Aydın Despotizmi
₺110,00 Orijinal fiyat: ₺110,00.₺93,50Şu andaki fiyat: ₺93,50.
Bu çalışmaya üç nedenle katlandım;
1) 1986 Türkiyesi’nde, Türkiye ilericiliğinin önderlerinden, “bilim adamı” kimliği ile ünlü, etkin ve üretken bir Türk aydını, “Türk estetiği ve roman” konularındaki düşüncelerini anlatmayı vaat ettiği bir çalışmasında, genç bir yazarın, hemen her kitapçıda bulunabilecek bir yapıtını, Latife Tekin’in Gece Dersleri’ni, yetersiz ya da bağlam dışı aktarmalar ve yorumlarla, yapıtta var olanı yok, yok olanı var ederek, kendi tezlerini doğrulayacağını umduğu biçimde ve okurlarının gözlerinin içine baka baka saptırmaktan zerre kadar utanç duymayabiliyor; okurun elinin altındaki bir yapıtın böylesine yakışıksız bir saptırma ile yorumlanabilmiş olması, başka bir dilde yazılmışlık, eski basım olma vb. nedenlerle genç okurlara uzak düşen kitapların aktarılmasında gözetilen özen hakkında, bilim ahlâkı adına derin endişelere sevk ediliyor.
2) Türkiye’nin neredeyse ölümcül bir anomali geçirdiğine, bu cinnetin çıldırmışlıktan nasibini alan tüm hareketler tarafından yeniden değerlendirilmesi, çözümlenmesi gereğine inanıyor; olmadığının varsayılmasının, inkârının yeni ve daha da meş’um dönemleri getirebileceğinden korkuyorum.
3) İstibdatın sadece belirli ve bilinen kurumların tekelinde olmadığına, Türk düşünce hayatında muhtelif köşebaşlarında yerleşik aydınların “yeni”ye geçit vermeyen tekellerini ısrarla korumak gayreti içinde olduklarına, bu tutumun özgür düşünce filizlerinin hoyratça kopartılması ile sonuçlandığına, gençlerin üzerinde neredeyse sınıfsal nitelikli bir baskı yarattığına inanıyor, Türk düşünce yaşamını ve edebiyatını vesayetleri altında tutmaya çalışan bütün müstebitlere karşı çıkılması gerektiğini savunuyorum.
Alev Alatlı/Temmuz, 1986
| Yayınevi |
Kapı Yayınları |
|---|---|
| Yazar |
Alev Alatlı |
| Sayfa Sayısı |
96 |
| Kağıt Cinsi |
1. Hamur |
| Baskı Yılı |
2024 |
| Boyut |
"13 ,50 X 19 ,50" |
| Cilt Tipi |
Karton Kapak |
1 adet stokta
Kapı Yayınları – Aydın Despotizmi
/n
Bu çalışmaya üç nedenle katlandım;
1) 1986 Türkiyesi’nde, Türkiye ilericiliğinin önderlerinden, “bilim adamı” kimliği ile ünlü, etkin ve üretken bir Türk aydını, “Türk estetiği ve roman” konularındaki düşüncelerini anlatmayı vaat ettiği bir çalışmasında, genç bir yazarın, hemen her kitapçıda bulunabilecek bir yapıtını, Latife Tekin’in Gece Dersleri’ni, yetersiz ya da bağlam dışı aktarmalar ve yorumlarla, yapıtta var olanı yok, yok olanı var ederek, kendi tezlerini doğrulayacağını umduğu biçimde ve okurlarının gözlerinin içine baka baka saptırmaktan zerre kadar utanç duymayabiliyor; okurun elinin altındaki bir yapıtın böylesine yakışıksız bir saptırma ile yorumlanabilmiş olması, başka bir dilde yazılmışlık, eski basım olma vb. nedenlerle genç okurlara uzak düşen kitapların aktarılmasında gözetilen özen hakkında, bilim ahlâkı adına derin endişelere sevk ediliyor.
2) Türkiye’nin neredeyse ölümcül bir anomali geçirdiğine, bu cinnetin çıldırmışlıktan nasibini alan tüm hareketler tarafından yeniden değerlendirilmesi, çözümlenmesi gereğine inanıyor; olmadığının varsayılmasının, inkârının yeni ve daha da meş’um dönemleri getirebileceğinden korkuyorum.
3) İstibdatın sadece belirli ve bilinen kurumların tekelinde olmadığına, Türk düşünce hayatında muhtelif köşebaşlarında yerleşik aydınların “yeni”ye geçit vermeyen tekellerini ısrarla korumak gayreti içinde olduklarına, bu tutumun özgür düşünce filizlerinin hoyratça kopartılması ile sonuçlandığına, gençlerin üzerinde neredeyse sınıfsal nitelikli bir baskı yarattığına inanıyor, Türk düşünce yaşamını ve edebiyatını vesayetleri altında tutmaya çalışan bütün müstebitlere karşı çıkılması gerektiğini savunuyorum.
Alev Alatlı/Temmuz, 1986
İlgili ürünler
Kirli Çark
“Sanal bahis ilk bakışta basit bir oyun gibi görünebilir. Bir tıkla değişen oranlar, ekranda dönen renkli simgeler…
Ancak bu cazip görünen dünyanın yüzeyini kazıdığınızda, altından organize bir suç ağı çıkar.
Aslında her bahis, kaybetme zincirinin ilk halkasını oluşturur.
Bu sistem, oyuncuları adım adım kendine bağlar. Başlangıçta yalnızca basit bir üyelik ve küçük bir yatırım gerekir.
Hatta ilk başta kazandırır gibi görünür; ancak bir süre sonra kayıplar başlar.
Her kayıp, oyuncunun kazanma arzusunu daha da körükler. Kaybettikçe daha fazla oynarsınız. Oynadıkça batarsınız. Bu tip oyunlarda kasa daima kazanır ve kayıplar yalnızca para ile sınırlı kalmaz.
Umudun en büyük tuzaklardan biri olduğunu unutmayın. Bazen gözlerinizi kapattığınızda size kazandıracağını düşündüğünüz bu umut, aslında kayıplarınızı daha da derinleştiren en büyük hırsızdır.”
“Türkiye’deki yoksulluk artık vatandaşın ruhuna işlemiş vaziyette.
Bir de o ruhu emen yasadışı sanal bahis örgütleri gibi yapılar oldu mu garibanı koruyan kimse kalmıyor.
Ha eskiden garibanı koruyan mı vardı o da ayrı bir konu. Fakat görüyoruz ki enflasyonla birlikte son yıllarda yoksulluğun pençesine kapılmak çok daha ıstırap verici bir hal aldı.
Üstüne bir de adaletsizlik, eşitsizlik, haksızlık binince insanın haykıracak bir nefesi bile kalmıyor.
Maalesef acı sonlar tek çıkış yolu olarak görülüyor. Aileler dağılıyor, çocuklar yetim kalıyor, toplum çöküyor.
İşte istedim ki bu kitap haykıracak bir nefesi bile kalmayanların sesi olsun.
İstedim ki çarkın dişlileri arasında ezilenlerin isyanı olsun.”
Modern Prens
Antonio Gramsci (1891-1937) İtalyan Komünist Partisi’nin kurucu üyelerindendir. 1926’da Mussolini ve faşizm eleştirilerinden ötürü hapse atılır ve kalan ömrünü hapiste geçirir. Faşist iktidarın sansür ve baskı koşullarında yazmayı sürdüren Gramsci hapisteyken, aralarında Modern Prensi’nde bulunduğu çığır açıcı notlar kaleme alır. Bu notlarda Gramsci siyaset felsefesi kadar sosyal bilimlerin de yıllardır tartıştığı netameli bir ismi ve onun en hararetli eserlerinden birini eleştirel düşüncenin kadrajına alıyor: Machiavelli ve Prens. Tarihsel, felsefi ve siyasal kanallardan beslenen bu parlak eleştiri Machiavelli’nin tartıştığı Prens figürünü bir tür yeniden yorumlama işlemine tabi tutar ve buradan da Modern Prens figürüne varır: Gramsci’nin Machiavelli’den ilhamla ete kemiğe büründürdüğü bu Modern Prens kimdir? Tıpkı Machiavelli’nin Prensi gibi Gramsci’nin Modern Prensi de lanetlenecek, ahlâken mahkûm edilecek bir kötülük timsali midir? Hukuki ve siyasi bir imge mi yoksa somut ve tarihsel bir kişilik midir? Modern Prens kapitalist dünyanın kaidelerini dönüştürecek bir fail, kolektif bir irade ya da bir özne midir?
Siyaset Bilimi
Sana uzanan eller kırılsın. Sen bu canilerin hedefi oldun. Esas hedef Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti ve onun huzurudur.
-Süleyman Demirel (Cumhurbaşkanı)
Ulusumuz, yeri kolayca doldurulamayacak bir bilim adamını kaybetti. Cumhuriyetin başı sağ olsun.
-Hikmet Çetin (Dışişleri Bakanı)
Sevgili Kışlalı, biz devam ediyoruz.
-Hasan Fehmi Güneş (İçişleri Bakanı)
Laik, çağdaş, demokratik Türkiye’ye eklemlenen her aydınlık yürek gibi çoğaldın…
-Prof. Dr. Türkel Minibaş (Ekonomist, yazar)
Bilimin yol göstericiliğini tüm yaşamı boyunca temel ilke edinmiş çok değerli bir aydınımızın yok edilmesi, bu ilkenin Türk toplumunun temel ışığı olmasını engellemeyecektir.
-Prof. Dr. Namık Kemal Pak (TÜBİTAK Başkanı)
Komutan Kışlalı. 1974’te komutan bendim. 25 yıl sonra Atatürkçü düşünenleri, laikleri, Kuvayı Milliyecileri yeniden derin uykudan uyandıran komutan sen oldun.
-Mustafa Erkal (E. Albay)
Atatürk’ün Cumhuriyeti’nde namuslular namussuzlar kadar etkili olamazlarsa, Kışlalı’yı başka yurtsever aydınlar izleyecektir.
-Prof. Dr. Yaman Örs
Sevgili Kışlalı laikliğin ve demokrasinin yılmaz savunucusuydu.
-Mustafa Gazalcı (Eğitimci, milletvekili)
Biz Kemalistler sizden aldığımız ışığı daha da ileriye götüreceğiz.
-Suay Karaman (ADD Genel Sekreteri)
Valla. Kurda Yedirdin Beni
"Or’da Kimse Var mı?" dörtlüsünün üçüncü kitabı Valla Kurda Yedirdin Beni’de Türk solunun ve Kürt sorununun resmi çiziliyor. "Türküm...kendi insanımın manzaralarını seviyorum... Buna milliyetçilik diyorsan, öyle olsun!" diyor Günay Rodoplu, ve devam ediyor. "Milliyetçi’ olduğum içindir ki, Kürtlerin köken arayışlarını empatiyle izliyor, elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyorum. ‘Mızıka çalındı, düğün mü sandın?’ türküsü içimi titretirken, Şiran’ın ‘Hanımağamın, bermaya mın’ feryadına kulak vermemem mümkün mü? Kürtlerin varlığına ilişkin tek korkum, tek kavgam, onların yabancılaşması olacaktır. Çünkü bu olursa onu ırkçılık, hatta bir tür Nazizm izler. Ve ben kendi ulusumu tanıdığım kadarıyla, biz Türkler bununla baş edemeyiz. ‘Aryan Kürtlerin karşısında, Siyonizm öncesi Yahudileri kadar boynu bükük kalmaz mıyız?.. Unutmayın ki, İsrail öncesi Yahudilerin ruh hali bizimkinden pek farklı değildi. Onlar da kendileri ile barışık değillerdi. Tıpkı bizim gibi, kendilerini sırf kendileri oldukları için, bir insan manzarası olarak sevmiyorlardı. Kendisini sürgit, ‘sen adam olmazsın’ diye aşağılayan bir ulus, varlığını idame ettirmekte ne kadar başarılı olabilir ki? Türkler, Siyonist olabilecek kadar metodik de değillerdir. Ve yine unutma ki, Siyonistler Batı Avrupa Yahudileriydi, Orta Doğu değil!.."
Yeni Başlayanlar İçin Siyaset Teorisi
Demokrasi en iyi yönetim şekli midir? Özgür olmak ne anlama gelir? İnsanlar her anlamda eşit olmalı mıdır? Adil bir toplum yapısı nasıl ortaya çıkarılabilir? Mülkiyet hakkının doğurduğu adaletsizlik giderilebilir mi? Devlet yönetiminde etik yaklaşımlar göz ardı edilebilir mi? İnsan doğuştan iyi midir, kötü müdür? Kapitalizm, sosyalizm, faşizm nedir, kimlere hizmet eder?
Yazar Pete Woodcock, siyaset teorisinin bu temel sorularını geçmişten günümüze dünya düşünce tarihine yön vermiş filozofların yaklaşımları çerçevesinde ele alıyor; Sokrates’i, Platon’u, John Locke’u, Thomas Hobbes’u, Jean Jacques Rousseau’yu, Nietzsche’yi ve daha nice büyük düşünürü birbirleriyle tartışmaya sokarak ve yaklaşımlarını temel unsurlarıyla aktararak bu soruların yanıtlarını ve siyasetin doğasını gözler önüne seriyor.
Siyaset teorisini ve dünyanın bugün bulunduğu durumu anlamak ve yorumlamak açısından geçmişten günümüze temel kabul edilen siyasi öğretiler, bu kitapta sade, anlaşılır ve çarpıcı biçimde okura sunuluyor.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.