Issız Erkekler Korosu
Ezilen, horlanan, acı çeken, ağlayan, üşüyen, hatta dayak yiyen erkekler…
Ademoğlu Pansiyon’da bir fasıl gecesi...
Oradakilerin hepsi erkek!
Her birinin ayrı bir hikayesi, o hikayenin içine nakşolmuş ayrı bir şarkısı var.
Ve tanıdık birkaç yüz...
Piraye’nin Haşim’i, Yüreğim Seni Çok Sevdi’nin Murat’ı, Çikolata Kaplı Hüzünler’in Eylemci’si Vedat, Pembe ve Yusuf’un Yusuf’u da orada.
Issız erkeklerden oluşan muhteşem koro eşliğinde şarkılarını söylüyorlar.
“Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır!” sözü verenler...
“Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın” diye sitem edenler...
“Şimdi uzaklardasın” diyerek hiç dönmeyecek sevgililerine seslenenler...
“Eller kadir kıymet bilmiyor anne” diye ağıt yakanlar...
Onların hikayelerini paylaşırken, şarkılarında da kendinizi bulacaksınız...
Eroinle Dans
Eroin sözcüğü kimseyi ürkütmesin. Madde bağımlılığının 12 yaşına indiği ülkemizde, başımızı kuma gömmeden gerçekleri irdelemek zorundayız.
Eroinle Dans, uyuşturucu ve eroin konusunda Türkiye’de yazılmış ilk ve tek roman. Her yaştan, her kesimden, uyuşturucuyla tanışmamış ya da kullanıcı, çok sayıda okurum oldu.
2014’te Yeşilay Derneği’nin Zümrüdüanka Ödüllerinde “En Yeşilaycı Edebiyatçı ” ödülünü aldım. Önceleri kuşkuyla yaklaşılırken, artık okullarda tavsiye kitabı.
“Çok şaşıracaksın ama... Sana olan tutsaklığım buraya kadar Eroin! Vedalaşmamızın zamanı geldi.
... Tüm sorumluluğu sana yüklemem haksızlık olur. Yaptığımızın ölüm dansı olduğunu bile bile, kollarındaki sarhoşluğumu sürdürdüğüm için, ben de en az senin kadar suçluyum.
Ama bitti artık... Ölüm dansı tek kişiliktir! Bundan sonrasında bana eşlik edemeyeceksin.
Ölümüm senin elinden olmayacak Eroin! Bu zevki tattırmayacağım sana...”
Eroinle ölümüne dans!
Bitti deseniz de bir yerlerde sürüyor hala.
Değişen, yalnızca dans edenler...
Kardan Adam
İmkansızın Şarkısı
Bir yolculuk sırasında Beatles’ın “Norwegian Wood” adlı parçasını duyan kahramanımız 37 yaşındadır ve bu parça onu Tokyo’da geçirdiği üniversite yıllarına götürecektir. En yakın arkadaşının intihar edişi, geçen zamanın ardından onun kız arkadaşıyla yakınlaşması, araya giren zorunlu ayrılık ve yeni bir kız arkadaş. “İmkansızın Şarkısı” yalın, çarpıcı ve sıcak bir aşk hikâyesini anlatıyor. Yazarı Haruki Murakami Japon edebiyatının aykırı, ama en çok okunan yazarı. Japon geleneklerinin dışında geliştirdiği üslubuyla adından çok söz ettiren Murakami’yi dünyaya tanıtan roman “İmkansızın Şarkısı”.
1968-1970 yılları arasında geçen olaylar, o günün toplumsal gerçeklerini de satırlara taşıyor. Ama romanın odağında bu toplumsal olaylar değil üçlü bir aşk var. Gençliğin rüzgârıyla hareketlenen “İmkansızın Şarkısı”nı ölümle erken karşılaşan gençlerin hayatı yönlendiriyor. Hiçbir şeyin önem taşımadığı, amaçsızlığın ağır bastığı, özgür seksin kol gezdiği bir öğrenci hayatı... Ama diğer yanda da yoğun duygular var... İmkansız aşklar, imkansız şarkılar söyleten. Hemen hemen her Japon gencinin okuduğu roman anayurdu dışında da çok kişi tarafından sahipleniliyor.
Az
Az... Küçük bir kelime, büyük bir roman. Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az... Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi... 11 yaşında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen korucu kızı Derdâ ile hapisteki bir gaspçının aynı yaştaki oğlu "mezarlık çocuğu" Derda’nın bir mezarlıkta kesişen hayatlarının, bu iki çocuğu kırk yıl boyunca her tür şiddetle yontup birbirlerine hazırlayışının, (bütün anlamlarıyla) Yazı’nın bu iki çocuğu birleştirmesinin hikâyesi. Çocuk şiddeti, hayatın şiddeti, aşkın şiddeti, inancın şiddeti, hırsın şiddeti üzerine, A’dan Z’ye şiddet üzerine, dilin ve yazının şiddetiyle bir roman...
Bülbülü Susturmak
“Saklıyım ben benden bile, itirafım var, gönül dünyamı lisana döküp kendime bile aşikâr edemem. Bu yüzden gizemlerle doludur kalbimin mahzenlerinde sakladığım duygular. Ötmüyor içimde şakıyan bülbül, gönül bestesine engel olsun diye ona dut yedirip susturdular. Öyle saf, öyle berrak ve lekesiz ki mana ırmağım; gün olur, çöllere hayat verir umudundayım. Gizliyim, saklıyım, bilinmezdeyim...”
Elli yılı aşan yazarlık serüveni boyunca eserleriyle okurlarında derin izler bırakan Ahmed Günbay Yıldız’dan tüm kısıtlamalara ve baskılara rağmen hayatın çıkmazlarına karşı koymayı başaran iki kız kardeşin kalplere dokunan hikâyesi: Bülbülü Susturmak...
Kayıp Ruhlar İçin Çay Saati
Agonie korkutucu bir cadıydı, Félicite ise ruhları ve hayaletleri bulan bir dedektif. İkizler yıllar içinde ayrı düşmüş, otuz yıl görüşmemişlerdi. Ta ki annelerinin annelerinin ölümünün ardından, kendilerine rağmen, bir araya gelene dek.
Tanıştıkları her kişiyle ve gizemli çaylarının yardımıyla annelerinin hayatına dair yeni bir düğümü çözeceklerdir. Gerçeğe dair arayışları, Agonie ve Félicité’yi Nice’in dar sokaklarından terk edilmiş uzak köylere ve Endülüs’ün efsunlu bir çölünden bir ailenin geçmişinin derinlerine götürecektir. Fransa Fantastik Edebiyat Büyük Ödülü 2024 kazananı Kayıp Ruhlar İçin Çay Saati, sessizliğe gömülmüş pişmanlıklar, paylaşılamayan sevgiler ve koparılamayan bağlara dair fantastik öğelerle bezeli büyüleyici bir roman…
Balinanın Ölümü
1938 yılında, uzak bir Galler adasının kıyılarına ölü bir balina vurur. Tüm hayatını adada geçirmiş Manod için bu, hem bir kıyamet alameti hem de adanın kıyılarının ötesinde neler olabileceğinin bir sembolü gibidir. Babası ve kız kardeşiyle yaşayan genç Manod, ailesinin nesiller boyunca yuva bildiği, güzel ama bir o kadar da hırçın adanın ötesindeki hayatı keşfetme arzusundan kurtulamaz.
Kıyıya vuran balinanın ardından ada kültürünü incelemek üzere gelen iki İngiliz etnograf, ona hem kendi adasının uzağındaki hayata bir bakış hem de bir kaçış ihtimali sunar. Manod, topluluğunun yanlış anlaşıldığına dair şüphelerine rağmen, bambaşka duygularla hesaplaşmak zorunda kalacaktır.
Balinanın Ölümü, keskin bir zekâyla yoğrulmuş ışıl ışıl anlatımıyla üzerlerine kapanan dış dünyayla yüzleşmek zorunda kalan insanların hikâyesi... O’Connor, uçurumun kenarındaki bir topluluğun ve bir kadının incelikli portresini ustalıkla gözler önüne seriyor.
“Balinanın Ölümü, aşk ve kayıp, tanıdık ve yabancı, güven ve ihanet, kara ve deniz, yaşam ve ölüm gibi pek çok kutup arasında gidip gelen, şaşırtıcı derecede kendinden emin bir ilk roman. O’Connor, Manod’da baştan çıkarıcı ve aldatıcı bir anlatıcı yaratmış: Dünyayı onun gözünden görmeyi çok sevdim ve romanın bitmesini istemedim.” -Maggie O’Farrell, Evlilik Portresi ve Hamnet kitaplarının New York Times çoksatan yazarı
“Balinanın Ölümü, sakin, aydınlık bir kusursuzlukla yazılmış, her duygusu özenle işlenmiş, ada hayatının dramını delici bir doğrulukla gözler önüne seren güçlü bir roman.” -Colm Toibin, New York Times çoksatan yazarı
“Balinanın Ölümü’nün sessiz ritmi, tutunulan ve salıverilen kaybın derin bir melodisini içeriyor. Büyük bir değişim hakkında zarif ve çetin bir hikâye.” -Anne Enright, Booker Ödüllü yazarı
“Büyük bir değişimin eşiğindeki dünyada geçen enfes, çağrışımlarla dolu bir ergenliğe giriş hikâyesi.” -The Observer, 2024 Yılının En İyileri
“O’Connor her şeyin eşiğinde bir ruh hali yaratıyor: yetişkinlik, bir topluluğun sonu ve romanın geçtiği zaman göz önüne alındığında savaş. Bu aynı zamanda çatışan ideolojilerin birbirlerine karşı köpürüp kaynadığı bir dönem ve O’Connor tüm bunları ve daha fazlasını en ince ayrıntılarıyla resmediyor.” -Crack Magazine
“Akıldan çıkmayacak, telaşsız, sıra dışı bir ilk roman... O’Connor kırsal olanı, izole olanı fetişleştirme eğilimimizi ve bir inceleme nesnesi haline gelmenin ne anlama geldiğini berrak bir bakışla sorguluyor.” -Joanna Quinn, The Whalebone Theater’ın New York Times çoksatan yazarı
“Apaçık ve zarif... O’Connor’ın mükemmel ilk romanı ... bir karakterin kendine özgü varoluşunu sahicilikle parıldatan, titizlikle gözlemlenmiş bir yazım örneği.”-Maggie Shipstead, New York Times Book Review
Avukatı Mısın?
Ergün ilkokul yıllarından beri, gördüğü her haksızlığa karşı çıkmaktadır. Ama arkadaşlarını savunurken aldığı yanıt hep “Avukatı mısın?” olmuştur. İşte o günden beri avukatlık, Ergün’ün aklına iyiden iyiye yerleşir. Böylece Ergün üniversite için İstanbul’a, Hukuk Fakültesine gelir. Burada aldığı eğitimden ve yaptığı stajdan sonra avukatlığa Rize’de başlar. Ancak sonunda Tahsin’in dediği olur: “Ee artık İstanbul’un suyunu içtin, daha da Rize’yi unut.” Hayat onu yeniden İstanbul’a, mücadeleyle geçecek bir dünyanın ortasına getirir.
Bu romanda, Avukat Ergün Kazanır’ın çocukluğundan üniversite yıllarına, ilk iş deneyiminden başından geçen evliliklere; yaşadığı türlü macera ve anılara tanık oluyoruz. Dışarıdan göründüğü gibi olmayan avukatlık mesleğinin farklı yönlerini Kazanır’ın mücadeleden vazgeçmeyen karakteri sayesinde keşfediyoruz. Yazarın eğlenceli, samimi ve yer yer şiirsel dilinden azimli bir avukatın yaşamını okuyacaksınız!
Zaman Çöktü
Direniş
Muhteşem Bedenlerimizin Coğrafyası
İçimdeki Müzik – Fleksi Kapak
11 yaşındaki Melody'nin fotografik hafızası vardır. Kafası bir kamera gibi gördüğü her şeyi kaydeder. Ve "stop" düğmesi yoktur. Okulun en zeki çocuğudur ama bunu kimse bilmez... Çünkü Melody konuşamaz, yürüyemez ve yazamaz... Ama bir gün bir mucize olur! Melody kafasının içindeki sesi keşfeder... Sesini asla unutamayacağınız bu cesur kızla tanışmaya hazır mısınız? İngiltere'nin saygın edebiyat ödüllerinden Coratta Scott King ödüllü yazar Sharon M. Draper'dan hüzün ve umut dolu soluksuz okunacak bir roman.
"Cesur, sürükleyici ve samimi bir hikâye." School Library Journal
"Gözükara ve gerçekçi..." Kirkus Review
"İlham verici! Bu hikâye hepimizi birer aktivist haline getirebilir." Booklist
Hayatta Kalanlar
Hayatta Kalanlar, büyürken birbirine yabancılaşan üç kardeşin –Nils, Benjamin ve Pierre’in annelerinin ölümü üzerine bir araya gelmelerini anlatıyor. Kardeşler, annelerinin vasiyeti üzerine çocukluk yıllarının odağındaki eski yazlık evlerine dönüyorlar. Hikâye katman katman açıldıkça ve kardeşlerin çocukluklarına daldıkça gerçekler anlaşılıyor: Bu evde yaşananlar hepsinin karakterini, hayatını ve birbirleriyle ilişkilerini geri dönülemez şekilde etkilemiş, aileyi dağıtmış, herkeste ayrı bir yara açmış...
Alex Schulman, travma ve trajedinin ardından çözülen bir zihnin anılar sarayında gezerken en derin bağlarımızın, bizi en büyük darbelere karşı nasıl savunmasız bıraktığını ustalıkla ortaya koyuyor.
“Hayatta Kalanlar sizi üç kardeş için ağlayacağınız duygusal bir labirentin derinliklerine götürüyor. Dönüştükleri adamlar için, oldukları çocuklar için, kaybettikleri masumiyet için... Işıl ışıl, akıldan çıkmayacak, unutulmaz bir roman.” –Fredrik Backman
“Çok iyi bir kurgu ve kusursuz bir anlatım. […] İsveç’in bu 1 numaralı çok satarının otuzu aşkın ülkedeki yayınevleri tarafından yayınlanması harika. Schulman, ebeveynlerine ve bu dünyaya karşı savunmasız kalan çocukların başına gelenleri incelikle ve keskin bir üslupla tasvir ediyor. Ve sevginin yokluğu, her şeyi yutana kadar büyüyen bir kara delik yaratıyor.” –Der Spiegel
“Alex Schulman, hikâyenin kırılma noktası olan zirvesine yenilikçi ve dolambaçlı yollarla ilerliyor. Bölümler, kardeşlerin göl evine dönüşlerinin şimdiki anlatımı ile orada geçirdikleri son yaza ilişkin fragmanlar arasında gidip geliyor. Geçmiş zaman bölümleri kronolojik olarak sunulurken, şimdiki zaman bölümleri tersine açılıyor. […] Hayatta Kalanlar, bize üç kardeşin ‘yoksulluk sınırının altında gerçekleşen üst sınıf yetiştirme’lerinin kederli hikâyesini, incelikle işlenmiş sahnelerle sunuyor. Bu yürek burkan anlatı, başlığındaki ironik acıyı ortaya koyuyor.” –The Wall Street Journal
“Yakıcı bir hikâye… Schulman o kadar sade bir dille yazıyor ve anıların inceliklerini öyle sezgisel aktarıyor ki.” –Publishers Weekly
Gökten Düşen Şeyler
Gökten düşen bir buz bloğu küçük Saara’nın annesinin canına mal olur.
Bir kadın art arda iki kez piyango ikramiyesini kazanır.
Bir adama beş kez yıldırım çarpar.
Bütün bunların bir insanın başına gelme olasılığı nedir ki şu hayatta? İşte tam da bu nedenle hayatları altüst olan bu insanlar, kaderleriyle yüzleşmenin bir yolunu bulmak adına bu rastgele olaylar için bir açıklama arıyorlar.
Bu kitap, mümkün imkânsızlıkların ve uzak ihtimallerin yakınlığı üzerine, hayata dair bir hikâye; zaman, sevginin gücü ve değişimin kaçınılmazlığı üzerine uzun soluklu bir düşünce. Finlandiya’nın en sevilen yazarlarından Selja Ahava’nın Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü sahibi romanı Gökten Düşen Şeyler, dünyanın dört bir yanında okurların kalplerine dokunuyor.
“Bir çocuğun bakış açısından anlatılan bu hikâye, diğer masalları geride bırakıyor... Katmanlı ve dokunaklı bir roman.”
-Literary Review
“Hayatın gidişatını belirleyen ürkütücü rastlantısallık üzerine tuhaf ve düşünceli bir hikâye... Bu roman güçlü yazarların basit cümlelerle neler yapabileceğine dair iyi bir örnek.”
-Booklist
“Edebî bir peri masalı... Soğuk iklimlerde yaşayan insanların, sıcak ocakların etrafında anlatacakları hikâyelere ihtiyacı var.”
-Literary Hub
“Ahava, karakterlerinin tuhaflıklarını ve romanın olay örgüsündeki rastlantısallığın rolünü öyle iyi kucaklıyor ki, roman, keder ve yas üzerine bir düşünceden Paul Thomas
Anderson’ın Magnolia’sındaki Ricky Jay tonunda bir anlatıya dönüyor.”
-Words Without Borders
“Gökten Düşen Şeyler’in neden AB Edebiyat Ödülü’nü kazandığını anlamak zor değil. Ahava, kesintiye uğramış hayatlar, parçalanan kimlikler, keder, anlaşılma arzusu ve insanın kapanma ihtiyacı hakkında dokunaklı bir hikâye yaratmış.”
-Avrupa Edebiyat Ağı
“Selja Ahava’nın sessiz ama davetkâr romanı bir peri masalını çağrıştırıyor... anlatı hem hafif hem de şiirsel, saf ve bilge -gerçekten harika.”
-Neue Zürcher Zeitung
Yeşil Çığlık
Çöpçüler
Annemin Gölgesi
Kekeme Hamlet
Acaba düzgün ve akıcı bir konuşmam olsaydı, dünyanın en büyük tiyatro oyuncularından biri olabilir miydim? On binler, yüz binler, belki de milyonların önünde hiç takılmadan, hiç kekelemeden, dupduru bir konuşmayla sözlerimi savurabilir miydim sahneden?
Hikmet, tiyatro aşığı bir çocuk. En büyük hayali, günün birinde tiyatrocu olup sahnelere çıkabilmek… Ama önünde büyük, hem de doğuştan gelen bir engeli var: Kekemelik. Tıpkı büyükbabası gibi o da kekeme. Hiç odasından çıkmayan, kendisiyle tek kelime bile etmeyen, evin içerisinde bir hayalet gibi dolaşan büyükbabası gibi…
Hikmet liseye başladığı yıl önce resim çizmeden duramayan sınıf arkadaşı Turgut, sonra adaşı olan Hikmet öğretmen ve en önemlisi de Hamlet ile tanışınca, bambaşka bir yolculuğa adım atar. Artık kekemeliği ile tam anlamıyla yüzleşmenin zamanı gelmiştir…
Kekeme Hamlet sadece dili değil, kalbi de kekeme olanlar için kaleme alınmış; tiyatronun, kitapların, resimlerin ve kalbimizin derinliklerindeki duygularımızın iyileştirici gücünü hatırlatan, umut dolu bir roman.
Ulak 1 Çelik Hilalin Gölgesinde
Nuri, henüz daha on iki yaşında bir çocuk. Kahraman bir şehidin oğlu, eski bir savaşçının torunu. Büyüyor Nuri; yalnızlığıyla, hayalleriyle, gerçeklerin acımasızlığıyla büyüyor…
Ve bir gün…
"Çelik Hilal" namlı teşkilatın efsaneleri dilden dile dolaşan reisi Vehimi Orhun Çelebi ile karşılaşır Nuri. Bu, hayatının geri kalanını sonsuza dek etkileyecek bir tanışmadır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır…
Ulak serisinin ilk kitabı olan Çelik Hilal’in Gölgesinde ile devlerin savaşındaki bir çocuğun hikâyesine merakla katılacak, birbirinden heyecanlı maceralarına ortak olacaksınız.
Aşk Çölü
İstanbul Dedektifleri 2 Karaltı Çetesinin Peşinde
İlk kitapta haritayı ararken kendilerini Karaltı Çetesi’nin kirli oyununun içinde bulan Bilgin, Bilge ve Bora, bu kez onların peşinden gidiyor! Ancak çetenin yapacağı büyük hırsızlığı önleyebilmek için çözmeleri gereken bilmeceler var. Acaba İstanbul Dedektifleri, İstanbul’un tarihî yarımadasında zamanla yarışırken bu işi başarabilecekler midir?
Ruhi Mücerret
İstiklal harbi’nin son gazisi, 100 yaşındaki millî kahraman ruhi mücerret, bir dünya starına nasıl dönüşüyor?
Zaten ecelin menzilindeyken, esrarengiz psikopat masum cici’yi haklayabilecek mi?
Mabet filozofu avni vav'dan daha neler öğrenecek?
Nazlı hilal’e, 70 yaş farka rağmen nasil açilacak?
Ve son nefesinde kelime-i şahadet getirebilecek mi?
Bir gözü mavi, diğeri kahverengi avare civan kazanova,
Elden düşme ruhunu şeytana neden satiyor?
Depremde yitirdiği serpil silahliperi’yi unutmayip da ne yapacak?
Marifetli afet fujer fuji’den kaçarken neye yakalanacak?
Kan kanseri yeğeni ozan’i hangi parayla tedavi ettirecek?
Alinyazisindaki boşluklari neyle dolduracak? intiharin eşiğinde
Tetikte beklerken, kimvurduya mi gidecek?
Ziyadesiyle kahkaha ve bir nebze gözyaşi içeren bu serüvende...
Trenler gemilere çarpiyor.İstiklal harbi, 85 yil sonra devam ediyor.
Şakaklar matkapla deliniyor.
Uçaklar düşüyor.
Kaybedenler şampiyon oluyor.
Serseri kurşunlar uçuşuyor. ve reklamlar, müşterileri ele geçiriyor!
Meyra – Bir Bosna Hikayesi
“Son günlerde,” diye konuşmasını sürdürdü Meyra, “bir duygu her karanlık çöküşünde gelip yakama yapışıyor. Onu yenmek için bir şeyler yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Bazen korkum ve üzüntüm birbirine karışıyor. Sabrım, bütün korkularım, belirsizliklerim ve acılarım… Hepsi sanki bu duyguda bir araya gelmiş gibi. İşte o zaman aklıma sen geliyorsun, seni düşünüyorum. Özellikle de akşamın o ilk saatlerinde...”
Meyra: Bir Bosna Hikâyesi, Avrupa’nın orta yerinde, bütün dünyanın gözlerinin önünde gerçekleşen 20. yüzyılın en büyük trajedisine, Bosnalı Müslümanların soykırımına odaklanıyor.
Tamamen gerçeklere dayanan kişisel hikâyelerden, acılardan yola çıkan Sinan Akyüz, sadece siyasi meseleleri etkili bir biçimde ortaya koymakla kalmıyor, mikro düzeyde iki insan arasında komşu, arkadaş, sevgili, akraba oluşan duyguları da ustalıkla gözler önüne seriyor.
Suç 2 –
İnsanı altüst edip kendine hayran bırakan Suç adlı kitabının kazandığı başarının ardından ünlü yazar ve ceza avukatı Ferdinand von Schirach yeni bir dizi hikâyeyle okurlarının karşısında. Üflemeli çalgılar grubuna mensup dokuz adam bir genç kızın hayatını mahvettikten sonra hiçbir bedel ödemeden serbest bırakılıyor. Bir adam çocuk istismarıyla suçlanıyor. Uyuşturucu taciri adamın hikâyesi Quantin Tarantino’nun filmlerini aratmıyor. Ceza avukatı Schirach’ın mesleğinde karşılaştığı bu yeni davaları yazar Schirach edebi hikâyelere dönüştürüyor.
Bu hikâyeleri okurken insan, Fitzgerald ya da Capote metinleri okurken yaşadığı türden bir hazyaşıyor; her şey yerli yerinde, sadelikle elde edilen şiirsel bir dil, okurken insanın kafasında başka bir ifade bulamıyorum büyüleyici bir film beliriyor.
Benjamin von Stuckrad-Barre, Welt am Sonntag
Dehşet Hikayeleri Üçlemesi
Korku edebiyatına gotik öğelerle bezeli çadaş bir yorum kazandıran Chris Priestley'in, dünya çapında büyük ilgi gören Montague Amca'nın Dehşet Hikayeleri, Kara Gemi'den Dehşet Hikayeleri ve Tünelin Ağzından Dehşet Hikayeleri üçlemesi, indirimli fiyat avantajı ve özel saklama kutusuyla set halinde satışa sunuluyor.
Edgar Allan Poe ve Mary Shelley'nin eserlerine saygı duruşunda bulunan Dehşet Hikayeleri üçlemesi ile tüyler ürpertici bir okuma deneyimi sunan Priestley, masalsı anlatımı, sınır tanımaz yaratıcılığı ve zengin hayal gücü ile yoğuduğu hikayelerinde, korkunun yönünü kah tekinsiz bir eve, kah suya gömülmüş kara bir gemiye, kah korkunç bir tünelin ağzına çeviriyor...
Korku ve gerilim türünde kitaplardah hoşlanan okurların yere göğe sığdıramadıklarını İngiliz yazarın üç kitaptan oluşan bu özel kutulu seti, üçlemeye kütüphünelerinde bir bütün olarak yer vermek isteyen koleksiyoner kitapkurtları, korku edebiyatında farklı ufuklar keşfetmek isteyen yeni okurlar ve kitap hediye etmekten hoşlanan edebiyatseverler için kaçırılmayacak bir fırsat!
Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik 3 Deliler Ve Cellatlar – Ciltli (Kutulu)
KUTU İÇERİĞİ
Ciltli Kitap
Poster
Ayraç
2 Adet Karakter Kartı
Kırmızı Şömiz
Beyaz Şömiz
Yakmaya başlayana dek yanacaksın!
Tanrıçaların uyanışından sonra Nova ve Daren aylar sonra diyara döner. Cehennem kraliçesini geri getirmek hiç de sandığı gibi olmaz. Artık tüm lordlar ve vârisler tehdit altındadır. Karanlık maddeyi kullanmak diyarın dört bir yanından orduların kapıya dayanmasına neden olur. Toprak Vârisi yeni kurduğu müttefiklerle kaybettiği gücünü kazanırken, Ateş Krallığı taht mücadelesine dahil olur. Hava Krallığı’nın birleşme partisi, Su Vârisi’nin takdimi ve Ateş Krallığı merasimi Nova’yı zorlu kararlar almak zorunda bırakır. Beşinci element ile yüzleşen Nova krallığını kurtarmak için Atlantis’in peşine düşerken, Ateş Lordu’na kaybettiklerini geri vermeye kararlıdır.
Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik 3 Deliler Ve Cellatlar – Ciltli (Beyaz Şömiz)
Yakmaya başlayana dek yanacaksın!
Tanrıçaların uyanışından sonra Nova ve Daren aylar sonra diyara döner. Cehennem kraliçesini geri getirmek hiç de sandığı gibi olmaz. Artık tüm lordlar ve vârisler tehdit altındadır. Karanlık maddeyi kullanmak diyarın dört bir yanından orduların kapıya dayanmasına neden olur. Toprak Vârisi yeni kurduğu müttefiklerle kaybettiği gücünü kazanırken, Ateş Krallığı taht mücadelesine dahil olur. Hava Krallığı’nın birleşme partisi, Su Vârisi’nin takdimi ve Ateş Krallığı merasimi Nova’yı zorlu kararlar almak zorunda bırakır. Beşinci element ile yüzleşen Nova krallığını kurtarmak için Atlantis’in peşine düşerken, Ateş Lordu’na kaybettiklerini geri vermeye kararlıdır.
Krallar Ve Soytarıları -Su – Ciltli
Korku seni güçlü kılacak!
Tanrıçaların fısıltısı ile taşların peşine düşen Nova kolyesini geri almak için Ateş Lordu’na
tuzak kurarak Ateş Krallığı’na gider. Su Krallığı’nın yükselişinden tedirgin olan Toprak Vârisi diyarı bir kez daha lordların yönetimine bırakmamaya kararlıdır. Krallık sıralamalarıyla ilgili gerçeği öğrendikten sonra hiçbir şeyin kendisini durdurmasına izin vermeyecektir. Nova büyük kozları ile geri döner. Hava Lordu ile dengeleri değiştirecek bir anlaşma yaptığı sırada krallık saldırıya uğrar. Su Lordu ile yüzleşmesi gerçekte ne istediğini anlamasını sağlar.
Aralarındaki çekim katlanılmaz hale gelen Ateş Lordu ile ikiz alev olduğunu öğrenmek aklını ve kalbini bulandırır. Geride bıraktıklarını kurtarmak ve halkını uyandırmak için bir kez daha iş başa düşer ama Tanrıçaların onun için bambaşka planları vardır.
Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik 1 Lordlar Ve Varisler – Ciltli (Kutulu)
KUTU İÇERİĞİ
Ciltli Kitap
Poster
Ayraç
4 Adet Karakter Kartı
Yeşil Şömiz
Beyaz Şömiz
Kırmızı Şömiz
Mavi Şömiz
Gökyüzü senin için şarkı yazıyor!
Su Krallığı’nın yıkılışının ardından tahta geçen Toprak Krallığı yüzyıl sonra insanların arasına gizlenen vârislerin peşindedir. Büyük Yıkım’ın ardından Ateş Krallığı esir düşmüş, Hava Krallığı çok kayıp verse de ayakta kalmış, Su Krallığı’ndan ise geriye hiçbir şey kalmamıştır.
Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik 1 Lordlar Ve Varisler – Ciltli (Kırmızı Şömiz)
Gökyüzü senin için şarkı yazıyor!
Su Krallığı’nın yıkılışının ardından tahta geçen Toprak Krallığı yüzyıl sonra insanların arasına gizlenen
vârislerin peşindedir. Büyük Yıkım’ın ardından Ateş Krallığı esir düşmüş, Hava Krallığı çok kayıp verse de ayakta kalmış, Su Krallığı’ndan ise geriye hiçbir şey kalmamıştır.
Alfin efsaneleri ile gökyüzünü seyrederek büyüyen ama sihre inanmayan Nova diyara getirildiğinde en yakın arkadaşı ile düşman krallıkların vârisleri olduklarını öğrenir. Yüzlerinde kim olduklarını ve hangi krallığa ait olduklarını simgeleyen izi de bir türlü belirmez.
Diyarda herkes tarafından dışlanınca Hava Krallığı’nın nazik lordu Sina, Nova’yı sarayında misafir eder.
Düzenbaz Ateş Lordu’nun ise onun için başka planları vardır. Tüm bu karmaşanın içinde Nova Su Krallığı’na dair bir iz bulur ama bunun için cehennem kapılarını aralamak zorundadır.
Oyuncak Müzesi 1 (Ciltli Özel Kutulu Set)
İçindekiler
Oyuncak Müzesi 1 (Ciltli)
Özel Tasarım Defter
Özel Tasarım Şeffaf Ayraç
Özel Tasarım Poster
Özel Tasarım Ayraç
BUGÜNE KADAR TÜM CİNAYET HİKÂYELERİ KURBANIN AĞZINDAN ANLATILDI. BU KEZ HİKÂYEYİ KATİLDEN DİNLEMEYE NE DERSİNİZ?
Bir ölümle başladı her şey. Bir başka ölüm onu izledi. Ve bir diğeri...
İnsan ne dilediğine dikkat etmeli, zira kalbinden geçen hiçbir dilek gerçekleşmeden peşini bırakmaz, derler. Ben ölüm diledim. Ravebelg Kasabası ve içinde yaşayanlar için. Bu kasaba, benim oyun evim ve içinde yaşayanlar da koleksiyonuma saklayacağım oyuncaklarım olacak. Tüm bunlara şahit olmak isterseniz bunun geri dönüşü olmayacak.
İnsanın şahit olduğu her şeyden sorumlu olduğu söylenir. Sizler de benim hikâyemin tamamına şahit olmak üzeresiniz. Eğer neler olduğunu öğrenmek istiyorsanız sırrıma ortak olacaksınız. Bu da sizi suç ortağım yapacak. İstediğiniz şeyin bu olduğunu sanmıyorum.
GİDİN BURADAN, SADECE GİDİN.
BUNDAN SONRA YALNIZCA SIRRIM DEĞİL... HİÇBİRİNİZ GÜVENDE OLMAYACAKSINIZ. HİÇBİRİNİZ.
Uyarı: Yetişkin okurlar için uygundur.