Kalp Ağrısı
Kalp Ağrısı, edebiyatımızın unutulmaz yazarı Halide Edib Adıvar’ın en tanınmış, en duygusal romanlarından biri. İlk kez 1924 yılında yayımlanmış bir aşk romanı. Romanın baş karakteri Zeyno, güçlü, esprili, çekici bir genç kızdır. En yakın arkadaşı Azize ise pek güzel ve çekici ama renksiz, kıskanç biridir. Hasan Bey’le nişanlı gibidirler. Zeyno da Saffet’le evlenmek üzeredir.
Ancak Hasan’la Zeyno arasında dile getiremedikleri bir aşk doğmuştur. Zeyno bu tehlikeli durumdan uzaklaşmak için İstanbul dışındaki bir çiftlik evine bir süre dinlenmeye gider. Ama Hasan’la Azize de ona ve nişanlısı Saffet’e sürpriz yapmak amacıyla peşlerinden gidecektir. Halide Edib, çoğu romanında yaptığı gibi değişik anlatım teknikleri kullanarak yazmış
Kalp Ağrısı’nı. Zeyno’nun güncesini, mektuplarını okurken kendinizi soluk kesici bir aşk öyküsünün içinde buluyor, Adıvar’ın gözünden 1900’lerin ilk yıllarının İstanbul yaşamını tadıyorsunuz.
Kalp Muhafızı (Ciltli)
Senin görevin kalbimi korumaktı.
HEPİMİZİN ACILARI VARDI AMA BEN BU ACILARI DİLE GETİREMEYECEK KADAR TUTSAKTIM.
Kâhin gözlerini bebekten ayırıp yere çevirdi ve başını salladı.
“Bu o, majesteleri,” dedi. “Kehanetin bebeği. Tacın sizden sonraki sahibi, krallığın tek kurtuluşu ve kalbin taşıyıcısı.”
Prenses Sara’nın kaderi, o doğmadan önce bile herkes tarafından biliniyordu. O, kehanetin bebeği ve kalbin sahibiydi; kraliçesi olacağı krallığa bolluk ve bereket getirecekti. Kehaneti öğrenen krallıklar Sara’nın peşine düşünce savaş kaçınılmaz hale geldi. Artık yapılacak tek şey vardı: Kalbin sahibi Sara, babasının yedi muhafızıyla yola çıkacak, saraydan olabildiğince uzaklara gidecekti...
Bu yolculuk kralın en güçlü muhafızı Hazar ve Prenses Sara’yı öyle bir noktada bağlayacaktı ki kader bu bağa çözülemeyecek bir düğüm atacaktı.
Hazar...
Kalbimin koruyucusu, vazgeçilmezi ve en büyük düşmanı... Beni koruduğu hiçbir kötü, kalbimi onun kadar kırmadı.
Kalp Muhafızı 2 (Karton Kapak)
“Bende senin kalbinin haritası var. Ben orada asla kaybolmam.”
Krallıkların savaşı sona erdi lakin Sara ve Hazar’ın savaşı daha yeni başlıyor...
Sara ondan ustalıkla gizlenen sırları art arda öğrenmenin şaşkınlığını yaşarken kendini bir kâbusun içinde bulacak, Hazar ise tüm bunların ortasında hiç olmadığı kadar acı dolu bir çaresizliğe hapsolacaktı...
Hissettiği tüm güzel hisler yerini kahra ve hüzne bırakırken Sara, tutunduğu her dalın çatırdadığını izleyecek, umutsuzluğu tadacaktı.
Peki, tüm aşk masalları mutlu sonla bitmez miydi?
İlk kitabıyla bizi yüzlerce yıl öncesine götüren ve krallıkların kapılarını açan Kalp Muhafızı serisi ikinci kitabıyla devam ediyor!
"Bana göre herkes içinde kendi krallığını taşır ve sen benim şahsi krallığımı yerle bir ettin."
Kalp Muhafızı 2 Ciltli
“Bende senin kalbinin haritası var. Ben orada asla kaybolmam.”
Krallıkların savaşı sona erdi lakin Sara ve Hazar’ın savaşı daha yeni başlıyor...
Sara ondan ustalıkla gizlenen sırları art arda öğrenmenin şaşkınlığını yaşarken kendini bir kâbusun içinde bulacak, Hazar ise tüm bunların ortasında hiç olmadığı kadar acı dolu bir çaresizliğe hapsolacaktı...
Hissettiği tüm güzel hisler yerini kahra ve hüzne bırakırken Sara, tutunduğu her dalın çatırdadığını izleyecek, umutsuzluğu tadacaktı.
Peki, tüm aşk masalları mutlu sonla bitmez miydi?
İlk kitabıyla bizi yüzlerce yıl öncesine götüren ve krallıkların kapılarını açan Kalp Muhafızı serisi ikinci kitabıyla devam ediyor!
"Bana göre herkes içinde kendi krallığını taşır ve sen benim şahsi krallığımı yerle bir ettin."
Kamelyalı Kadın
Dumas, Marie Duplessis’yle yaşadığı trajik aşk hikâyesini anlattığı Kamelyalı Kadın’la henüz yirmili yaşlarının başında edebî rüştünü ispatlamıştır. Önce okuru büyüleyen roman, yazımından kısa bir süre sonra tiyatroya uyarlanmasının ardından da İtalyan besteci Guiseppe Verdi’yi etkisi altına almış ve La Traviata’nın ilham kaynağı olmuş, günümüze dek birçok kez beyazperdeye uyarlanmıştır.
19. yüzyıl Fransa’sını arka planına alan roman, genç hukukçu Armand Duval ile Paris’in en güzel kurtizanı, yakasındaki kamelyalarla âşıklarına göz kırpan Marguerite Gautier’nin yasak aşkı üzerinden dönemin masumiyet ve ahlak anlayışına kafa tutarken, sosyal yaşamı da gözler önüne serer.
“Tüm zamanların en muazzam aşk hikâyelerinden biri.”
Kan Varsa
Kan varsa haber de vardır...
Habercilerin kullandığı bir deyişti bu ve o gün bir bombanın patlatıldığı Albert Macready Ortaokulu’nda kesinlikle kan vardı. Finders Keepers Dedektiflik Ajansı'nda günlük işleriyle ilgilenen Holly Gibney'nin dikkatini çeken ise bambaşka bir ayrıntıydı. O, kanın kokusunu alıp ilk haberi yapan muhabire takılmıştı. Holly'nin adama odaklanmasının geçerli bir nedeni vardı, çünkü o bir Yabancı'ydı.
Kan Varsa her biri okuru kendi korku dolu dünyasına çeken dört uzun öyküden oluşuyor. Holly’nin ilk yalnız macerasının dışında Bay Harrigan’ın Telefonu, Chuck’ın Hayatı ve Sıçan öyküleri uykularınızı kaçıracak.
Kan Ve Gül Bir Kara Dejavu
“Ben bu anı daha önce de yaşamamıştım sanki…”
Gül bahçesi maziye, kanlı bir yolculuk…
Kan ve Gül, fantastik bir polisiye. Rengini kandan, kokusunu gülden alan bir roman. Epey hareketli, ziyadesiyle hazin, hayli komik.
Aşk romanları çevirmeni Aziz, bir yangında küle dönüşmek üzereyken, zamanda yolculuk yaparak yirmi yıl öncesine döner. Üstelik yirmi yaş gençleşmiş bir halde. Henüz işlenmemiş bir cinayeti çözmek üzere harekete…
geçmesi pekâlâ mümkündür. Karizmatik sosyopat Abdül’ün hayatını kurtarması… galiba iyi olacaktır.
Mazi tesisatını tamir edebilirse, hayatı, istikbal musluklarından temiz ve tazyikli bir su gibi akacaktır. Biricik aşkı Nergis’ten hiç ayrılmayacak, kızı Zeynep’e hakkıyla babalık edecektir. Peki, bu amatör dedektif, kaderin hükmünü değiştirebilecek midir? Geleceği görmek mi daha zordur yoksa geçmişi mi?.. Öncü yazar Alper Canıgüz’den, Dünya Kitap 2018 yılı “En İyi Polisiye roman” ödüllü, büyüleyici ve ayıltıcı bir serüven.
Gün içinde bambaşka bir yerdi Kan ve Gül Kuru Temizleme. Tezgâhın arkasındaki üç eleman ile dükkânı dolduran kalabalığın elleri arasında etamin, patiska ve alpakalar pervasızca savruluyor; polyester, filafil ve flaneller şehvetle çağıldıyor; tartan, tafta ve şifonlar kan ağlıyor; ipek jorjetler onlara histerik kahkahalarla karşılık veriyordu. Bu çılgınlığın arasında gözlerim gayri ihtiyari İskender Doğan’ı aradı ancak kendisi ortalıkta görünmüyordu.
Biraz hayal kırıklığına uğramış idiysem de bu durumu doğal karşılamam gerektiğini biliyordum. Onun işi gündelik operasyonlara katılmak değil, geceleri biz uyurken dünyanın bin bir hali üzerine tefekkür edip, sefil varoluşumuza bir nebze anlam katacak nihai gerçeğin peşinde koşmak ve onu avuçlarında hissettiği anda insanoğlundan çoktan ümidi kestiğini hatırlayıveren merhametli bir tanrı gibi bizim için sessizce iki damla gözyaşı dökmekti.
Kanadı Kırık Kuşlar
“Kendi vatanında bile yabancıdır kanadı kırık kuşlar”
1930’ların Almanyası... Nazilerin baskısından bunalan Yahudi asıllı tıp doktoru Gerhard Schlimann, çemberin yeterince daraldığını, kendisi ve ailesi için tek çarenin kaldığını hisseder: Kaçmak...
Ancak işsizliğin, savaşın habercisi toplumsal karmaşaların ve her yere yayılan ayrımcılığın cenderesindeki bir dünyada insanca yaşanacak bir yer bulmak hiç de kolay değildir. Zira Gerhard Schlimann ve diğer Yahudilere sözümona gelişmiş ülkeler bir bir sırt çevirirken, bir tek Avrupa’nın kıyısındaki genç bir Müslüman ülke kucak açar: Türkiye Cumhuriyeti...
Ayşe Kulin, Kanadı Kırık Kuşlar’da 1930’ların Almanya’sından 2000’lerin Türkiye’sine uzanan bir ailenin dört kuşaklık hikâyesini anlatıyor bizlere. Sıradışı, güçlü, coşkulu, inançlı kadınların hikâyesi bu aynı zamanda. Elsa, Suzan, Sude ve Esra kendi sancıları ve değişimlerini vatanlarının çalkantıları ile iç içe yaşıyorlar.
Kanadı Kırık Kuşlar, vatanı sevgi olan herkesin kalbine değecek...
Kanatsız Melekler
Kanını Satan Adam
Zor bir hayata doğmuştur Xu Sanguan: Babası çocukken ölür, annesiyse başka bir adamla evlenip onu terk eder. Dedesi ve amcasının sahip çıkıp büyüttüğü Xu Sanguan artık şehirdeki ipek fabrikasında çalışan genç bir işçidir. Amcasını ziyaret ettiği bir gün, kan satmaya giden iki arkadaşının yardımıyla o da kanını satar. Eline geçen parayı sadece ailesi için harcaması gerektiğine inandığı için evlenmeye karar verir. Xu Yulan’la evlenir ve üç oğlu olur. Büyük oğlu Yile hakkındaki bir gerçeğin ortaya çıkmasıyla sarsılır. Kültür Devrimi, kıtlık yılları gibi zor ve toplumu altüst eden dönemlerde ne zaman başı sıkışsa bir kuyudan su çeker gibi damarlarından kan çektiren ve mücadeleden asla vazgeçmeyen Xu Sanguan’ın öyküsü, tüm bunların yanında yaşama dair birçok tuhaflığı da barındırır.
Kalbin tek bir atışıyla kanın tüm vücuda yayılması gibi, Yu Hua da basit fakat usta işi cümlelerle kurduğu bu olağanüstü öyküde, âdeta insan ruhunun ve yaşamın kılcal damarlarına ulaşır.
Daha önce Yaşamak adlı romanını yayımladığımız Yu Hua’nın en önemli eserlerinden Kanını Satan Adam’ı Erdem Kurtuldu Çince aslından çevirdi.
Kanlı Oda
Halk hikâyelerinde ve masallarda karartılıp görmezden gelinen arzular, lanetlenmiş dişil enerji ve kadın cinselliği; Kanlı Oda'da Angela Carter'ın fantastik, gotik ve büyülü gerçekçi dokunuşlarıyla tıpkı bir prizmadan yansırcasına ışıyor.
Mitlerdeki feminist eleştiriye tabi tutulan toplumsal cinsiyet kalıpları yalnızca içerikçe değil, biçem ve karakterler bağlamında da tersyüz ediliyor: Kırmızı Başlıklı Kız, Çizmeli Kedi, Mavi Sakal, Güzel ve Çirkin, Pamuk Prenses, Kont Drakula... Carter, her birini yapısöküme uğratarak Brontë Kardeşler'den ve Poe'dan aldığı ilhamla, kadın yazınında çığır açan Jeanette Winterson, Margaret Atwood ve Clarissa Pinkola Estés'e uzanan sonsuz bir köprünün temellerini atıyor.
Beyaz atlı prensler eyerlerinden çoktan düştü; ve sözü kadınlar aldı...
Kapalı Kapılar Ardında
Herkes şampanyanın su gibi aktığı akıl almaz partiler veren seçkin centilmenler kulübü hakkındaki söylentileri duymuştu… ve kapalı kapılar ardında olup bitenler kimsenin hayal edemeyeceği kadar inanılmazdı.
Skandallar…
Paige Hargreaves, Londra’nın en ayrıcalıklı erkeklerinin üye olduğu kulüple ilgili bir yazı üzerinde çalışan genç bir gazeteciydi.
Şok edici bir skandalı gün yüzüne çıkarmanın eşiğindeyken ansızın ortadan kayboldu.
Sırlar…
Dedektif Çavuş Maeve Kerrigan, gerçeği ortaya çıkarmak için kulübün zenginlik, ihtişam ve acımasızlıklarla dolu dünyasına dalmak zorundaydı. Fakat onun da sakladığı sırlar vardı. Maeve zamanı tükenmeden gerçekleri gün yüzüne çıkarmayı başarabilecek miydi?
Kaplanın Sırtında (Yeni Kapak)
Kaplanın Sırtında Livaneli’nin edebiyat hayatında ilginç bir çıkış. Sultan II. Abdülhamid devrine aynanın öbür tarafından bir bakış… Sürgün Padişah’ın perspektifinden sürükleyici bir anlatım… Dikkat çekici bir üslup…” İlber Ortaylı
“Kaplanın Sırtında, Abdülhamid rejimini alışılmış klişelerden kurtaran sürükleyici bir roman.” Taner Timur
“Geçmişin ve geleceğin, devrimin ve çöküşün, büyük hayallerin ve hayal kırıklıklarının beraber yaşandığı yüklü ve zor bir dönemin anlatıldığı önyargısız bir roman...” Ali Yaycıoğlu
Otuz üç yıl süren bir saltanat, ardından bir gece yarısı gelen Selanik sürgünü…
Tahttan indirilişinin üzerinden bir asırdan uzun bir zaman geçmiş olan II. Abdülhamid’in yaşamının en ilginç evresi Livaneli’nin çağdaş anlatısıyla gün yüzüne çıkıyor. Devrik padişahın, ihtilalci fikirlerin filizlendiği Selanik şehrindeki günleri hem bir vicdan muhasebesi hem de yoğun bir psikolojik gelgit dalgası.
Türk edebiyatının kuşak bağı Zülfü Livaneli, II. Abdülhamid’in tahtını kaybettikten sonra yaşadıklarına odaklanırken, bireyi, toplumu, devleti ve iktidarı sorguluyor. Selanik sürgünü boyunca Sultan’ın ve maiyetinin hususi doktoru olan Tabip Yüzbaşı Atıf Hüseyin Bey’in hatıratından hareketle vücut bulan bu tarihi romanda, iktidar kavramına çarpıcı bir bakış açısı sunuluyor.
Kar Kokusu
Dünya fikirlerle bölünmüş bir halde.
Derin bir şüphe, korku, ajanlar, köstebekler, yasaklanmış fikirler... Hayallerinin ülkesinde acı bir gerçekle karşılaşan idealist insanlar. Devrim hayallerinin ısıtmaya yetmediği bir soğuk savaş… Karlar içinde biblo güzelliğinde bir şehir. Kendilerini kanlı bir serüvenin içinde bulan Türkiyeli devrimciler...
Açık pencerelerden içeri kar kokusu sızıyor.
Ahmet Ümit’in klasikleşmiş ve otobiyografik öğelerle bezeli polisiye romanı Kar Kokusu, Türkiye’nin en karanlık günlerinde, tüm devrimcilerin cennet gözüyle baktığı Moskova’da geçiyor. Usta yazar bir yandan dönemin keşmekeşine ışık tutuyor, bir yandan da nefes nefese bir gerilimin ortasında okura sürükleyici bir deneyim yaşatıyor.
Nereye giderse gitsin ülkesini içinde taşırdı insan. Ülke düşüncelere sinerdi, davranış olur, hiç beklemediğiniz bir anda kendini gösterirdi. İsteseniz de kurtulamazdınız ondan, bir tat, bir dokunuş, bir ses, bir koku, bir görüntü olur, aklınıza takılır, çekip götürürdü çocukluğunuzun, gençliğinizin geçtiği yerlere.
Kar Küresi Ciltli
Seni yanıma, tüm dünyayı karşıma almak istiyorum.
Hava soğuktu, rüzgâr acımasız. Burası bir kar küresiydi, biz de içindeki figürler. Gün gelecekti, birileri bu kar küresini eline alıp sallayacaktı. Kar yağıyor sanacaktık oysa altüst olacaktık...
Eylül, kışın en soğuk günlerinden birinde kendisini Abant Gölü'nün yakınlarında ormanlık bir alanın içine kurulmuş Kar Küresi Psikolojik Destek Merkezinde bulduğunda başına geleceklerden habersizdi. Buraya yalnızca psikolojik destek almak için geldiğini sanan Eylül kendisini bambaşka bir sona doğru giderken bulacaktı. Önce Merih'le tanışacak, sonra Merih'te kendisini bulacaktı. "Biz buradayız," diyecekti Merih ona, "ve bunlar yaşanıyor."
Bu hikâye Eylül'ün ve Merih'in altüst olmalarının hikâyesi… Birlikte dibe batmalarının ve ışıksız kalmalarının hikâyesi... Hiçbir gülümsemesi içten olmayan, gözü hep uzaklarda bir yerlere dalan, ne olduğunun bilinmezliğinde oradan oraya savrulan, kanatlarını göremediği için kendisini çirkin sanan tavus kuşlarının hikâyesi. Bu hikâye sizin hikâyeniz, bu satırları siz yazdınız... Eylül ve Merih'in kış masalının içinde üşümeye hazır mısınız?
Bu doğan güneş var ya Eylül... İşte o bizim için doğmuyor.
Kar Küresi Ciltsiz
Seni yanıma, tüm dünyayı karşıma almak istiyorum.
Hava soğuktu, rüzgâr acımasız. Burası bir kar küresiydi, biz de içindeki figürler. Gün gelecekti, birileri bu kar küresini eline alıp sallayacaktı. Kar yağıyor sanacaktık oysa altüst olacaktık...
Eylül, kışın en soğuk günlerinden birinde kendisini Abant Gölü'nün yakınlarında ormanlık bir alanın içine kurulmuş Kar Küresi Psikolojik Destek Merkezinde bulduğunda başına geleceklerden habersizdi. Buraya yalnızca psikolojik destek almak için geldiğini sanan Eylül kendisini bambaşka bir sona doğru giderken bulacaktı. Önce Merih'le tanışacak, sonra Merih'te kendisini bulacaktı. "Biz buradayız," diyecekti Merih ona, "ve bunlar yaşanıyor."
Bu hikâye Eylül'ün ve Merih'in altüst olmalarının hikâyesi… Birlikte dibe batmalarının ve ışıksız kalmalarının hikâyesi... Hiçbir gülümsemesi içten olmayan, gözü hep uzaklarda bir yerlere dalan, ne olduğunun bilinmezliğinde oradan oraya savrulan, kanatlarını göremediği için kendisini çirkin sanan tavus kuşlarının hikâyesi. Bu hikâye sizin hikâyeniz, bu satırları siz yazdınız... Eylül ve Merih'in kış masalının içinde üşümeye hazır mısınız?
Bu doğan güneş var ya Eylül... İşte o bizim için doğmuyor.
Kar Tanesi
"Kalbine elini uzat, tutunup kalkmak için seni bekliyor."
Karlı bir ormanın tam ortasında tanıdım seni. Orman acımasızdı. Orman ıssızdı. Orman soğuktu. Sen ise bir kar tanesi gibi eşsizdin. Bir kar tanesi gibi erimeye mahkûmdun Eylül… Günler geçti, kış dindi… Güneş açtı, orman ısındı. Ve sen kar tanesi… Günün birinde milyonlarca kar tanesi gibi eridin… ve ben seni kurtaramadım.
Eylül ve Merih’in Kar Küresi’nde başlayan maceraları serinin ikinci kitabı Kar Tanesi’yle kaldığı yerden devam ediyor. Bu sefer okuyanları çok daha soğuk, çok daha karanlık bir hikâye bekliyor.
Eylül ve Merih’in hikâyesinde üşümeye ve onların kendilerini bulma yolculuğuna eşlik etmeye hazır mısınız?
Merih, ismini “kırmızı gezegen” olarak bilinen, alev alev yanan Merih’ten alıyordu. Ben ise ona göre bir kar tanesiydim.
Yanında erimeye mahkûm gibiydim...
Bırak da senin yanın benim cennetim olarak kalsın, cehennemi tek başıma yaşıyorum zaten.
Kar Tanesi Ciltli
"Kalbine elini uzat, tutunup kalkmak için seni bekliyor."
Karlı bir ormanın tam ortasında tanıdım seni. Orman acımasızdı. Orman ıssızdı. Orman soğuktu. Sen ise bir kar tanesi gibi eşsizdin. Bir kar tanesi gibi erimeye mahkûmdun Eylül… Günler geçti, kış dindi… Güneş açtı, orman ısındı. Ve sen kar tanesi… Günün birinde milyonlarca kar tanesi gibi eridin… ve ben seni kurtaramadım.
Eylül ve Merih’in Kar Küresi’nde başlayan maceraları serinin ikinci kitabı Kar Tanesi’yle kaldığı yerden devam ediyor. Bu sefer okuyanları çok daha soğuk, çok daha karanlık bir hikâye bekliyor.
Eylül ve Merih’in hikâyesinde üşümeye ve onların kendilerini bulma yolculuğuna eşlik etmeye hazır mısınız?
Merih, ismini “kırmızı gezegen” olarak bilinen, alev alev yanan Merih’ten alıyordu. Ben ise ona göre bir kar tanesiydim.
Yanında erimeye mahkûm gibiydim...
Bırak da senin yanın benim cennetim olarak kalsın, cehennemi tek başıma yaşıyorum zaten.
Kara Güneş
Kara Kule V (Calla’nın Kurtları)
Roland Deschain ve Ka-tet’i Kara Kule’ye erişmek için güneydoğuda, ormanlarla kaplı Orta-Dünya’da yolculuklarına devam ederler. Calla Bryn Sturgis adındaki kasabanın sınırlarına ulaşınca beklenmedik bir durumla karşılaşırlar: Uçsuz bucaksız çiftliklerin yer aldığı sakin topraklardan kasabanın ruhunu emip tüketen Gökgürültüsü adında karanlık bir güç yükselmektedir.
Aynı anda kurtlar da hızla kente yaklaşmaktadır. Onlara karşı koymak büyük bir risktir, ama silahşorlar böylesine tehlikeli ve garip durumlarla karşılaşmaya alışıktırlar. Ancak ellerindeki silahlar, bu karanlık güçlere karşı koymaya yeterli midir?
“Olağanüstü bir ortamda, akıllara durgunluk veren sanal bir dünyada, unutulmaz karakterlerin yer aldığı Kara Kule serisi bugüne dek okuduğunuz romanlardan çok farklı. Bu öykü, yazarın sanatının zirvesine eriştiğinin kanıtı.”
Locus
Kara Kule Vı (Susannah’nın Şarkısı)
İblis-anne Mia, Susannah’nın bedenini ele geçirmiştir. Susan- nah’nın karnında korkunç bir yaratık büyümektedir. Pek yakında Mia’nın çocuğunu doğuracaktır. Ama New York kentinden Son-Dünya’nın sınırlarına dek onu izleyen garip üçlü, korkuyla beklenen faciayı önleyebileceklerini ümit etmektedir. Bu arada Roland ve Eddie, Maine’e ayak bastık- ları anda kendi kaderleriyle yüz yüze gelirler.
“Yazar, anlatımıyla okurlarını büyülüyor.”
Washington Post
Kara Panter 3
Karabasan
Karamazov Kardeşler Yeni Beyaz Kapak
Karamazov Kardeşler, edebiyat tarihinde çok az romana nasip olmuş bir üne sahip. Klasik Rus edebiyatının dev yazarı Dostoyevski’nin bu son romanı, Rusya’nın ruhunu simgeleyen temsilcileriyle Karamazov ailesine odaklanmış, ama girmedik alan, değinmedik konu bırakmamış: din, ahlak, baba katli, şiddet, Doğu-Batı sorunu, sınıf mücadelesi, feodalizm, sosyalizm... Dostoyevski’nin, “Hiçbir romanımı bu kadar önemsemedim,” dediği Karamazov Kardeşler, daha yayımlandığı tarihten itibaren kült bir eser haline gelmiş ve tüm dünyada büyük tartışmalara yol açmıştır; XX. yüzyılın temel yazınsal izleklerini belirlemiş ve pek çok yazarı peşinden sürüklemiştir. Kitabın yayımlanmasından kısa bir süre sonra ölen Dostoyevski, tıpkı Suç ve Ceza’da olduğu gibi bu kitabında da insanlığın evrensel sorunlarını ortaya koyar. Karamazov Kardeşler, bu anlamda “kuyuya atılmış bir taş” kadar etkili bir yapıt olarak önemini koruyor.
Karanlığın Ayak İzleri
Eski sırlar da bir gün açığa çıkar…
Beryl Tavistock, anne babasının yirmi yıl önceki şüpheli ölümünün etkisinden kurtulamamıştır. Onu altüst eden bir haberle, gerçeğin peşine düşmeye karar verir. Beryl tehlikeli sorular sormaya başlayınca kendini beklenmedik bir kovalamacanın içinde bulur.
Araştırması onu ailesini kaybettiği Paris’in sokaklarından güneşli bir Yunan adasına kadar götürür. Casusların dünyasının içine çekildikçe ihtiyacı olan yardımı eski CIA ajanı Richard Wolf’tan alacaktır.
Ama bu dünyada birilerine güvenmek zordur; arkadaşlar düşmanlara, düşmanlar katillere dönüşebilir.
Karanlığın Elli Tonu
Yılın Beklenen Filmi... Artık Beyazperdede
Elinizdeki bu film özel baskısında, E L James’in filmin yapım aşamasında kendi çektiği fotoğraflar ve bunlar için yazdığı yorumları bulacaksınız. Yakışıklı, ruhu yaralı genç iş adamı Christian Grey’in kendine has erotik zevkleri ve karanlık sırları karşısında pes eden Anastasia Steele ilişkilerine son noktayı koymuştur ama duyduğu arzu hâlâ düşüncelerini esir etmektedir. Christian yeni bir teklifle çıkageldiğinde karşı koyamaz. Şehvetli, yakıcı ilişkileri yeniden alevlenirken, Ana arızalı, hırslı ve talepkâr Elli Ton’unun yürek parçalayan geçmişi hakkında daha fazlasını öğrenir. Christian içindeki şeytanlarla savaşırken, Ana’nın da kendi öfkesiyle ve ondan önceki kadınlara duyduğu kıskançlıkla yüzleşip hayatının en önemli kararını vermesi gerekecektir.
Daha Karanlık Tonda Bir Şey Giyin...
Karanlığın Şehri
Doğduğu günden beri ailesinin son derece korumacı ve baskıcı tutumuyla yetiştirilen Efsan Erez, doğum gününde en sevdiği grubun konserine gitmek üzere kardeşiyle beraber gizlice evden çıkar. Masum bir istekle başlayan bu çıkış, Efsan’ın kendini küçük dünyasından tamamen farklı bir evrende bulmasıyla sonuçlanır.
Krallıklar tarafından yönetilen topraklarda yaşayan tehlikeli yaratıkların ve büyü kullanabilen ırkların hüküm sürdüğü evrende biçare ve kimsesiz kalır. Artık o, olmaması gereken bir yerde, olmaması gereken kişidir. Yabancıların hoş karşılanmadığı bu karanlık şehirde tanımadığı kişilerin yardımına muhtaç olmasıyla, sonun başlangıcı için zaman akmaya başlayacaktır.
Bir yandan eve dönüş yolunu ararken, diğer yandan hayatta kalabilmek için kimliğini gizleyerek tehlikeli seçimler yapmak zorunda kalır; fakat bu girişimleri, yakalanmaması gereken en önemli kişinin, Alaz Şahzade’nin dikkatini çeker. Artık olmaması gereken yer, bu karanlık şehir değil, yanında dahi durmaması gereken bu adamın geceden daha siyah harelerinin içidir.
Canını kurtarmak için kaçarak ailesine geri dönmeye çalışan Efsan karanlık şehirden kaçabilecek midir ya da tan vaktini bile görebilecek midir, belli değildir.
Üstelik ne kadar engel olmak isterse istesin kalbi de yavaş yavaş Alaz Şahzade için çarpmaya başlarken…
Güçlü bir duruşu vardı, aynı zamanda karanlıktı da ve karanlık kötüydü. Karanlık bilinmezlik demekti, karanlık boşluktu ve... Ben karanlığı sevmezdim.
Karanlığın Yüreği – Modern Klasikler 150
Conrad Karanlığın Yüreği’nde 1890 yılında Kongo’da yaşadığı, onu derinden sarsan deneyimi anlatır. Bugün bir modernizm klasiği olarak anılan yapıtın “kahramanı” Kurtz’un ölürken “Dehşet! Dehşet!” diye haykırışı, yolculuğuna büyük umutlarla başlayan yazarın bu ülkede yaşadığı hayal kırıklığı ve psikolojik sarsıntıyı yansıtır. Bütün büyük edebiyat yapıtları gibi Karanlığın Yüreği de zamanla yaratıcısının yazmaya niyetlendiği metnin ötesine geçmiştir. 1899’da yayımlanan novella yazıldığı dönemin ürünü olmasına ve Avrupalıların Afrika’daki emperyalist sömürüsünü anlatmasına karşın, kuşaklar boyu süren ve günümüze dek uzanan tartışmaları esinlemiştir. Metni bugün hâlâ canlı tutan bu tartışmalar, modernizmin benliği keşfi, yeni anlatım biçimleri arayışı, sömürgeciliğin mirası, toplumsal cinsiyetin inşası, emperyalizmin ve modernleşmenin ekolojik sonuçları vb. etrafında sürüp gider. Sömürgeciliğin hem sömüren hem de sömürülen açısından yıkıcı etkisi üzerinde durduğu gerekçesiyle genellikle övülürken, bazı postkolonyal Afrikalı yazarlar tarafından da “ırkçı” olarak nitelenen Karanlığın Yüreği, en çok tartışılan modern edebi metinlerden biridir.
Karanlık Lise – 3
Karanlık Masal
Cesaretin varsa bu yolculukta bize katıl.
Büyülü soygunlar ve ölümcül sırlarla dolu bu yolculuğa siz de katılın… Tabii cesaretiniz varsa. Kalbinizi durduracak bu fantastik hikâye, tam da Kargalar Meclisi hayranlarına göre.
Evie Wilder, hayatının büyük bir kısmını görmezden gelinerek geçirmiş bir yetimdir. Bu durum, kendini dramatik bir soygunun içinde bulduğunda ve Karanlık Masal adlı soygun çetesinin dikkatini çektiğinde değişecektir. Evie, görünmez olabiliyordur. Bu da onu, gizemli ve esrarengiz eserler çalan ve sihirli güçleri olan efsanevi Karanlık Masal ekibinin değerli bir üyesi hâline getirecektir.
Evie, bu ekibin cazibesine karşı koyamaz ve kendi sırlarına rağmen onları ailesi gibi benimser. Ancak Karanlık Masal’ın geçmişinde Evie’nin hayal edebileceğinden çok daha fazla sır vardır. Bu sırlar, Evie’nin trajik geçmişini çözecek cevaplarla doludur.
Hiç kimse göründüğü gibi değildir ve Karanlık Masal’ın sırlarını ortaya çıkarmanın bedeli ölümcül olabilir.
Karanlık Sular Trendeki Kız
Goodreads okurlarına göre 2017’nin en iyi polisiye-gerilim romanı!
Yayımlandığı andan itibaren çoksatan listelerini altüst eden, son yılların en önemli gerilim romanı Trendeki Kız’ın yazarı Paula Hawkins’ten gizem dolu yepyeni bir roman! Ölümünden birkaç gün önce Nel yardım istemek üzere kız kardeşine telefon eder. Ancak kardeşi Jules yanıt vermez ve yardım çağrısını geri çevirir. Birkaç gün sonra Nel’in ölüm haberi gelir. Jules ise kaçtığı ve gelmemeye yemin ettiği kasabaya, geride kalan yeğenine bakmak için dönmek zorunda kalır. Ancak Jules dehşet içerisindedir. Çok korkmuştur. Anımsamak istemediği hatıraları su yüzüne çıkarken, Nel’in intihar etmeyeceğine de giderek ikna olur. Bunların ötesinde Jules sudan korkmaktadır, özellikle de Ölüm Göleti dönen o korku verici yerden.