Tanrı’nın Ölümü ve Kültür
₺390,00 Orijinal fiyat: ₺390,00.₺320,00Şu andaki fiyat: ₺320,00.
1 adet stokta
Tanrı’nın Ölümü ve Kültür
Terry Eagleton bu kitabında, özellikle 11 Eylül saldırısından bu yana gündemi işgal eden köktendinciliğin yükselişinden hareketle şu soruyu soruyor: Tanrı yeniden mi dirildi? Yoksa aslında hiç ölmemiş miydi?
Kitap, Aydınlanma düşüncesinin “Tanrı katli”ni hedeflediği iddiasını sorgulayarak başlar. Sekülerleşme sonucu Tanrı’nın ağır bir darbe aldığını teslim etse de, tümüyle yok olmaktan ziyade farklı kılıklara büründüğünü savunur. Seküler bir çağda ne Tanrı eski haliyle var olabilir ne de din, doğru; ama bıraktıkları boşluk, vekaleten bile olsa, mutlaka başkalarınca doldurulmalıdır. Çünkü Tanrı, kimi zaman iktidara saplanmış bir diken rolü üstlendiyse de, ağırlıkla siyasi egemenliği meşrulaştırmanın en güçlü yollarından biri olagelmiştir. Eagleton, Akıl’dan sanata pek çok şeyin, Tanrı’ya vekalet eden aşkınlık formları sunmaya soyunduğunu söyler. Bu vekillerin en maharetlisinin ise, kavramın geniş anlamıyla kültür olduğu kanaatindedir.
“Dillere düşmüş duygulanım yoksunluğuyla” postmodern toplum, Tanrı’ya ve vekili kültüre uyulan ihtiyacı hükümsüz kılıyor ve bu haliyle “ateist bir toplum” öngörüyor gibidir. Oysa öte yanda köktendincilik yükselir. Dolayısıyla, evet, Tanrı yine ölmemiştir; ama bunu kendi kahramanca direnişinden ziyade, “insanların Tanrı’nın cenaze töreninde kendilerini yeniden yaratma olanağını görmeyi başaramamış olması”na borçludur.
Günümüzün en üretken Marksist düşünürlerinden biri olan Terry Eagleton, her zamanki keyifli ve akıcı üslubuyla bakışını bu kez dinin kültür düşüncesi ile ilişkisine çeviriyor. Eski sorulara yeni yanıtlar veriyor, kolaycı yanıtlara zor sorular soruyor.
İlgili ürünler
7. Sınıf Sözelmix Türkçe Soayal Din İng Beceri Temelli Sorular
Gül Kuyusu 1
KARTPOSTAL HEDİYELİ
Gülçehre, çiçekleriyle ilgilenmeyi seven, manga okuyup sürekli k-drama izleyen ve aynı zamanda üniversite sınavına hazırlanan normal bir kızdır. Bir gün hayatına hiç beklemediği bir şekilde, okuduğu mangalar ve izlediği k-dramalardaki başrol erkek karakterleri aratmayan
bir adam girer. Bu esrarengiz adamın gelişiyle, Gülçehre birdenbire sıradan hayatının başrolüne dönüşür.
Salıncağın üzerinde duruyordum, salıncağın halatlarını daha sıkı tuttu.
“Senin için buradayım, Gül Kuyusu.”
Yeşil gözlerine baktım.
“Özgürüm,” diye fısıldadım yağmur damlaları yüzümden gözyaşları gibi kayarken.
“Özgürsün,” dedi.
Maradona – Sahanın Yıldızları
2024 yılı güncel bilgileri ve istatistikleriyle!
Diego, henüz 4 yaşındayken futbol topuyla buluştuğunda onun gelecekte bir efsane olacağını kim bilebilirdi?
Arjantin’in tozlu sokaklarında büyük bir futbolcu olma hayaliyle yanıp tutuşan bu küçük çocuk, büyüdükçe yalnızca sahaların değil, aynı zamanda milyonların da kahramanı oldu. İçindeki bitmeyen tutku ve sarsılmaz kararlılıkla futbol tarihini âdeta yeniden yazdı.
Maradona’nın kariyeri, zaferlerle ve mücadelelerle dolu bir destandır. Napoli’deki unutulmaz başarılarından
“El Diego” olarak anıldığı o büyülü anlara ve Arjantin Millî Takımı ile kazandığı büyük zaferlere kadar her adımında ilham verici bir hikâye saklıdır.
Bu hikâyeyi okurken Maradona’nın azmine, hayallerinin peşinden sarsılmaz bir inançla koşmasına ve onun eşsiz futbol yolculuğuna tanıklık edeceksiniz.
Savrulan Bulutlar
“Ruhuna ilmek ilmek işlenen bu genç kadını sevmeye başladığı andan beri tüm gün, tüm gece yalnızca onun çehresini düşlüyordu. Onu kalbinden söküp atamıyor, aşkını dile getirebilir mi, bilmiyordu.”
Modern Japon romancılığının ilk örneği olarak kabul edilen Savrulan Bulutlar, Japon toplumunun
radikal değişimleriyle iç içe geçmiş bir öykü sunar. Bunzō, içine düştüğü mecburiyet sebebiyle akrabalarıyla yaşamaya başlar. Bir yandan hayatındaki bu değişime ayak uydurmaya çalışırken
bir yandan da çevresindeki insanlarla birlikte ülkenin yaşadığı toplumsal dönüşümünün
bir parçası hâline gelir .
Klasik yazı üslubu yerine kendi modern çizgisini oluşturan Futabatei Shimei, Savrulan Bulutlar ile
Meiji Dönemi'nin zorluklarına ışık tutar. Japonya’nın modernleşme süreci, toplumsal dokunun evrimi
ve bireylerin bu değişimle başa çıkma çabaları, bir karakterin gözleminden yaşadığı iç çatışmalarla
birlikte aktarılır. 1887 ve 1889 yılları arasında tefrika edilen bu eser, tarihsel bir panorama
çizerek yaşadığı coğrafya ve zaman dilimi fark etmeksizin insanların aynı acıları ve aynı dertleri paylaştığını keşfetmeye davet ediyor.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.