Dünyanın Çevresine Yolculuk
Yolculuk edebiyatının başyapıtlarıdan sayılan Bougainville'in 1766-1769 yılları arasında gerçekleştirdiği yolculuğunun anlatısı aynı zamanda sömürgeciliğin tarihi olarak da okunuyor.
Dünyanın Çevresinde Yolculuk, Louis-Antoine de Bougainville (1729-1811), XVIII. yüzyılda Batı Avrupa'da yeryüzü bilgisinin ve bilimlerin gelişimine katkıda bulunan, Aydınlanma Çağı'nın çok yönlü –denizci, kâşif, bilgin, filozof, asker, diplomat- isimlerinden biridir.
Bougainville'in 1766-1769 yılları arasında gerçekleştirdiği yolculuğunun anlatısı, Dünyanın Çevresinde Yolculuk, tarihsel ve edebi niteliklerinin yanısıra, XVIII. yüzyılda denizdeki protokol kuralları, sömürge yönetimleri ve sömürge tarihi hakkında önemli bilgiler vermesi nedeniyle, yolculuk edebiyatının başyapıtları arasındadır.
Monte Cristo Kontu – 2 Cilt – Hasan Ali Yücel Klasikleri 332
Alexandre Dumas (pere) (1802-1870): On dokuzuncu yüzyılda Avrupa’yı saran siyasal ve sosyal çalkantıları yaşamasına rağmen daha çok on altıncı ve on yedinci yüzyılın tarihi olaylarını konu alan üç yüzden fazla roman yazdı. Yaşadığı dönemin sevilen ve en çok okunan romantik yazarlarından biridir. Monte Cristo Kontu ilk kez 1844 yılında Journal des Debats’da tefrika edilmiş, Batılı kültür dünyasına tüketilmesi imkânsız bir arketip armağan etmiştir. Sinemaya, tiyatroya, televizyona ve hatta bilgisayar oyunlarına uyarlanmış, hakkında besteler yapılmış bu eser, Fransa’nın, Kral ve taraftarlarının Napoleon’un dönmesinden endişelendiği Restorasyon Dönemi’nde geçer. İftiraya uğrayan Denizci Edmond Dantes, bu şüphe girdabında sevgilisi Mercedes’i, babasını, özgürlüğünü bir anda kaybeder. Acı, korkunç tecrübelerle dolu bu dönemden kaderin cilvesi ve azimle çıkmayı başarır. Artık güçlü, bilgili ve zengin biridir ve aklında tek bir şey vardır: Tanrı’nın adaletinin gereğini yapmak. Doğu’dan gelmiş gizemli bir kont kılığında bir intikam meleği gibi Paris sosyetesinin üzerinde dolaşır ama intikamı yalnızca düşmanlarının değil masumların hayatını da değiştirecektir.
Yaşanmayan Zaman
Yaşanmayan Zaman, çağımıza damgasını vurmuş büyük Fransız yazarı ve düşünürü Jean-Paul Sartre’ın, edebiyat alanında kaleme aldığı yapıtları arasında çok büyük bir yeri olan Özgürlük Yolları başlıklı üçlemesinin ikinci kitabı. Üstelik bu üçleme, yazarın yapıtları arasında tek gerçekçi bir örnek. Romanın kahramanı Mathieu, üçlemenin ilki olan Akıl Çağı’nda özgürlük tutkusu ve birey olarak kendi kendinin sorumlusu olma kararlılığıyla, insanlarla toplumla yabancılaşarak, bir tür yalnızlığa mahkûm olmanın hüznünü yaşar. Yaşanmayan Zaman’da, yazar, Mathieu’nün kendi kendisiyle hesaplaşmasının yanı sıra, İkinci Dünya Savaşı’nın o korkunç uçurumunun kıyısında, savaş korkusuyla barış umudu arasında gidip gelen bir Avrupa’da geçmişinden koparılarak geleceğe akan yolun başında beklemek zorunda bırakılmış bir avuç insanın durağan ve sessiz acısını anlatmaktadır.
Kelebek – E Yayınları
Kelebek - Henri Charriere İşlemediği bir cinayetten, müebbet kürek cezasına çarptırıldığı sıra, Henri Charrière’in özgürlük mücadelesinin bir ifadesi olarak doğdu Kelebek. Çok genç yaşında tutkunu olduğu idealleri ve gelecek arzusu onu ‘insanca bir felsefe’ ve ‘üstün bir uygarlık’la tanıştırdı: Modern sistemin kokuşmuş yolları yerine Kızılderililer’in, cüzzamlıların, okuma yazma bilmeyen yoksul balıkçıların gerçek uygarlığıyla . Bir, iki, üç, dört, beş; bir, iki, üç, dört, beş. Ardı ardına sıralanan bu rakamlar aslında bir hücrenin uzunluğu: Bir uçtan bir uca beş adım. Tüm yaşamın göz önünden geçtiği beş adım. Hayallerle ve tutkularla atılan beş adım. Yargıçlara, mahkemeye ve insan kazanmak yerine kaybetmeye dayalı yargı sistemine atılan beş adım. Modern olarak nitelenen ülkelere atılan beş adım. Tüm duyguları iğdiş eden her türlü korkuyu insanın içine salan beş adım. Özgürlüğe ve geleceğe atılan beş adım. Kelebek bir özgürlük mücadelesi...
Yüzüncü Ad
Doğu'daki son Cenevizlilerden, antika tüccarı Baldassare Embriaco, 1665 yılı sonlarında, soyunun yüzyıllardır yaşadığı Lübnan'dan yollara düşer. Ertesi yıl, İncil'e göre "Canavar'ın Yılı"dır. Kimilerine göre düpedüz Mahşer: Kan, ateş, yıkım ve her şeyin sonu... Zamanın sonu! Dünyayı ve Baldassare'yi kurtarabilecek tek şeyse Yüzüncü Ad'dır. Kimselerin görmediği bir yazma kitap ve kitapta açınlandığı söylenen bir ad: Allah'ın, Kuran'da anılan doksan dokuz adının, sıradan ölümlere bildirilmemiş olan yüzücüsü... Tanrı'nın gizli ve yüce adı... Yüzüncü Ad'ın peşinden önce İstanbul'a uğrar Baldassare'nin yolu; oradan İzmir'e, Sakız'a, Cenova'ya, Amsterdam'a, sonra da Londra'ya. Konya'da vebanın kıyımına, İzmir'de Sabetay Sevi'nin şaşırtıcı başkaldırısına, İngiltere'de büyük Londra yangınına tanık olur. Korku, şaşkınlık, düşkırıklığı, umut ve aldanma, menzil taşlarıdır bu uzun yolun. Bir de en beklenmedik anda yolcunun karşısına dikiliveren aşk. Sevincin, mutluluğun tek kaynağı aşk!..
Taş Meclisi
Jean Christophe Grange, "Kızıl Nehirler"in ardından "Taş Meclisi"yle yine sahnede. Gerçekten şaşırtıcı bir hayal gücü... Dayanılmaz bir gerilim... Fiziksel ve psikolojik şiddet... Parapsikoloji... Şamanizm... Telepatiyle gerçekleştirilen bir trafik kazası... Esrarengiz akupunkturcu... Türk ve Moğol şamanların mirasçıları arasındaki savaş... Mucizevi tedaviler, ani ölümler.. Bilimsel referanslar, polisiye vakaları ve parapsikolojik olguları etkileyici bir psikolojik atmosfer içinde birleştiren bir hikaye. Eski Sovyetler Birliği’nin gömülmüş sırları, nükleer füzyon, Mayıs 68’in hala varlığını sürderen derin izleri, peş peşe bulunan ipuçları. Kurbanların cellat, kahramanların hep kötü olduğu fantastik bir gerilim. "‘Taş Meclisi’, Grange’nin bugüne kadar yazdığı en karmaşık ve en sarsıcı roman." - Le Point- "Hem gerilim romanlarından hem de fantastik romanlardan izler taşıyan, gene çok satacak yeni bir Grange." - Le Soir- "Sonunda bir Fransız yazarın en iyi Anglosakson gerilim yazarlarıya boy ölçüşebildiğini görmek sevindirici." - L’Independant Dimanche- "Bir zamanların gezgini Grange sadece Avrupa’yı değil, tüm düyayı iyi tanıyor. ‘Kızıl Nehirler’in yazarı aslında tam bir edebiyat keşişi. ‘Taş Meclisi’de tıpkı ona benziyor. Şamanizm ile parapsikoloji arasında... Biraz büyücülük gibi..." - Femme-
Kızıl Nehirler
Biz Efendileriz, Biz Köleleriz. Biz Her Yerdeyiz, Hem de Hiçbir Yerde. Biz Karar Verenleriz. Kızıl Nehirlerin Hakimiyiz. Kalbinize güvenmiyorsanız ya da ocakta yemeğiniz varsa, bu kitabı okumaya başlamayın. Grange’nin sınır tanımayan hayal gücü, sürekli artan gerilim, etkileyici karakterler, birbirinden korkunç cinayetler; hepsi daha ilk satırlardan itibaren size hükmedecek... "Kızıl Nehirler" sadece Fransa’da 450.000 sattı ve 20 dile çevrildi. Soluk kesen bir tempo. İnsanı hemen saran bir hikaye. Çok gerçekçi şiddet sahneleri. İki sıradışı insanın çevresinde gelişen olaylar: biri enerji dolu, tecrübeli bir polis, diğeri sokaklardan gelme Mağripli bir çaylak... "İnsanı daha ilk sayfalardan itibaren sarsan, altüst eden, yutan o kitaplardan biri. Sizi sürekli olarak gerilimin sınırlarında dolaştıracak; akkor haline gelmiş bir telin üzerinde yürüyormuş hissi verecek kusursuz bir thriller." -Le Monde- "James Ellroy ve Thomas Harris etkisinde bir seri cinayet hikayesi." -Le Nouvel Observateur- "Grange inanılmaz bir ustalıkla, insanı şaşkına çeviren kusursuz bir roman yazmayı başarmış. Okur romandan şok halinde ve kitabın bitmiş olmasından duyduğu boşluk içinde çıkıyor." -Le Point- "Polisiye-gerilim romanlarının Anglosaksonların işi olduğu söylenirdi. Grange ‘Kızıl Nehirler’le, sadece bir Fransız yazarın bu türde yazabileceğini değil, aynı zamanda Anglosaksonlara gerçekten sıkı bir rakip olacağımı da kanıtlıyor." -Le Magazine litteraire- "‘Kuzuların Sessizliği’nden bu yana yazılmış en iyi gerilim romanı." -Le Figaro-
Veba
Varoluşçu edebiyatın en önemli temsilcilerinden biri olan Albert Camus, politik söylemlerle sesini yükseltmedi ama fısıldamasıyla bile depremler yarattı, çağdaşlarını derinden etkiledi. Keskin bir gözlem gücünün desteklediği arı bir bilinçle yazılmış olan Veba, yalnızca XX. yüzyılın değil, bütün bir insanlık tarihinin ortak bir sorununa değinir: felaketin yazgıya dönüşmesi. Çağının önde gelen düşünürlerinden Nobel ödüllü yazar Albert Camus’nün hiçbir yapıtında böylesine acı bir yazgı, böylesine şiirsel bir dille ele alınmamıştır. Veba, insanın ve aydınlığın şiiridir. Bu şiirde renkler alabildiğine koyu, ancak yazarın sesi o denli umut doludur.
Beklenmedik bir boyuta ulaşan veba salgını, tüm Oran kenti sakinlerini önce umutsuzluğa boğar, ardından Doktor Rieux, Tarron ve Grand’ın gösterdikleri dayanışma örneği, başta yetkililer olmak üzere, herkes için güç ve umut kaynağı olur. İşte Albert Camus’nün insana bakışı ve inancı, bu noktada karşımıza çıkar. Camus, okurlarını, ortadan kaldıramayacağını bile bile vebayla savaşan Doktor Rieux’ün kişiliğinde, dünyanın saçmalığını, yenilginin sonu gelmeyeceğini bile bile kötülüklere karşı çıkmaya, yaşama anlam katmaya çağırır.
Kurtlar İmparatorluğu
"Gerçekten etkileyici bir yazar." -The Guardian- "Grange güçlü bir kalem. Onu seviyorum." -Anita Brookner, The Spectator- "Eleştirilere, mantığa, gerçeğe meydan okuyan bir kitap..." -The Washington Post- "Paris’te sokak sokak, cadde cadde yaşanan bir kedi-fare oyunu... İstanbul’a kadar süren ve Nemrut Dağı’nda sona eren bir kaçma-kovalamaca... Jean-Christophe Grange’ye yaraşır bir kitap." -Le Monde- Seri cinayetler, uyuşturucu kaçakçılığı, Strasbourg-Saint-Denis’deki Küçük Türkiye, Fransız polisindeki iç hesaplaşmalar, tıbbın karanlık amaçlara alet edilmesi. Paris’i kana boyayan Türk mafyası. Kızıl Nehirler’in, Taş Meclisi’nin ve Leyleklerin Uçuşu’nun yazarı Grange’den yine çarpıcı, yine soluk soluğa bir roman.
Kaiken
Leyleklerin Uçuşu
Göçmen kuşlardır leylekler. Her bahar Avrupa’ya gelir, yaz sonunda tekrar Afrika’ya doğru yola çıkarlar. Ama bu yıl geri dönmeyecekler.. Louis Antioche’un kayıp leyleklerin sırrını çözmek için çıktığı yolculuk kısa sürede kabusa dönüşür. Parçalanmış cesetler, nereden çıktığı belli olmayan katiller... Arayışı onu, Bulgaristan’daki Çingene mahallerinden işgal altındaki toprakların güneşte kavrulan kibutzlarına, Orta Afrika Cumhuriyeti’nin balta girmemiş ormanlarından Kalküta’nın araka sokaklarına kadar götürecektir. Hatta cehenneme kadar... Sınır tanımayan bir hayal gücü, kusursuz bir kurgu, tüyler ürpertici şiddet sahneleri, nefes nefese bir gerilim. Jean-Christophe Grange’yi bu tarzın zirvesine çıkaran, Kızıl Nehirler’i dünya çapında bir başarıya ulaştıran bu nitelikler, Leyleklerin Uçuşu’nda da var. Korkutucu bir yolculuk, şaşırtıcı bir kitap! "Kızıl Nehirler ve Taş Meclisi’ni okudum. İnanıyorumki biz polisiye roman yazarları çok sağlam, sıkı, sarkmayan, soluk soluğa okunan bir kurguyla, edebiyatın temel işlevi olan insan benliğine yolculuğu gerçekleştirebiliriz." - Ahmet Ümit- "Yeni bir Stephen King, Soluk soluğa bir tempo, dozu hiç azalmayan bir gerilim, gerçeküstü şiddet sahneleri. Grange inanılmaz bir ustalık sergiliyor." - VSD, Fransa-
Kirpinin Zarafeti
Paris’in merkezinde, gösterişli bir apartmanda, müzik, resim ve felsefe meraklısı, Rus edebiyatı ve Japon sineması tutkunu elli dört yaşında bir kapıcı kadın. Son derece zeki ve üstün yetenekli ama içe dönük ve yaş gününde intihar etmeyi planlayan on iki yaşında bir kız çocuğu. Utangaç bu iki özel insanı birleştiren bağ binaya yeni taşınan kibar Japon beyefendisi olacaktır. Sessiz insanların zengin iç dünyalarında gelişen, göze çarpmayan güzellikleri yücelten, sınıflar ve nesiller ötesi bir dostluğu konu edinen Kirpinin Zarafeti, pek çok ülkede yayımlanmış, milyonlarca okura ulaşmış, zarif ve etkileyici bir roman.
“Her şeyin, özellikle de hayata dair mutlak olguların ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteren nefis bir kitap.”
- Le Soir
“Barbery hayatın küçük keyiflerini, her şeyin Marcel Proust’un o sonsuz nostaljisi ile dengede olduğu muhteşem anları yakalamayı başarıyor.”
- L’Express
“Bütün büyük yapıtlar gibi bu hikâye de kalbinizi kıracak, ama bazen hayatın bu hüzne değeceğini anlamanızı ya da hatırlamanızı sağlayacak.”
- Chicago Sun-Times
Kırmızı Ve Siyah – Hasan Ali Yücel Klasikleri 210
Stendhal (Marie-Henri Beyle) (1783-1842): Genç yaşta teğmen olarak orduya girdi, Napoleon'un İtalya ve Rusya seferlerine katıldı. Almanya, Avusturya ve Rusyada çeşitli askeri görevlerde bulundu. Bir dönem Marsilyada ticaretle uğraştı, Triestede bir süre konsolosluk görevini sürdürdü. Fransız edebiyatında gerçekçilik akımının en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Stendhalin Kırmızı ve Siyah adlı bu büyük eseri ilk kez 1830 yılında yayımlandı. Roman, romantik başkahramanı Julien Sorelin korku ve tutkularını merkeze alarak, Napoleon'un sürgüne gönderilmesi sonrasında başlayan Restorasyon Döneminin eksiksiz bir portresini çizer. Kırmızı ve Siyah, karakterlerinin güçlü ve teknik açıdan zamanının çok ilerisinde kabul edilen psikolojik tasvirleri ile de Stendhala psikolojik romanın mucidi unvanını kazandırmıştır.
Bertan Onaran (1937): Haydarpaşa Lisesi'ni İÜ Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyat Bölümü'nü bitirdi. İlk çevirilerini 1963 yılında yayımlandı. 1964'te Memet Fuat'la tanıştı; eserlerini çevirdiği yazarlar arasına Gide, Sartre, Camus, Mayakovski katıldı. Ardından Saint-Exupery, Marguerite Duras, Albertine Sarrazin, Gilles Martinet'den çeviriler yaptı. Cervantes'in başyapıtı Don Quijote'yi ilk kez tam metin olarak çevirdi. Wilhelm Reich'ın bütün kitaplarını Türkçeleştirdi. Andre Malraux Emile Zola Stendhal Panait Istrati, Eugene Lonesco, Alain Robe Grillet, Nathalie Sarraute'dan çeviriler yapan Bertan Onaran'ın 1972'de Beauvoir'dan aktardığı Konuk Kız'a TDK çeviri ödülü verildi.
Duvar – Can Yayınları
Varoluşçuluk ‘un babası sayılan Jena-Paul Sartre (1905-1980) Aydınlanma Çağı’nda bu yana çağının tanığı ve bilinci (vicdanı) olabilmiş, edebiyata, felsefeye ve politikaya ilişkin görüşleriyle çağını etkilemiş, tartışmalara yol açmış ender bir yazar. ‘Duvar’da yazarın beş öyküsü de yer alıyor. Kitaba adını veren ‘Duvar’ adlı öyküde, Frankocular tarafından ölüme mahkum edilen bir cumhuriyetçinin direncinin yitirip bir arkadaşını ele verişi; ‘Oda’ da kocasının deliliğini paylaşmaya çalışan Eve’nin çabaları; çağçıl ‘Erostrates’te kalabalığın üzerine ateş ettikten sonra teslim olan Paul Hilbert’in gerçeküstücü eylemi; ‘gizlilik’te iktidarsız kocasını daha erkeksi biri için terkeden ‘soğuk’ bir kadının öyküsü ele alınıyor. Son öykü ‘Bir Yöneticinin Çocukluğu’nda ise bir sanayi yöneticisi olmaya hazırlanan Lucien’in cinsel gelişimine koşut olarak düşünsel bunalımları işleniyor.
Germinal – Can Yayınları
1860’larda Fransa’nın kuzeyinde maden işçileri, çetin koşullar altında yaşam mücadelesi vermektedir. Çalıştıkları ocaklarda her an iç içe oldukları göçük ya da grizu patlaması tehlikesinin yanı sıra, açlık ve sefaletle boğuşup dururlar. Son çare olarak gördükleri grev onlar için kaçınılmazdır artık. Her şeyi göze almaya hazırdırlar, içlerinde filizlenen umut en büyük destekçileridir. Ne yazık ki direnişleri acımasızca bastırılır. Şimdi geride sadece ölüm, kan, gözyaşı ve yok olan hayaller kalmıştır. Germinal dünya edebiyat tarihinin en önemli eserlerinden biri. İnsanların çektiği büyük acıyı son derece gerçekçi ve evrensel olduğu kadar etkileyici bir dille de kaleme alan Zola, bu romanıyla adeta bir destan yaratmış. Her satırında okuru duygudan duyguya sürükleyen, kâh yüreğini burkan, kâh öfkelendiren, kâh umutlandıran, soluk soluğa okunacak bir eser.
Hayvanlaşan İnsan – Hasan Ali Yücel Klasikleri 329
Émile Zola (1840-1902): Natüralizm akımının en önemli temsilcilerinden biri olan Zola, romancının olayları bir izleyici gibi kaydetmekle yetinmemesi, kişileri ve tutkularını bir dizi deneye tabi tutarken, duygusal ve toplumsal olayları da bir kimyacı gibi ele alması gerektiğini savundu. Zola içinde yaşadığı eski dünyanın yıkıntılarını inceledi, gelecekteki bir dünyanın olgularını saptamaya çalıştı. Bu niyetle yirmi iki yılda yazdığı yirmi romandan oluşan Rougon-Macquartlar dizisi başta olmak üzere çok sayıda büyük eser verdi. İkinci İmparatorluk Dönemi’ni anlatan bu dizinin on yedinci kitabı Hayvanlaşan İnsan 1890’da yayımlandı. Roman 19. yüzyılda Paris ve Le Havre arasındaki demiryolu hattında geçen bir suç ve aşk hikâyesidir; insanın öldürme içgüdüsünü ve nasıl bir kötülük makinesine dönüşebileceğini anlatır. Zola’nın, eşsiz gözlem gücüyle endüstrileşmenin beraberinde getirdiği kasvetli, yıkıcı ve ilkel arzuları deşifre ettiği bu roman defalarca sinemaya da uyarlanmıştır.
Sürgün Ve Krallık
Kuru ve soğuk gecenin derinliklerinde, artsız arasız biçimde binlerce yıldız oluşuyor ve hemen kopan ışıl ışıl buz parçaları ayrımsanmaz bir biçimde çevrene doğru kayıyordu. Janine bu akıp giden ateşleri izlemekten kendini alamıyordu. Onlarla birlikte dönüyordu ve aynı kımıltısız ilerleme onu yavaş yavaş en derin varlığıyla birleştiriyor, varlığında soğuk ve istek şimdi birbiriyle çarpışıyordu.Altı öykü, altı aykırı varoluş, yaşadıkları dünyadan kopmuş altı kişi: Camus, Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldüğü yıl yayımlanan kitabında düşünce dünyasını her açısıyla temsil eden bu portreleri ustalıkla resmediyor. Sürgün ve Krallık, insanın sonu gelmeyen sürgününe, yabancılığına ve ıssızlığına dair hikâyelerle varoluşumuzun çıkmazlarına ayna tutan bir başyapıt.
Günlerin Köpüğü
"Yaşamda önemli olan, her şey için bir yargıya varabilmektir. Sonunda kitleler haksız bireyler haklı çıkar. Yaşam kurallarının sayısını azaltmak gerekir, yaşamı sürdürmek için onları izlememize gerek yoktur. Aslolan iki şey vardır: güzel kızlarla aşk, ve New Orleans‘ın ya da Duke Ellington‘un müziği, ikisi de aynı şey. Geri kalan yok olmalı, çünkü geri kalan çirkindir, ileride gelecek olan sayfalara tüm gücünü tamamen gerçek bir öyküden almıştır, çünkü başından sonuna kadar ben hayal ettim. Öykünün düz anlamıyla maddesel olarak ortaya çıkışı, temelde dolambaçlı ve ısıtılmış bir atmosferde bozulmalar ortaya koyarak gerçeğin, düzensiz kıvrılmış bir yüzey üstünde yansıtılmasıyla elde edilmiştir. Görüyorsunuz itiraf edilebilir bir yöntem, eğer bit yöntem varsa."
Yaşama Sevinci – Hasan Ali Yücel Klasikleri 194
Émile Zola (1840-1902): Natüralizm akımının en önemli temsilcilerinden olan yazar, romanları için gerekli yaşam deneyimini zorluklar içinde geçen gençlik yıllarında kazandı. 1864'de ilk öykü kitabı Ninon'a Öyküler yayımlandı. 1865'de kendi yaşamından izler taşıyan Claude'un İtirafları çıktı. Zola, romancının olayları bir izleyici gibi kaydetmekle yetinmemesi, kişileri ve tutkularını bir dizi deneyden geçirirken, duygusal ve toplumsal olguları bir kimyacı gibi işlemesi gerektiğini savundu. 1867'de yayımlanan Thérèse Raquin'den başlayarak tüm romanlarını aynı görüşle yazdı. Meyhane (1877), Nana (1880), Yaşama Sevinci (1884), Germinal (1885) ve Toprak (1887) en tanınmış romanları arasında yer alır. Zola Yaşama Sevinci'nde karşılaştığı zorluklara, çektiği acılara rağmen yaşama sevincini ve olağanüstü saflığını asla kaybetmeyen fedakâr Pauline'in hikâyesini tüm yalınlığıyla ustaca aktarır. Bertan Onaran (1937): Haydarpaşa Lisesi'ni, İÜ Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyat Bölümü'nü bitirdi. İlk çevirilerini 1963 yılında yayımladı. 1964'de Memet Fuat'la tanıştı; eserlerini çevirdiği yazarlar arasına Gide, Sartre, Camus, Mayakovski katıldı. Ardından Saint-Exupery, Marguerite Duras, Albertine Sarrazin, Gilles Martinet'den çeviriler yaptı. Cervantes'in başyapıtı Don Quijote'yi ilk kez tam metin olarak çevirdi. Wilhelm Reich'ın bütün kitaplarını Türkçeleştirdi. Andr'e Malraux, Emile Zola, Stendhal, Panait Istrati, Euge'ne Ionesco, Alain Robe Grillet, Nathalie Sarraute'dan çeviriler yapan Bertan Onaran'ın 1972'de Beauvoir'dan aktardığı Konuk Kız'a TDK çeviri ödülü verildi.
Monte Kristo Kontu
Goriot Baba Yeni Beyaz Kapak
Bir babanın, kızları için bulunduğu özverilerin derin bir ıstıraba dönüşmesini anlatan Goriot Baba, para, güç ve umarsızlığın doğurduğu "burjuva trajedisi"ne iki farklı açıdan yaklaşır. Bir yandan, Goriot, iyi evlilikler yapmış ama gırtlağına kadar borca batmış kızlarının isteklerini karşılayabilmek için yoksulluğa düşer; öte yandan yoksul ve dürüst genç Rastignac giderek hırslarına yenilir, Goriot’nun kızlarından birinin çekiciliğine kapılarak para ve başarı hummasına tutulur. W. Somerset Maugham’ın "gelmiş geçmiş en büyük romancı" dediği Balzac’ın bu romanı, gerçekçilik akımının başyapıtı sayılır. Yalnızca ilginç baba tipiyle değil, anlatımdaki ustalığı ve öteki kahramanlarıyla da dünya edebiyatının kült romanları arasında yer alan Goriot Baba, Balzac’ın İnsanlık Komedyası adlı anıt yapıtının ilk kitabıdır.
Şeytani Öyküler
Şeytanî Öyküler, 19. yüzyılın ikinci yarısında Fransız edebiyatında büyük tartışmalara yol açan sıradışı yazar Barbey d'Aurevilly'nin skandal yaratan altı öyküsünden oluşuyor. Daha basılmadan "büyük bir merak, şaşkınlık uyandıracağı, hatta insanları incitme başarısına ulaşacağı" söylenen öyküler düşünüldüğünden çok daha fazla tepki alır. "Toplum ahlakına ve genel adaba aykırı davranmak"la suçlanan Barbey eserinin amacının erdemsizliğin iğrençliğini göstererek insanları ahlaka davet etmek olduğunu; eserinde çizdiği kötülüğün ise iyilikle karıştırılmaması gerektiğini, herkeste korku ve dehşet uyandırması için özellikle daha çarpıcı bir renk verdiğini açıklamak zorunda kalır.
Dönemin toplumsal, siyasî ve ahlakî yapısını eleştiren yazar, her ne kadar kendini "Hıristiyan ahlakçı" olarak tanımlasa da, bir yandan da Byron ve Baudelaire'den çok etkilenmiştir ve belli bir yoğunluğa ulaşan tutku ve günahı bazı ruhlar için bir çeşit erdem olarak görür.
Eugenie Grandet – Hasan Ali Yücel Klasikleri 342
Honore de Balzac (1799-1850): 19. yy Fransız edebiyatının büyük ismi. Edebi kariyerine oyun yazarak başladı. Ancak aldığı eleştiriler neticesinde romana yöneldi. Yirmi yılda 85 romanı tamamladı, öldüğünde arkasında 50 roman taslağı bıraktı. 1830 yılında kurmaca eserlerini Dante’nin İlahi Komedya’sına atıfla İnsanlık Komedyası başlığı altında topladı. Bir kısmı zamanla edebiyatın arketiplerine dönüşen 2000’i aşkın karakter yarattı, tüm bu karakterleri önyargıdan uzak analitik bir yaklaşımla, toplumsal sınıfından yalıtmaksızın ele aldı. Romana kattığı toplumsal ve gerçekçi çerçeve ona gerçekçi romanın kurucusu unvanını kazandırdı. İnsanlık Komedyası’nın Töre İncelemesi ayağında Taşra Yaşamından Sahneler başlığı altında yer alan Eugenie Grandet ilk kez 1834 yılında yayımlandı. Roman, zengin fakat cimri babasının gölgesinde aşkı, yası, acıyı tadan Eugénie’nin dokunaklı hikâyesini anlatıyor.
Dar Kapı – Timaş Yayınları
Hayatın biricik anlamı olacak kadar derin bir aşkın trajediye dönüştüğü Dar Kapı’da sorgulanan, erdeme giden yolun zorluğudur. Jerome bütün erdemlerini aşkıyla ayakta tutarken, Alissa gerçek erdemin her şeyden arınmış olması gerektiğine inanır.
Fedakârlık nedir, insan aşk için nelerden vazgeçer? Peki ya ilahi aşk?.. Saflık için, Tanrı’ya tertemiz geri dönmek için, erdem olarak kabul edilen değerleri korumak için insan hayatını verebilir mi?
Dar Kapı, tercihlerini zor olandan yana kullananların yaşadığı ruhsal fırtınalarını gözler önüne sererken, Nobel Edebiyat Ödüllü André Gide, çarpıcı üslubuyla okuru derinden etkiliyor.
Madame Bovary
Değirmenimden Mektuplar – Can Yayınları
Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilköğretim okullarında okutulmak üzere seç tiği 100 Temel Eser'den biri olan Değirmenimden Mektuplar, dünya klasikleri arasında önemli bir yere sahiptir. Kitap, ünlü Fransız yazar Alphonse Daudet'nin Provence'taki eski bir değirmende yazdığı ve her birinde bir öykünün anlatıldığı mektuplardan oluşur. Değirmenimden Mektuplar'da yer alan bazı bölümler, hâlâ dünya edebiyatının en çok bilinen öyküleri arasında yer alır.
Şehrin kalabalığından ve insanlardan kaçan, huzuru sığındığı doğada arayan yazar, gözlemlerini aktardığı öykülerden oluşan eseri için, "Bu kitap, yazdıklarım arasında benim en çok sevdiğimdir" demiştir.
Kamelyalı Kadın – Hasan Ali Yücel Klasikleri 20
Alexandre Dumas fils (1824-1895); Henüz 24 yaşında yayımladığı Kamelyalı Kadın’ın (1848) içtenliğiyle tüm zamanların en tanınan aşk romanlarından birine imza atmakla kalmamış; Verdi’nin La Traviata (1853) operasından günümüze, gerek sanatı gerekse hayatı etkilemeyi sürdürmüştür. Tahsin Yücel (1933); Dergilerde ilk ürünlerinin yayımlandığı 1950’den günümüze, edebiyatımızın son elli yılına damga vuran en önemli ustalarındandır. Gerek öykü ve roman, gerekse deneme ve eleştirel çalışmalarıyla ufuk açan bu önemli yazarın Balzac’tan Flaubert’e, Gide’den Camus’ye çeviri edebiyatımıza katkılarıysa, 80 kitabı aşmaktadır.
Meyhane
İzlanda Balıkçısı
Goriot Baba – Hasan Ali Yücel Klasikleri 353
Honoré de Balzac (1799-1850): 19. yy Fransız edebiyatının büyük ismi. Edebi kariyerine oyun yazarak başladı, aldığı eleştiriler neticesinde romana yöneldi. Yirmi yılda 85 romanı tamamladı, öldüğünde arkasında 50 roman taslağı bıraktı. 1830 yılında kurmaca eserlerini Dante’nin İlahi Komedya’sına atıfla İnsanlık Komedyası başlığı altında topladı. Bir kısmı zamanla edebiyatın arketiplerine dönüşen 2000’i aşkın karakter yarattı, tüm bu karakterleri önyargıdan uzak analitik bir yaklaşımla, toplumsal sınıfından yalıtmaksızın ele aldı. İlk kez 1834 yılında Revue de Paris’de tefrika edilen Goriot Baba, İnsanlık Komedyası’nın Töre İncelemesi ayağında Paris Yaşamından Sahneler başlığı altında yer alır. Yoksul düşmüş eski tüccar yaşlı Goriot’nun sefaleti, ıstırapları ve yalnızlığını merkeze alan roman, paranın insanlık durumu üzerindeki nüfuzunu babalık müessesi, insani zaaflar, gösteriş budalalığı üzerinden son derece trajik bir olay örgüsü ile gözler önüne serer. Kendi antitezlerini, yani anlatıcının yer yer öfkeli ve alaycı tavrının cisimleştiği Vautrin’i, Paris sosyetesine gözünü dikmiş, hırslı ancak naif hukuk öğrencisi Rastignac’ı da içinde barındıran bu burjuva cehennemi, Goriot Baba’ya dek hiç bu denli çarpıcı bir üslupla tasvir edilmemiştir.