Bay Sakin
Bay Tavşan’ın Bir Fikri Var
Bay Tavşan’ın tek istediği, biraz otları kemirmek, çayırda koşup oynamak, rahatsız edilmeden güzel havanın keyfini çıkarmaktır. Ama o da ne? Kocaman bir köpek peşine düşmüştür bile. Hem de görünürde hiçbir neden yokken… Bay Tavşan çok korksa bile bu haksızlığa bir çözüm bulmaya kararlıdır. Olup biteni öteki tavşanlara anlatır ve birlik olup köpeğe öyle bir sürpriz hazırlarlar ki…
Birlikten her zaman kuvvet doğar. Bay Tavşan bunu sizlere anlatacak, hem de çok eğlenceli bir biçimde…
Bay Ve Bayan Kıl
Bay ve Bayan Kıl ideal bir çift gibi görünür. Her ikisi de iğrenç insanlardır! Birbirlerine çok kötü şakalar yaparlar: Bayan Kıl, Bay Kıl’ı korkutmak için cam gözünü bardağının içine atar. Bay Kıl ise buna, yatağın içine bir kurbağa koyarak karşılık verir. Bu ikisi kadar itici kimseyle karşılaşmamışsınızdır! Hiç yıkanmazlar, Kuş Böreği yapmak için sürekli kuş avlarlar, çocuklardan nefret ederler. Bay Kıl’ın sakalı korkunç ziyafet artıklarıyla dolu olur: solucandan spagettiler, küflenmiş mısır gevreği... Ama sonunda kötü bir sürprizle karşılaşırlar. Görün bakın, Tombilik Kuş ve Şaklabani Maymunlar onların bu ziyafetlerini nasıl burunlarından getiriyor!
Bay Yavaş
Baykuş Yemini
Bataklığın Kıyısındaki Ev ve Hayaletli Gölün Çocukları gibi, macera ve gizem dolu kitaplarıyla sevilen Yeşim Saygın Armutak'ın beklenen kitabı çıktı. Yazar, çocukların heyecanla okuduğu polisiye kurgularına, bu kez psikolojik bir boyut katıyor ve gerilimin tadını bir miktar artırıyor. Her sayfada heyecan dozunun biraz daha yükseldiği roman, kayalıklardaki bir deniz fenerini, iki meraklı genci, bir Jules Verne hayranıyla bir araya getiriyor. Kasabadaki hırsızlık olayı çözülürken, insan doğasının loş derinliklerine de bir yolculuk başlıyor. Siluetler, geçmişleri sırlarla dolu gizemli karakterler, merak uyandıran fotoğraflar ve sürpriz ipuçlarıyla bezeli bu Yeşim Saygın Armutak klasiğinde, okur, arkadaşlığın ve dayanışmanın önemine tanıklık ediyor.
Sıradan bir kasabada büyük bir tarihi eser kaçakçılığı gerçekleşir. Olay, bütün kasaba halkının yaşamını etkiler; ama en çok da, dedektif hikâyelerine meraklı Pi ve Siyam'ın yaşamını. Tükenmez bir azimle, hırsızlığın sırrını çözmeye çalışan iki genç bir yandan da, yakın kayalıklardaki deniz fenerinde yaşayan dostları Jul'ün gitgide tuhaflaşan hareketlerine anlam vermeye çalışır. İpuçlarını izlerken,
bir suç çemberinin ortasına düşen ikili, fenerdeki sırrı çözebilecek midir?..
Bebek Annem
El örgüsü bir kazak kaç kişiyi ısıtabilir?
Çok sevilen mizah ustası, yazar Behiç Ak, Yaşasın Ç Harfi Kardeşliği, Postayla Gelen Deniz Kabuğu ve Eve Giden Küçük Tren adlı çocuk romanlarından oluşan koleksiyonuna yenisini ekledi. Arkadaşının yüzünü güldürmek için küçücük bir kalbin ne büyük işler yapabileceğini muzip bir dille anlatan yazar, özgün desenleriyle de birbirinden ilginç karakterlere hayat verdi. Toplukonut kültürüne, tüketim toplumuna eleştirel bir bakış getiren roman, modern zamanların “normal” kavramını da çocukların düşsel penceresinden tartışmaya açıyor. Unutulan değerleri hatırlatan, dayanışmayı ve sevgiyi yücelten kitap, yetişkinlerin sıkıcı dünyasının dışında, kendi dillerini konuşan çocuklara hediye niteliğinde.
Yeni sınıfına alışmaya çalışan Ziya, okula hiç gelmeyen sıra arkadaşı Şule’yi her geçen gün daha çok merak etmektedir. Geç de olsa tanışan ikili, Şule’nin annesinin sağlığına kavuşması için sevginin iyileştirici gücünü ilmek ilmek örmeye başlar. Çocuklar; esrarengiz Kıpırdamayan Adam, tambaki balığı ve örgü kursundakilerin yardımıyla bir anneyi yeniden gülümsetebilecek midir?..
Bebekler Okulu
Bekçi Amosun Hastalandığı Gün
Hayvanat Bahçesi’nde çalışan Amos MCGee, sevgili dostları fil, kaplumbağa, penguen, gergedan ve baykuşa daima zaman ayırırdı. Bir gün hastalanınca işe gidemedi ama evde perişan halde yataktan çıkamazken beklenmedik misafirler kapısını çaldı. Roller tersine dönmüştü, dostları onu ziyarete gelmişti.
Philip C. Stead’in yumuşak bir dille yazdığı Bekçi Amos’un Hastalandığı Gün kitabı, arkadaşlık ve kendini başkalarına adama üzerine sıcak bir hikâye anlatıyor.
Kitabı resimleyen, yazarın eşi Erin E. Stead ise etkileyici çizimleriyle hikâyeye bambaşka bir boyut kazandırıyor.
Philip C. Stead bu kitabıyla 2011’de Caldecott Madalyası’yla ödüllendirildi.
Bekçi Amos’un Hastalandığı Gün, ayrıca 2010’da New York Times tarafından En İyi Resimli Kitap, Publishers Weekly tarafından 2010’un En İyi Çocuk Kitabı seçildi.Yazar Creawed Tuna Fish and Peas on Toast [Ekmek üstüne kremalı tonbalığı ve bezelye] kitabını da hem yazdı, hem resimledi
Beklemeyeceğim İşte!
Beklenmedik Bir Işık
Beklenmedik Misafir
Leo ormanın kıyısında, ahşap bir evde yaşıyordu. Onu çok seven bir sahibi vardı ama oyun oynayabileceği tek bir arkadaşı bile yoktu. Kediciğin canı çok sıkılıyordu ta ki bir gün ceviz ağacının altında daldığı uykudan uyanana kadar.
Karlarla kaplı ışıl ışıl bir ormandan sımsıcacık bir dostluk hikâyesi…
Ben Aslında Kimim?
Ben Beşiktaşlıyım
Uzun uzun karanlık gökyüzüne baktım. Bana gülümseyecek bir yıldız aradım. Yoktu... Yıldızsız gökyüzü, ışıksız, mutsuz, karanlık yüzler gibi beni korkuttu.
İyice sokuldum anneme... Üzüntüyle;
"Neden gökyüzünde hiç yıldız yok?" diyerek iç çektim.
Annem kollarıyla beni sıkıca sararak;
"Yıldızlar seni değil, içinde yaşadığımız kenti, kentin gürültüsünü terk ettiler.." dedi.
Ben Büyüyünce
Nalbant Nuri ile oğlu Mehmet, toy bir atı nallamaya çabalıyorlardı. At, hiç de hoşnut görünmüyordu. Kuyruğunu savurtuyor, gözlerini kırpıştırıyor, dudaklarını oynatarak homurdanıyor, arada bir öfkeyle kişniyordu. Derisi de yer yer seğirmeye başlayınca, Nalbant Nuri, ayağını koyverdi. Yelesini sıvazlayarak sevecenlikle çıkıştı:
Bak hele güzel kızım! Kocaman at oldun gayri, taylığı toyluğu bir yana koy. Naldan ürkecek ne var?
İyiliğin için yapıyoruz bunu. Hadi, vazgeç huysuzluktan! Çifte mifte sallamaya kalkışma ha! Kocadım gayrı direnemem. Allah saklasın, taaa şuralara dürelenir giderim de çarşılıya şenlik çıkar. Belki bir yanım da kırılır. Nuri emmine böyle işler etmek sana yakışır mı? Doğrusu ya, anan da böyleydi gençliğinde. Ama, o tez uslanmıştı. Sen de aklını başına topla! diyerek, atın boynuna kolunu doladı. Döşünü kaşıdı yumuşak yumuşak... At, gide gide gevşedi. Gövdesindeki seğirmeler azaldı. Kuyruk savurtuşu tavsadı...
Ben Cosmo
Ben Fenerbahçeliyim
Pırıl pırıl silinmiş pencere camları buğulanıyor. Duvardaki taze badana kokusu yağmur kokusuna karışıyor. Yepyeni bir okulda yepyeni arkadaşlarla birliteyiz. Önlükle birlikte sanki çocukluğa da veda ettik. Ceket-pantolon ya da ceket-eteklerimizle gençliğe "Merhaba" diyoruz. Göz göze geliyor, birbirimizi selamlıyoruz. Sıcak bakışlar, sıcak gülüşlerle destleniyor.
Ben Galatasaraylıyım
Ben Ve Sen
Farklı ülkelerden iki çocuk ve bir öykü ödevi
İtalyan çocuk ve gençlik edebiyatının sevilen yazarı Giusi Quarenghi (Cüsi Kuarengi), Türkçe’ye çevrilen bu ilk kitabında, kütüphane projesinde yan yana gelen bir İtalyan ve bir Faslı çocuğun birbirini tanıma ve anlama sürecini öyküleştiriyor. Kütüphaneye düzenli gelen öğrencilerle her yıl yeni bir proje gerçekleştiren bir kütüphaneci sayesinde tanışan Beata ve Aziza, kendilerini keşiflerle dolu bir yolculukta bulurlar. Bambaşka kültürel yapılarda yetişmiş iki çocuk, farklılıklarını ve benzerliklerini gördükçe hem şaşırır hem de yakınlaşırlar. Her insanın bir öykü olduğunu hatırlatan kitap, çocukların önyargıdan uzak kavrayış ve anlayış gücünü yüceltiyor. Saklanan nesnelerin, biriktirilen ve aktarılan öykülerin, gerçek bir kişisel tarih yaratmadaki rolüne değinen kitap, bireysel okumalara olduğu kadar ortak okumalara da olanak sunuyor.
"Kütüphaneci Marina’nın iyi bir fikri vardı. Neden sadece ünlü yetişkinlerin yaşamöyküsü yazılsın? Her yaşam değerli bir öyküdür ve kendi öykülerini yazmak çocukların da hakkıdır. O halde, işe girişme zamanıdır. Kütüphanedeki çocuklar, ikişerli gruplara ayrılır ve birbirlerinin yaşamöyküsünü araştırmaya başlarlar. Peki ya Aziza ve Beata gibi çok farklı ülkelerde büyümüş çocuklar birbirlerinin öyküsüne ulaşabilecekler midir?.."
Yazar Hakkında:
Giusi Quarenghi, 1951’de İtalya’nın kuzeyinde, Lombardiya bölgesindeki Alp vadilerinden Val Taleggio’da doğdu, küçük bir dağ köyünde büyüdü. Eğitiminin ardından sinema, çizgi film ve televizyon alanlarında çalıştı; senaryolar yazdı. 1982 yılında yayımlanan Ahi, che male (Ah İşte Bu Acıttı!) adlı ilk kitabının ardından, çocuklar ve gençler için yazmaya başladı. 2006’da, İtalya’nın en önemli çocuk kitapları ödüllerinden Andersen Çocuk Dünyası Ödülleri kapsamında en iyi yazar seçildi. Strega come me (Benim Gibi Bir Cadı, 2007) ve Il mio Pinocchio (Benim Pinokyo’m, 2013) gibi yapıtlarıyla da çok sevilen yazarın son kitabı Sonno gigante, sonno piccino (Uyuyan Dev, Uyuyan Bebek, 2014). Yazar, çocukluğunu geçirdiği Bergamasco’daki dağ köyünde yaşıyor ve çocuklar için durmaksızın yazıyor.
Giuditta Gaviraghi, 1980’de İtalya’da doğdu; sanat lisesindeki eğitiminin ardından Milano’daki Güzel Sanatlar ve İletişim Okulu’nu bitirdi. Kitap resimlemenin yanı sıra ilkokullarda ve kütüphanelerde çocuklarla atölye çalışmaları düzenliyor; pek çok ödülü var.
Ben’in Gemisi
Ödüllü yazar Pieter Koolwijk’ten insana ve insanın kayıplarla mücadelesine dair büyülü ve mizah dolu bir öykü…
Giel, evlerinin arka bahçesinde bir mezar olmasının pek “normal” görülmediğini biliyor bilmesine, ama böyle mutlu işte... Karşıdan karşıya geçerken yola bakmayı unutan ağabeyi Ben’in mezarı bu. Giel ve ailesi, Ben hâlâ onların yakınında olduğu için memnun. Hiç değilse Giel, şehrin öteki ucundaki o soğuk ve karanlık yere gitmek zorunda kalmıyor. Ben’i özlediğinde bahçeye bakması yetiyor. Fakat komşuları, Sirke ailesi ve Kulakkurdu ailesi öyle düşünmüyor. Giel ve ailesinin duyguları da zerre kadar umurlarında değil. Ancak Giel’in babası tepkiler karşısında pes etmiyor ve evlerini baştan inşa ediyor. Belli ki, Giel’in babasının bir planı var!..
Ben’in Gemisi, toplumun “katı” kurallarını sorgularken, birbirlerine sımsıkı sarılan bir ailenin acı-tatlı iyileşme hikayesi.
Benden Bir Tane Daha Olsa
Leo’nun işleri başından aşkındı. Ne kadar çok çalışırsa çalışsın, yapılması gereken işlerin sonu gelmiyordu. Leo sonunda bir gün, “Keşke benden iki tane daha olsaydı.” deyiverdi. Bu sözler ağzından çıkar çıkmaz karşısında bir Leo daha beliriverdi! Derken iki üç oldu, üç dört oldu ve dört çoğaldıkça çoğaldı... Acaba bu çoğalmalar onun sorununu çözecek miydi, yoksa Leo’nun sorunlarının daha basit bir çözümü var mıydı?
Benekli
Bilgin Adalı’dan Çocuklara Yeni Bir Kitap: “Benekli”
Bilgin Adalı’dan çocuklara yeni bir kitap: “Benekli”. Adalı’nın YKY’nin okul öncesi serisinden çıkan son kitabı Arkadaşım Papi idi. YKY’nin Doğan Kardeş Kitaplığı’ndan çıkan son kitabıysa “Oğuz Kağan Destanı”.
Adalı, “Benekli” adlı kitabında bir çocuk ile bir dalmaçyalının dostluğunu anlatıyor. Kitabın kahramanı Doğay, çok hareketli bir hayvan olan Benekli’yle birlikte yaşamaya alışırken, hayatlarına yeni biri daha katılıyor: Benekli’nin yavrusu Benek…
Bu güzel kitaba resimleriyle Buket Topakoğlu Gencer eşlik ediyor.
Benim Adım Afet
Benim Adım Kuş Değil Ki
EFSANE KUŞLAR… KUŞ EFSANELERİ…
SORAN, SORGULAYAN, ARAŞTIRAN, MERAK EDEN, KORUYAN, KOLLAYAN, SESLENEN, SES VEREN, CİKLEYEN, GAKLAYAN KUŞLARLA DOLU BİR KİTAP!
BU KİTAP KALBİNİZDE YER EDECEK.
“Abdullah Harmancı’nın her kitabı renkli dünyalara giriş bileti âdeta. Hayal gücünü tetikliyor, sizi farklı dünyalarda eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor, Anadolu’nun kadim coğrafyasından zengin kıssaları, rivayetleri, efsaneleri alıyor; merak ögesinin hiç bitmediği, ağzınızda erimesini istemediğiniz bir çikolata parçası gibi kelimeler de zihninizde aynı tadı bırakıyor. Her bir eser okunmuyor, akıyor; sizi sarıp sarmalıyor; bitirdiğinizde ise kalbinizde okumanın o kendine has tadı kalıyor. Bu kitaplarda edebiyat, öğretmen oluyor, kelimelerle en güzel dersi işliyor. Bu kitapları okurken okur, gözüne sevgi, saygı, empati, iyilik, paylaşım gibi gözlükler geçiriyor; hayata o çerçeveden bakıyor. Okudukça iyiye, iyi olan her şeye karşı umudunuz artıyor. 4., 5. ve 6. sınıfların severek okuyacağı bu eserler, sınıf ve ev kitaplıklarında mutlaka bulunmalı.”
METİN ÖZDAMARLAR
Benim Adım Şeyyy
Benim Atatürküm
Sevgili çocuklar, Mustafa Kemal, sizin gibi bir çocuktu. Güç koşullarda okuyup önce asker oldu. Gençliğinde ülkesini düşünmeye başladı. Çok okuyordu. Okuyup bilgisi arttıkça düşü, düşüncesi de büyüyordu.
Ülke büyük sıkıntılar içindeydi; halk yoksul ve umutsuzdu. Çoğunuz onu, Kurtuluş Savaşını kazanan, devrimci bir asker olarak tanıyorsunuz.
Bu kitapta gerçek Mustafa Kemal’le buluşacaksınız. Gülen, ağlayan, zeybek oynayan, dans eden... Hep halkı düşünen, doğaya tutkun Mustafa Kemal’i göreceksiniz.
Düşünceleri, sevinci, coşkusu yaşamına yansıyan bir aydın o. Bilgisiz, sanatsız insan olunmayacağını kanıtlamış bir devrimci.
Bu kitapta belki daha önce hiç görmediğiniz fotoğrafları var. Onu daha iyi tanıyınca... Anlayınca... Biliyoruz, siz de “Benim Atatürküm!” diyeceksiniz.
Benim Babam
"Biz çocuk yaştakiler, çok temiz ve şık giyinmiş olarak bahçede misafirleri karşılıyorduk. Sonra biz de salona gittik. Ben ömrümde öyle güzel ve ihtişamlı bir yemek salonu görmemiştim. Masalar o kadar süslü ve gösterişliydi ki saraydaymışım gibi hissediyordum. Bu yemekte tanımadığım birçok kadın ve erkek vardı. Acaba bunların arasında babam da bulunuyor muydu?"
Kemalettin Tuğcu Benim Babam kitabında; büyük bir zenginliğin içerisinde kalbi kırılmış, hayatta tutunacak dalı kalmamış bir babanın ve annesinin ölümünden sonra gerçek babasını bulmuş ama ona kavuşamamış bir çocuğun hikâyesini anlatıyor. Her kitabın arkasındaki sözlük ile yazarın kurduğu dünyayı bozmadan okurlara sunuyoruz.
Benim Güzel Vapurum
Benim Yolum Hangisi?
Hatice Kübra Tongar’ın kaleminden
Bir Kendini Arama Öyküsü…
Kral Aslan orman halkını topluyor ve yeni kararını açıklıyor:
“İki isimli hayvanlar yalnız bir hayvan olabilecek bundan sonra.”
Eşekarısı karar verecek, eşek mi olacak yoksa arı mı?
Yılan Balığı’nın adı artık ya yılan olacak ya da balık.
Peki Devekuşu ne yapacak?
Deve olmayı mı seçecek? Yoksa “Ben bir kuşum,” mu diyecek?
Kral Aslan’ın bu kararı bakalım ormanı nasıl etkileyecek…
Çocuklarımıza,
Kendinde olan özellikleri keşfetme,
Kendini olduğu haliyle kabul etme,
Ve kendi olmanın önemini gösterme konusunda ufuk açan bir öykü…
Benim Zürafam Uçabilir
Herkes zürafa resmi çizebilir. Siz de çizebilirsiniz!
Moni, resim derslerini çok severdi. İlginç şekiller çizmeye ve renklerle oynamaya bayılırdı. Fakat bir gün tuhaf bir şey oldu. Moni resim çizemedi.
Hem de zürafa resmini… Öğretmeni, Moni’yi hayal ettiği her zürafayı çizebileceği konusunda cesaretlendirmeye çalışsa da o ikna olmuyordu.
Ancak öğretmeninin pes etmeye niyeti yoktu. Tabii Moni’nin de… Peki Moni, zürafa resmi çizebildi mi?
Hayal etmenin, kendine inanmanın, azim ve cesaretin önemini vurgulayan “Benim Zürafam Uçabilir”, kendini keşfetmek ve özgürce hayal etmek isteyen herkesi büyüleyici dünyasına ortak olmaya davet ediyor.