Füreya
Birden çocuklardan biri bağırdı
"Şuraya bakın, iki kuş öpüşüyorlar!"
Füreya iskelenin üzerindeydi. Güçlükle arkasını dönerek, aşağıda cıvıldayıp duran çocuklara baktı.
"Hanginiz söyledi bunu?" diye seslendi. Sıska bir oğlan öne çıktı.
"Ben!" dedi.
"Kuş mu gördün orada?"
"Evet."
Füreya üşenmedi, indi iskeleden. Çocuğu yanına çağırdı.
"Kuşu nerede gördüğünü göster bakayım."Çocuk birkaç adım geriledi. Füreya takip etti çocuğu. Eliyle işaret etti oğlan.
"Nah orada. İşte kuşlar gaga gagaya vermiş öpüşüyorlar."
Dondu kaldı Füreya. Hiç tasarlamadığı halde, çocuğun işaret ettiği yerde masalsı iki kuş kafası beliriyordu. Tıpkı öpüşür gibiydiler. Haklıydı çocuk.
Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk kadın seramik sanatçısı Füreya Koral’ın hayat hikâyesi Füreya, aynı zamanda bir dönem romanı.
Sevdalinka
Aynı ırktan, kim bilir belki de aynı soydan geliyorlardı. Aynı yaşlarda, aynı boylardaydılar. Aynı kadını sevmişlerdi. Ataları aynı tanrıya ayrı yollardan ulaşmak istedikleri için, biri Boşnak diğeri Hırvat’tı. Bunu kendileri seçmemişlerdi, savaşmayı ve kaderlerini de seçmedikleri gibi. Ve ambulanstaki çocuğu kurtarmanın dışında, beklentileri yoktu yarın için. Yarınlar, kurşun, havan topu ve bombaydı, kandı. Ama her ikisi de farkına bile varmadan ‘daha güzel günleri’ bekliyorlardı. İnsanlar, değişik inançlarla ve hırslarıyla ne kadar karıştırırlarsa karıştırsınlar, kana, acıya, şiddete bulaştırsınlar, bu muhteşem dünyayı, yaşam bir umuttu sonuçta. Hiç bitmeyen bir umuttu. Dünya tarihinin en acımasız soykırımlarından Bosna’da, bir kadın gazetecinin hayatla hesaplaşması...
Uçurtma Avcısı
Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkarının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.
Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.
Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakarlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.
Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...
Balık İzlerinin Sesi
Benim Adım Mayıs
Adım Mayıs,
Mayıs’ın dördünde doğmuşum. “Mayıs olsun adı,” demiş annem.
Babam da sevmiş bu adı. Adım Mayıs.
Santiagoluyum ben.
Tıpkı bir kan damlası gibi sıcak, canlı, renkli…
Tıpkı bir kar çölünde gibi yapayalnız, uzak bir damla Latin kırmızısı.
Adım Mayıs.
Mayıs’ın dördünde doğmuşum.
Benim adım Mayıs.
Gelibolu Uzun Beyaz Bulut
Çanakkale 2000
Çanakkale Savaşları’nda ölen büyük dedesinin mezarını aramak için Gelibolu’ya gelen Zelandalı genç bir kadın ve Çanakkale Milli Parkı’nda bastonuyla dolaşan Türk Nine’nin akıllara durgunluk veren seksen beş yıllık sırrı…
Çanakkale 1915
Osmanlı teğmeni Ali Osman Bey ile Anzak Er Alistair John Taylor’ın birlikte insanlığa verdiği dehşetengiz ders…
Tarih kitaplarında yer almasına henüz hiçbir milletin izin vermeye hazır olmadığı büyük insanlık sınavı: Aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede savaş kahramanı olur mu? Ya da: Tarih düz okunacak bir metin midir? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır?
“Uzun Beyaz Bulut Gelibolu, Türk romanında heyecan verici bir yenilik. Savaşın anlamsızlığını, gizemini ve düşmanlığın ötesinde birleştirme mucizesini dünya edebiyatında pek az yazar böylesine sürükleyici bir anlatımla yaratabilmiştir.”
- Talat S. Halman
Sonsuzluğa Nokta
Hobbit
İngiliz Dilbilim Profesörü ve roman yazarı J.R.R. Tolkien’ın olağanüstü bir titizlikle kurguladığı Orta-Dünya adlı fantastik/mitolojik bir evrende geçen Hobbit, yazarın bu evrende geçen masalları çocuklarına anlatmaya başlamasıyla bir kitap haline gelmiştir.
Hobbit adlı eserin üzerine kurulduğu Orta-Dünya büyülü, çeşitli ırklara ve dillere sahip epik bir dünyadır. Bu dünyada İnsanlar, Cüceler, Elfler, Büyücüler, Ejderhalar, Goblinler ve Orklar yaşamaktadır. Cüceler, dağların kalbinde yaşayan kudretli, madenci bir halktır. Korkunç ve altına susamış şeytanî ejderha Smaug, Erebor adlı Cüce Kenti’ne saldırır ve burada yaşayan Cüce halkın başına korkunç felaketler getirir.
Anavatanlarından kaçıp sürgün hayatı yaşamak zorunda kalan Erebor Tahtı’nın Varisi Thorin Meşekalkan ve kuzenleri, Gandalf adında bir büyücünün yardımıyla anavatanlarını ejderha Smaug’dan kurtarmak için olağanüstü bir plan yaparlar. Bu planda oynayacağı rol son derece önemli bir hal alacak Hobbit Bilbo Baggins’in kapısını çalarlar ve Bilbo, hiç beklemediği bir anda, destansı bir maceraya dahil olmak zorunda kalır.
Peter Jackson tarafından üçleme olarak sinemaya uyarlanan eser, yayımlandığı tarihte büyük bir ilgi görmüştür ve olumlu yorumlar alarak çok kısa zamanda kült eser mertebesine erişmiştir.
Hobbit, edebiyat çevrelerince büyük saygı gören Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin başlangıcını anlatmasıyla da önemli bir yere sahiptir.
Kuşatma 1453
Konstantiniyye şehri ile sınırlı hale gelen Doğu Roma İmparatorluğu’nun çaresizliği, Latin istilasının Bizans halkında bıraktığı nefret ve bezginlik, gökten inecek Meryem’in şehri koruyacağı efsaneleriyle kendilerini avutan insanlar ve düşmanın hayal bile edemeyeceği donanmalara sahip genç sultan…
Okay Tiryakioğlu’nun kaleminden, tarihin orta yerine saplanmış bir kılıç gibi duran muhteşem uşatmayı soluk soluğa okuyacaksınız.
“Bu kuşatma başarısız olursa eğer, muhaliflerinin babana gösterdikleri hoşgörüyü sana göstermeyeceklerini seziyorsun. Kaybedeceğin itibar kaybıyla tahtında uzun süre oturamayacağının hesabını yapmaya başlıyorsun. Böyle umutsuzluğa kapıldığın zamanlarda Peygamber’in, ‘Kostantiniyye, bir gün feth olunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır’ hadisini hatırlıyor, o komutanın sen olabileceğine dair muhteşem hayallere kapılıyorsun. Yüreğinde müthiş bir güç buluyorsun o anlarda. İşte şimdi yine durmuş, terli bedenin soğuk odanın içinde süratle soğurken, üzerini giyinmen için seni uyaran hizmetkârlarını duymuyorsun bile. Sonra savaş planları ve yeni baştan çizdirip durduğun haritaların üzerinde tekrar ince hesaplara gömülüyorsun
57. Alay Galiçya
"Ölüm en çok 57. Alay'a yakışırdı sanki. O alay ki düşmana savaş meydanını dar etmiş, nasıl dövüştüğümüzü gören düşman çareyi kaçmakta bulmuştu. Çünkü 57. Alay, muharebe meydanında var olmak için ölüme meydan okumuştu. Ölmekle hayat bulacağını çok iyi anlayan kahraman alayımız, bu sebepten Arıburnu Çıkarması'nın ilk iki gününde üçte ikilik mevcudunu yitirmişti. Çok iyi hatırlarım; bölüklere kumanda edecek subay bulamayınca, tabur imamlarına kumandanlık görevi verilmişti."
Onlar Çanakkale Cephesi'nden sonra yine ateşe atılmak için sekiz haftalık bir yolculuğun ardından tam 33 bin asker ile Galiçya'ya gittiler. Vatanları için olmasa da, savaşmaya mecburdular. Görevlerini hakkıyla yerine getirdiler. Bu görev esnasında tam 12 bin şehit verdiler, bunlardan 95'i subay, 7 bini er idi. Diğerleri ise "kayıp" diye tarihe geçtiler.
Süleyman Nazif'in dediği gibi, Çanakkale bundan sonra bir isim değil, bir tarih olacaktır. Galiçya da onun zeyli.
İsmail Bilgin'in kaleminden, vatan topraklarından kilometrelerce uzakta savaşan askerlerimizin, 57. Alay'ın öyküsü…
La Sonsuzluk Hecesi
Öyle bir çığlıkla attı ki kendini Âdem uykusundan, gerçekte çığlık atıp atmadığını bile bilmedi. Ama iki uyku arasında rüyasının bölündüğü gün gibi gerçekti. Ve başına bir şey gelmiş gibiydi.
O zamansızlık zamanında, cennet ırmağının kıyısında Âdem onunla göz göze geldi. Kuşları, tüyleri ürkütmekten korkarcasına elini uzattı yavaşça. Parmaklarının ucundan dökülen yaseminleri gösterdi. İçine dolan ses ve ışığa, sevince sarmaşığa, usulca, sen kimsin, dedi. Bildiğini bir kez daha bilmek, kelimesini bir de ondan duymak istedi.
Ben kadınım, dedi Havva, ama bu benim sıfatım. Adımı henüz bilmiyorum.
Sonra döndü Âdem’e, aklına bir şey gelmişti.
Sesi, bengisular gibiydi.
Bana, dedi, bir isim ver, varlığım olsun.
Durdu, aklından yeni bir şey geçti. Bana, dedi, sen isim ver, varlığım senin olsun.
Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.
Seni anan beni de ansın. Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.
Bir “ile” koy aramıza bizi birbirimize bağlasın.
Sonrası Yok
Gitti...
Sadece ben değil bütün dünya bakakaldı sanki ardından, bütün sesleri sustu yeryüzünün, gülümsemelerin yerini asık suratlar aldı, akşam ezanıyla dönmedi çocuklar evlerine, Hanife hanım teyze kesmedi bahçesine kaçan topu, sabah namazına kalkmadı dedem, sis değil leblebi tozu çöktü üstümüze, nefes almak öksürtüyordu artık.
Gitti.
Yutkunamadım bile, gözlerim yaş dolmadı, dilim dönmedi, adını mırıldanamadım, kalp ritmim bozulmadı.
Bir rüzgar esti ve sara nöbetine tutulmuş gibi kesik kesik çırpındı yapraklar.
O gitti ve durdu zaman.
Yeryüzü, ben ve bütün çocuklar, leblebi tozu kadar ölümsüzdük o an.
Benden Vazgeçme Ya Rab!
Hava karardıkça bende bir sen başlar, susamayacak kadar dolu konuşamayacak kadar yorgun gönlünü hissederim mesafelere aldanmadan. Acını anlatamazsın ama “acıyla” anlatabilirsin heybenden dökülenleri. Daha konuşmaya başlamadan ne diyeceğini bilen Rabbine açarsın avuç avuç azabını. Gaflet kalkar, şerrin içindeki hayırları görmeye başlar vicdanın.
Ve anlarsın. Aslında Allah senin için çok güzel yollar yaratmış...
Ve anlarsın
Ateş İbrahim’i yakmadıysa
Balık Yunus’u yemediyse
Bıçak İsmail’i kesmediyse
Deniz Musa’yı boğmadıysa
Sen de umutlarını "Kün Fe Yekün" ayetiyle büyütmelisin...
İskele Gazinosu
Abumrabum
Karısı Saray, Avram’a çocuk verememişti. Saray’ın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. Saray Avram’a, “Lütfen cariyemle yat, belki bu yolla bir çocuk sahibi olabilirim” dedi. Avram Saray’ın sözünü dinledi. Rabb’ın meleği (hamile kalan Hacer’e) “Bir oğlun olacak, adını İsmail koyacaksın. (…) Herkes ona karşı çıkacak, kardeşleri onunla hep çekişme içinde yaşayacak” dedi (Tevrat, Tekvin, Bâb 16). İbrahim’in biri köle, biri de özgür kadından iki oğlu vardır.
Bu kadınlar iki antlaşmayı simgelemektedir. Biri Sina Dağı’ndandır, köle olacak çocuklar doğurur; bu Hacer’dir. Oysa göksel Yeruşelim özgürdür, annemiz odur. İşte böyle kardeşler, bizler cariyenin değil, özgür kadının (Sara’nın) çocuklarıyız (İncil, Galatyalılar 4/21-31).
Dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapan Ortadoğu… İnsanlığın beşiği ve Hz. İbrahim’in ayak izlerini taşıyan yurtlar… Ve Müslümanlar üzerinden süregiden savaşlar… Bir bakıma Hz. İbrahim’in mirası peşindeki evlatlarının amansız mücadelesi…
Ortadoğu’da yalnızca fikirler, inanışlar, canlar değil, tarih de bir katliamın pençesinde. Artık hakikati görenler, Irak ve Suriye’de birinin kanı toprağa akarken uzaklarda kanı bitlenen birilerini, burada bir kurşun namludan fırladığında meçhul ülkelerde kabaran cüzdanları, burada annelerin ağıtları gözyaşlarına karışırken bir yerlere gizlice kaçırılan tarihi mirası fark edebiliyorlar. Oynanan oyuna insanlığın geçmişiyle hesaplaşması deniyor ama hakikatte geleceğini belirleme potansiyeline sahip.
Elinizdeki kitabı yalnızca Roma, Kudüs ve İstanbul ekseninde bir casusluk romanı olarak değil, aynı zamanda Mezopotamya’nın sosyal, siyasi ve sanatsal tarihi gibi de okuyacaksınız. İskender Pala’nın her zamanki yetkin kaleminden nefes nefese bir polisiye...
Kalbim Kudüste Kaldı
Yüz yıl önce bugün…
Kudüs, Gazze ve Filistin; Miracın beldesi, ilk kıblegah…
Birinci Dünya Savaşı’nın hakkında en az bilgi paylaşılan
cephesinin ve Kudüs’ün düşüşünün hazin öyküsü…
Evet!.. Devlet-i Aliyye’nin yıldızı batmak üzereydi. Yedi asırlık koca çınar bir yandan İngiliz, Rus ve Fransız kıskacında can çekişirken, bir yandan da dost bellenen Alman ve Avusturya ihanetiyle içten içe kemiriliyordu. Lawrenceların süslü vaatlerine aldanan Bedevi aşiretlerin isyanlarıysa cabası…
Devlet Babanın son çırpınışlarına şahit olmanın ıstırabıyla kurtuluşu şehadette arayan Tabip Subay Faruk Hikmet…
Beride kendi gerçeğini Meryem Anne’de bulmak ve kalbinin İsa’sını doğurabilmek uğruna ülkesini terk edip Kudüs’e gelen Rachel Weizmann…
Rumeli, İstanbul, Halep ve Irak’tan sonra Filistin’e akan er kişi; Basel’den Viyana’ya savrulan ve nihayetinde Kudüs’te Anneler Annesini bulan hatun kişi…
Aşkın ve hikmetin vârisi esrarengiz bir Sahaf, dönemin Mevlevî postnişinin subay olan oğlu, Kuşçu Baba ve onlarda kendilerini arayan iki hakikat talibi…
Farkında oluruz yahut olmayız. Aşıklarımızı anarken “Tahir ile Zühre”, “Ferhat ile Şirin” deriz. Oysa Avrupalılar âşıkları yâd ederken “Romeo ve Juliette”, “Antonius ve Kleopatra” derler. Âşıkların “ile” sayesinde birbirlerine bağlanması, biri olmadan diğerinin yarım kaldığına alâmettir. Hâlbuki “ve” benzer ama ayrı olanları sıralamaya yarar. Keza bu topraklarda birbirlerini sevenler, mıknatısın iki ucu olurlar. Nikâh ile birbirlerine bağlanan sevgilileri “Zevc” ve “Zevce” olarak anlattığımız gibi mıknatısın iki ucu arasındaki cazibeye de “Zevciyat” deriz biz.
Büyük İskender
Uçsuz bucaksız bir imparatorluğun filozof hükümdarı: büyük iskender…
"Büyük İskender, antik dünyanın, belki de tüm tarihin en büyük askerî lideriydi. Yalnızca dört sene içinde, kararlı liderliği, zeka kokan taktikleri ve sarsılmaz azmi sayesinde Pers İmparatorluğu’nu dize getirmişti. Pers tacına el koyan İskender, hâkimiyetini imparatorluğun doğu topraklarına genişletti. Henüz 33 yaşındayken öldüğünde, yeni fetihler tasarlamakla meşguldü. Kurduğu imparatorluk pek uzun ömürlü olmasa da, İskender’in karizmatik genç dünya fatihi imajı, kendinden sonra gelen hükümdarlara ilham kaynağı, kimi zaman da yılgınlık sebebi olmaya devam etti."
- Jeremy Black
Makedonya, Yunanistan ve Pers İmparatorluğu, dünya tarihinin en gizemli coğrafyalarına ev sahipliği yapmıştır. Bu üç imparatorluktan ilki, İskender’in veliahd olarak dünyaya geldiği Makedonya’dır. Yunanistan’a İskender’in babası Philippos hükmetmiştir. Dünya savaş tarihinin en korkutucu ordusuna sahip Persleri ise İskender fethetmiştir.
İskender, 11 Haziran 323 tarihinde Babil’de öldüğünde sadece 33 yaşındaydı. Ardında bıraktığı imparatorluk Nil Nehri’nden Himalaya’ya, Balkanlar’dan Hint Okyanusu kadar uzanıyordu. Ancak devlet yönetimindeki bazı tutumları, imparatorluğunda sonradan çok ciddi bir değişim ve dönüşüm yaratmıştır. İnsanlığı Yunanlar ve barbarlar olarak sınıflandırması, Persleri hem seçkin ağır süvari birliği hetairoi’ye hem de Avrupalı ordusuna dâhil etmeyi düşünmesi, onları yüksek mevkilere atayarak imparatorluk yönetiminde söz sahibi olmalarını sağlaması imparatorluk felsefesinin neredeyse yeniden kurulmasına sebep olmuştur.
Tarihçi Jona Lendering, Büyük İskender adlı bu roman tadındaki kitabında; karakteriyle, savaştığı ordularla, iletişimde olduğu devletlerle ve tüm felsefesiyle İskender’in hayatını anlatıyor. Antikçağ Yunan hikâyelerinden, Babil hükümdarlık kayıtlarından, İran kökenli belgelerden yararlanarak daha önce benzeri görülmemiş bir biyografik eser sunuyor.
Sihirli Şakayık Selig
Bir Delinin Hatıra Defteri – Bilgi Yayınevi
Operadaki Hayalet
Holly
"Bazen evren sana tutunacak bir dal uzatır."
- Bill Hodges
Stephen King'in en ilginç, en becerikli karakterlerinden Holly Gibney, bir kasabada yaşanan kaybolma vakalarının ardındaki korkunç gerçeği çözmek için geri dönüyor.
Penny Dahl, kayıp kızı Bonnie'yi bulmak için Finders Keepers dedektiflik bürosuna müracaat ettiğinde Holly, önce davayı kabul etmek istemez. Çünkü yaşadığı kayıplarla zor bir dönemden geçmektedir ve ortağı Pete de Covid kapmıştır. Ancak Penny Dahl'ın çaresiz sesindeki bir şey yüzünden Holly bu teklifi reddedemez.
Bonnie Dahl'ın kaybolduğu yerden sadece birkaç sokak ötede Profesör Rodney ve Emily Harris yaşamaktadır. Bu çift saygınlığın resmi gibidir: evli, seksenlerinde, birbirine sadık ve ömür boyu akademisyen. Fakat bakımlı, kitaplarla dolu evlerinin bodrumunda, Bonnie'nin kayboluşuyla ilgili olabilecek şeytani bir sır saklamaktadırlar.
Holly, Stephen King'in bu tüyler ürperten yeni başyapıtında, sapkın profesörleri alt etmek için tüm olağanüstü yeteneklerini bir araya getirmek zorundadır.
Güle Güle Öğretmenim
Bay Terupt'un beşinci sınıfında birbirine bağlanan yedi arkadaş artık sekizinci sınıftalar. Çok sevdikleri öğretmenleriyle iki haftada bir de olsa rehberlik dersinde bir araya gelmekten heyecan duyan çocuklar, yılı mümkün olduğunca unutulmaz kılmak için birbirlerine söz verirler.
Diğer yandan hayat devam etmektedir, bazen acı bazen tatlı ama kimsenin sözüne bakmadan… JEFFREY üst düzey güreş yapmak istiyor ama ne pahasına? Annesiyle aynı kanser genini taşıyabileceğinden endişelenen ALEXİA test yaptırır ancak sonuçlara bakmaktan korkar. Yakında evlenecek annesi tarafından ihmal edildiğini düşünen ve Jeffrey'nin umursamazlığıyla yaralanan ANNA duygularını ne kadar bastırabilecektir? İnişli çıkışlı devam eden şeker hastalığı DANİELLE'ın hayatını yeterince zorlastırmaktadır ancak Luke'la lizlenen aşkı mıdır asıl zor olan? LUKE karmaşık ödevlerle uğraşmaktadır ama ödevlerin hiçbiri Danielle'a ondan hoşlandığını belli etmekten daha karmaşık değildir. Babasının dönüşü konusunda endişeler taşıyan JESSİCA tüm yüreğini şiir yazmaya adar. Bu arada Bay Terupt’ın ihanetine uğradıklarını düşünen PETER öfkesini yenebilecek midir? Rob Bueya Güle Güle Ögretmenim’de yine hayattan kesitler sunuyor; zorlukları, karmaşayı, vedaları anlatıyor, hayatla nasıl baş edebileceğimizi de! Dostluk, yardımlaşma ve tabii ki sevgiyle.
Karanlıkta Parlayanlar
En derin korkularınızla yüzleşmeye hazır mısınız? Öyleyse Karanlıkta Parlayanlar tam size göre… Stephen King haber sitesi Lilja’s Library’nin 20. yılını kutlamak için korku edebiyatının 13 usta yazarından tüyler ürpertici 12 hikâye bu kitapta toplandı... Korku edebiyatının en yetenekli yüzlerini bir araya getiren ve sizleri unutulmaz bir yolculuğa çıkaran antolojide her sayfada yeni bir sürprizle karşılaşacaksınız. Bazen korkacak, bazen rahatsız olacak, bazen de sinirleneceksiniz. Her yazar kendi benzersiz sesiyle kâbuslarınıza yeni bir boyut katacak. King'in klasik karanlık atmosferi Edgar Allan Poe, Clive Barker, Jack Ketchum, John Ajvide Lindqvist ve diğer yazarların eserleriyle birleşerek okuyucuyu adeta büyüleyici bir labirente çekecek. Zihninizin karanlık köşelerinde saklanan korkulara dokunacak bu öykülerle gerçek ve hayal arasında ince bir çizgide yürüyeceksiniz. Karanlıkta parlayan öyküler sizi bekliyor.
Cadılar Bayramı Cinayeti
Eroin
HER GÜN 13-15 YAŞLARINDA
PEK ÇOK ÇOCUĞUN VE GENCİN ADLARINI GAZETELERDE
‘‘AŞIRI DOZDA EROİN ALARAK ÖLDÜ…’’
BAŞLIĞI ALTINDA OKUMAMAMIZ İÇİN BİR UYARI!
Eroin bir roman değil, Christiane adlı bir genç kızın başından geçenleri bütün çıplaklığıyla anlattığı tüyler ürpertici bir yaşam öyküsüdür. Bu kitabın ortaya çıkmasını sağlayan anılarını anlattığında Christiane on altı yaşındaydı. On iki yaşında esrar, on üç yaşında da eroin kullanıyordu. Sabahları okula gidiyordu ama artık bir bağımlı olduğu için öğleden sonraları da kendisi gibi eroinman arkadaşlarıyla birlikte fahişelik yapmaya başlamıştı ve annesi uzun bir süre kızının bu ikili yaşamını fark etmemişti. Christiane bu kitapta kendisini uyuşturucu kullanmaya iten rahatsızlıklarını, tepkilerini ve çocukluktan genç kızlığa geçerken bir eroinman olarak yaşadıklarını bütün ayrıntılarıyla anlatmaya çalıştı. Bugün hepimizin bildiği gibi eroin kullanımı bütün dünyada oldukça yaygın bir sorun haline geldi. Christiane’nin öyküsünün çok yakınımızdakiler tarafından tekrarlanmaması için onun uyarılarını bütün dikkatimizle okumalı, yanı başımızda eriyip giden, hayatları solan çocuklarımıza, gençlerimize en içten sevgimizi vermeliyiz.
Peri Masalı
Dünya tehlikede… Hem bizimki hem de diğeri…
Charlie Reade on yedi yaşında, beyzbol ve Amerikan futbolunda başarılı, sıradan bir lise öğrencisidir. Bir gün Radar adında bir köpek ve onun sahibi Bay Bowditch’le tanışır.
Bay Bowditch bir tepede, tekinsiz görünen büyük bir evde tek başına yaşamaktadır. Evinin arkasında zaman zaman tuhaf seslerin duyulduğu bir kulübe, kulübenin içindeyse bir kuyu vardır.
Ve masal bu ya, bu kuyu bambaşka bir dünyaya açılır.
Gökyüzünde iki ayın ve bizim dünyamızdaki gökbilimcilerin hiç görmediği yıldızların parladığı, korkunç cezalara maruz kalmış prens ve prenseslerin sürgün edildiği, sakinlerinin hastalıkla lanetlendiği bir dünyaya...
Dahi yazar Stephen King, iyi ile kötünün savaştığı paralel bir dünyanın kapılarını aralıyor ve hayal gücünün en derin kuyusuna iniyor. Peri Masalı, King’in diğer eserleri kadar şaşırtıcı ve ikonik. Kahraman rolüne soyunan sıradan bir genç adamın olağanüstü macerasını konu alan gerilimli ve tatmin edici bir roman.
KİTAPTAN ALINTILAR
“Cesurlar yardım eder. Korkaklar sadece hediyeler getirir.”
“Herkesin içinde karanlık bir kuyu var bence ve o kuyu asla kurumuyor. Sorumluluğu kabullenerek oradan içiyorsun. Ve su aslında zehir.”
“İyi insanlar karanlık zamanlarda daha çok parlar.”
“Bence tüm dünyalar sihirli. Sadece sihirlerine alışıyoruz.”
“Sizin de muhtemelen bildiğiniz üzere sevgili okur, en derin etkileri bırakan ve en uzun süre aklımızda kalan çocukluğumuzda duyduğumuz hikâyelerdir.”
“İnanılmaz şeylere alışıyor insan, o kadar. Denizkızları ve IMAX, devler ve cep telefonları. Senin dünyandalarsa uyum sağlıyorsun. Harika bir şey, değil mi? Ama başka bir açıdan bakınca bir bakıma korkunç.”
“Disney prensi olmak istemiyorum. Prens olacaksam da karanlık bir prens olmak istiyorum.”
“Utanç da kahkaha gibi. İlham gibi. Kapıyı çalmıyor.”
“Hiçbir şey bekleme ama umudunu asla kaybetme.”
“Zaman aslında su, Charlie. Hayat ise onun altından akıp gittiği köprü.”
“Peri Masalı çoklu evrende geçen, edebiyat türleri arasında dolaşan ve King severler için eski hikâyelere bolca atıfta bulunan bir roman. Unutulmayacak tuhaf karşılaşmalar ve iyi işlenmiş, çoğu zaman heyecan verici olaylarla dolu sürükleyici bir kitap. Sürprizlerle sürekli değişen hikâye örgüsüne rağmen Peri Masalı’ndaki en büyük sürpriz King’in sabit okuruna mutlu son sözü vermesi olabilir.”
-The New York Times
“Stephen King klasik bir masalın tüm cüretkârlığını, büyüsünü ve hatta romantizmini sunmuş bu kitapta, yine de King’in kendine özgü tedirgin edici tarzı rüyalar âlemine sürüklenmenize müsaade etmeyecek.”
-Vanity Fair
“Çok güzel... çocuk klasiklerinin ürpertici gerilimini yakalıyor.”
- The Chicago Tribune
“Bir zamanlar Stephen King 'Peri Masalı' adında bir roman yazmaya cesaret etti ve kitabın basit ama yüce adının hakkını verdi... Kitap yaratıcılıkla dolup taşıyor... Zamansız ve güncel olan iyiye karşı kötünün hikâyesi... Son sayfayı çevirdikten sonra ruhen biraz daha güçlü
hissedecek, başka hikâyeler okumak isteyecek ve hatta belki de sonsuza dek mutlu yaşayacaksınız.”
-USA Toda
“Bu güzel, heyecanlı, dokunaklı masalı yazmak onu mutlu ettiyse, bir okur olarak size neler hissettireceğini bir hayal edin.”
- Bangor Daily News
Bir Kimya Meselesi
Kimyager Elizabeth Zott’ı anlatmak için pek çok sıfat kullanılabilir ama “ortalama” bunlardan biri değil. Aslında o, hiçbir kadının ortalama olmadığını söyleme cesareti gösterenlerden biri. Üstelik bunu, 1960’larda bir arastırma enstitüsünde, tamamı erkeklerden oluşan ve eşitlik konusunda pek de bilimsel davranmayan bir ekiple çalışırken söylüyor. Ona itiraz etmeyen tek istisnaysa yalnız, zeki, kindarlıgıyla ve Nobel adaylıgıyla ünlü Calvin Evans. Calvin, Elizabeth’in her şeyine ama en çok da zekâsına âşık olmak üzere. Yani gerçek kimya sonuçlarını vermeye baslıyor.
Ama bilimde oldugu gibi hayatta da bazen asla tahmin edemeyeceğimiz şeyler olur. Böylece Elizabeth birkaç yıl sonra kendini bekâr bir anne ve televizyonda yayınlanan bir yemek programının isteksiz sunucusu olarak buluyor. Elizabeth’in seyircilerine bir çorba kasıgı asetik asit ile bir tutam sodyum klorürü karıstırmalarını önerdigi bu program büyük ses getiriyor. Ancak elbette Elizabeth herkesi mutlu edemiyor.
Çünkü o, kadınlara sadece yemek yapmayı değil, statükoyu degiştirmek için ne yapmaları gerektiğini de öğretiyor. Gülmekten kırıp geçiren mizahı, gözlem gücü ve göz kamaştırıcı karakterleriyle Bir Kimya Meselesi, en az baskahramanı Elizabeth Zott kadar kendine has ve capcanlı.
Sıra Dışı Kötülük
Gizemli cinayetlerin kraliçesi Agatha Christie, Cinayet Ustası’nın bu sürükleyici devam kitabında “ortadan kayboluşundan” iki ay sonra, bir İngiliz ajanının gizemli ölümünü araştırmak için Kanarya Adalarına gidiyor. Ünlü yazarın olağanüstü dedektiflik yeteneği Özel Ajan Davison’un dikkatini çeker. Onun yoğun ısrarlarıyla, İngiliz Gizli İstihbarat Servisi Ajanı Douglas Greene'in tuhaf ve korkunç ölümünü araştırmak için göz alıcı bir yolcu gemisiyle Kanarya Adalarına doğru çıktığı yolculukta bir kadının gemiden dondurucu sulara atlayarak intihar etmesine tanık olur. Bu şok edici deneyimden sonra, adalardaki yemyeşil bir vadide bulunan Taoro Otel'e ulaşır. Orada, Douglas Greene cinayetine karıştığından şüphelendiği iki adamın da dahil olduğu çeşitli ve büyüleyici bir karakter kadrosuyla tanışır. Ancak Agatha çok geçmeden hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını fark eder ve gemideki genç kadının sözde intiharının Douglas Greene cinayetiyle bağlantılı olduğunu öğrenince çok şaşırır. Şimdi yaşanan her şeyi arkasında bırakabilmek için bu uğursuz gizemde sıra dışı kötülüğün maskesini düşürmek zorundadır.
Kütüphanedeki Ceset
Sabah saat yedide uyanan Bantry’ler kütüphanelerinde genç bir kadın cesediyle karşılaşırlar. Şık gece elbiseli kadının makyajı yüzüne gözüne bulaşmıştır. Peki bu kadın kimdi? Buraya nasıl gelmişti? Daha sonra terk edilmiş taşocağında bulunacak yanmış genç kız cesediyle bir bağlantısı var mıydı? Saygıdeğer Bantry’ler, dedikodular başlamadan bu esrarengiz olayı aydınlatması için Bayan Marple’ı davet ederler.
Lisey’in Hikayesi
Lisey ve kocası Scott yirmi beş yıl süren evlilikleri boyunca birbirlerini derin bir aşkla sever. Aralarındaki bağ öylesine güçlüdür ki birçok insan bunu tuhaf bulur. Karanlık ve korkunç bir geçmişi olmasına rağmen Scott pek çok ödül kazanmış başarılı bir yazardır; ancak geçmişte yaşadığı olaylar, hayal ve gerçek arasında gidiş gelişleri bir ömür boyu yakasını bırakmaz. Yazarın ölümünden sonra basılmamış romanlarından çıkar sağlamak isteyen kişiler karısının peşine düşer. Lisey, uğursuz tehditler başladığında hayatta kalmak için Scott'ın gücüne, ışığına ve aynı zamanda sonsuz karanlığına ihtiyacı olduğunu anlar. Kocasıyla arasındaki bağı koparmayan genç kadın, kâbuslarının arasında saklı korkunç bir yerde duran Scott'a ulaşır. Lisey'in Hikâyesi; yaratıcılığın kaynakları, deliliğin çekiciliği ve aşkın gizli dili hakkında yazılmış bir King başyapıtı!
"Lisey'in Hikâyesi; olağanüstü bir evliliği, şefkat ve güç içinde yükselen, çok canlı betimlemelerle süslü bir aşkı anlatmaktadır. Bu kitap duygusal ve gerçeğe yakın kahramanlarıyla son zamanlarda edebiyat dünyasına yepyeni bir nefes getirdi. Lisey Landon ve kız kardeşine hayran oldum, Scott'ın çektiği acıları yüreğimde hissettim ve sonunda içtenlikle dile getirdiği acı tatlı sona gelince kitabı tekrar baştan okumam gerektiğini düşündüm. Sanki çok yakın dostlarıma veda ettiğimi hissettim. İşte Stephen King böyle bir yazar. Mesleğinin doruğunda. Son sayfaya gelene dek büyülenerek okuyacağınız bir roman.
Uykusuzluk – İnsomnia
STEPHEN KING’IN UZUN YILLARDIR BASKISI OLMAYAN MUHTEŞEM ROMANI
Ralph Roberts, emeklilik günlerinde eşinin yasını tutarak uzun, uykusuz geceler geçirecegini bir kez olsun düşünmemişti. Ama şimdi sevgili Carolyn'ını kaybetmiş, günden geceye, her geçen dakika daha da erken uyanmaya başlamış ve sonunda uykusuzluğun kendisini tamamen esir aldığı o tedirgin edici anlara gömülmüştü…
Uykusuz geçen gecelerde yaptığı yürüyüşler sırasında bir şeylerin ters gittiğini fark eden Ralph, halüsinasyon olmasından şüphe ettiği birtakım tuhaflıklar görmeye başlar; bazı insanların başlarından yükselen ipler, karanlık çökünce şehirde dolasan iki küçük adam ve diğerleri…
Ancak Ralph’in tanık oldukları uykusuzluğun getirdiği halüsinasyonlardan çok daha fazlasıydı. Gerçekte Derry’de habis ruhlar kol geziyor, şehrin sıradan görüntüsünün altında dehşet verici güçler kuytularda saklanıyordu.
Artık Ralph’in en büyük sorunu uykusuzluk değildi; şehir boğazına kadar ölümün soğuk karanlığına gömülmüştü.
Romanlarını Maine’de kurgulamayı seven Stephen King, Uykusuzluk’ta bir kez daha buraya dönüyor. Yazarın iliklere işleyen bir gerçekçilikle doğaüstü korku unsurlarını bulusturduğu bu şaheserini elinizden bırakamayacaksınız.
Billy Summers
“Tekinsiz hayal gücünü, dizginlenemez güce çeviren” efsanevi yazar Stephen King’den, profesyonel bir katil üzerine heyecan verici bir roman.
Billy Summers dünyanın en iyi kiralık katili, madalyalı bir Irak Savaşı gazisi, izini kaybettirmede sihirbaz Houdini kadar hünerli bir keskin nişancı. Ancak sadece gerçekten “kötü” adamları hedef alan bu amansız katil artık emekliye ayrılmak istiyor. Bundan önceyse son atışını yapıp kötülük timsali bir adamı haklamalı. Sonrasında sırra kadem basacak. Peki bu süreçte ne yanlış gidebilir ki? Muhtemelen her şey.
Stephen King’in son şaheseri Billy Summers, hem bir savaş hikâyesi, hem de Amerika’nın küçük kasabalarına ve orada yaşayan insanlara yazılmış bir aşk mektubu. Eli kanlı bir intikam romanı. Aşk, şans, kader ve kurtuluş için tek atımlık kurşunu kalmış karmaşık bir kahramanın karanlık hikâyesi.
Bu romanı elinizden bırakamayacak ve Billy’yi asla unutamayacaksınız.
New York Times
Çok Satanlar Listesinde Bir Numara
Esquire
Yılın En İyi Kitabı
Wall Street Journal
Yılın En Sevilen Kitabı
Goodreads Okur Ödülleri
En iyi Gerilim Finalisti