yazar Fatma Aliye Hanım’ın en önemli romanlarından biridir ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenen “100 Temel Eser” arasındadır.
Romanda evlilik konusunda gençlerin söz sahibi olması, üvey annenin çocuklar üzerindeki olumsuz etkisi, çocuk terbiyesi, yakın akrabaların konak hayatında yol açtığı sıkıntılar, eğitimli bir kadının olaylar üzerindeki etkisi üzerinde durulmaktadır. Eserde özellikle cariyelerin hayatı ve emeklilikleri hakkında özgün bilgiler vardır. Zengin ve yaşlı Sai Bey on yedi yaşındaki Calibe Hanım’la evlenir. Üvey anne, Sai Efendi’nin kızına ve oğluna iyi davranmaz. Hatta kızının nişanlısından ayrılması için çeşitli entrikalara dahi başvurur. Bunun üzerine Fazıla bütün yaşadıklarından bıkar ve intihar etmeyi düşünür. Romanda yaşananlar İstanbul’da başlar, Beyrut’ta devam eder. Beyrut’ta yaşanan aşırı tesadüfler oldukça merak uyandırıcıdır.
“100 Temel Eser” arasında yer alan Muhadarat bir kadın gözüyle ilk defa Osmanlı aile hayatına yer vermesi açısından önemli bir eserdir.
Muhteşem Bedenlerimizin Coğrafyası
Muhteşem Gatsby – Modern Klasikler 63
Muhteşem Gatsby yalnızca Fitzgerald’ın en parlak yapıtı değil, aynı zamanda 20. Yüzyıl Amerikan edebiyatının en iyi romanlarından biridir. Kahramanı Jay Gatsby’nin Long Island’da bir malikanede sürdürdüğü debdebeli yaşam tarzı, “Caz Çağı” olarak bilinen 1920’li yılları bütün coşkusu, aşırılıkları, şiddeti ve çöküşüyle yansıtır.
Eğitimsiz bir aileden gelen yoksul Gatsby, kendini baştan yaratır. Servet ve güç kazanarak yeni umutlar ve başlangıçlar vaat eden bir hayatın eşiğine gelen bu gizemli milyonerin tek dürtüsü saplantı haline getirdiği ilk aşkı Daisy’ye kavuşmaktır. En parlak düşlerinin bir öpücükte cisimleştiği beş yıl önceki bir anı yeniden yakalamaktır aslında. Ama geçmiş geçmiştir ve tekrar edilmesi mümkün değildir. Gatsby’nin uğradığı yıkım, Amerikan Rüyası’nın da çöküşüdür.
Mükemmel Bir Gün
Mümkünse Sadece Seninle
“Herhangi bir evrende herhangi bir zamanda sana ne zaman rastlarsam rastlayayım yeniden seveceğim. Bir an bile düşünmeden…”
İnsan kendini bir hikâyenin içinde bulduğunda ve mutlu olduğunda zamanı durdurmak ister ve herkesin zamanı durdurmak istediği bir an vardır.
“Tam da şu an zamanı durdurmak isterdim. Hep yanımda olman için. Burası benim zamanı durdurmak istediğim yer. Sırf bu yüzden sen yanımdayken bile hep eksik kalacağım.”
Mumlar Sonuna Kadar Yanar
“Bu soruyu ancak sen cevaplayabilirsin ve şimdi, bütün bunlar geçip gittiğine göre, aslında cevapladın: Hayatınla.
İnsan önemli soruları sonunda daima bütün hayatıyla cevaplar.”
İkinci Dünya Savaşı ortalığı kasıp kavururken artık yaşlanmış ve münzevi bir hayat sürmekte olan General Henrik tam kırk bir yıl önce bir anda ortadan kaybolan gençlik arkadaşını beklemektedir. Çocukluğunda ve gençliğinde sıkı bağlar kurduğu bu dostun ölmeden önce yanıtlaması gereken sorular vardır. İlk kez 1942’de yayımlanan ama asıl yazarın ölümünden sonra keşfedilerek birçok dile çevrilen Mumlar Sonuna Kadar Yanar Márai’nin kuşkusuz en çok ses getiren romanı.
Dostluk, kıskançlık, ihanet ve insan doğası üzerine uzun süre unutulmayacak bir meditasyon.
Dipten akan bir gerilim ve zarif biçimde örülmüş moral ve metafizik sorgulamalardan
oluşan çerçevesiyle parlak bir roman.
The New York Times Book Review
Sándor Márai insana rahat vermeyen, muhteşem bir hayalet romanı yazmış; hakikati
kendileri için bir arafa dönüştüren sağ kalanların ağıtı…
Thomas Wirtz, Frankfurter Allgemeine