Blackpınk
Jisoo, Jennie, Lisa ve Rosé… Bu birbirinden yetenekli ve güzel dört kız, bundan yıllar önce hayatlarındaki en büyük tutku olan müziğin peşinden gitmeye karar verdiklerinde, günün birinde tüm dünyayı kendilerine hayran bırakacaklarını tahmin edebilirler miydi?
Hayranların uzun bekleyişinin ardından 2016 yılında çıkışını yapan efsanevi K-Pop grubu Blackpink, bir ay gibi kısa bir sürede neredeyse tüm müzik listelerinde üst sıralara yerleşmiş ve ileride neler başarabileceklerinin sinyalini vermişti. Çok geçmeden dünyanın her yerinde konserler vermeye başladılar ve milyonlarca hayran kazandılar. Onları bu kadar başarılı yapan şey ise yıllarca gece gündüz çalışıp kendilerini geliştirmeleri, her seferinde daha iyi sahne performansları sergilemek için gösterdikleri çaba ve en önemlisi, hayran grupları Blink’in tükenmeyen sevgisiydi. Bu kitap sayesinde herkes tarafından çok sevilen Blackpink üyeleri ve Blink’ler hakkında pek çok şey öğrenecek, K-Pop dünyasının derinlerine ineceksiniz.
Bloke 5
“Normal” bir hayat için itaat etmeleri yeterliydi!
Dokunma, tat alma, koku alma, duyma, görme... Tek tuşla etkinleştirilen nöral implantlar. Her “hata”da başka bir duyunun engellendiği Duyuhareket projesi. Hükümet’in, gençlerin tam itaatkâr bireyler olarak yetişmesi planına ebeveynleri de ortak etmesi... Psikolojik bilimkurgu romanlarıyla sevilen İtalyan yazar Luigi Ballerini, duyuların bile bloke edilebildiği teknolojik bir toplumu kurguluyor. Ailelerin, çocuklarını itaatkâr bireyler olarak yetiştirmek uğruna duyularını açıp kapatabildiği distopik bir dünyada, güven, özgürlük ve aidiyet kavramları üzerine düşündürüyor. Duyuları bloke edilmiş gençlerin öfkesini cesur bir direniş öyküsüne dönüştürüyor.
“... Ne yazık ki burası dünya değil ve dünya da iyi durumda değil. Bizim gibi gençler koşullanmış halde yaşıyor; arzularını, gelecekteki kariyerleri ve önemli kişilerin çevresinde yer alma olasılığıyla takas ederek bastırmayı öğrenmişler. Anne babaları tarafından bedensel duyularıyla cezalandırılan gençler, artık kendi duygularını bile algılamaktan aciz görünüyor, arkadaşlığın ne olduğunuysa artık bilmiyorlar. Bir şeyleri değiştirmek için bir şey yapmak zorundayız...”
Böcekleri Seven Kadın
Boğulmamak İçin
“Orwell’in ironik mizah anlayışı tazeliğini hiç yitirmiyor. Bu, kaçırılmaması gereken bir Orwell yapıtı.”
- The Observer
Göbeğinin çapı giderek genişleyen ve evinin taksitlerini ödemekle uğraşan George Bowling kırk beş yaşında, evli ve çocuklu –ve yeni aldığı takma dişleriyle kasvetli hayatından çaresizce kurtulmak isteyen– bir sigorta pazarlamacısıdır. 1939’da patlak verecek olan savaşın gelişini; yemek kuyruklarını, askerleri, gizli polisi ve zorbalığı görerek modern zamanlardan korkmaktadır. Böylece çocukluğunun dünyasına, huzur ve sükûn dolu bir yer olarak hatırladığı köyüne sığınmaya karar verir. Fakat köyünde aradığını bulabilecek mi, orası şüphelidir.
“Çok komik olmanın yanında hayranlık uyandıracak kadar gerçekçi... Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü burada nüve haliyle görebiliyoruz. Hayvan Çiftliği’ni de... Hem zengin bir okuma keyfi sunan hem de iki klasiğin tohumlarını birden barındıran romanlara kolay rastlanmaz.”
- John Carey, The Sunday Times
Böğürtlen Kışı
“Hangisi daha zor, bilmiyorum,” dedim. “Birini aniden kaybetmek mi yoksa onu yavaş yavaş, günden güne kaybetmek mi.” Vera Ray, oğlu Daniel’a o gece son kez iyi geceler öpücüğü verdiğinden habersizdi. Oğlunu her ne kadar yalnız bırakmak istemese de gece vardiyasında çalışmak üzere otele gitmek zorundaydı. Yine oğlu Daniel için… Mayıs 1933’te Seattle nasıl karlar altındaysa seksen yıl sonra da yine karlar altındaydı. Claire Aldridge, mayıs ayında yaşanan bu olağanüstü doğa olayını araştırırken Daniel’ın hikâyesiyle karşılaşır. Hikâyenin peşine düşen Claire, adım adım ilerlerken karşılaştığı manzara karşısında şaşkınlık içerisinde kalır. Daniel, aslında sandığı kadar uzakta değildir. Birçok kitabı New York Times ve USA Today çoksatan listelerine girmiş olan Sarah Jio, sevgiyi, umudu ve umutsuzluğu kalbinizin derinliklerinde hissedeceğiniz Böğürtlen Kışı adlı kitabıyla bir kez daha okurlarıyla buluşuyor.
Böke – Alamutun Fethi
Gökler, yıldızları birer ateş parçası gibi gecenin karanlığına saçtı…
İki asır boyunca dünyanın kanına bulanmış hançerler, son kez havaya kalktı!
Demirden bir kasırga, kör bir kâhinin rüyalarında kumları yaktı.
Türklerin kehaneti, fethin kartalını göklere havalandırdı!
Batu Han’ın Türk çocuklarından oluşturduğu özel birliğin görevi neydi?
Türklere ait Altın Kitap’ta ne yazıyordu?
Moğolların ve Türklerin yaratılış satırlarında saklı olan büyük hesaplaşma neydi?
Hasan Sabbah ile gücünün zirvesine ulaşan, iki asır boyunca dünyaya korku salan fedailer yuvası Alamut Kalesi ve fedailerinin yok oluş hikâyesidir.
Bu…
Sahte cennetin, cehennem gecesidir!
Bölünmüş Dünya
Börü
Bir intikama kaç taht sığabilir?
Acılı parmaklarla yapılmış kaç gösterişli taç, burçlarından kan taşan sarayların pürüzsüz merdivenlerinden yuvarlanabilir?
Hayat Ağacının köklerinde filizlenen kötülük, acunun direğindeki çatlağı zorluyor. Sürek avı gibi insan avlayan canavarlaşmış kralların tahtları sallanıyor!
Kanının sesini dinleyen ve küllere gömülmüş iki hanedanlık, öç ateşiyle yanıp tutuşanları ordularında birleştiriyor.
Büyük mabedin (Göbeklitepe) ve Agarta’nın üstatları, hep bir ağızdan şu soruyu sordular; “O gün geldi mi? Gökyüzünün üç yılanın üzerine kan rengi uyanacağı zaman. Bakir kar örtüsünün taze kanla ısınıp ırmaklara karışacağı an. Rüzgârın şahit olacağı ateşten bir gazabın altından kumları darmadağın edip, taştan tanrılarına sarılan zavallıların yalvaracağı, öç ateşinin yakıldığı o gün geldi mi?
Beklenen cevap Börü Han’ın dudaklarından döküldü;
“Canavarlaşmış kralların yönettiği topraklarda öç, sadece katliamla alınabilir!”
Acun artık kurt ve aslanın pençeleri arasında…
Kandan ırmakların coşkulu sesine kulak verin!
Boyalı Kuş
"İkinci Dünya Savaşı'nı konu edinen kayda değer kurgulardan hiçbiri Jerzy Kosinski'nin Boyalı Kuş'unun seviyesini yakalayamaz. Görkemli bir sanat eseri ve insan iradesi üzerine yazılmış en iyi methiye. Bunu okuyan asla unutmayacak, ve mutlaka sarsılacak. Boyalı Kuş edebiyatımızı ve yaşamlarımızı zenginleştiriyor." - Jonathan Yardley, The Miami Herald- "Olağanüstü... Tam anlamıyla sersemletici... Hayatımda okuduğum en güçlü kitaplardan biri." - Richard Kluger, Harper's Magazine- En önemli yazarlarımızdan biri - Newsweek- En iyilerden biri... Derin bir içtenlik ve duyarlılıkla yazılmış"
- Elie Wiesel, The N.Y Times
Böyle Buyurdu Zerdüşt – Can Yayınları
Friedrich Nietzsche’nin 1883-1885 yılları arasında kaleme aldığı Böyle Buyurdu Zerdüşt, filozofun en bilinen eseridir. Nietzsche’nin, yazılmış en derin eser olarak tanımlamaktan hoşlandığı bu kitap, şiirsel üslubuyla dikkat çeker ve edebiyat ile felsefenin sınırları arasında gezinir. Üstinsan ve ebedî dönüş kavramları üzerine kurulu olan Böyle Buyurdu Zerdüşt, Nietzsche felsefesinin temel taşıdır. Yeni değerlerin üretilebilmesi için halihazırdakilerin göz ardı edilmesinin gerekliliğini savunan eser, bu bakımdan bir kehanet niteliği taşır ve 20. yüzyıl felsefesini belirleyen eserlerden biri olarak öne çıkar.
Bozkırdaki Çekirdek – Ketebe Yayınları
Öyleyse insanın, bilhassa sanatçının, gerçekle ilintisindeki ödev; değişmez gerçekler aramaya çalışarak imkansıza yönelmesi değil, değişmekte olduğunu bildiği gerçeklerden, belli tarihsel şartlar içinde faydalı, ilerletici, insanı açıklayıcı, zenginleştirici sonuçlar alabilmeye çalışmasıdır.”
Bozkırdaki Çekirdek ile Türk modernleşmesinin belki de kurumsal anlamda en ilginç ve tartışmalı konularından olan Köy Enstitüleri’ne gerçeğin safında, insan ve coğrafyanın sınırlarını resmederek kendine özgü bir yaklaşım getiriyor Kemal Tahir. Ne soru sormaktan ne de yanılmaktan korkarak Tek Parti iktidarının eğitim reformu ile rejim bekçiliği arasında bocalayan projesini roman sanatının imkanları ile yeniden düşünmeye çağırıyor bizi.
Kemal Tahir, büyük bir ustalıkla kurguladığı “ölmez tiplerini” bir düşünce ve deneyim panayırında tartıştırıyor. Ülkü ile irade, ütopya ile gerçek, siyasal ile toplumsal arasında gergin bir ipin üzerinde yürüyen muhakeme becerisinin verimli sonuçlarını gözler önüne seriyor.
Bozkırın bozkır, çekirdeğin çekirdek olarak kalmasındaki sır ne anlatır bize? Büyük romancımız, en temelinde işte bu sorunun peşine düşüyor bu kez.
Bozkırkurdu
Uçarı bir "yaşam" insanı olmaya kalkışan katıksız bir "düşün" insanının, bu ikilemin gelgitleriyle oradan oraya savrulan yalnız bir ruhun, Bozkırkurdu'nun hikayesi.
Aydın geçinenlerin, bildikleriyle büyüklenenlerin, bilmediklerini küçümseyenlerin, bunu yaparken bilinçli ya da bilinçsiz yaşamı kaçıranların yüzüne inen bir tokat.
Broke And Lıght
Bronz – 2
BU RESİTALDE KUKLA MISIN YOKSA KUKLACI MI?
Annesinin günlüğünü almak için yola çıkan His Alatav, kendini büyük bir oyunun içinde bulmuştu.
İmparator’un olmayan merhametine kalan His, Kanlı Kukla Resitali’nden sağ çıkabilecek miydi?
Sağ çıkması gereken tek şey bu resital de değildi. Hayatı bir mumun alevine bağlı olan Alatav’ı önemli bir görev bekliyordu.
“El bebek konusunda haklısın.
Ama hiç gül bebek olmadım. Hep öl bebektim.”
“Öl bebektim diyorsun ama ölümü unutmuşsun, kızım.
Ne diyordum sana hep?”
“Memento mori.”
“Evet, memento mori. Ölümü hatırla, güzel kızım.
Ölümü hatırla; çünkü her şeyin sonu sen olacaksın.”
Her şeyin sonu olacağım.
Hayır, sil.
Yalnızca senin sonun olacağım.
Bronz 1: Şeytan
“Kartlar yeniden dağıtıldı. Kartlar kaderimizdi. Kimse kaderinin dışına çıkamadı.” Karanlık örgütün kurduğu düzen için doğmuş bir kız çocuğuyken ona verilen en büyük ceza sevgisizlikti. Kaderini kabullendi ve kartını oynadı.
O kim miydi? Hisar Alatav. Hayır, sil. His Alatav. Karanlık düzenin kıyameti olmak üzere. O ise Bronz. Karanlık örgüte başkaldırıp kartları yeniden dağıtan adam. Ona Bronz derler… Onların tohumları el bebek gül bebek değil; el bebek öl bebekti.
Bronz 2: İmparator Ciltli
“Onların tohumları el bebek gül bebek değil; el bebek öl bebekti.”
Annesinin günlüğünü almak için yola çıkan His Alatav, kendini büyük bir oyunun içinde bulmuştu. İmparator’un olmayan merhametine kalan His, Kanlı Kukla Resitalinden sağ çıkabilecek miydi?
Sağ çıkması gereken tek şey bu resital de değildi. Hayatı bir mumun alevine bağlı olan Alatav’ı önemli bir görev bekliyordu.
“El bebek konusunda haklısın. Ama hiç gül bebek olmadım. Öl bebektim.”
“Öl bebektim diyorsun ama ölümü unutmuşsun, kızım. Ne diyordum sana hep?”
“Memento mori.”
“Evet, memento mori. Ölümü hatırla, güzel kızım. Ölümü hatırla. Çünkü her şeyin sonu sen olacaksın.”
Her şeyin sonu olacağım. Hayır, sil. Yalnızca senin sonun olacağım.
Bronz 3: İmparatoriçe Ciltli
“Ölmek kaderin olsa da savaşmaya mecbursun. Sonuna kadar diren.”
Direnmek onun kaderiydi çünkü His Alatav, annesinin derin nefretiyle baş etmeye anne karnında başlamıştı. O yalnızca doğum tarihini değil, ölüm tarihini de biliyordu ve o gün gittikçe yaklaşıyordu. Ölmeden önce yapması gerekenler vardı. Sahip olduğu kartın varlığını artık gizlemeyecekti. Arkana, uzun yıllar sonra yeniden bir İmparatoriçe’ye ev sahipliği yapacaktı.
Haris Alatav, kızının o gizli kartın sahibi olduğunu öğrendiğinde, tüm kartlarını açık oynayacak ve Arkana’nın kanla yazılmış tarihini açığa çıkaracaktı. Büyük sır çözülmek üzereydi.
“Sen bir İmparatoriçe’sin ve İmparatoriçeler asla ağlamaz.”
Bu Bizim Hayatımız
Bu Gidiş Gidiş Değil
Budala – Hasan Ali Yücel Klasikleri 165
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı İnsancıklar 1846’da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Belinski bu eser üzerine Dostoyevski’den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan öykü ve romanları, çağımızda edebiyat klasikleri arasında yer alsa da, o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849’da I. Nikola’nın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi.Cezasını tamamlayıp Sibirya’dan döndükten sonra Petersburg’da Vremya dergisini çıkarmaya başladı, yazdığı romanlarla tekrar eski ününe kavuştu. En önemli eserlerinden Budala 1868-1869 yıllarında Russki Vestnik dergisinde tefrika edildi. Dostoyevski bu romanında insan ruhunun labirentini çılgınlık, tutku ve hastalık prizmasında kırılan görüntüsüyle sergilemiştir.
Budala Yeni Beyaz Kapak
Büyük yazarın ilk büyük romanı sayılan Budala, Dostoyevski’nin, kişinin içsel sorunları ve toplumdaki varoluşunu en çıplak biçimde ele aldığı yapıtlarından biridir. 1868 yılında tamamlanan Budala’nın kahramanı Prens Mışkin, tıpkı Dostoyevski gibi saralıdır. Tedavi için gittiği İsviçre’den bitkin halde döner. İnsanlardan iyice uzaklaşmış, kendi iç dünyasına kapanmıştır. Mışkin, dış dünyadan kopukluğu ve budalalık derecesinde iyi yürekliliği temsil eder. Dostoyevski’nin ruhsal bir arınmayı işlediği bu büyük eser, hem bir tragedya hem de bir aşk romanıdır.
Bukalemunlar Kitabı
Bukre
Bukre -2
Güzellik, bakmayı bilen gözdedir sevgilim. Artık kendime layık olanı seçebiliyorum sayende. Bir insanın gözlerine bakıp, kalbini görebiliyorum her seferinde. Eskisi gibi değilim. Neden mi senden çok daha öndeyim? Herkesin dünyası kendi gördüğü kadardır sevgilim. Sen önüne bakarken, ben uzakları ezberledim. Sen olup bitenlerle ilgilenirken, ben olmayanın izindeydim. Çivi çiviyi sökermiş, yalnızlığı kanatan hüzünlü şarkılar, yalnızlığa iyi gelirmiş. İşte ben bu şekilde hayata karşı direndim. Keşke bana akıl vereceğine, aklımı alacak kadar beni sevseydin. Ben, bir çocukluk edip büyüdüm işte! Sen büyümüşsün ama doğmamışsın bile. Ben, senin doğrundum sevgili. Ötekiler gelip geçerdi. Sen doğru olanı değil, geçerli olanı seçtin. Terk etmek kazanan olmaya yeter zannettin. Bana, bir veba busesi bırakıp gittin; bak şimdi yerini başkaları aldı. Bu aşkın vebası sende, busesi bende kaldı. Seçtiğin yolda sana mutluluklar diliyorum. Unutmak alışmaktır. Unutursun demiyorum… Ama alışacaksın biliyorum. Romanları ve hikâyeleriyle kalplerinize dokunan Kahraman Tazeoğlu, "Bukre" ile sizi yine duygusal bir yolculuğa davet ediyor.
Bul Beni Ciltli
“Herkesin umutları vardı ve umutsuzlukları, herkesin imkânları vardı ve imkânsızlıkları.
Hayat iki uçluydu her daim, kutlamaların konfetileri ve vedaların külleri arasında gidip geliyordu gerçeklik.”
Derin Mavi Sezer, en yakın arkadaşı Baran’ın kaybolduğu gün yanında görülen son kişiydi. Bu kayıp Derin’in ve arkadaşlarının hayatını temelinden sarsarken hayatlarına dahil olan bir yabancı tüm taşları yerinden oynatacaktır. Baran’ın kaybı çocukluk arkadaşları Derin, Dünya, Berfu ve Baran’a tamamen yabancı olan Aziz Ata’yı da içine alarak bir bulmacanın içine sürüklerken ortaya çıkacak gerçek, herkesin inandığından çok başka olacaktır. Kimse tüm bu olan bitenin eski bir fotoğraf çerçevesine bağlanacağını tahmin dahi edemeyecektir.
Çünkü harp ve harap kelimelerinin arasında yalnızca bir harf var.
İşte o kadar yakın birbirine savaşmak ve perişan olmak...
Bul Beni Karton Kapak
“Herkesin umutları vardı ve umutsuzlukları, herkesin imkânları vardı ve imkânsızlıkları.
Hayat iki uçluydu her daim, kutlamaların konfetileri ve vedaların külleri arasında gidip geliyordu gerçeklik.”
Derin Mavi Sezer, en yakın arkadaşı Baran’ın kaybolduğu gün yanında görülen son kişiydi. Bu kayıp Derin’in ve arkadaşlarının hayatını temelinden sarsarken hayatlarına dahil olan bir yabancı tüm taşları yerinden oynatacaktır. Baran’ın kaybı çocukluk arkadaşları Derin, Dünya, Berfu ve Baran’a tamamen yabancı olan Aziz Ata’yı da içine alarak bir bulmacanın içine sürüklerken ortaya çıkacak gerçek, herkesin inandığından çok başka olacaktır. Kimse tüm bu olan bitenin eski bir fotoğraf çerçevesine bağlanacağını tahmin dahi edemeyecektir.
Çünkü harp ve harap kelimelerinin arasında yalnızca bir harf var.
İşte o kadar yakın birbirine savaşmak ve perişan olmak...
Bulantı
20. yüzyılın önde gelen aydınlarından Jean-Paul Sartre, romanları, oyunları ve düşünce yazılarıyla varoluşçuluk düşüncesini olduğu kadar bütün bir yüzyılı da derinden etiklemiştir.
Bulantı, 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden Jean-Paul Sartre'ın ilk romanı. Bireyin kökten özgürlüğünü vurgulayan varoluşçu akımın sözcülüğünü üstlenen Sartre, adını 1938'de yayımlanan bu romanıyla duyurmuştu. Günlük biçiminde yazdığı bu kitabında, romanın kahramanı Roquentin'in dünya karşısında duyduğu tiksintiyi anlatıyordu. Bu tiksinti yalnızca dış dünyaya değil, Roquentin'in kendi bedenine de yönelikti. Kimi eleştirmeler romanı hastalıklı bir durumun, bir tür nevrotik kaçışın ifadesi olarak değerlendirdilerse de, Bulantı, yansıttığı güçlü bireyci ve toplum karşıtı düşüncelerle, sonradan Sartre'in felsefesinin temellerini oluşturacak birçok konuya yer veren özgün bir yapıttı.
"Varoluş"la yüz yüze gelen Ronquentin'in geçirdiği değişimi anlatan Bulantı, varoluşçuluğun kült kitaplarından biri oldu. 20.yüzyıl roman sanatında da önemli bir yeri olan bu kitabı, Selahattin Hilav'ın usta işi çevirisiyle sunuyoruz.
Bülbül
Bülbülü Öldürmek
Bülbülü Susturmak
“Saklıyım ben benden bile, itirafım var, gönül dünyamı lisana döküp kendime bile aşikâr edemem. Bu yüzden gizemlerle doludur kalbimin mahzenlerinde sakladığım duygular. Ötmüyor içimde şakıyan bülbül, gönül bestesine engel olsun diye ona dut yedirip susturdular. Öyle saf, öyle berrak ve lekesiz ki mana ırmağım; gün olur, çöllere hayat verir umudundayım. Gizliyim, saklıyım, bilinmezdeyim...”
Elli yılı aşan yazarlık serüveni boyunca eserleriyle okurlarında derin izler bırakan Ahmed Günbay Yıldız’dan tüm kısıtlamalara ve baskılara rağmen hayatın çıkmazlarına karşı koymayı başaran iki kız kardeşin kalplere dokunan hikâyesi: Bülbülü Susturmak...
Bunu Sen Oku
Bunu Sen Oku, başarının zirvesini de hayallerinin sayısız kez yerle bir olmasını da görmüş birinin unutuşa direnen, inancını koruyan sözleriyle yazılmış bir hayat şarkısı. İclal Aydın, heykeltıraş Ozan Ünal’ın benzersiz hayal gücüyle yarattığı çizimler eşliğinde anılarının izlerini sürse de, aslında çocukluk hüzünlerine, ısrar ettiği hatalarına, hevesine ve hayallerine şefkat gösterebilen herkesin hikâyesi bu. Her düştüğünde yerden bir avuç toprakla ve yenilenmiş olarak ayağa kalkmaktan, kalbine bir şans daha vermekten yorulmayan; pişmanlığa değil gönlünce yaşamış olmanın huzuruna sığınan bir yazarın kaleminden geleceğe ve okura yazılmış bir mektup.
"Mesela biliyor musun, beni başarılarımdan çok başarısızlıklarım güçlendirmiş aslında. Her batırıp berbat etme hikâyemde bir kahramanım olmuş, bir şekilde elimi tutmuş. Onlarca yıldır benimle evden eve taşınan günlüklerimi yaz başında okuduğumda dedim ki, İclal senin bir başarı hikâyen yok! Senin muazzam başarısızlıkların var. Ama maça dönmeye bir güç, cesaret bulmuşsun her seferinde. O güç ve cesaret kaybetmekten doğuyormuş meğer…
Ben kaybettim, ben yazdım.
Ozan okudu ve karaladı.
Bunu sana anlattım, sen oku."
Buraya Sevilmek İçin Gelmedim
Yayın akışında âşık olmak yoktu... Ama bu bir son dakika haberi!
Eliza Quan deneyimi ve tuttuğunu koparmasıyla okul gazetesinin baş editörlük seçimlerinde rakip tanımıyordu. Ancak yakışıklı eski sporcu Len DiMartile anlık bir hevesle aday olup da sırf “bir lidere daha çok benzediği” için kazanınca Eliza tüm değerlerini sorgulamaya başladı.
Bu haksızlık üzerine bir anlık öfkeyle kaleme aldığı yazı onun isteği dışında internette yayımlanınca Eliza kendini bir feminist hareketin başında buldu. Ancak sözcü rolü oynamasını bekleyenler ile iddialarını kınayanlar arasında çapraz ateşte kalması çok vakit almayacaktı.
Okul müdürleri bu kutuplaşmayı yatıştırmak için Eliza ve Len’in bir projede beraber çalışmasını istediğinde, Eliza kendiyle alakalı hiç bilmediği şeyler keşfedecekti. Bunlardan en korkunç olanıysa, ataerkilliğin vücut bulmuş hali olduğuna inandığı ve savaş açtığı Len’e âşık olmasıydı.
İşlerin sarpa sardığına inanan Eliza’nın tekrar düşünmesi gerekecekti.
• New York Times Gelecek Vaat Eden Genç Yetişkin Romanı
• Junior Library Guild Tercihi
• Parents Dergisi Yılın En İyi Kitaplarından Biri
• NPR Yılın En İyi Kitaplarından Biri
• Kirkus Yılın En İyi Kitaplarından Biri
• CCBC Choices Yılın Tercihi
• Bank Street Yılın En İyi Genç Yetişkin Kitaplarından Biri
“Kendini hayatının bir noktasında beğenilmez hissetmiş herkes için mükemmel, türe taptaze bir soluk getiren bir çıkış romanı. Buraya Sevilmek İçin Gelmedim keskin bir zekânın ürünü. Acı gerçeklerin dokunuşu kalbinizde iz bırakacak.”
–Stephanie Garber, New York Times çoksatanı Caraval serisinin yazarı
“Duygu yüklü, cesur ve baş döndürücü hislerle dolu, zekice kaleme alınmış bir roman.”
–Maureen Johnson
“Lise ve aktivizm hakkında daha önce hiç okumadığınız bir hikâye.”
–Kirkus Reviews
Buruk Ayrılık
Osamu Dazai'den kadim kültürlerin coğrafyasında mayalanan sancılı bir inşa ve aydınlanma dönemindeki toplumsal çalkantılara ve çileli halkların refah ve ilerleme arzusuyla gösterdiği özverilere dair sarsıcı bir ilk eser...
Modern tıp eğitimi almak için Japonya'ya gelen Çinli Zu Cucin ve arkadaşı Takaşi Tanaka ile Fucino Hoca arasında gelişen derin dostluğu ve güçlü yoldaşlığı gerçek tanıklıklara dayanarak ilmek ilmek ören Buruk Ayrılık, 1900'lerin Uzakdoğu siyaseti, ekonomisi, edebiyatı ve kültürel yaşamına tutulan bir projektör görevi görüyor.
I. Japon-Çin Savaşı ve Japon-Rus Savaşı'nın sert dönemecinde kültürlerarası etkileşimin ve nezaketin tezahürlerini barındıran bu hikâye, Dazai' nin yalın ve samimi üslubuyla bezeli dostane nasihatleriyle, Finlandiya'nın kalkınması için yol gösterici nitelik taşıyan Beyaz Zambaklar Ülkesinde'yi anımsatıyor.