Görevimiz Çekirdekleri Kurtarmak
Kırmızı Çizmeleri Annesi Zanneden Kaz
Sinderella Elbise Tasarımcısı Oluyor
Kral Şakir 10 On Numara Macera !
Merhaba arkadaşlar ben Şakir!
Olağanüstü olayların eksik olmadığı mahallemizde yepyeni hikâyelere hazır mısınız?
On numara maceralarla yine karşınızdayız. Yağmurlu bir gecede mahallemize misafir olan salyangozlarla bakalım neler yaşayacağız. Normal başlayan bir okul gezisi, içinde biz olunca yine heyecan dolu bir serüvene dönüşüyor. Otobüsle yapılan Çin seyahati, kaybolan vanayı ararken başımıza gelen olaylar ve daha neler neler…
Hazırsanız başlayalım!
Kral Şakir Mikrop Avcıları 1
Kral Şakir Mikrop Avcıları 2 Cumburlop
Merhaba arkadaşlar ben Şakir. Herkesin bildiği nam-ı diğer Kral Şakir!
Yepyeni kitaplarla ve maceralarla tüm mahalle yine sizlerleyiz…
Öyle garip garip bakmayın bana. Evet biliyorum, kollarım ve bacaklarım yerine yüzgeçlerim var. Canan da aynı durumda. Hatta babam bir yengece dönüştü. Necati Ağabey’se… Hadi onu da siz tahmin edin. Üç kalbi, dokuz beyni ve sekiz tane kolu var. Cevabı söylediğinizi duyar gibiyim…
Merhaba Su!
Merhaba su!
Seni tanıyorum! Sen her yerdesin.
Küçük bir kız çocuğuyla birlikte suyun dünyamızdaki yerini ve önemini keşfedin. Her zaman aynı görünmeyen, aynı hissettirmeyen ve çok farklı şekillerde karşımıza çıkabilen suyla tanışmaya ne dersiniz? Su kimi zaman bir buz pisti, kimi zaman bir gözyaşı, kimi zamansa evlerimizi gizleyen bir örtü olabiliyor!
Ödüllü yazar Antoinette Portis’in yazıp resimlediği bu kitap sayesinde, küçük okurlar suyun evlerimizde, doğada, gökyüzünde, hatta vücudumuzda olduğunu öğrenirken onun farklı hallerini de yakından tanıyacaklar!
Hop Oturup Hop Kalktım
Nehir Yarar’ın kaleminden çıkan deyimlerle bezenmiş bu sürükleyici öyküde iki arkadaşın bir günlük okul macerasına tanıklık ediyoruz. Hop Oturup Hop Kalktım, tıpkı yazarın diğer öyküleri gibi yalın anlatımı ve eğlenceli olay örgüsüyle dikkat çekiyor.
Gülce gibi bir arkadaşa sahip olmayı kim istemez ki? O hem arkadaş canlısı hem kafa dengi hem de çok yardımsever. Üstelik çok da akıllı, neredeyse her konuda bir fikri var. Tamam kabul! Bazen, özellikle de akıl verdiği zamanlarda çekilmez olabiliyor.
Macera, Yağmur’un okul bahçesinde küçücük bir yavru kedi bulmasıyla başlıyor. Yağmur ona bir isim veriyor ve onunla ilgili hayaller kurmaya başlıyor. O gün, sürekli miyavlayan bu yavru kediyi öğretmenlerden saklamak için akla karayı seçiyor. Hop oturup hop kalkıyor. Gülce ne kadar laf anlatmaya çalışsa da Yağmur, Gülce’nin yavru kediyle ilgili uyarılarını yabana atıyor. Ama yine de Gülce, arkadaşının yardımına koşmaktan da geri durmuyor. Yağmur eninde sonunda doğru yolu bulacak mı bakalım? Sorunun yanıtı sayfaların arasında keşfedilmeyi bekliyor…
Alexander Ve Oyuncak Fare
Katır Kutur
İşte karşınızda Katır Kutur! Omuzlarında kuş kanadı, yüreğinde katır inadı... Hikâyesiyle göz göze gelenin, anlattıklarını işitenin bir türlü tadına doyamadığı; yazarının, çizerinin, yayımlayanının küçük katırı, tatlı hayallere doğru dörtnala koşanı…
Kahramanımız Katır Kutur (Müdür Karayel’in ona verdiği ad tam da budur), bir katır olduğu için her yıl düzenlenen Tay Koşusu’na katılamayacağını öğrenir. Sorar durur, bu haksızlık değil midir? İş başa düşer, Katır Kutur gizli planlar yapar, kendi yolunu kararlılıkla çizer.
Bir katır için fotofiniş gerçekten o kadar uzakta mıdır? Yanıtı, doludizgin akan rengârenk sayfalarımızda sizleri bekleyecek. Tıpkı Katır Kutur gibi, hiç vazgeçmeyerek…
Bu, ne hızlı bir atın ne de sevimli bir eşeğin hikâyesi. Pek bilinmeyen bir katırdır size anlatacağımız, hem hızlı hem sevimli. Oyuncu mu oyuncu, Truva Atı gibi…
Aman dikkat! Yel gibi esip geçerken sayfaların içinden, şöyle seslendiğini duyabilirsiniz:
“İnadım inat, omzumda kanat!”
Sırrını Biliyorum
Akıp giden satırların sözcüsü Nehir Yarar, ceplerinde sırlarla kapımızı çalıyor. Büyük küçük tüm karakterlerin el ele verip ilmek ilmek, rengârenk işlediği bu roman yine çok sevilecek.
Sırlara hazır kulaklar ile satırları seven gözler yeterince yaklaştıysa buyurun şenliğimize. Tanımadıkları birini mutlu etmek için birleşen eller, şimdi de size uzanıyor. Haydi!
Her şey Tuğçe ve ailesinin yeni bir apartmana taşınmasıyla başlar. Tuğçe’nin önünde alışması gereken yeni bir ev, okul ve arkadaşlar varken bir de babannesi, oda arkadaşı olmak üzere çıkagelir. Üstüne üstlük Tuğçe dairelerine ulaşan esrarengiz bir mektupla da ilgilenmelidir. Bu sahipsiz mektup, içindeki sırlarla apartman sakinlerini hiç ummadıkları yerlere götürür.
Elanko
Bazı tanışmalar farklıdır.
Yağmurun dinmesini beklerken, hiç aklında yokken, gözleri usul usul kapanmaya hazırlanırken bir ses duyar Elanko. Biri ağaçtan, yaprakların arasından ona seslenmektedir. Derken gizemli sesin sahibi ve Elanko sohbet etmeye başlar, birbirlerini tanımaya çalışırlar. Ağaçtaki ses, ilginç sorularıyla Elanko’yu şaşırtır. Acaba “kimdir” bu sesin sahibi?
Kendini tanımak üzerine, Elanko gibi minicik, ağaçtaki ses gibi meraklı, soruları seven bir hikâye…
***
Minik fil Elanko’dan yetişkin okurlara:
Adını, gittiği okulları, mesleğini bildiğimiz ama en sevdiği rengi, kokuyu, şarkıyı, oynadığı oyunları bilmediğimiz birini tanıdığımızı söyleyebilir miyiz?
Kendimizi tarif ederken toplumsal roller, biçim ve hedeflerden sıyrılmak mümkün mü?
Eğer sıyrılabilirsek geriye ne kalıyor?
Kendini bilme yolculuğu, kendine soru sormakla başlıyor…
“Fıstık yer misin?” diye sordu bir ses.
Koca ağacın o kadar çok yaprağı vardı ki Elanko sesin kimden geldiğini anlayamadı.
Gözlerini yaprakların arasında dolaştırırken, “Hayır, teşekkür ederim” diye yanıt verdi.
Bu kez de “Adın ne?” diye sordu ses.
“Elanko…”
“Anlatsana Elanko, kimsin sen?”
“Afrika filiyim.”
“Nerelisin diye sormadım ki” dedi ağaçtaki ses gülerek.
“Aşağı gölün kenarında yaşayan fil sürüsü var ya, işte onların en küçük yavrusuyum.”
“Bu kadar mı?”
“Hayır” dedi gururla Elanko. “Dimya’yı tanıyor musun? Onu buralarda herkes tanır. Ben Dimya’nın kardeşiyim.”
“Peki, ya sen? Seni tanırlar mı?”
***
“Filler böyle yapar” dedi Elanko sıkılarak. “Peki, sen ne yaparsın?” diye sordu ağaca doğru.
“Tırmanabildiğim en yüksek dala sarılırım her sabah. Önce aşağıyı izlerim uzun uzun, sonra gördüklerimle ilgili düşünürüm. Beni bir dalda durup düşünürken görenler, etrafı izliyorum zannederler ama aslında öyle değildir. Düşünürken yalnızca düşünürüm, başka bir iş yapmam.”
“Düşünmek iş midir?” diye şaşkınlıkla sordu Elanko.
“Sen ne düşünüyorsun? İş midir?”
Tembelhayvan yanıt verirken bile soru soruyor, aklını karıştırıyordu.
Kanatsız Arı Mu Dev Mülteci
Kara Vezir Kargo, “Ah eski güzel günler…” diye mırıldandı, batan güneşe yani baltopuna baktı. “Nerede o eski düşmanlar, savaşlar…” Çiçek böcek sevgisiyle dolu Mu kovana geldiğinden beri, herkesle dost olmaya başlamışlardı. Çok uzun süredir neredeyse kimseyle savaşmamışlardı. Halbuki iki ayaklılar sürekli dumanlar sıkıyordu. Bu yüzden can düşmanları eşek arıları da diğer kolonilerdeki bal arıları da çok azalmıştı. Eskiden onunla aynı düşünen Kraliçe ise şimdi sanat, bilim, dostluk gibi laflar etmeye başlamıştı. Dövüşmeyi öğrettiği arılar, şimdi dans dersi, yoga dersi alıyordu.
Bazı akşamüstleri baltopu kaybolduğunda, şiir yazmayı seven sanatçı ruhlu Bombus, Mu, Ağcan, Dafni ve Vuzz buluşuyorlar, beraberce şiirler yazıyorlardı. Ertesi akşam da işçi arılar kovandan içeri girmeden önce, Bombus ince sesiyle bal arılarına şiirler okuyordu. Hem de kendi yazdığı şiirleri. Kovandaki birçok yavru bal arısı da ondan etkilenip şiirler yazmaya başladılar. Mu’nun kovanda ve çevrede yarattığı değişiklikler, Bombus Sağkalyolarus’un gelmesiyle daha da artmış, küçük bir kovandan yayılan güzellik ve iyilik tüm ormana yayılmaya başlamıştı.
Okyunus’a Özgürlük
İnatçı Tohum
Çaylak İle Filozof 4 Güzellik İyiliktir
Kalbim kırılmış falan değildi. Aynaya baktığımda ne gördüğümün gayet farkındaydım ben. Gözlüklerimi çıkardığımda hafif şaşı oluyordum. Kulaklarım biraz kepçeydi. Kollarım ve bacaklarım güçsüzdü. Solucan kadar zayıftım ve boyum da bir türlü uzamıyordu... Sesim ise belki bir süre sonra değişecekti ama bir saksağanınki kadar çirkindi. Sivilcelerim vardı. Ve her geçen gün sayıları artmaktaydı. Saçım da iki tepeliydi. Onları ne tarafa taramam gerektiğine bir türlü karar verebilmiş değildim. Bütün bunlar yetmezmiş gibi terlediğimde fare ölüsü gibi kokuyordum.
Şükürler olsun, gülerken ya da konuşurken içerisi görünen bir ağzım yok. Dişlerim bir kunduzun dişlerine benziyordu çünkü. Hem sarı, hem de kazma gibi. Onlara tel takacaklardı. Filozof, Dr. Ortodontist'ten randevu bile ayarlamıştı. Yani bütün bunlar yetmezmiş gibi, yıllarca ağzımda tellerle dolaşacaktım. Sırf kendimi iyi hissedeyim diye bana, “Sen çok yakışıklısın. Robert Redford seni görse depresyona girer, oyunculuğu bırakır ve hayatını bir çiftlikte atlara fısıldayarak geçirirdi!” deseydi, Filozof'a inanacak mıydım sanki? Elbette inanmayacaktım!
Kral Şakir 9 Muhtişim Dedektifler !
Merhaba arkadaşlar ben Şakir!
Olağanüstü olayların eksik olmadığı mahallemizde yepyeni maceralara hazır mısınız?
Babam Remzi ve Fil Necati Ağabey, Muhtişim Dedektifler olarak yine iş başındalar. Bakalım mahallemizdeki Kurt Adam’ı bulabilecekler mi?
Fil Necati Ağabey’in yanlış anlamalarına, iştahına ve sakarlıklarına rağmen üstesinden hep birlikte geldiğimiz birbirinden heyecanlı, aksiyon dolu hikâyeler sizi bekliyor.
Filimi Parka Götürdüm
Seni Seviyorum Miniğim
Annem De Çocukmuş
Sen hiç beştaş oynadın mı? Ya da körebe? Veya istop?
Evde çok sıkılan Leyla, tam tabletini açıp çizgi film izleyeceği sırada, annesi eski sandığını açar ve içinden siyah beyaz fotoğraflar çıkarır.
Fotoğraflarda Leyla’nın daha önce hiç duymadığı, oynamadığı oyunlar vardır. Annesi de anlatır bu oyunları bir bir…
Ama Leyla sadece yeni oyunlar öğrenmekle kalmaz, başka bir sırrı daha çözer!