Kente Gelen Çam Ağacı
Doğum Günü Armağanı
Dede Korkut Kitabı – Boğaziçi Yayınları
Türk edebiyatı tarihinin en büyük âlimi Prof. Fuat Köprülü'nün, derslerinde söylediği bir söz vardır: Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, dede Korkutu öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar. Dede Korkut Kitabının değerini ifade etmek için bundan daha güzel bir söz bulmak mümkün değildir. Gerçekten Dede Korkut Kitabı Türk edebiyatının en büyük âbidelerinin Türk dilinin en güzel eserlerinin başında gelir.
Mo’nun Gizemi-1
Avustralya’ya gidiyordum. Uçakta, her haliyle garip ve gizemli, genç bir adamla tanıştım. Kendisi Genetik Mühendisiydi. Onunla insan kopyalama olgusu üzerine, ürperti verici konuşmalar yaptık. Daha sonra o bana, roman yazmam için, yürek hoplatıcı bir serüven aktardı. Bu serüveni, birbirlerine tutklu bir aşkla bağlı olan, Defne ve Burç adında, liseli iki genç yaşamıştı. Böylece her sayfasında, acaba sorusuyla insanı kuşatan, bu soluk kesici roman ortaya çıktı. Ne var ki, bu olayda aklıma takılan bazı soruların yanıtlarını, hala bulabilmiş değilim: Yol arkadaşım Burç, gerçek bir insan mıydı? Yoksa ben, gen teknolojisi ve canlı kopyalama yöntemiyle, laboratuvarda oluşturulmuş biriyle mi yolculuk yapmıştım?
Gelincik Dizisi 5 Kır Gezisi
Sekizinci Renk
Ela, sıradan öğüt ve eleştirilere uyarak yaşama yumuşak iniş yapmak istemiyordu. Hayatı deneyerek, kalıplaşmış kuralları aşan özgür ve sıradışı bir kimlik edinmeyi amaçlıyordu.
O, çok renkli düşler kuruyordu. Örneğin; gökkuşağının sadece yedi renk olduğuna inanmıyordu. İnsanoğlunun gözlerini bürüyen bağnazlık perdesi yırtıldığında, yepyeni renklerin ortaya çıkacağına yürekten inanıyordu.
Ortaokul ve lise yıllarında, bu amaç ve inançlar doğrultusunda yanlış ya da doğru, acıklı veya gülünç pek çok serüvene atıldı. Ailesi ve arkadaşlarıyla sürtüşmelere girdi. Acı, korku, kaygı ve düşkırıklığıyla birlikte sevincin, coşkunun, aşkın ve mutluluğun doruklarında yaşadı.
Ganga
Ganj nehrinin yatağında, insan küllerinden oluşma, olağanüstü nitelikler içeren, gizemli bir yaşam ortamı vardır. Burada yaşayan balıklarda zamanla hem insanca, hem de insanüstü özellikler belirir. Binlerce yıl süren evrim sonunda, giderek insanoğlunun beyin gücünü aşan balık türleri oluşur. Bu yaratıklar, yeryüzündeki canlıların en gelişmiş ve en yeni türü olmanın onuruyla kendilerini "Ganj’lılar" olarak adlandırırlar. Bu üstün beyinli yaratıklar, değişim tutkusuna kapılırlar. Tek amaçları insana dönüşüp yeryüzüne çıkmak, yok olmanın eşiğinde bulunan dünyayı kurtarıp insanlara, aklın boyutlarını aşan gözkamaştırıcı yaşam olanakları sunmaktır. "Ganga", bu gizemli canlı türünün, insana dönüşmeyi başarmış tek temsilcisi olarak insanların arasına karışır. Ganj’lılar adına, yeryüzünü ve insanları tanıyıp yaşam deneyimi edinmek için dünyayı dolaşmaya başlar. Bu süreçte, öylesine gülünç, korkunç, acıklı ve şaşırtıcı olaylarla karşılaşıp soluk kesici serüvenler yaşar ki!.. Ganga ile bir gün siz de karşılaşabilirsiniz. Görkemli beyninize yoğunlaşıp düşünerek, yaratıcı gücünüzü uyararak, onu algılayabilirsiniz. Bunu başarırsanız, yepyeni bir yaşama adım atmanın sevinç ve coşkusuyla kuşatılacaksınız.
Tunadan Uçan Kuş
Boris, Tuna kıyılarında yaşayan, çok akıllı ve olağanüstü yeteneklere sahip bir çocuktu. Padişah fermanıyla devşirmeye alındı. Zorla annesinin kollarından koparılan Boris, Başkent İstanbul'a götürülürken, Turnacıbaşı'nın elinden kaçtı. Daha sonra, azılı eşkiya Dramalı Deli Hüseyin'e tutsak oldu. Afrika'da köle pazarında satılarak, kendini Habeşistan sarayında buldu. Diri diri gömülme pahasına, buradan kurtarıldı. Yeniden İstanbul'a getirildi. Adı değiştirilip Behram oldu. Kısa sürede Padişah'ın gözüne girdi. Topkapı Sarayında, Enderun okulunda eğitim görerek, yükselmeye başladı.Behram, Tuna'dan uçan bir kuştu. Asya, Afrika, Avrupa göklerinde, yıllar yılı kanat çırptı. Soluk kesici serüvenlere daldı. Başından akla gelmedik olaylar geçti. Sonra bir gün, kanadı kırıldı. Ama, o yılmadı. Yaşamı boyunca, zihin, bellek ve gönül kanatlarıyla uçmayı sürdürdü. Devrişmelikten, Osmanlı İmparatorluğunun Başvezir'liğine yükselen Behram'ın ibret dolu yaşamını heyecanla okuyacaksınız.
Işın Çağı Çocukları
İleri Görüşlüler Ülkesi'nin doğumevlerinde, birdenbire gizemli olaylar görülmeye başlamıştı. Erkek bebeklerden bazıları doğumdan kısa bir süre sonra, ortadan yok oluyorlardı. Ana babalar, korku içindeydiler. Konu kısa sürede basına yansıdı. Giderek büyüdü. Ülkenin, önemli sorunu durumuna geldi. Yöneticiler, olaya el koydular. Doğumevlerinde olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. Halk, bebek hırsızlarının kesinlikle yakayı ele vereceklerini umuyordu. Ama, olmadı. Bunca çabaya karşın tek bir bebek hırsızı bile ele geçirilemedi...
Yurdumu Özledim
Çocuklar ayaza aldırmadan, okul bahçesinde koşuşup duruyorlardı. Yanakları al al olmuş, burunları kızarıp dudakları morarmıştı. Soğuk yel dikenli çalı gibi bedenlerini dalayıp geçiyordu. Bahçedeki yağmur birikintileri donmuştu. Çocuklar çukurların üstünü kaplayan ince buz katmanlarını kırma yarışına girişmişlerdi. Buzlar ayaklarının altında çıtır çıtır çatlayıp dağıldıkça, sevinçten uçuyorlardı. Böylece bahçede kuş gözü kadar çukurlarda bile buz komadılar, ezdiler, dağıttılar. Deri çukurlardaki donmuş yüzeylerin altında su doluydu. Bunları kırarken, dizlerine dek sulara battılar. Lastik ayakkabıları, el örmesi nakışlı yün çorapları, pantolon paçaları sırılsıklam oldu...
Midos Kartalının Gözleri
Akıllı Pireler
Yeryüzündeki ülkelerden birinde olağanüstü yeteneklerle donanmış, çok akıllı bir bilim adamı yaşıyordu. Anaokuluna başlamadan, okuma yazmayı öğrenmişti. Yaşıtları orta öğrenimlerini sürdürürken o, birçok bilim dalında profesörlük düzeyine gelmişti. Ama, durumundan yine de hoşnut değildi. Bildiklerini yineleyerek, öğrencilere aktarmak yerine; insanlığın yararına sunabileceği, yeni bir şeyler bulmak istiyordu. Fakat üzerinde derinleşebileceği konuyu bir türlü saptayamıyordu. İkide bir, 'Geçmişte yaşayan bilginler, evrenin pek çok gizini çözmüşler. Bana bir şey kalmamış' diye yakınmaktan kendini alamıyordu. Bir gün, bu sorunu, çok sevdiği arkadaşına açtı. Arkadaşı ona, şöyle bir öneride bulundu...
Ölümsüz Ece
İnsanoğlu, çağlar boyunca hep doğanın, dünyanın, evrenin gizemini çözmeye çabaladı. Bu yolla uygarlığın doruğuna ulaştı. Ama, yine de evrendeki tüm gizler çözülmüş değil. Gizemlerle dolu Ölümsüz Ece Olayı, uygarlığın beşiği sayılan Anadolu'da ortaya çıktı. Ölümsüz Ece'nin, üçbin yıllık yaşam serüveninin coşkusu, giderek tüm dünyayı sardı.
Ben Büyüyünce
Nalbant Nuri ile oğlu Mehmet, toy bir atı nallamaya çabalıyorlardı. At, hiç de hoşnut görünmüyordu. Kuyruğunu savurtuyor, gözlerini kırpıştırıyor, dudaklarını oynatarak homurdanıyor, arada bir öfkeyle kişniyordu. Derisi de yer yer seğirmeye başlayınca, Nalbant Nuri, ayağını koyverdi. Yelesini sıvazlayarak sevecenlikle çıkıştı:
Bak hele güzel kızım! Kocaman at oldun gayri, taylığı toyluğu bir yana koy. Naldan ürkecek ne var?
İyiliğin için yapıyoruz bunu. Hadi, vazgeç huysuzluktan! Çifte mifte sallamaya kalkışma ha! Kocadım gayrı direnemem. Allah saklasın, taaa şuralara dürelenir giderim de çarşılıya şenlik çıkar. Belki bir yanım da kırılır. Nuri emmine böyle işler etmek sana yakışır mı? Doğrusu ya, anan da böyleydi gençliğinde. Ama, o tez uslanmıştı. Sen de aklını başına topla! diyerek, atın boynuna kolunu doladı. Döşünü kaşıdı yumuşak yumuşak... At, gide gide gevşedi. Gövdesindeki seğirmeler azaldı. Kuyruk savurtuşu tavsadı...
Dört Kardeştiler
Dört Kardeştiler, ana babalarını art arda yitiren dört kardeşin kendi başlarına ayakta durma çabalarını anlatmaktadır. Renkli bir köy ortamında geçen romanda, sevgi ve özveriye dayalı kardeşlik başları, şaşırtıcı ve zaman zaman da duygu yüklü serüvenlerle kaleme alınmıştır.
Usta yazar Gülten Dayıoğlu dostluk, kardeşlik, dayanışma, özveri gibi kavramlarla zenginleştirdiği romanıyla çocuklara oldukça duygusal ve heyecanlı anlar yaşatıyor.
Fadiş
Yıkılmış bir yuvadan arta kalan Fadiş, Analı babalı bir yuvası olmadığından , çeşitli köy, kasaba, ve kentlerde akrabalardan oluşan değişik ailelerin yanında yaşamak zorundadır. Tek dayanağı annesi Cemile'dir Ama, baba onu ikide bir kaçırıp annesinden uzaklaştırır. Anne, kızının izine düşer onu bulur. Ancak geçim için çalışmak zorunda olduğundan, Fadiş'i aylık yollamak koşuluyla yakınlarına bırakır. Ana kızın yaşamı özlemle sürer.Bir türlü bir araya gelemezler. Fadiş'in duygu yüklü yaşam serüveni, öylesine renkli, öylesine ilginç ve sürükleyicidir ki! Yazarın ilk romanı olan Fadiş 1971 yılında basılmıştır. O zamandan bu güne kadar, kuşaktan kuşağa sürekli okunarak, klasik çocuk romanı niteliği kazanmıştır. Yediden yetmişe ,bu kitapta, herkes kendinden bir şey bulmaktadır. Özellikle Fadiş'in yaşamın zorlukları karşısında gösterdiği direnç, insanlara örnek olmaktadır. Köy ,kasaba, kent yaşamı içinde süren Fadiş 'in serüvenleri ,özgündür sevinç coşku, kaygı, korku, acı, yanında örf adetler, gelenek görenekler, insan ilişkileri , sevgi dolu bir yaklaşımla işlenmektedir. Bu yüzden Fadiş, otuz yıldır halkın elinde, gönlünde yaşamayı başarmıştır.
Dünya Çocukların Olsa
Milli eğitim, gençlik ve spor bakanlığı talim ve terbiye kurulunun 27.5.1986 tarih ve 4429 numaralı yazısıyla, 1739 sayılı kanun gereği, ilk ve ortaokullara tavsiye edilmiştir. Dünya Çocukların Olsa adlı çocuk romanı 1986'da Alman Yayıncılar Birliği'nce 'Gençliğe yarın umudu veren' diye tanımlanan dünyaca ünlü üç yüz çocuk kitabı dizisine seçilmiştir. Aralarına Jules Verne, R. Kipling, D. Defoe gibi klasik çocuk romanı yazarlarının yapıtlarının yer aydığı diziden bir katalog oluşturularak özel sergilerle halka tanıtıldı.
Parpat Dağının Esrarı
Bitkilerle zihinsel iletişime giren küçük bir çocuk, önce kendi evinin bahçesini, sonra yaşadığı kasabanın park ve bahçelerini bin bir renkli çiçeklerle donatır. Bu çocuk daha sonra bitki bilgini olur. Çevresel kirlilik nedeniyle dünyadaki tüm bitkiler bozulup kararmaya başlamıştır. Bitki bilgini, doğanın yeniden yeşermesi, bitkilerin eski durumlarına kavuşması için çalışmalar yaparken kendini, binlerce yıldır gizemli bir dağ olarak bilinen Parbat Dağlinın içinde bulur. Ve böylece, yeryüzünde insanları şaşkınlık ve merak içinde bırakan görkemli, gizemli olaylar başlar... Parbat Dağı'nın Esrarı heyecanlı kurgusu ve akıcı anlatımıyla çocuklara yaşadıkları dünyayı korumaları ve ona katkıda bulunmaları için yeni bir kapı aralıyor.
Sunanın Serçeleri
Suna'nın Serçeleri, akıcı üslubu ve zengin temalarıyla oldukça keyif veren bir öykü ve masal kitabı. Hareketli ve sevgi dolu bir çocuk olan Suna'nın, geçirdiği bir kaza sonucu yürüyememesini ve bu vahim olay sonrasında kendi iç evreninde yaşadığı tüm duygulan anlatıyor Suna'nın Serçeleri. Suna, belki de yaşadığı olayı unutmak ve iyileşmek adına fantastik bir dünya kuruyor kendine ve her gün bir serçe gelip ona kısa öyküler anlatıyor. Sonunda bir gün Suna kendi gerçeklerine dönüp onlarla yüzleşiyor ve iyileşme süreci asıl o zaman başlıyor. Kısa öykü ve masallardan oluşan Suna'nın Serçeleri, usta yazar Gülten Dayloğlu'rıun özgün kurgusuyla yıllardır çocuklar tarafından hep başucu kitabı olarak okunmaktadır.
İstiklal Marşı On Kıta On Yürek
Büyülü Orman
Beterin Daha Da Beteri
Kütüphaneci Teo Kuzey Kutbu’na Gidiyor
Kurdun Ağzında
Cankurtaran Yılmaz
Merhaba, benim adım Yılmaz.
Ailemle birlikte Cide’de yaşıyorum. Geçen yaz tatilinde kasabamızdaki Yalı Gazinosu’nda çalışırken, tatil için İstanbul’dan Cide’ye gelen Sarmaşık ailesiyle tanışmıştım. Küçük oğulları Tural’la birbirimizden pek hoşlanmadık.
Çalıştığım için çok sevdiğim denizden uzak kalmıştım.
Yüzmeye bir türlü fırsat bulamıyordum.
Cide’de her yıl Deniz Bayramı nedeniyle düzenlenen yüzme yarışmasına katılmak ve birinci olup büyük ödülü almak istiyordum.
Heyecanla beklediğim gün gelmişti.
Fakat hesapta olmayan bir şey oldu!
Dünyaya hep gülümseyerek bakmamızı isteyen Rıfat Ilgaz, hikâyemi sizlerle paylaşmamı sağladı. Siz onu okurken, belki birlikte dalgalara kulaç atabiliriz.
Küçük Filozoflar 10- Martin Heideggerin Böceği
Küçük Filozoflar 2 – Descartes Amcanın Kötü Cini
Küçük Filozoflar Dizisi, 8-12 yaş çocukları için filozofların hikâyelerini anlatan çok güzel resimlenmiş kitaplardan oluşuyor. Diziyle çocukların felsefeye zevkli bir giriş yapmalarını, kendi sorularının peşinden gitme alışkanlığı mazanmalarını amaçlıyoruz. Descartes Amca’nın Kötü Cini, Küçük Filozoflar dizisinin ikinci kitabı.
Soğuk bir kış gecesi, bütün şehir uykuya dalmış, Descartes Amca’nın ise içine kurt düşmüş, gözüne uyku girmiyor:
İki kere iki yoksa dört etmiyor mu?
Acaba Kötü Cin beni kandırıyor mu?
Yoksa bu koca dünya bir rüya mı?
Kapuska Operasyonu
Izzy ve arkadaşları okul yemekhanesinde olup bitenlerden fena halde endişeli. Yemekler bozuldu ve aşçılar nedense durup dururken başlık takmaya başladılar. Ya yüzlerindeki o tuhaf gülümseme! Martıların okul çevresinde yoğunlaşmalarının nedeni ne olabilirdi ve menüye yeni giren yemeğin içinde ne vardı?
Maisie’nin kaybolmasıyla her şey açığa çıktı: Aşçıların şeytani bir planı vardı ve her an saldırıya geçmeleri an meselesiydi.
Onu Seviyorum
Dünyayı Gezmek İsteyen Horoz
Bir horoz, iki kedi, üç kurbağa, dört kaplumbağa, beş balık...
On beş arkadaş dünyayı gezmek için yola çıkar: Peki uykuları gelince ne olacak? Ya karınları acıktığında...
Dünyaca ünlü Aç Tırtıl kitabının yaratıcısı Eric Carle'ın sayılarla yeni tanışan çocuklar için yazıp resimlediği bu harika öykü, büyük boyutu ve capcanlı resimleriyle miniklerin ellerinden düşüremeyecekleri bir kitap olacak.
Yoksa Okul Müdürü Bir Vampir Mi ?
Izzy ve arkadas¸larının bas¸ı bu kez bu¨yu¨k dertte! Okullarına simsiyah giyinen, bembeyaz tenli ve sarmısaktan hos¸lanmayan yeni bir mu¨du¨r geldi. Odasından da tıslama sesleri geliyor... Acaba yeni mu¨du¨r bir vampir olabilir mi?
Federation of Children's Book Groups (FCBG) 2016 En İyi Çocuk Kitabı Ödülü'nü kazanan "Yoksa Okul Müdürü Bir Vampir mi?", Izzy ve arkadaşlarının üçüncü macerası...