Timurlenk Bozkırların Son Göçebe Fatihi
₺425,00 Orijinal fiyat: ₺425,00.₺345,00Şu andaki fiyat: ₺345,00.
Orta Asya ve Orta Doğu’ya hâkim bir hükümdar, Küçük Asya’ya kadar savaşmış bir Fatih: Timur
Avrasya’nın her köşesinde bir kasırga gibi esen Timurlenk, bozkır fatihlerinin sonuncusuydu. Dünya tarihinde ömrünün neredeyse tamamını seferlerde geçirmiş savaşçı-hükümdar karakteri için akla gelen ilk isimlerdendir. “Kuvveti sonsuz” olarak nitelendirilen ordularıyla 1382’den 1405’e kadar çok geniş toprakların tozunu dumana katmıştır. Delhi’den Moskova’ya, Orta Asya’dan Tanrı Dağları’na, Anadolu ve Toroslar üzerinden Avrasya’ya kadar yeni fetihler için karşısına çıkan güçleri hallaç pamuğu gibi oradan oraya savurmuştur. Şüphe yok ki birçok kadim şehri de yerle bir etmiş, bazılarını ise kudretinden esirgemiştir.
Uzun yıllar boyunca inşa ettiği Türk-Moğol kültürü, ölümünden sonra yerini Türk-İslam kültürüne bırakmış ve Osmanlılar, Safevîler, Babürlüler gibi büyük imparatorluklar için ilham kaynağı olmuştur. Timur’un (Aksak Timur, Timurlenk, Temür) destansı ismi tarihteki unutulmaz yerini almıştır.
Beatrice Forbes Manz, bu çalışmasında Timur’u bir göçebe hanedanın kurucusu ve çok yetenekli bir insan olarak ele alırken devlet kurma mekanizmaları, kabile politikalarının dinamikleri ve kişisel yönetimin doğası gibi daha geniş konuları da tartışmaya açıyor. Timur’un iktidara geldiği kabile konfederasyonu içindeki siyasi kültürü inceleyerek, Timur’un gevşek ve isyankâr bir yapıyı tek bir kişiye itaate dayalı disiplinli bir ordu haline nasıl getirdiğini araştırıyor.
Timur döneminin toplumsal-kültürel yapısı üzerine ciddi çalışmalar yapmış Beatrice Forbes Manz’ın akıcı bir üslupla kaleme aldığı Timurlenk: Bozkırların Son Göçebe Fatihi adlı bu eserimizi, Zuhal Bilgin’in eşsiz çevirisiyle tarih tutkunlarının beğenisine sunuyoruz…
| Yayınevi | Kronik Kitap |
|---|---|
| Yazar | Beatrıce Forbes Manz |
| Sayfa Sayısı | 352 |
| Kağıt Cinsi | 1. Hamur |
| Baskı Yılı | 2020 |
| Boyut | “13, 00″, 50 X 21 |
| Cilt Tipi | Karton Kapak |
3 adet stokta
Kronik Kitap – Timurlenk Bozkırların Son Göçebe Fatihi
/n
Orta Asya ve Orta Doğu’ya hâkim bir hükümdar, Küçük Asya’ya kadar savaşmış bir Fatih: Timur
Avrasya’nın her köşesinde bir kasırga gibi esen Timurlenk, bozkır fatihlerinin sonuncusuydu. Dünya tarihinde ömrünün neredeyse tamamını seferlerde geçirmiş savaşçı-hükümdar karakteri için akla gelen ilk isimlerdendir. “Kuvveti sonsuz” olarak nitelendirilen ordularıyla 1382’den 1405’e kadar çok geniş toprakların tozunu dumana katmıştır. Delhi’den Moskova’ya, Orta Asya’dan Tanrı Dağları’na, Anadolu ve Toroslar üzerinden Avrasya’ya kadar yeni fetihler için karşısına çıkan güçleri hallaç pamuğu gibi oradan oraya savurmuştur. Şüphe yok ki birçok kadim şehri de yerle bir etmiş, bazılarını ise kudretinden esirgemiştir.
Uzun yıllar boyunca inşa ettiği Türk-Moğol kültürü, ölümünden sonra yerini Türk-İslam kültürüne bırakmış ve Osmanlılar, Safevîler, Babürlüler gibi büyük imparatorluklar için ilham kaynağı olmuştur. Timur’un (Aksak Timur, Timurlenk, Temür) destansı ismi tarihteki unutulmaz yerini almıştır.
Beatrice Forbes Manz, bu çalışmasında Timur’u bir göçebe hanedanın kurucusu ve çok yetenekli bir insan olarak ele alırken devlet kurma mekanizmaları, kabile politikalarının dinamikleri ve kişisel yönetimin doğası gibi daha geniş konuları da tartışmaya açıyor. Timur’un iktidara geldiği kabile konfederasyonu içindeki siyasi kültürü inceleyerek, Timur’un gevşek ve isyankâr bir yapıyı tek bir kişiye itaate dayalı disiplinli bir ordu haline nasıl getirdiğini araştırıyor.
Timur döneminin toplumsal-kültürel yapısı üzerine ciddi çalışmalar yapmış Beatrice Forbes Manz’ın akıcı bir üslupla kaleme aldığı Timurlenk: Bozkırların Son Göçebe Fatihi adlı bu eserimizi, Zuhal Bilgin’in eşsiz çevirisiyle tarih tutkunlarının beğenisine sunuyoruz…
İlgili ürünler
Bilge Vezir: Nizamülmülk
Büyük Selçuklu Devleti’nin sultanlarına hem vezir hem atabeg olarak görev yapmış olan Nizamülmülk, siyasi kişiliğinin yanında büyük bir bilgedir. Selçuklu Devleti’nin müesseselerinin teşkilatlanması ve bu geleneğin diğer Türk devletleri tarafından benimsenip gelenekselleşmesi Nizamülmülk sayesinde olmuştur. Bilge Vezir’in Doğumunun 1000. yılına denk gelen bu yıl, Tarihi İnsan Yazar serisinde okurların ilgi ile okuyacağı bir kitap olarak yerini almıştır.
Einstein
Enver Paşa – Cilt 1
Şartlar, Olaylar ve Atmosfer: Bu kitap, bir insanın değil, bir devrin hikayesidir. Bu devir ne zaman başlar? Nerede biter? Bunu belirlemek güçtür. Çünkü tarih içinde devirlerle, bu devirlere müdahalesi olan kahramanlar, daha öncelerden gelişen birtakım şartların, oluşların mahsulüdürler. Onları bu şartlar ve bu oluşlar hazırlar. Onların bu şartlardan, bu oluşlardan kesin sınırlarla ayırmak mümkün değildir. Bir devri ve kahramanlarını, kendilerinden evvelki devrin doğum ağrılarından kopardığımız zaman, bu devir ve bu şahsiyetler, köksüz ve havada kalırlar. Bu esasa bağlı kalaraktır ki biz de, <> eserimizde ele aldığımız devri, onun eşhasını ve başlıca davalarını verirken, onları hazırlayan daha önceki şartları ve olayları, mümkün olduğu kadar öncelerden aldık. Konumuzu tarihin akışı içine yerleştirmeye çalıştık. Böylece bir devri ve onun kahramanını hayat sahnesine atan doğum ağrılarını, derinlere inen uzunca bir zamanın akışı içinde izlemeye gayret ettik...
İstanbul Dersaadet
“İstanbul, musikîsiyle, edebiyatıyla, güzel, sanatlarıyla, tasavvufu, güzel hayatı, leziz yemekleri, zarif insanları ve nükteleri ile bitip tükenmez... Fakat biz tükendik, üzüntüden, yeisten, ümitsizlikten tükendik... Zira ‘yıkıldı, yandı, ağaçlar kesildi, balık tükendi, çayırlar kurudu’ demekten yorulduk…”
Münevver Ayaşlı, Dersaadet adlı eseriyle; bahçeleri, yüksek duvarları, konak-yalı mimarisi, sahil-sarayları ve hepsinden öte insanlarıyla eski İstanbul’un şimdi tarih sayfalarında kalan siluetini zamanımıza düşürüyor. Devraldığı Osmanlı kültürü ve estetiğiyle birlikte, sadece İstanbul masalını değil, tarih ve felsefesini de anlatıyor.
İttihatçıların Kara Kutusu
“Ben Resne’de iken Bulgar komitelerinin devâm-ı nüfuzuna, te’sir-i hükmüne imkân olamaz idi. Resne ve Presbe Kumandanlığında iken hükûmet-i müstebidenin kuvveti olmaktan ziyade cemiyetin eli olmuştum. Bir taraftan aynı suretle Ohri’ye getirilen ve aynı emeli takip eden Ohri Redif Taburu Kolağası Eyüp Efendi kardeşim, feleğin aynı müsaadelerine mazhar olduğu için, Ohri cemiyetin en mutemed bir merkezi hükmünde idi.”
Resneli Ahmed Niyazi Bey
“Bu sırada, yani üç yüz yirmi üç senesi Eylül’üne doğru Ohri Redif Taburu Kumandanlığına tayin olunan Kolağası Eyüp Sabri Efendi’nin vüsûlü cemiyetin tevessüüne fevkalâde yardım etti. Zaten Ohrili bu zât derhâl idare hey’eti arasına idhâl edilerek cemiyetin tevessüüne çalıştı. Zekâveti ve gayreti sayesinde hakikaten muvaffak oluyordu.”
Enver Paşa
“Eyüp Sabri benim kardeşimdir.”
Talât Paşa
“Bazı isimler vardır, sahiplerinin hal, tavır ve ahlakına uygun düşmüştür. Eyüp Sabri hakikaten sabrın ve tahammülün bir timsali idi. Kızmazdı, kendisine ta İttihat ve Terakki günlerinden beri edilen müracaatları daima güler yüz ve tatlı sözle karşılardı. Dün onun cenazesinde, son saatlerinde yanında bulunan bir dostu anlatıyordu: ölüm döşeğinde yatarken yine kendisine müracaat edenlerin arzusunu isafa [yerine getirmeye] çalışmıştır. Hele amansız hastalığından, ağrısından, sızısından asla şikâyet etmeyişi Eyüp ismine ne kadar layık olduğunu gösteriyordu. Onun 1908 İhtilâli’nden evvelki hizmetleri kitaplara geçmiştir. Tabii yalnız eski devirde ve eski harflerle yazılmış kitaplara geçmiş olduğu için, belki yeni nesiller Eyüp Sabri’nin o vaktin tabiriyle bir kahraman-ı hürriyet olduğunu bilmezler. Fakat o, öyle bir kahramandı ki ne caddelere sığmayacak kadar kollarını kabartarak halk arasına girmiş, ne de arkadaşları arasında baş sedire oturmaya kalkışmıştır.”
Adnan Adıvar
Talha Burak Ünlü bu defa İttihat ve Terakki zincirinin eksik halkalarından Ohrili Eyüp Sabri Akgöl’ün hayatını yazdı. Resneli Niyazi Bey’i durdurması için II. Abdülhamid tarafından görevlendirilen Şemsi Paşa’nın halefi Müşir Tatar Osman Paşa’yı alıkoyarak II. Meşrutiyet’in ilanına yaptığı büyük katkıların ve “Hürriyet Kahramanı” olmasının yanı sıra Osmanlı Devleti’nin son dönemini ve erken Cumhuriyet dönemini ilgilendiren birçok olayın bir numaralı tanığı Eyüp Sabri Bey’in…
Konfüçyüs
Konfüçyüs, yaşamının son anına kadar insanlar arasında akıl, erdem ve adaletin hâkim olması için çalışmış bir “güzel ahlak” filozofudur. Sadece içinde yaşadığı Çin toplumu için değil, insanlığın mutluluğu için büyük bir özveriyle düşünceler üretmiş ve iyiliği yaymak için çaba göstermiş büyük bir bilgedir. Yaşadığı dönemden bugüne kadar geçen yirmi beş asır boyunca şöhretinden hiçbir şey yitirmemiştir.
Çinli bilgenin yaşamı boyunca toplumda hâkim kılmak için çaba verdiği ahlak prensipleri ve sayısını çoğaltmaya çalıştığı erdemli “üstün insan” profili, özellikle de günümüzdeki insanlık değerlerinin halini görünce daha da kıymetli hale gelmektedir.
Yüksek Ruhlar Serisi’nin bu kitabında Uzak Doğu’nun büyük bilgesi Konfüçyüs'ün hayat hikâyesi, insanlık âlemine hediye ettiği düşünceleri ve Konfüçyüsçülük öğretisinin gelişimi satırlara dökülüyor.
“On beş yaşında kendimi öğrenmeye verdim, otuz yaşında irademe sahip oldum, kırk yaşında şüphelerden uzaklaştım, elli yaşında göğün emrini öğrendim, altmış yaşında sezgi yoluyla her şeyi kavradım, yetmiş yaşında doğru olan şeylere zarar vermeden kalbimin isteklerini yerine getirebildim.”
Yarının Adamı 4 – Başkomutan
“Bir avuç haydut Anadolu’da gücü ele geçirmiştir… Mustafa Kemal, kökeni bilinmeyen Makedonyalı bir asidir. Onun kanı Bulgar, Yunan veya Sırp kanı olabilir. Onların arasında tek bir gerçek Türk yoktur…”
- Vahdettin
“Avrupa ile başa çıkmak asırlardan beri Asya’nın hangi milletine müyesser oldu ki bize olsun?”
- Ali Kemal
“İşittim ki bazılarımız yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyormuş. Ben kimseyi zorla meclise davet etmedim. Herkes kararında hürdür… Fakat ben, bu kutsal davaya inanmış bir insan olarak buradan bir yere gitmemeye karar verdim. Arzu ederseniz hepiniz gidebilirsiniz. O takdirde asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline bayrağını alır, Elmadağı’na çıkar, orada tek kurşunu kalıncaya kadar vatanı müdafaa eder. Kurşunlarım bitince bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunlarıyla temiz kanımı kutsal bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben, buna ant içtim.”
- Mustafa Kemal

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.