Sıfırdan Zirveye
Lise son sınıftayken fizik öğretmenim Yüksel Tezcan Hanım’ın bana getirip verdiği bir gazete ilanı kaderimi değiştirecekti. Bir akşam saatinde hayaller kurarken, TRT radyosundan “Kemal Şahin” adını duyunca en büyük hayalim gerçek olmuştu. Sevinçten havalara uçtum. O an hayatımın dönüm noktasıydı.
Doğduğum topraklar Toros Dağları, bana azmi, mücadeleyi ve ufuklara yelken açmayı öğretti. Almanya’da mühendislik eğitimimi tamamladığımda bana çalışma izni vermediler. Orada kalmak için pes etmedim ve küçük bir butikle ticarete başladım. Zamanın 5000 markı elimdeki tek sermayem değildi. Benim iyi eğitimim, güvenilirlik ve dürüstlük gibi servetim vardı.
Önce aileniz, öğretmenleriniz, arkadaşlarınız sizi yetiştirir. İş hayatı olgunlaştırır. Kitaplar, ilham aldığınız insanlar, rakipleriniz ve hatalarınız sizleri güçlendirir. Böylece zirveye doğru yol alırsınız. Bazılarınız sadece dağı, bazılarınız da dağın arkasındaki yıldızı görür. Hedefleri yakaladıkça daha da hızlanırsınız.
Hedefiniz gittiğiniz yoldur...
Sol Ayağım-2 Her Gün Hüzün
"Tüm bu gürültü patırtının ne olduğunu merak eden bir grup heyecanlı çocuğun yanında, tekerlekli sandalyesinin kenarında oturuyordu." Romanın ilk bölümü, işte böyle başlar. Öylece oturuyordur; çünkü etrafındaki faaliyetlere güçlükle katılabilen, neredeyse çaresiz bir kötürümdür. Buna rağmen, roman başladığında bir çocuk, bittiğinde ise erkekliğin eşiğinde, "Her Gün Hüzün"ün ana karakteridir. Katılmaktan aciz, acılı ve dingin yüreğiyle tekerlekli sandalyesinde etrafı gözler; Dublin’in, oturdukları kenar mahallesine dağılmış, parçası olduğu ailesinin davranışlarını ve duygularını belleğine kaydeder. Burası aslında, 40’lı ve 50’li yıllarda, acılı ve sevinçli günler geçiren Dublin’dir. İhtişamı ve sefaletiyle, arka sokakların ve köhne meyhanelerin hoyrat, acımasız, alemci ve zinacı Katolik Dublin; yaşam adına muazzam bir farklılık. Chiristy Brown, tamamen duygusallıktan uzak yazar. Sözünü sakınmaz, keskin görüşlüdür. Onun, Dublin görüntüleri, sesleri, kokuları ve doğal manzaralarıyla ilgili tasvirleri, şimdiye kadar nadiren yapılmıştır. Onun karakterleri, yaşam ateşi ile yanar. Chiristy Brown, Sadece on üçü hayatta kalabilen yirmi iki çocuklu bir ailenin çocuğuydu. Doğuştan zihinsel bir felçle dünya’ya geldi. Kullanabildiği tek uzvu Sol Ayağı oldu. Londra’ya yaptığı yaptığı birkaç ziyaret ve bir kez yaptığı Amerika seyehati dışında, tüm yaşamını Dublin’de geçirdi.
Taksiii
Bu kitapta doksanlı yıllardan itibaren İstanbul taksilerinde yaşadıklarımdan bir demet sundum okurlarıma. Turistleri, savunmasız yaşlıları, özellikle de yaşlı kadınları hedef alan taksici eziyetine sık maruz kalmış biri olarak yazdıklarımın çok kişinin yüreğine dokunacağına inanıyorum. Amacım, İstanbul’un taksi şoförlerini incitmek değil, sorunun çözümünü engelleyerek İstanbulluları kendi çıkarları için mağdur edenlere dikkat çekmek. Mesleklerini hakkıyla, namusuyla yapan çilekeş sürücülere ise saygılar olsun!
Talebe
Tebeşir Tozu
O, sınıflarından melodiler yükselen idealist bir öğretmen...
Asla pes etmeyi düşünmedi...
İlham verici projeleri tezlere konu oldu...
Yaptığı çalışmalar belgeselleştirildi...
Pek çok ödüle layık görüldü...
İşte Sezer Ortadağ’ın ufkun ötesine uzanan öğretmenlik hikâyesi...
Tebeşir Tozu bir eğitimcinin kendi öğrencilik yıllarından başlayarak devam eden öğretmenlik hayatı boyunca yaşadıklarının kısa bir özetini sunuyor. Türkiye’nin ücra köylerinden yola çıkarak dünyaya açılan serüveninde Sezer Ortadağ, kendi hikâyesi üzerinden birçok insanın eğitim hayatına da ayna tutuyor. Her koşulda mazeretlere değil, maharetlere odaklanmanın gücünü vurguluyor.
Bu ilham verici sayfaları, kimi zaman gülümseyerek kimi zaman da hüzünlenerek çevireceksiniz. Mesleğini tutkuyla yapan bir öğretmenin öğrencileriyle nasıl derin bir bağ kurduğunu, nasıl her birinin yüreğine dokunarak içindeki ışığı alevlendirdiğini ve nasıl fark yarattığını göreceksiniz.
Turgut Özakman
"Mustafa Kemal'in askeriyim, terhis olmak istemiyorum"
"Ülkede bir tiyatro açıldığında bir hapishane kapanır" sözlerinin sahibi, Cumhuriyet Türkiyesi'nin aydınlık, çağdaş yüzü ve doğru sözü, Türk Tiyatrosu'nun büyük emekçisi ve usta yazarı Turgut Özakman için
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü'nün hazırladığı Turgut Özakman'ı Anma Semineri Bilgi Yayınevi tarafından kitaplaştırıldı.
Türk’ün Ateşle İmtihanı
Burada. Türkiye, başşehrinden ve Anadolu daki topraklarından mahrum edilmek istenilmiyordu. İmparatorluk un. İstanbul başşehri olarak kalmasına taraftar olmakla beraber. Akdeniz le Karadeniz aracındaki geçidi tarafsız hale sokmak. Ermenistan. Arabistan. Mezopotamya. Suriye ve Filistin V ayrı ayrı parçalara ayırmak vardı.
Halide Edib Adıvar. çocukluk günlerinden 1918'e kadarki anılarını Mor Salkındı Ev başlığıyla kaleme almıştı. Türk 'ün Ateşle İmtihanı, bundan sonrasını. 1918'den 1923 sonlarına kadar olan dönemi anlatıyor. Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında yaşananlar, yazarın gözlemleri canlı ve etkileyici bir anlatımla okura sunuluyor.
Türk ün Ateşle İmtihanı. Halide Onbaşı'nın. o günleri yaşayan bir aydının içten anlatımıyla yakin tarihimize ışık tutuyor.
Uzak Dağlar Ve Hatıralar
Orhan Pamuk’un resimli ve özel hatıra defterlerinden seçmeler…
Orhan Pamuk, on dört yıldır her gün küçük not defterlerine notlar alıyor ve resimler yapıyor. Pamuk sayfalarda günlük hayatını, güncel gelişmeleri, duygularını, yazmakta olduğu romanların sorunlarını anlatıyor ve tartışıyor. Bazan roman kahramanlarıyla konuşuyor, bazan bir rüyasını ya da bir yolculuğu anlatıyor, bazan da manzara resmi ya da mutluluk hakkında fikir yürütüyor. Pamuk bir sayfadaki bir resme ya da yazıya üzerinden aylar hatta yıllar geçtikten sonra yeni renkler ve kelimeler de ekliyor. Böylece defter sayfaları yazılarla renklerin ve şekillerin iç içe geçtiği ve yeni mânâların araştırıldığı yoğun, zengin ve benzersiz resimli sayfalara dönüşüyor. Pamuk defterindeki binlerce sayfadan Uzak Dağlar ve Hatıralar adını verdiği bu seçkiyi düzenlerken, özel bir hatırası olan bir rüya üzerinden hayatını bütün açıklığıyla hem kelime hem de resim olarak ortaya koyuyor.
Bu kitap Pamuk’un okurlarınca bilinmeyen-günce tutan ressam yanını, günlük hayatını, şaşırtıcı hayallerini ve deneyimlerini okura ulaştıracak ve dünyaca ünlü yazarı bir insan olarak tanımamıza ışık tutacak.
“Orhan Pamuk’un çılgınlığında deha var.”
Umberto Eco
Vatan Yolunda
Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştiri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edebiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadrinin 1910'dan 1974'e dek verdiği eserler Türkçe'nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır.
Yalnız Seni Arıyorum
Bir de sevgilim vadır, pek muteber;
ismini söyleyemem,
Edebiyat tarihçisi bilimi,.
O zamanlar ismini söyleyemediği sevgilisi "Nahit Hanım"dı. Hayatta iki varlığı oldu: Şiiri ve sevdası. Şiirleri okurlarının ezberinde... Sevgisine gelince, onu, tek büyük aşkı "Nahit Hanım"a vermişti: Bu kitap belgesi.
Şiirimizde çığır açmış ustanın aslında nasıl bir gönül ustası olduğunu kanıtlayan mektuplarını okuduğunuzda onu çok daha yakından tanıya-caksınız. "Istanbul Türküsü" gibi pek çok şiirini daha iyi anlayacaksınız. 36 yıllık ömrüne neler sığdırdığını görecek, onu daha çok sevecek ama belki biraz da üzüleceksiniz. Nereden bakılsa, gizli saklı yaşanmış kırık bir aşk hilâyesine tanık olacaksınız.
64 yıldır çekmecelerde kalmış mektuplar, ince ince akan bir mağara suyu gibi dingin, dupduru ilk kez gün ışığına çıkıyor.
Yaşamak
Bir kelime şiire girdiyse değişir çünkü yeniden inşa edilir. Yaşamak da Cahit Zarifoğlu’nun yeniden tanımladığı bir kelime. Zira o, tüm bilinmezliği ve sıradanlığı, huzuru ve kaygısı, aydınlığı ve esrarı, korkusu ve yakarışı ile yeryüzündeki yolculuğunu sürdürmüş; her adımında kendisi olarak ve ânı kendisinin kılarak apayrı bir yaşamak inşa etmiştir.
Sisin örttüğü demiryolunda ağır aksak yola çıkan tren, şairin çocukluk hatıralarının başkenti Silvan’a doğru ilerlerken Yeni Camii’nin avlusu, sessizliği kolundan tutup çeker yeryüzüne. Koca medeniyetin içinde kendine yurt arayan ruhlar, yalnızlıktan yontulan büyük anlara acziyetle bir kez daha eğilir.
Yaşamak’ta günlerin kendisinden ziyade ne barındırdığı; beyaz sayfalardaki bir avuç harfin, ölümü bilen dağlar gibi gülümsediği, ışığın parçaladığı karanlığı geri verdiği apaçık görülür.
Farkına varmadan “Bütün bunların, hatırasız haftaların, kalbimi fark etmelerinden korkmamın sebebi var.” diyordum. Şimdi bir şeysin benim için... Varsın. Fakat bocalıyordum. Gizlice düşündüğüm, fark edilmesinden korktuğum hakikat sen miydin, yoksa ben, hatırasızlığı, boşluğu, en ucuz şekilde, sırtımdan korkakça, hiçbir teşebbüste bulunmadan birdenbire atmak için yine hayal mi kuruyordum. Dedim ya işte, bocalıyorum. Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?
Yaşamın Ucuna Yolculuk
Tezer Özlü, bir başka kutupta kendisiyle aynı yazgıyı paylaşan Oğuz Atay gibi, beklenmedik bir anda edebiyatımızdan demir aldı. Yazar ile sahici efsanesini birleştiren bu anlatı, hem yoğun bir vasiyetname niteliği taşıyor, hem de hayata ender görülen acılıkta bir perspektiften tanıklık ediyor. Tezer Özlü, Türk edebiyatının gamlı prensesi. Yayınevinin notu: Bu kitap, yazarın Almanca kaleme aldığı "Auf dem Spur eines Selbsmords" (Bir İntiharın İzinde) adıyla 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü alan metnin Türkçesidir. Bu kitap dilimizde, yazarı tarafından Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984) adıyla bir anlamda yeniden yaratıldı.
Yazarlarevi Cinayeti
Babam bizi bırakıp gittikten sonra Ada’yı da evi de orada geçirdiğim mutlu çocukluk anılarını da silmiştim aklımdan. Öyle sanıyordum. Demek ki silememişim, sadece bastırmışım, bilinçdışının en karanlık dehlizlerine itmişim ki şimdi Ada’nın bahar kokularıyla birlikte o duygular da birer birer çıkıyor saklandıkları geçmiş zaman mezarlarından.
Edebiyatına eşik atlatmak için yeni bir “ses” bulma peşinde tehlikeli sulara açılan ünlü bir yazar. Hayatında yeterince bağ kuramadığı babasını ölümünden sonra anlamaya, yazdıklarının izini sürerek ardında bıraktığı gizemi aydınlatmaya çalışan bir evlat. “Büyük yazar”a hayran edebiyat tutkunu gençler. Bir zamanlar edebiyatçılara ev sahipliği yapmış ama zamanın acımasız tokadını yiyip kimliğini kaybetmeye başlamış bir ada...
Oya Baydar, gizem ve merak unsurlarıyla harmanladığı romanında yazma tutkusunu, yazarlık hevesini, yazarın “vasat”ı aşma kaygısını, günümüz dünyasında edebiyatın metalaşmasını, ses-söz-yazı ilişkisini irdeliyor.
Yazmak, yazarlık, edebiyat dünyası ve zamanın insanları da, mekânları da, edebiyatı da öğüten gücü üzerine bir roman.
Yıkım Günleri
Yılmaz Güney’le Yasaklı Yıllar
Uzun yıllar en zorlu günlerinde yakın dostu, çalışma arkadaşı, sırdaşı olan Nihat Behram’ın cezaevi koğuşlarından devlet kokteyllerine, mahkeme kapılarından uluslararası davetlere, politik platformlardan kabadayılar alemine; Türkiye’den isviçre’ye, Hindistan’dan Fransa’ya her biri belgelere dayanan, yakın arkadaşlık, politika ve iş ilişkilerinde derinleşen roman tadında anıları... Cezaevinden yazılmış mektuplar, gizli haberleşmeler; öncesi ve sonrasıyla firarın öyküsü; ölümünden birkaç ay önce birlikte gittikleri Kıbrıs anıları ve son günleri... "Nihat, çoğunu bildiğimiz, doğruluğuna tanıklık edebileceğimiz olaylardan söz eden anıları ve ağır basan duygu yüküne karşın, hemen hepsi belgelere dayatılmış, nesnellik ölçüleri içinde akları karaları verirken grileri unutmayan anlatımıyla yararlı bir iş yaptı." -Vedat Türkali "Uydurma serüvenlerle, efsanevi masallarla şişirilmiş, yalan yanlış bilgilerle halka sunulmuş onca firar öyküsünden sonra bu işi Yılmaz Güney’le birlikte tasarlayıp kotaran kişiden, Nihat Behram’dan dinlemeyi kim istemez!" Zeynep Oral "Dostluğuna, düşmanlığına ve dürüstlüğüne sağlık Nihat Behram. Alışılmışın dışına yüreklilikle çıktığın ve sonuna dek de direndiğin için..." -Burçak Evren
Yol Hali
Zilif
Ziya’ya Mektuplar
Ölüme dair aklımda şöyle bir beyit var:
Benim de bir namazlık saltanatım olacak
O musalla taşında.
Bir şiirin sonu olabilir. Fakat üstünü getirmek zaman ve hava meselesidir. Şimdiyse, gözlerimle, ellerimle, ayaklarımla, kalbimle ve kafamla, hasılı her şeyimle hayata bağlıyım; ölümü aklıma getirmek istemiyorum. (18.07.1943)
Cahit Sıtkı Tarancı ve Ziya Osman Saba, iki büyük yazar, eşsiz şiir ve öykülerin yanında uzun yıllara yayılan hayranlık verici dostluklarıyla da Türk edebiyatının unutulmazları arasına isimlerini kazıdılar. İki şairin lise yıllarından başlayan arkadaşlıkları, Cahit Sıtkı’nın ölümüne kadar sürdü.
Ziya’ya Mektuplar, Cahit Sıtkı’nın Diyarbakır’dan, Paris’ten, Burhaniye’den, Ankara’dan Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektupların derlendiği kült bir eser. İki şairin birbirlerinin şiirlerine eleştirilerini, Cahit Sıtkı’nın şiir dünyasına ve dönemin edebiyatçılarına dair görüşlerini içeren bu mektuplar, dün olduğu gibi bugün de edebiyatseverlerin ve yazar olmak isteyenlerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.
Zoraki Diplomat
Türk toplumunun son yüzyılda geçirdiği tarihî aşamaları yaşayan, siyasî dönüşümlerin yakın tanığı, yeni devletin oluşumuna katılmış bir yazarın gözlem ve izlenimleri. İstemeden diplomat yapılan ve diplomatlığı isteksizce sürdüren Yakup Kadri’nin 1934’de Tiran’da başlayıp 1954’de Bern’de noktalanan elçilik günleri.
Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edebiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadri’nin 1910’dan 1974’e dek verdiği eserler Türkçe’nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri’nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı, 1920’lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-i Ati’den yetişmiş ama bunu izleyen elli yıl boyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreleri romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş bir yazar olan Karaosmanoğlu’nun eserleri, hala tüketilmemiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir “panoroma”dır.